Bodrum’da soyadlarıyla bilinen koyları var. FÜSUN HATTAT, iş dünyasının her an içinde olmak yerine, farklı rotaları gezmeyi, bunu okurlarına aktarmayı seviyor.

Babası ünlü bir işadamı. Bodrum’da soyadlarıyla bilinen koyları var. Ama Füsun Hattat, iş dünyasının her an içinde olmak yerine, dünyanın farklı noktalarını gezmeyi, bunu okurlarına aktarmayı seviyor. Üstelik çok yakında gezgin-yazar kimliğine bir de ‘rom

Hello! (Turkey) - - Bu Hafta - RÖPORTAJ: FİGEN NALAN ÖZKAN FOTOĞRAFLAR: BÜLENT KAYA

Üniversite sonrası aile şirketinde kendini bulan, 12 yıl sonra ara verip İtalyancasını geliştirmek için İtalya’ya giden Füsun Hattat, kendini tam anlamıyla bu seyahatte bulmuş. Döndüğünde artık ofis işinin ona göre olmadığını biliyormuş. Çünkü İtalya ve Güney Fransa’da deyim yerindeyse gezilmedik köy, kasaba, şehir bırakmamış. Daha çocukluk yıllarında seyahat aşkını fark eden Füsun Hattat, yazma tutkusunu da röportaj için kendisine sorulan sorular yerine bir yazı verince keşfetmiş.

HELLO!: Yaşamınıza seyahat etme ve yazma duygusu nasıl girdi?

Füsun Hattat: Seyahat etme merakıma ait hatırladığım ilk şey, çocukluğumda ailemle ilk kez Roma’ya giderken boynumda fotoğraf makinem, elimde defalarca okuduğum ‘Ayşegül Roma’da’ isimli hikaye kitabıyla yola koyulmamdı. Tüm tarihi yerleri gezerken duyduğum heyecanı bugün bile hatırlıyorum. Seyahate olan ilgim zaman içinde değişik yerleri görme arzusuyla gelişti; ama yazma duygumun üç sene öncesine kadar farkında bile değildim. Bir foto muhabiri arkadaşımızın seyahatlerimle ilgili röportaj isteğine, “Röportaj yerine ben yazıp vereyim” dedim. Böylece ilk kez kalemi elime aldım ve arkası geldi...

HELLO!: Hayatınızda neler yapmak istiyorsunuz? Yazarlık mı, seyahat mi? Ana noktanız nedir?

F. Hattat: Yazarlık hayatıma geç girdi, pir girdi. Benim için anlamı çok büyük. Her gün yeni kapılar açtığını, beni başka dünyalara çektiğini görüyorum. Özellikle yazdığım anlarda müthiş keyif alıyorum. Bir yandan da okuyucu, önerilerimi değerlendirip bundan mutlu olsun istiyorum. Nasıl konuşuyorsam, nasıl bilip görüyorsam öylece yazıyorum. Tek isteğim, bunun okuyucuya geçmesi. Anlıyorum ki seyahat merakım yazı yazmaya başlamama sebep oldu ama yazma isteğim seyahat ile kısıtlı değil. Yine ben gibi bir roman da gelebilir.

HELLO!: Seyahat sizin için ne ifade ediyor? F. Hattat: Kesinlikle özgürlük ve yeni bir yer keşfettiğimde aldığım haz. İstanbul’da yapamadığım gibi sokaklarda istersem zıplayarak dans ederek yürüyorum, yürümüyorsam toplu taşıma araçlarından inmiyorum, fotoğraf çekiyorum. Artık asla tek bir destinasyona gitmek için plan yapmıyorum. Başına, sonuna mutlaka en az ikinci bir yer ekliyorum. Paris’e gitmişsem bir günlüğüne Claude Monet’nin bahçelerini görmeye Giverny’ye veya Salzburg’dan Hallstaat’a, Münih’e, Roma’dan çok sevimli bir sahil kasabası olan Sperlonga’ya geçiyorum. Zaten yerimde duramazken bir de benimle seyahat edenler yazmaya başladıktan sonra bu koşturmacadan biraz şikayetçiler. Ama yapacak bir şey yok. Yola çıktım bir kere.

HELLO!: Bugüne kadar seyahat ettiğiniz yerlerde sizi en etkileyen ya da başka bir noktaya sürükleyen yer hangisi oldu?

F. Hattat: Evim gibi hissettiğim, tekrar tekrar gitmekten kendimi alamadığım birkaç şehir dışında gittiğim her yeni yer beni etkiliyor. Bırakın yeni bir destinasyonda olmayı, Akdeniz’de cruise gemisinde seyir halindeyken, Yunan adaları arasında feribotta giderken veya dünyanın neresinde olursa olsun araba kullanırken, dağ başında deniz kenarında fotoğraf çekmek için bir an durduğumda, haritadan konumuma bakıp “İlk kez bu noktadayım” diyerek bile mutlu olabiliyorum. Gördüğüm bir fotoğraf, bir sonraki seyahatimin planı oluyor. İspanya’nın güneyinde bulunan Jerez de la Frontera’dan geçenlerde gördüğüm sokak fotoğrafı, biliyorum ilk fırsatta beni oraya götürecek.

