MAHALLELERI

Istanbul Life - - Tarİh - ✎SARO DADYAN

Tarih öncesi dönemlerde Boğaziçi semtlerinin vazgeçilmez geçim kaynaklarından biri balıkçılıktı. Bu durum Osmanlı İmparatorluğu zamanında da değişmedi, Boğaz’dan o kadar çok verim alınıyordu ki, tutulan balıklar tüm şehri doyurduğu gibi Rusya’ya kadar satılıyordu...

ilattan önce beşinci yüzyılda yaşayan ve ‘Tarihçilerin Babası’ olarak anılan Heredot kaleme aldığı eserinde bugünkü İstanbul coğrafyasından da bahseder. Fakat Heredot’un bölge hakkında kalem oynattığı sıralarda burası değil görkemli bir imparatorluk başkenti, orta halli düzenli bir şehir dahi değil, sadece bir Megara Kolonisi’ydi. Fakat bu haliyle bile bölge sahip olduğu eşsiz coğrafyası, konumu ve doğal kaynaklarıyla görenleri hayran bırakan bir yerdi ki Heredot da kitabında şu anekdottan bahsediyor:

“Pers Kralı Dareious’un generali Megabazos, Hellespontoslulara unutulmaz bir hatıra olarak, tarihe geçecek bir söz bırakmıştır. Bizans’ta bulunduğu sırada Khalkedonluların (Kadıköy) kentlerini Bizanslılardan 17 yıl önce kurmuş olduklarını öğrenmişti. Bunun üzerine Khalkedonluların o zamanlar kör olmaları gerektiğini söyledi. Gözleri kör olmasıydı, ellerinin altında bu kadar güzel bir yer dururken gidip o kadar güzel olmayan bir yeri seçmezlerdi.”

BALIĞIN RUSYA´YA KADAR TİCARETİ YAPILIYORDU

O dönemde şehrin başlıca geçim kaynağı özel konumu sayesinde ticaret, bereketli toprakları sayesinde tarım ve onlarca çeşit bol miktarda balığa ev sahipliği yapan Boğaziçi sayesinde balıkçılıktı. Şehirdeki ve civar köylerdeki balıkçılar, bu bereketli denizden o kadar çok verim alabiliyorlardı ki eldeki balık tüm şehri doyurduğu gibi Rusya’ya kadar birçok coğrafya da ticare- ti yapılıp şehrin kalkınmasında büyük rol oynuyordu. Antik dönemden itibaren birçok kaynakta şehrin bu özelliğinden ve denizinin bereketinden sıklıkla bahsedilmektedir. Kral Dareious’un zaferi için hazırlanan Samos’taki Hera Tapınağı’na asılan bir plakanın altında şunlar yazmaktadır: “Bol balıklı Bosphoros’ta dalgalara hükmeden bir köprü yaptırıp, bu sayede kendisi ile birlikte Samosluların şereflerini yükselten...”

BALIKÇI KÖYLERİ YAKIN ZAMANA KADAR HALA VARLIKLARINI DEVAM ETTİRİYORLARDI

Bunun da ötesinde tarih öncesi dönemlerde bile bu coğrafyada balık ve balıkçılık günlük ve ticari hayatın vazgeçilmez ögelerinden bir tanesiydi. Fikirtepe’deki tarih öncesi döneme ait kazılarda bulunan tatlı ve acı su balığı türleri ile az miktarda tuzlu su balığı kalıntıları bu durumun göstergesidir. Şehirdeki balık ve balıkçılık kültürü asırlar boyunca devam ederek Osmanlılara değin taşındı. Çok değil sadece 10 yıllar öncesine kadar şehrin çeşitli noktalarında ve Boğaziçi semtlerinde balıkçı köyleri hala varlıklarını devam ettiriyorlardı. 1915 yılında Balıkhane Müdürlüğü’nde bulunan Karekin Deveciyan, İstanbul’da çıkan 80 kadar balığı tespit ederek bir kitap halinde yayınlayıp eski İstanbul’un balık kültürüne dair en kapsamlı çalışmayı bugünlere bıraktı. Eski İstanbul’da sadece hakikaten denize açılıp balık avlayan kimselere balıkçı denilirdi, halde, dükkanda yahut elinde tepsiyle sokak sokak gezip balık satanlar ise tablakar olarak anılırdı.

