Gazeteci ve oyunculuk kariyerine yazarlık kimliğini de ekleyen

Şimdiye kadar kurduğu tüm hayalleri gerçekleştirmiş güçlü bir kadın duruyor karşımızda. Ve yeni hayaller kurmaya hevesli… Gazeteciliğin yanına oyunculuk ve onun da yanına yazar kimliğini ekliyor Melis Aygen ve bakın neler anlatıyor...

Hello! (Turkey) - - News - RÖPORTAJ: BÜŞRA NAZLAN ÜREGÜL FOTOĞRAFLAR: NURDAN USTA

MELİS AYGEN ile keyifli bir söyleşi yaptık.

Pozitif enerjisi ve harika gülümsemesiyle, gümüş payetlerden oluşan elbisesi içinde ‘Oz Büyücüsü’ndeki Dorothy Gale’i anımsatıyor bize. Platin sarısı saçları ve iri gözleriyle hem oyunculuğunu hem de gazetecilikten edindiği sağlam tecrübeleri HELLO! ile paylaşırken, bir yandan da muazzam heyecan duyduğu ilk kitabından bahsediyor. Melis Aygen, enerjisi yüksek ve astroloji ile yakından ilgilenen bir kadın, asla bu ilgisi bir hobi gibi yüzeysel değil, aksine bilgiye dayalı... Hayal etmenin her şey olduğunu anlatan ve her sorumuza ünlü düşünürlerin fikirlerinden yola çıkarak cevap veren Aygen ile oyunculuk serüvenini ve daha fazlasını konuşuyoruz.

HELLO!: Gazetecilik serüveniniz nasıl başlamıştı ve nasıl oyunculuğa evrildi?

Melis Aygen: Her şey çocukken hangi hayalleri kurduğunuza bağlı ya da başka bir deyişle, büyük hayaller küçük adımlarla başlıyormuş diyebilirim. Bir gazeteci ya da oyuncu olma düşüm, çocukluğuma kadar uzanıyor. İki mesleğin de bana çekici gelen tarafları, ‘keşif’ üzerine dayalı olması. Keşfetmekten hoşlanıyorum.

İlkokuldayken, gazete haberlerini kesip, A4 sayfasına yapıştırır, renkli kalemlerle kendi mizanpajımı yaratır, zımbalayarak el yapımı gazetemi oluştururdum. Oturduğumuz yerde, birbirinden farklı gazetelerimi kapıların altından atıp dağıtırdım. Eğlenmek adına habercilik oy-

“Oyunculuk, tüm sanatsal ihtiyaçları

karşılamak ve hatta belki de gizli yetenekleri keşfetmek için mükemmel bir

meslek.”

nar, ben spiker rolünü üstlenirdim. Bununla beraber kendi kısa filmlerimizi ve yarattığımız dizilerin çekimini yapardık. Bir zamanlar ‘olmasını istediğim’ hayallerim artık gerçekleşiyor diyebilirim.

HELLO!: Şimdiye kadar gazetecilik mesleğinde öğrendiğiniz en önemli şey neydi?

M. Aygen: Düşünce lideri olunması gerektiğini, gözlerimi ve kulaklarımı her zaman açık tutmayı, bağlantıların önemini, soru sormanın ve iletişimin gücünü, dinlemeyi, her çözümün araştırmadan geçtiğini, içeriğin her şey olduğunu, sözcüklerin toplamından oluşturduğum yolun doğruculuk yolu olması gerektiğini öğrendim.

HELLO!: Felsefe edindiğiniz bir söz var mı?

M. Aygen: ‘Düşlüyorum, öyleyse varım.’ HELLO!: Oyunculuk nasıl başladı pekiyi?

M. Aygen: İnsandan daha fazla bir şey olabilmeye dair içgüdüsel olarak itici bir ihtiyaç hissettim her zaman. Montaigne’in bir sözüyle karşılaştım, “Oyunculuk, insan olma halinin sınırlarında gezinmektir” diyordu. Sonra Shakespeare’in satırlarını, “Dünya bir oyun sahnesi, kadın da erkek de oyuncularıdır” okudum. Aydınlık ve karanlık taraflarımı keşfedebilme, kendimi bilme, konfor alanımdan uzaklaşabilme ama aynı zamanda bunları keyif ve eğlenceye oyunculukla dönüştürebilme düşüncesiyle, insanlığın erdemlerini, canlılıklarını, zayıflıklarını, güçlerini ve binlerce özelliğini eserler üzerinden yansıtma arzumla oyunculuk hikayem başladı. Tümay Özokur Akademi bu anlamda büyümem için bir cennet oldu.