HELLO!: Farklı kültür ve yapıların içinde olmak insana farklı vizyonların kapısını da açıyor. Pekiyi kültürel olarak nasıl etkileniyorsunuz?

F. Hattat: Eski olandan çok, yeni olana merakım var. Gittiğim yerlerin tarihi mekanlarına artık daha az zaman ayırıyorum. Modern sanat müzeleri, resim galerileri, yeni gelişen semtler, yeni açılan otel ve restoranları görmek daha çok ilgimi çekiyor. Sokak sokak gezmeyi, kaybolmayı, kafelerinde, parklarında oturmayı seviyorum. Yazılarıma yardımcı olması için otel müdürleriyle, restoran sahipleriyle, esnafla sohbet ediyorum. Yazılarımın büyük bir kısmı onlardan dinlediklerimden oluşabiliyor. Yazmak seyahatlerimin kalitesini artırdı. Çok daha fazla şey

görerek, öğrenerek dönüyorum artık.

HELLO!: Bodrum sizin için ne ifade ediyor?

F. Hattat: Her yer bir yana, Bodrum bir yana. Burnumuzun dibindeki Yunan adalarının sokağına, taşına dokunmamışlar, köylerin içine aykırı, tuhaf duran yapılar dikmemişler; gördükçe içim cız ediyor. Eskiden Manastır Oteli’nde kalır, Bodrum’un içinde akşam yemeği yer, eğlenmeye Halikarnas’a veya şehir içindeki diğer bir dolu irili ufaklı barlara gider, sonunda çorbamızı içip sabaha karşı dönerdik. Yolu sapa bir evimiz olunca kuzenlerle balıkçı takasına doluşup gün aydınlanırken olaylı eve dönüşlerimiz unutulmaz anılarım arasına girdi. Hadigari, Ora, Kestane, Gemicibaşı, Sapa, Küba.. Bir kısmı kapandı, bir kısmı Allah’tan ayakta. Varsa yoksa Bodrum’un içiydi o zamanlar, dışında fazla bir şey yok-

tu. Türkbükü’nde Ship a Hoy’a arabayı çok ileride bırakıp kumun, suların içinden çıplak ayak yürüyerek gittiğimizi, Yalıkavak’tan öteye yol olmadığı günleri hatırlıyorum. Tamam o kadar bakir kalmayacaktı her şey ama bu kadar da bozulmayacaktı.

HELLO!: Bodrum’da sosyal yaşamınız nasıl geçiyor? Eğlenmek için nerelere gidiyorsunuz?

F. Hattat: Açıkçası ben Bodrum’un bu yıl, ‘bu beach yurtdışından gelmiş, İstanbul’dan şu restoran-bar ta- şınmış’ tarafıyla çok ilgilenmiyorum. Pek azına bir kere gidip bakıyorum. Eskiden Bodrum’da eve girmek istemezdim, şimdi evden çıkmak istemiyorum. Hele yeğenlerim de buradaysa. Ev genelde kalabalık oluyor, değilse sakin kafayla denizi seyrederek yazılarımı yazıyorum. Evimden başka yerden denize girdiğim enderdir. Çıkınca da arkadaşlarımın evlerine giderim, Maça Kızı’nın yemeklerini ve plajını, The Marmara’dan Bodrum manzarasını çok severim. Bazen davetlere katılırım.

HELLO!: Bir Bodrum turu yapsak bize nereleri önerirsiniz?

F. Hattat: Bodrum’da yerel kim, ne varsa baş tacım. Merkezde Yunuslar Fırını, Yalıkavak’ta Kavak Köftecisi, Gümüşlük’te Limon, Ortakent’te Kısmet Lokantası, Türkbükü’nde Hoca’nın Yeri favori adreslerim arasında. Bitez Dondurmacısı’nın mandalinalı ve karadutlusuna doyamam. Bodrum’un içinde binlerce cennet var. Yalıkavak pazarı da bunlardan biri. Başka hiçbir yerde pazardan alışveriş yapmaktan bu kadar keyif almı- yorum. Türkbükü Aktarı’nı neredeyse eve taşırım. Yalıkavak Marina yerine Bodrum’un içinde dolaşmayı severim. Hiç olmazsa Barlar Sokağı birkaç senedir tabela kirliliğinden biraz arınıp tekrar sevimli bir hal aldı. Yıllardır Bodrum Marina’nın karşısında hizmet veren Ayten Kuaför’e giderim. Çıkarken Ayten Hanım’ın kuru bademli, susamlı, kavruk incirinden bolca aşırırım. Hepsinden öte, Yalıkavak’ın her yerinden ve Gümüşlük’ten günbatımını seyretmek gibisi yok.

HELLO!: Bodrum’daki evinizin stilini anlatır mısınız?

F. Hattat: Tipik, büyük bir Bodrum evi. Gayet basit ve sade. Tavuklarımız, köpeğimiz, kedilerimiz, kuzularımız, keçimiz var. Zeytin, badem, incir ağaçlarımız, sebze bostanımız da.

