Burak Ceylan

“Kara Sevda” dizisinin Tufan’ı olarak hayatımıza girdi. Tanışınca aslında onu hiç tanımadığımızı fark ettik:) Canlandırdığı karakterin tam tersi, duygusal, merhametli ve samimi… Bu kadar farklı olmasına rağmen canlandırdığı rolün hakkını verebilecek kadar

Hey Girl - - EDITO -

Kısaca kendini tanıtır mısın?

Tam adım Ahmet Ali Burak Ceylan:) Babam bir çocuk eğer düzgün yetiştirilirse isminin özelliklerini alır diye düşündüğü için, farklı yönlerden özel anlamları olan isimler seçmiş. 26 Mayıs 1991 doğumluyum. İkizler burcuyum:) Üsküdar’da doğdum; hala orda oturuyorum. Trabzonluyum:) Ataşehir’de küçük ve salaş bir kebap restoranım var. İşten vakit bulunca orada oluyorum. Kocaeli Üniversitesi Atçılık ve binicilik Antrenörlüğü Bölümü’nden mezunum. Aslında mesleğim bu. Hem yurt içinde hem de yurt dışında yaptım mesleğimi. Çok hareketli bir çocuktum. Girişimci bir ruhum da var. 15 yaşındayken güreş yaptım. Küçük bir rahatsızlık geçirdikten sonra biniciliğe başladım. Bedensel ve zihinsel engelli çocuklara atların iyileştirme gücünden faydalanmaları için eğitim verdim.

Binicilik antrenörüyken ne oldu da oyuncu olmaya karar verdin?

İşte bu sorunun cevabı benim için gerçekten çok anlamlı… Her zaman kader inancı olan biriyim. Yaratanın bizim için planları olduğuna inanırım. 21-22 yaşlarımda Kıbrıs’ta at ve binicilik antrenörlüğü yaptım. Sonra aklıma bir televizyon programı yapma fikri geldi. Biraz da para kazanma hırsı vardı. O anki yaşımın pek çok şey yapabilmeye elverişli olduğunu biliyordum. Türkiye’de olmayan bir format yazdım. Atlarla ilgili, ismi A’dan T’ye. Tay TV ile bir anlaşma yaptık. Formatı yazmak 3-4 ay sürdü. Sonrasında sponsor arayışına girdim ve holdinglere mailler atmaya başladım. 1 yıl boyunca sponsor aradım. İnanılmaz hüsranlarla sonuçlandı. Mesleğe küstüm ve sinirlendim. Küçük barbekü tarzı tezgah alıp evimin önünde akşamları kestane sattım. Aslında kendi işimi yapmaya devam edebilirdim ama o kadar küskündüm ki. Benim Facebook’da atçılıkla alakalı bir hesabım var. Türkiye’nin en büyük atçılık platformu. Ben bu işlerle uğraşırken bir gün oraya bir mesaj geldi. ‘Diriliş’ dizisinde oynamak üzere ata binebilen, sarışın, mavi gözlü yardımcı oyuncular aranıyor diye. ‘Tamam’ dedim. ‘Ben yer almam ama Türkiye’deki binicileri tanıyorum.’ Ortamı görünce etkilendim. Çünkü farklı bir şeyler üretmek istiyordum. Ben de oynadım birkaç bölüm. Daha sonra benim aracı olarak kullandığım ajans ücretimi veremedi. Ben de onlardan şunu rica ettim; siz bu camianın içindesiniz, madem paramı veremiyorsunuz o halde beni bu işle alakalı oyunculuk olabilir, keman olabilir vs. bir kursa gönderin. ‘Burak’cım o zaman Osman Yağmur Dereli Sanat Akademisi arkadaşlarımızın yerine gönderebiliriz seni’ dediler. Temel oyunculuk kursumu birincilikle bitirdim. Sonrasında Hilal Saral Kamera Önü Oyunculuk Eğitimi’ne başladım ve yine çok iyi bir dereceyle bitirip Hilal hocanın en iyi 10 kişiden oluşan ekibine katıldım. Bu atölyenin bittiği gün de iki proje teklifi geldi. Biri TRT’de. Diğeri de Hilal Saral’ın yönetmenliğini yaptığı ‘Kara Sevda’ dizisinde. Hilal Hoca, beni kendi projesinde istediğini söyleyip çağırdı ve ‘Kara Sevda’nın ekibine girdim. Böylece oyunculuk serüvenim de başlamış oldu.

