EBRU UYGUN,

KİTAPLARI VE SERGİLERİYLE FARKLI ALANLARA DOKUNAN EBRU UYGUN, “YAŞANMIŞLIKLAR YOLUMUZU ÇİZER. PİŞMANLIK YOK. YAPTIKLARIM BANA AİT. YEPYENİ BİR BAŞLANGIÇ YAPIYORUM VE YEPYENİ BİR BEN VAR” DİYOR.

Hello! (Turkey) - - Contents - RÖPORTAJ: FİGEN NALAN ÖZKAN

TOÇEV kurucusu ve ebru sanatçısı

“Yaşanmışlıklar yolumuzu çizer. Pişmanlık yok. Yaptıklarım bana ait. Yepyeni bir başlangıç yapıyorum ve yepyeni bir ben var” diyor.

Dokuz yaşından beri hastalıkla mücadele ediyor. Ama asla pes etmemiş. Dimdik ayakta, pozitif, güçlü, mücadeleci, iyi, yüreğini herkese samimiyetle açıyor, hep kendi olmak en önemli düsturu, Tüvana Okuma İstekli Çocuk Eğitim Vakfı (TOÇEV) en büyük enerji ve motivasyon kaynağı... Üç yıldır Amerika’da tedavi sürecinde olan Ebru Uygun, bir süre önce Türkiye’ye döndü. Bambaşka bir Ebru Uygun ile karşılaştık. Otoimmün ve genetik hastalıkları ile mücadele verdiği süreçte yaşamında neler oldu, hayata bakışında neler değişti, hangi farkındalıkların kapısını açtı? Biz sorduk, o yanıtladı.

HELLO!: Bir süredir Amerika’daydınız. Türkiye’ye döndünüz. Amerika’da yaşam nasıl geçti?

Ebru Uygun: Hastalığı bulma sürecindeydik. O yüzden benim için çok sancılı, zor bir dönemdi. Günlerim genelde doktor kontrolleri, tahlil ve testlerle geçiyordu. Çok yalnızdım. Çok kitap okudum. Orada da bir sosyal çevre edinmeye çalıştım. Uzun süre kaldığım için arkadaşlarım da oldu. Oğullarım geldi. Yemek yapmak, market alışverişi gibi günlük işlerle de ilgilendim. Kendimi daha da yetiştirmeye, beslemeye çalıştım. Amacım bu zorlu dönemi doğru geçirmekti. Ebru da yaptım o dönemde.

HELLO!: Pekiyi neleri keşfettiniz? E. Uygun: Bu dönemin bana kattığı en önemli değer; birçok kronik hastalığım olduğunu öğrenmemdi. Daha sonra bunlarla nasıl yaşayabileceğimi bulmaya çalıştım. Hayatımda çok ciddi bir farkındalık oldu. Çünkü artık kendimi doğru şekilde sevmeyi başardım. İnsanlık adına birçok alanda birçok şey yaptığımı biliyordum ama kendi adıma hiçbir şey yapmıyordum. İlk başta kendimi beslemem gerekiyordu ki daha da faydalı olabileyim. Bu anlamda hayatımda inanılmaz bir kapı açıldı. Hastalıkla nasıl yaşamam gerektiğini öğrenmeye çalışırken danışmanlık eğitimi aldım. Bu eğitimi almamın en önemli sebebi; benim gibi hasta olan insanlara daha fazla yardımcı olabilmekti. Bu eğitimin altında da yine bir misyon, yine bir sivil toplum örgütü anlayışı yatıyor aslında. Türkiye’ye de bu birikimlerimi gerçekleştirme hayaliyle döndüm. Bunları ebru workshop’larıyla birleştirdim. Şunun altını çizmeden geçmek istemiyorum: Atatürk “Beni Türk doktorlarına emanet edin” diye çok güzel söylemiş. Tesadüfen karşılaştığım çok değerli bir doktor hastalığımı fark etti. Amerika’nın da teyidiyle tedavim Türkiye’de sürüyor.

HELLO!: Türkiye’de daha mutlusunuz, değil mi?