HELLO!: Bodrum’da Hattat Koyu’ndan çok bahsediliyor. O koyda yaşamak, bulunmak nasıl bir duygu?

F. Hattat: Şükürler olsun Bodrum’da her sabah cennetin kucağında, palmiyelerin rüzgarla buluştuğu sesle, horoz ötüşleriyle uyanıyorum. İki adımda yüzümü deniz suyunda yıkayıp, tüm koyu içine alan tam turla bir saat yüzüyorum. Palmiyeler 80’lerde Mersin’den getirtilip dikildi. Şimdi hepsi dibinden yavru palmiyeler verdi. Kumda onların gölgesinde yatmak inanılmaz huzur verici. Yurtdışında gezip dolaşıyor, gelip sadece burada gerçekten dinlenebiliyorum, bu kadar çok yüzüyorum. Bazen birkaç günlük gezinti teknesi ve bizden başka koyda kimse olmuyor. Sadece bize ait bir dünya gibi.

HELLO!: Ailenizden size akan felsefede neler var?

F. Hattat: Aile birliği, bütünlüğü ilk önceliğimiz. Birbirimize hep kol kanat oluruz. El sıkışmayı, iş anlaşmasında hâlâ imza yerine koyan bir babanın kızıyım. Söz, dürüstlük, iyi niyet ailemden bana geçen ilk değerler...

HELLO!: Sizin yaşam felsefenizde neler var?

F. Hattat: Adalet duygum fazlasıyla gelişmiş, haksızlığa, yalana asla tahammül edemiyorum. Öyle ki verdiğim tepkilerden haksız duruma bile düşebiliyorum.

HELLO!: Siz de babanız Ahmet Hattat gibi iş dünyası içinde olmak istemediniz mi? Ya da onun şirketinde yönetici olmak?

F. Hattat: Üniversite sonrası bir süre yurtdışında okuma fırsatı bulamadan aile şirketinde çalışmaya başladım. 12 seneden sonra ara verip bir yıl İtalyancamı geliştirmek için Milano’ya gittim. O süre zarfında Kuzey İtalya ve Güney Fransa’da nere- deyse gezilmedik köy, kasaba, şehir bırakmadım. Döndüğümde artık ofis içinde, masa başında geçen hayatın bana göre olmadığını biliyordum. Yine de kardeşlerim ve babamla beraber her zaman işlerimizin içindeyim.

HELLO!: Özel yaşamınız ile bu seyahat süreçlerini nasıl dengeliyorsunuz?

F. Hattat: Özel yaşamım, iş hayatım, ailem ve seyahatler arası bir denge kurmayı başardım. Hele ki artık yazmak seyahatlerimin amacı oldu, benim de önceliğim. Önümüzdeki bir-iki yıl, gittiğim yerin yerlisi gibi yaşayabilmek, orayı solumak için ev tutup yarı zamanlı yurtdışında yaşamayı planlıyorum.

HELLO!: Hobileriniz arasında neler var?

F. Hattat: Bu sene modern sanat tarihi eğitimi alacağım. Fotoğrafçılığım yetersiz, iş gerekliliğinden daha iyi duruma gelmek zorunda. Birkaç senedir organik, sağlıklı beslenme konusu hakkında çok araştırıyor, okuyorum. Yeme alışkanlıklarımı da merakım sayesinde bu anlamda yaşam tarzına döndürmeye çalışıyorum.

HELLO!: Pekiyi seyahatleriniz sırasında hobilerinizi hayata geçirebiliyor musunuz?

F. Hattat: Hobilerim seyahatlerime yön verebiliyor. Özellikle New York, Paris, Londra gibi şehirlere yapacağım seyahatleri başlayacak olan dönemsel sergilere göre ayarlıyorum. Eylül ayında Londra’ya gidiyorum. Yaz başında başlayan ve şubat ayına kadar farklı tarihlerde son bulacak olan Victoria & Albert Müzesi’nde Balenciega ve Pink Floyd, Tate Modern’de Fahrelnissa Zeid sergilerini gezeceğim.

Organik beslenme alışkanlıklarına ait yeni trendler, konsept ve tarifler genelde hep Avustralya’da çıkıp Los Angeles’a, ardından New York, Londra derken dünyaya yayılıyor. Hiç gitmediğim Avustralya’ya bir an önce gitmek isteme sebebim bu.

“Önümüzdeki bir - iki yıl, gittiğim yerin yerlisi gibi yaşayabilmek, orayı solumak için ev tutup yarı zamanlı yurtdışında yaşamayı planlıyorum.”

Bodrum’daki evinin sahilinde sohbet ettiğimiz Füsun Hattat, “Gittiğim yerlerin tarihi mekanlarına artık daha az zaman ayırıyorum. Modern sanat müzeleri, resim galerileri, yeni gelişen semtler, yeni açılan otel ve restoranları görmek daha çok ilgimi çekiyor” diyor.

“12 sene aile şirketinde çalıştım ama masa başında geçen hayatın bana göre

olmadığını anladım.”

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.