Tesadüfler seni epey farklı noktalara götürmüş…

Aynen öyle! Ajans sahibi belki paramı ödeseydi kursa gitmeyecektim ve böyle bir yola hiç girmeyecektim.

Canlandırdığın Tufan karakteri şu an karşımda duran Burak’tan o kadar farklı ki, kendinden bir şey katman çok zor. Sırlarla dolu, entrikacı biraz da kötü bir karakter. Nasıl hazırlandın, sonuçta ilk rolündü?

Ben çok duygusal biriyim. Ve hep şuna inanırım; gördüğümüz insanlar kendilerini bize nasıl gösteriyorsa aslında içlerinde tam tersi bir insan vardır. Ben dışardan sert mizaçlı, ağır biri olarak görünüm. Ama içimdeki adam çok çocuksu ve duygusaldır. Sevincimi de hüznü mü de çok uçlarda yaşarım. Çok heyecanlı ve sabırsızım. Ama bunları doğru kullanabileceğim bir alandayım şu an. İlk ciddi anlamdaki oyunculuk tecrübem bu. Karakterimden ziyade sektörle ilgili aşmam gereken şeyler oldu. Bir kayıttan önceki oynama hali, bir kayıttan sonraki oynama hali. Bu süreci idare etmek ilk başlarda beni biraz zorladı. Oyunculuk eğitimim de kısa olduğu için kimseyi mahcup etmek istemiyordum. İlk 2-3 ayım zor geçti. Sonra Tufan karakterini de yavaş yavaş oturtmuştum kafamda. Ben duyguyu yansıtırken ve karaktere girerken anılarımdan çok yararlandım. O zorlandığım zamanlarda, sıkıntılı süreçlerde yaşadıklarımı düşündüm. Kendi malzemelerimden çok faydalanırım. Her gördüğüm insandan da alabileceğim bir şey olduğuna inanıyorum. Çünkü bazen karşımda olan insana benzer birini canlandırabilirim ya da onun gibi biriyle oynayabilirim diye.

Peki, kariyer planlarında neler var?

Yazdığım, yazmaya çalıştığım kısa filmlerim var. Mükemmeliyetçi ve detaycı biri olduğum için yazmak epey uzun sürüyor. Bir gün belki hem yazar hem yönetir hem oynarım.

Kendine nasıl bir karakter yazmak istersin?

Bir deniz subayı ya da asker olabilir. Onun trajik hikayesini yazmak isterim. Her zaman asker olmak istemişimdir. Oyuncu olmasam belki profesyonel olarak da düşünebilirdim.

Asker olmak… Disiplinli misindir?

Aslında dağınık biriyim. Pek disiplinli olduğum söylenemez:) Ama bir yükümlülüğün altına girdiğimde kurallara bağlı kalırım.

Boş zamanlarında neler yaparsın?

Setten vakit kaldıkça sinema ve tiyatroya gitmeye özen gösteriyorum. Kick-box yapıyorum ve yüzüyorum. Dükkanıma gidiyorum. Yetimhanelerle alakalı bir grubumuz var. Afrika’daki çocuklara eğitim veren, yardım yapan ve orada yeni yetimhaneler açan bir grubumuz var. İsmi, ‘Büyüdüm, çocuk oldum’. Şimdi faal olarak onlarla çalışıyorum.

Arkadaşların seni nasıl tanımlar?