E. Uygun: Türkiye’ye geldiğimden beri çok daha mutluyum. Çünkü birçok hastalığın adı kondu. 40 yıllık birikim, 40 yıllık hastalık süreci var. Neredeyse dokuz yaşımdan beri hastayım. Yaptığım birçok hata var. Çünkü hastalığı kabul etmedim, böylelikle hastalığın büyümesini, çoğalmasını sağladım. Bu, hatalarıyla doğrularıyla bir süreçti. Ama bunu fark edebildim. Farkındalığım arttı. Sanatım adına, eserlerime, kendime göre değerler katmaya başladım. Ebru atölyelerimle,

‘Kronikim Ama Yaşam Bende’ ve ‘Hayalini Yarat’ söyleşilerimle birçok insanla sohbet etme, yaşadıklarımı paylaşabilme imkanı yakalıyorum. Yakın zamanda birebir özel danışmanlık vermeye başlayacağım. Artık olayları çok farklı tolere edebiliyorum, daha sakin görebiliyorum, daha fazla empati kurabiliyorum. Yaşanmışlıklar arkada kaldı. Artık hem benim gibi insanlara daha fazla nasıl faydalı olabilirim, hem hasta olmayanlara bu sürece girmemeleri için neler yapabilirim üzerine çalışıyorum. Bu yolculuğa girdim. Başka bir yoldayım. Tabii hâlâ TOÇEV var, ebru var, kitaplarım var…

HELLO!: Türkiye’de sanatı nasıl değerlendiriyorsunuz?

E. Uygun: Üç yıldır Türkiye’de yokum ama takip ettiğim kadarıyla insanların artık galerilere ve müzelere daha yoğun gittiğini gördüm. Bu çok olumlu bir atılım. Çocuklar sanat alanında bir şey yapmak istiyorsa aileleri artık onlara yol gösterici oluyor. Eskiden bunlar olmuyordu. Aileler çocuklarının sanat alanında ileriye doğru gidebilmesini sağlıyor. En güzeli de çok güzel ve doğru genç sanatçılar ortaya çıkmaya başladı. Takip edebildiğim kadarıyla çok ciddi bir yaratıcılıkla karşılaştım.

HELLO!: Size ilham olan sanatçılar kimler?

E. Uygun: İlham veren sanatçılar olarak değerlendirmek istemiyorum. İlgilendiğim sanat dalında daha çok klasik çalışıldığı için beni farklı sanatçılar daha çok etkileyebiliyor. Picasso hayranlarındanım. O dönemi çok seviyorum. Türkiye’de ise Bedri Baykam, İsmail Acar... Günümüzde çok doğru sanatçılar ortaya çıkmaya başladı. Ama her sergiye gittiğimde, her bildiğim veya bilmediğim sanatçıların eserlerini gördüğümde bende de farklı çağrışımlar doğabiliyor. Aslında bana daha çok yaşadıklarım ve bulunduğum ortamlar ilham kaynağı oluyor.

HELLO!: Geleneksel resim sanatının her türlü kuralından kendinizi kurtardınız. Doğal ve özgür bir ortamdasınız, değil mi?

E. Uygun: Gerçekten çok güzel ifade ettiniz. İnanılmaz özgür çalışıyorum. Bu nedenle bütün sergilerime ‘Ebruca’ ismini koyuyorum. Çünkü tamamen, ebru tekniğini kullanarak su üzerinde renklerle ruhumu, yaşadıklarımı, üzüntülerimi, mutluluklarımı, gördüklerimi, kısaca bir şeyler hissetmemi sağlayan her şeyi aksettirmeye çalışıyorum. Bence ebru tam bana uygun bir sanat dalı. Kendimi çok rahat ifade edebiliyorum. Bana çok iyi geliyor. Özellikle hastalık sürecinde inanılmaz bir terapi oluyor.

HELLO!: Ebru sanatı yaparken neler hissediyorsunuz?