İSTANBUL´UN BALIKÇI MAHALLELERİNİN BAŞINDA KUMKAPI GELİR

İstanbul’daki balıkçı mahallerinin başında kuşkusuz, yakın zamana kadar balık halinin de bulunduğu meyhaneleriyle ünlü Kumkapı gelir. Semtin Bizans dönemindeki adı ‘Kondoskali’ yani Küçük İskele idi ve bu semt önemli bir liman semtiydi. 1263 tarihinde İmparator Mikhael Paleologos burada yontma iri taş bloklardan bir tersane yaptırmış ve bu yapının kalıntıları 1819’daki yangından sonra gün yüzüne çıkmıştı. Bizans’tan itibaren, burada bulunan tersanenin de etkisiyle denizci ve balıkçıların yoğun olduğu semt daha önce Rum nüfusun baskın olduğu bir yerken özellikle 1641’de Ermeni Patrikhanesi’nin buraya taşınmasından sonra Ermeni nüfusun yoğun olduğu bir yer haline geldi. 1960 yıllarında İstanbul’da balıkçılık yapan Samim Emanet de eski balıkçı semtlerine ve balıkçılığa dair şunları söyler: “İstanbul surlarında ağır, çetin fakat zengin iş olarak hakiki balıkçılığı temsil eden gırgır balıkçılığıdır. Gırgırcılığın yerleşip kökleştiği balıkçı köyleri hemen tamamen yukarı Boğaz’dır. Şehrin Marmara kıyısında, bu bakımdan büyük balıkçı semti olarak yalnız Kumkapı vardır. Yukarı Boğaz balıkçıları iş hacmi bakımından yalnız Kumkapılıları kendi ayarlarında tutarlar. Yukarı Boğaz’da ve Boğaz dışında Karadeniz kıyısında namlı balıkçı köyleri Büyükdere, Sarıyer, Yenimahalle, Rumelikavağı, Garibçe, Rumelifeneri, Rumeli Karaburnu, Kilyos, Şile, Anadolufeneri, Poyraz ve Anadolukavağı köyleridir.”

BALIKÇI KAHVEHANELERİ BUGÜN ARTIK YOK

Yine bu semtlerin birçoğunda, Kumkapı, Yenikapı, Samatya, Anadolukavağı, Rumelikavağı, Garipçe, Poyraz, Rumelifeneri,

Anadolufeneri, Kartal, Pendik ve Yenimahalle gibi mahallelerde eski İstanbul’un hususiyetlerinden bir tanesi olan ve bugün artık hiç kalmayan balıkçı kahvehaneleri bulunurdu. Bu kahvehanelerin en büyük özelliği, limana yakın yüksek bir noktada, denize yukarıdan bakan ahşap, hatta denize çalıkmış kazıklar üzerinde duran yapılar olmalarıydı. Bu kahvehanelerde diğerlerinde olduğu gibi tavla iskambil gibi oyunlar bulunmaz, çoğu zaman oturacak sandalye, masa gibi eşya dahi yer almazdı. Kahvehanenin bir köşesinde balıkçıların araç gereçleri bulunur, bu kahvenelerde genellikle çay, kahve içilip mesleğe dair sohbetler yapılırdı.