Sabırsız, heyecanlı, takıntılı, duygusal, iyi niyetli.

En hassas olduğun nokta nedir?

Birinin benim onu aldattığımı düşünmesi. Yani sadece aşksal değil, herhangi bir güvensizlik.

O zaman sen arkadaşlarına da çok değer verirsin, güven vermeyi seversin?

Tabii! Ama bu arkadaşlık meselesine ben çok farklı bakıyorum. İnsanlar birlikte takılmayı sevdiklerine arkadaşım, dostum diyor. Ama bence dostum dediğin insanla sınavlar geçireceksin. Kavga edip barışacaksın, yola çıkacaksın, birlikte pek çok şeyi aşmak gerekiyor. O zaman dost olunur. Birkaç tane çok sevdiğim dostum var, benim için çok önemliler.

Nerede dinlenirsin?

Ev insanıyım. Evimde dinlenebilirim. Hala annem ve babamla yaşıyorum mesela:) Son zamanlarda eve yatmadan yatmaya gelsem de, evde beni bekleyen birilerinin olduğunu bilmek sanırım beni eve bağlıyor.

Kendini eleştirir misin?

Evet, epey acımasızca hem de! Çok takıntılı biriyim. Mesela iki kişinin bana bakıyor olmasına takılırm.Yolda üç kız olsa mesela önlerinden geçmezdim, hakkımda ne konuşurlar diye. Şimdi yavaş yavaş bunu aşmaya çalışıyorum. Bu yüzden kendimi çok eleştiririm.

Kendinde en sevmediğin özellik nedir?

Takıntılı olmam:)

Peki, en sevdiğin tarafın ne?

Vicdanlı olmam.

Şıpsevdi misin?

Evet:) Güzel bir kızdan hoşlanırım.

En son ne zaman sevgilin oldu?

2-3 yıl önce.

Nasıl bir sevgilisin?

Maço olabilirim biraz, kıskanabilirim. Ama çok fazla hayatına karışmam, zaten seçtiğim kişiyle ortak noktalarımız olacağı için karışılacak pek bir şey olmaz.

Hayalindeki kız nasıl biri?

Biraz zor biriyim. Tipten önce beni kaldırabilecek, ağırbaşlı birini isterim. Benden farklı olsun, birlikte eğlenebileceğim biri olsun.

Oyuncu olmasının sakıncası olur mu?

Kıskancım sonuçta, bilemiyorum:)

Romantik biri misin?

Evet, sürpriz yapmayı seven, ince düşünceli biriyim aslında.

En sevdiğin tatil beldesi neresi?

Çeşme.

Elinde sihirli bir değnek olsa…

Bütün çocuklara yardım etmek isterdim. Çocuklar konusunda hassasım.

Vazgeçemeyeceğin üç şey nedir?

Ailem, arkadaşlarım ve inançlarım.

Hayat motton nedir?

Bir şeylerden sıkılmaya başladığında, neden başladığını hatırla!

İstanbul dışında nerede yaşamak istersin?

Trabzon’da:) Yurt dışında ise Küba’da olabilir. Bir gün albümde fotoğraflarını görüp ‘Bir gün burada yaşayacağım’ dedim. Hiçbir bilgim yok, ama bir gün neden olmasın:)

Keşke dediğin bir şey…

Hayatımdan ‘keşke ve belki’leri çıkardım:) ‘Belki’ler hep hayaller kurduruyor, ‘keşke’lerse pişmanlıklar uyandırıyor.

İyi ki dediğin bir şey…

İyi ki böyle bir aileye sahibim!

Son olarak Heygirl okuyucularına neler söylemek istersin?

Bizi izlemeye devam edin, her bölümde en özel duygulara devam edeceğiz. Herkese teşekkür ederim:)

Röportaj-Yazı: Fatma Karaca Meşe Fotoğraflar: Kerem Kurtuluş

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.