E. Uygun: Ebru benim için bambaşka bir dünya. Ebru ile tanıştığım için her zaman şükrediyorum. 2011’de gözlerimde çok ciddi bir problem yaşadım. Uzun bir süre ev içinde karanlıkta yaşamak zorunda kaldım. Işığa bakamıyordum. Tedavi döneminde mum ışığında sadece beşer dakika zamanla yapmaya başladım. Benim için çok önemli bir dönemdi. Aslında bir dönüm noktasıydı. Ebru yapmaya başladığımda bunun bir yere gideceğini hayal ediyordum.

HELLO!: Hayalinizdi neydi? E. Uygun: Birçok insana ulaşmaktı. İnsanlara gün boyu yaşadıkları sıkıntılardan kaçabilecekleri alanları gösterebilmekti. Ki şu anda yaptığım atölyelerle bunu insanlara anlatmaya çalışıyorum. Ebru benim için özgürlük, mutluluk, rahatlama, yaşadığım bütün sıkıntılardan arınarak taptaze çıkmak demek. Yaşadığım olayları doğru analiz edebilmek demek. Sıkıntılarımdan çözüme doğru gidebilmek demek. Eğer ebru yapmasaydım mental olarak bu kadar sağlıklı olamayabilirdim. Çünkü hastalık travmalarını atlatabilmemi sağlayan en önemli öğelerden biri ebru sanatı. Başka bir dünyaya giriyorum ebru yaparken.

HELLO!: Çok gençken TOÇEV’i kurdunuz. Beş çocukla başladı…. O zaman ve şimdi kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

E. Uygun: Amerika’da ve Türkiye’de aldığım danışmanlık eğitimleri sonucunda birçok kurumda söyleşi toplantılarına katılıyorum. Bazen ‘kadın’, bazen ‘hayalini yaratmak’, bazen ‘STÖ’, bazen de ‘liderlik’ adı altında. Şu anda 24. yıldayız. Hâlâ çocuğun vizyonunun genişlemesi ve çocuğun hayatına değer katabilmek adına çok güzel projelere imza atılıyor. İnanır mısınız her yeni projede ilk projede yaşadığım heyecanı aynen yaşıyorum. Şu anda konuşurken bile heyecanlanıyorum. Çünkü TOÇEV, ebru sanatı ve ‘Benim Yolum’ adı altında yaptığım danışmanlıklar, hayatımdaki en doğru hedeflere, tutkulara ve değerlere uyan en güzel hayallerim.

HELLO!: Farkındalık yaratmak için uğraşıyorsunuz...

E. Uygun: Evet. Hepsiyle beraber samimiyeti, içtenliği, doğallığı ifade etmeye çalışıyorum. En önemlisi hepsiyle beraber paylaşmayı gösteriyorum. Aslında kendi değerlerimle beraber tanıdığım veya tanımadığım birçok insanın değerlerini paylaşıyorum. İnsanların paylaşmasına destek olmaya çalışıyorum. Öyle şeylerle karşılaşıyorum ki, bir toplantıya gittiğimde tanımadığım birinin 10 yıldır bizimle yol aldığını ve o çocuğa dokunurken bizim de onun hayatına dokunduğumuzu anlatıyorlar. O zaman doğru yolda gittiğimi çok iyi görüyorum. Benim en büyük hedefim farkındalık yaratmaktı. Bu farkındalığı yarattığımıza ve yaratmaya devam ettireceğimize inanıyorum. Çünkü çok güzel, inanan bir ekip var. Bize inanan ve bizimle birlikte olan binlerce doğru insan var. İleride bunların daha da gelişeceğine, çok daha fazla çocuğa el vereceğimize inanıyorum. Duygularım hiç değişmedi. Aynı samimiyetle devam ediyor.

HELLO!: Çocuklarla birlikte nelerin farkındalığına vardınız, neleri gözlemlediniz?

E. Uygun: TOÇEV hayatımda çok badireler geçirdik. İlk başlarken ailem karşı çıkmıştı. Babam “Sen hayatın boyunca bunu sırtlayacaksın. Seninle birlikte var olacak. Yaşadığın bütün iniş ve çıkışlarda TOÇEV hep seninle birlikte var olacak.