MODA, ESKİ BİR BALIKÇI SEMTİYDİ

Bu semtlerin yanı sıra daha ikincil konumda kalan ve daha erken yıllarda tarihe karışan balıkçı semtleri de mevcuttu. Bu semtlerden bir tanesi, günümüzde İstanbul’un en gözde semtlerinden bir tanesi olan Moda’ydı. Neredeyse 1870’li yıllara değin Moda genel olarak boş bir arazi olup fundalık ve çayırlıktı. Deniz kenarındaki dik yamaçlarında Rum balıkçılardan başka hiç kimse yaşamaz. Deniz kenarında balık dalyanları ve Osmanlı’da deniz hamamı olarak bilinen deniz içerisinde ahşap perdelerle kapatılmış yüzme alanları bulunurdu. İlk defa olarak 1870’li yıllarda İstanbul’un en varlıklı tüccar aileleri olan Whittall, Tubini ve Lorando gibi çoğunlukla İngiliz kökenli aileler bu bölgeye yerleşerek semtin cazibesini arttırdılar. Bu ailelerden bir tanesine mensup olan Marianne Barker, hatırlarında 1800’lerin sonundaki Moda’yı şu sözlerle anlatıyordu: “Müteşebbis Rumların kurarak Moda adını verdikleri ve kalabalık bir İngiliz kolonisinin yaşadığı, Marmara’nın mavi sularının kenarına yerleşmiş çok sevimli bir yörede doğdum. Memer Konak’ın büyük bir bahçesi vardı. Güneşin batışı, Rum balıkçıların denizden gelen şarkıları, iki Türk kürekçinin çektiği sandalla yapılan gezintiler eşsiz şekilde güzeldi.”

BEYKOZ´DAN FAZLASIYLA KILIÇ BALIĞI ÇIKIYORDU

Balıkçıları ve balıklarıyla ünlü bir diğer İstanbul semti ise Beykoz’du, fakat Beykoz’u diğer semtlerden ayrıan en önemli özelliği buradan fazlasıyla kılıç balığı çıkıyor olmasıydı. 1600’lerin ortasında Eremya Çelebi Beykoz’u şu şekilde tasvir eder: “Beykoz bir kasabadır. Tanıdık Ermeniler bizi büyük bir padişah köşkü bulunan iç tarafa götürdüler. Padişahlar, Tokat Bahçesi denilen bu yerde ava çıkarlar. Akıl ve dirayetiyle tanınmış olan Sultan Süleyman’ın burasını çok sevdiğini söylerler… Burası hayret edilecek kadar havadar bir yerdir. İskelenin iki tarafı dalyan olduğundan oralara büyük ağlar gerilmiştir. Burada kılıç balığı tutulur ve Unkapanı’na götürülür.” Evliya Çelebi ise bu kılıç balıklarının nasıl tutulduklarına

ve Beykoz’daki dalyanlara dair daha ayrıntılı bilgi verir: “Beykoz İskelesi önünde, beş altı kadar gemi, direklerini birbirine bağlayıp deryaya dikmişler. Ta alasından bir adam nigehbanlık edip direğin tepesindeki kadehinde oturur. Karadeniz’in dalgalarından kurtulan kılıç balığı bu limana girerek gezinirken direk tepesindeki adam elindeki taşı kılıç balıklarının ardından tarafı denize atar. Taş denize tuum diye düşünce zavallı balıklar limana doğru selamettir diye firara başlarlar, derhal etrafı ve denizi çeviren ağların ağzından içeri girerler. Balıkçılar balık şebekesinin ağzını kapatıp, içeride kalan kılıç balıklarını harbiler ve tokmaklarla vurup öldürürler. Lakin eti sarımsaklı ve sirkeli taratora batılınca gayet nefis bir nimet olurlar.”

Kumkapı ve balıkçı kayıkları

Bir Osmanlı minyatüründe balıkçı

Boğaziçi’nde bir balıkçı kahvehanesi

Bir Bizans minyatüründe balıkçılar

1800’lerin sonunda Boğaziçi

İstanbul’un balıkçıları ve surlara bitişik inşa edilmiş balıkçı kahvehaneleri

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.