HELLO!: Farklı bir role bürünmek sizi nasıl tatmin ediyor?

M. Aygen: Merak esas esin kaynağı olmalı. İkincil olarak da risk almak.

Her birimizin içinde en az 200 karakter gizliymiş, saklı kimliklerimi tecrübe etmenin, sanatsal kilometre taşlarıyla tutku dolu, adanmışlığa dair elbette bir o kadar da engebeli ve zor yolculuğu olan oyunculuk ilgimi çekiyor.

Herkes olabilmek, her şeyi yapabilmek istiyorum. Uzayda yolculuk etmek, Rönesans’ta bir sanatçı olmak,

“Olabildiğince her konuda kendimi eğitmeye, dönüştürmeye ve geliştirmeye

devam edeceğim.”

Hemingway Paris zamanının yazarlarından biri olmak, bir sporcu, kötü adamı öldüren kahraman, bir ressam, bir casus ya da bir medyum olmak, bir bilim adamı olmak, dövüşmek, dağlara tırmanmak, şarkı söylemek, heykel yaratmak ya da muhteşem bir şef olabilmek istiyorum. Oyunculuk, tüm sanatsal ihtiyaçları karşılamak ve hatta belki de gizli yetenekleri keşfetmek için mükemmel bir meslek.

HELLO!: Enerjinizi neye borçlusunuz? M. Aygen: Tanrı’ya borçluyum. HELLO!: Pekiyi oyunculuk ve gazetecilik -ya da yazarlık da diyebiliriz- dışında başka bir alana da yönelecek misiniz?

M. Aygen: Leonardo Da Vinci, “Gelecek hem sağ hem sol elini kullananlarındır” demiş. Yaşadığımız çağın, tek konuya hakim liderlerin değil, çok yönlü kişilerin zamanı olduğuna inanıyorum. Olabildiğince her konuda kendimi eğitmeye, dönüştürmeye ve geliştirmeye devam edeceğim.

HELLO!: Kitabınız hakkında neler söylemek istersiniz?

M. Aygen: Romanda, geçmiş yaşamın felsefesini yarattım. William Butler Yeats’in çok sevdiğim bir sözü var, “Yapılmaya değer tek yolculuk, iç yolculuktur” diye. İçimize bakmayı öğrenmeli ve hayat bilgeliğini kazanmalıyız. İnsanın kendi gerçekliğini kabul etmesi gerekli. Ben de bunun üzerine bir roman yazdım. Kitabın ikinci serisini de şu anda yazıyorum. Yaşamak benim için bir sanat ve meslek.

HELLO!: Günümüzde dizi ve televizyon programlarının gerek uzunlukları gerekse içerikleri olsun neredeyse tekdüze ve toplumsal algıyı yeteri kadar beslemiyor gibi, siz neye göre projenizi seçtiniz?

M. Aygen: ‘Fi’ dizisinin, TV’nin dijital geleceğinin başlangıç projelerinden olan PuhuTV’nin ilk lansman dizisi olması kararımda etkili oldu. Pemra Uğural’ın yazdığı ‘Zaaf’ romanının ana karakterlerinden birini, sosyal medyada bir dakikalık bir projede canlandırdım. 13 Ekim’de de ‘Cingöz Recai’de beyazperdede olacağım.

HELLO!: Sizi en çok ne mutlu eder ve ne üzer?

M. Aygen: Dopamin ve endorphinimin doğru seviyede bedenimde olması zaten beni mutlu eder. Çocuk istismarı ve gazetelerde okuduğumu birçok kötü haber beni üzüyor doğal olarak.

HELLO!: Şimdiye kadar edindiğiniz en önemli tecrübe neydi?

M. Aygen: Yapılması gereken ‘doğru’ şeyin her zaman yapılacak en iyi şey olmadığını ve her yolun doğru yol olduğunu öğrenmek.

HELLO!: Diziler ya da TV programlarıyla toplumsal algıyı değiştirmemiz mümkün mü?

M. Aygen: Bilgiyi topluma iletmenin en etkili hatta tek yolu televizyondan geçiyor. Şiddet, hastalık ya da sadece eğlenmek üzerine kurulu içeriklerin yerine daha eğitici, geliştirici ve yapıcı içeriklerin halka iletilmesi, birey düzeyindeki davranış ve algı değişikliğini yaratması açısından merkezi rol oynadığı düşüncesindeyim.

Melis Aygen’in tüm elbiseleri Machka.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.