“Bence ebru tam bana uygun bir sanat dalı. Kendimi çok rahat ifade edebiliyorum. Bana çok iyi geliyor. Özellikle hastalık sürecinde inanılmaz bir terapi oluyor. “

“Yaşanmışlıklar yolumuzu çizer. Çünkü her yaşanmışlık yeni bir kapı açar. Ama bu kapı açılırken de affetmeyi başarabilmek gerekiyor. Kapının açılmasını sağlamak için şükretmeyi öğrenmemiz lazım.”

“Yaşadığım bütün sıkıntıları yumuşak bir şekilde atlatabildim. Bunun altında TOÇEV yatıyordu. Çünkü o kadar büyük bir terbiyeden geçiyordum ki çocuklarla beraber, hayatın, kendimizin ne kadar değerli olduğunun farkına vardım.”

Bu iş gibi değil. Sıkılınca bırakamazsın. Veya ben başka bir yere gidiyorum diyemezsin” demişti. Babamın dediği doğruydu. Çok uzun soluklu bir iş. Hayat yolculuğu esasında.

HELLO!: 24 senelik bu hayat yolculuğunda TOÇEV ile çok şey yaşadınız, değil mi?

E. Uygun: Türk halkını, ülkemi daha iyi tanıdım. Ülkemi zaten çok seviyordum ama TOÇEV ile beraber daha çok sevmeye başladım. Ülken için daha fazla ne yapabilirim demeye başladım. Her gittiğim seyahatten projelerle geri döndüm. Her yeni projeyle beraber aynı heyecanı ve sevinci yaşamaya başladım. Bununla birlikte tabii ki kendim de büyüdüm. Bu dönemde kendim de çok sorunlar yaşadım. Boşanmam oldu, hastalıklarım oldu…

HELLO!: “Yaşadığım bütün sıkıntıları yumuşak bir şekilde atlatabildim” diyorsunuz...

E. Uygun: Evet, herkes de buna şaşırarak baktı. Bunun altında aslında TOÇEV yatıyordu. Çünkü ben o kadar büyük bir terbiyeden geçiyordum ki çocuklarla beraber, hayatın, kendimizin ne kadar değerli olduğunun farkına vardım. Bu nedenle yaklaşık bir iki senedir sabah kalktığımda kendime aynada gülümseyerek günaydın diyorum. Çünkü hepimiz özeliz. Her yeni gün yeni bir heyecan demek. Her yeni gün yeni yapılanma, başlangıç demek. Her yeni gün hayatımıza yeni bir güzellik katacak demek. Bunu görebilmek gerekiyor. Önüme çıkan her olasılığı görmeye başladım. Bu nedenle yeni projeler doğmaya başladı. Sevginin hayatımızdaki önemini ve paylaşmanın hayatımıza ne kadar çok şey kattığını gördüm. Zaten kindar değildim. Kindarlığı hayatımdan tamamen çıkardım.

HELLO!: Hayattaki tüm zorluklara rağmen kendinize her zaman en yüksek hedefleri belirleyen ve bu hedeflere ulaşmayı başaran birisiniz. Hayat felsefenizde üç önemli nokta var: Paylaşmak, farkındalık yarata- bilmek ve içten olmak!

E. Uygun: Hedefim her zaman belliydi. Yaptığım her şeyde iç sesimi, kendimi çok iyi dinledim. Kendisini çok iyi tanıyan bir insanım. Bence beni başarıya götüren en önemli doğrulardan biri. Birçok kişiyi dinlerim. Fikirlerimi de birçok insanla paylaşırım. Ama en doğrusunu iç sesim söyler. Çocuk yaşımdan beri iç sesimi dinledim. Çok sabırlı oldum. Hiçbir zaman yılmadım. Bulunduğum her ortamda kendimi motive etmeyi başarabiliyorum. Belki de bu yılmamamı sağlıyor. Bu da felsefemin en önemli ayaklarından bir tanesi. Olayların karşısında çok sabırlı davranıyorum. Bazen bir şeye ulaşmak için üç yıl bekleyebiliyorum. Gençlere de hep bunu söylüyorum. Hayatım boyunca hiç kimseyle rakip olmamaya çalıştım. Çünkü rekabetin doğru olmadığını düşünüyorum. Hiç kimseye özenmedim, kıskanmadım, kimseyle yarışmadım. Kendimi ve benimle olan herkesi beslemeye çalıştım. Daha çok yapıcı olmaya, daha çok arkadaş, dost olmaya çalıştım. Samimiyeti hiçbir zaman hayatımdan uzak tutmadım.

HELLO!: Hep kendiniz oldunuz... Başkası değil!

E. Uygun: Başkanken de Ebru’yum, iş hayatında da Ebru’yum, anne olarak da Ebru’yum. Ben Ebru’yum. Bu samimiyetin ve içtenliğin beni ben yapan özelliklerden biri olduğunu düşünüyorum. Paylaşmak da beni ben yapan özelliklerden bir tanesi. Bilinçli veya bilinçsiz arkamda kimseyi bırakmamaya çalışırım. Eğer birine bilinçli olarak hata yaptıysam mutlaka en kısa zamanda özür dilerim. Çocuk veya genç olması hiç önemli değil. Çok cesurumdur. Korku ve endişelerin hiçbir zaman önümü kesmesine izin vermem. Sonuçta ben bir insanım, tabii ki korku ve endişelerim oluyor ama onlar mutlaka benim yol göstericim olur.

Geçmişle yaşamayı çok sevmem, içindeki güzellikleri alıp yoluma devam ederim. Başarıyı keyifle yaşamayı severim. Başarıyı çok abartmayı sevmem. Bu da sevdiğim özelliklerimden bir tanesi. Yeni bir çalışmaya başlıyorsak çok büyük bir heyecan yaşarım. Üretmeyi ve yaratıcılığı çok seviyorum.

HELLO!: Doğru hedefi bulmak için ne yapmalıyız?

E. Uygun: Öncelikle kendimizi iyi tanımalıyız. Kendi arzularımızı ve memnuniyetsizliklerimizi iyi tespit etmeliyiz. Hayat değerlerimizi ve tutkularımızı çok iyi isimlendirmeliyiz. İçsesimizi doğru dinlemeyi başarabilmeliyiz. Önce kendimizi tanımalıyız. Önce kendimizi sevmeliyiz. Bunları başarınca hayattaki duruşun bulunacağına inanıyorum. Hiçbir zaman pişman olmadım. Çünkü tüm yaptıklarım bana ait.

HELLO!: Ruhani farkındalıkla gücümüzü nasıl artırabiliriz?

E. Uygun: Ruhani farkındalık çok önemli ki baştan beri bunu anlatmaya çalışıyorum. Teşekkür etmek, tevazu göstermek, sabırlı olmak, affedebilmek ve şükretmek çok önemli. Endişe ve korkularımızın üzerine giderek onlarla barışmak çok önemli. İçimizdeki güçle, kendi kendimize kalabilmek de çok önemli. Ki hedeflerimize ulaşmamızı sağlayan en önemli etmenlerden biri bu. Çünkü iç gücümüzden kuvvet almamız gerekiyor. Bu da kendimizi doğru tanımamızla, kendimizle doğru konuşabilmemizle, kendimizi sevmemizle ve sahip çıkmamızla ilgili. Yaşanmışlıkların güzelliklerini alıp, hataları öğreti olarak alıp yeni kapıyı görmemiz ve hayalimize doğru ilerlememiz bizim en önemli gücümüz olacak.

Ebru Uygun kitap yazmaya devam ediyor: “Affedilmek, farkındalık, kadın olmak, anne olmak, sevgiyi paylaşmak, yaptığınız her işe sevgi katmak, geçmişi geçmişte bırakmak gibi en önemli konularda yaşadığım hikayelerle beraber bir derleme yaptım. Bu, farklı bir kitap olacak. Hastalık sürecimle ilgili olacak.”

“Amacım, bize dokunan herkesin hayatında bir farkındalık yaratmak. Yaşadıklarımızı onlarla paylaşmak. Onlarla paylaşırken de hayata dair aldıklarımı onların da almasını sağlamak.”

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.