TARİH

Kendi ülkelerinin geleneklerini, yaşam tarzını ve mimarisini yansıtan yabancı sarayların her biri şehrin farklı bir tarihini anlatıyor.

Istanbul Life - - Editör - ✎SARO DADYAN

Saro Dadyan bu ay Beyoğlu’ndaki yabancı sarayların tarihini kaleme aldı.

İstanbul’un yanı başında, İstanbul’dan tamamıyla farklı bir hayata, tarihe ve mimariye sahip olan Galata’nın tarihi ilk çağlara kadar uzanır. Şehrin bilinen en eski adı incir anlamındaki ‘Sykai’ yahut incirliğe karşılık gelen Sykodes’dir. İstanbul halkı buradan bahsederken ‘Peran Syaki’ yani ‘Karşıdaki İncirlik’ deyimini kullanmıştır ki sonraları Pera deyimi halk arasında daha çok kullanılır olmuştur. Neredeyse ilk günden itibaren İstanbul’un yanı başında ama İstanbul’dan tamamıyla farklı bir yapı çizen Galata, yabancıların, özellikle de ticaretle uğraşan İtalyan şehir devletlerinden gelen kimselerin yaşamayı tercih ettiği bir bölge oldu. Bu durum Osmanlılar döneminde de devam etti, şehrin fetih edildiği ilk günlerden itibaren Avrupalılar ağırlıklı olarak bu semtte ikamet etmeye devam ettiler. Dolayısıyla İstanbul’da kurulan elçilikler de yine bu bölgede toplandı ve asırlar boyunca semtte bazıları günümüze değin ulaşan birçok yabancı saray inşa edildi. Kendi ülkelerinin geleneklerini, yaşam tarzını ve mimarisini yansıtan İstanbul’un ortasındaki bu yabancı sarayların her biri İstanbul’un farklı bir tarihini anlatıyor.

, , VENEDİK İN İSTANBUL DAKİ KİRALIK SARAYI

İstanbul’un en eski sakinlerinden bir tanesi olan Venedikliler, Bizans döneminde daha çok bugünkü Eminönü bölgesinde toplanmışlardı. Ayrıca Fener’de Venediklilerin bugüne ulaşmayan bir elçilik sarayları mevcuttu. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethettikten sonra kuşatma sırasında Bizans’ın yanında yer alan Venediklilerin şehirdeki ticaretlerine müsaade etmeyip elçilik heyetini de yeni başkentine kabul etmedi. Venedik ancak 1486’da Antonio Ferro’yu Baylos yani elçi olarak İstanbul’a gönderebildi. Fakat Ferro, daha önceki elçilerin yaptığı gibi İstanbul içinde ikamet etmeyip, o sırada Cenova’nın bir ticaret kolonisi halinde bulunan Galata’ya yerleşti.

Bugünkü Tünel meydanında sona eren Galata surlarının dışında o sırada bağların ve tarım alanlarının dışında fazla bir şey bulunmuyordu. Burada fazla bir yerleşimin olmaması, tarıma ayrılmış bir yer halinde bulunması ve devamlı rüzgar alan bir bölge olması dolayısıyla buranın İstanbul’a nazaran daha sağlıklı ve vebaya karşı da daha güvenli bir bölge olduğuna inanılıyordu. Venedik’in elçilik heyeti asırlar boyunca bu bölgede ikamet etti. 16. yüzyıldan itibaren buradan Venedik’e gönderilen belgelerde tarihin yanına ‘Dalle Vigne di Pera’ yani ‘Pera Bağlarından’ ibaresi de yazılırdı.

Bugün de Beyoğlu’ndaki Tomtom Kaptan Sokağı’nda varlığını sürdüren Venedik Sarayı’nın 1500’lü yılların başlarından itibaren aynı arazi üzerinde varlığını devam ettirdiği tahmin ediliyor. Fakat bir savaş halinde yahut Osmanlı ile Venedik arasındaki bir anlaşmazlık neticesinde elçilik sarayına el konulabileceği korkusundan saray Venedik Cumhuriyeti tarafından satın alınmadı. Sarayın esas sahipleri elçiliğe birçok tercüman yetiştirmiş olan Salvago isimli bir aileydi. O yıllarda bu elçilik sarayının etraftaki diğer örnekleri gibi içerisinde şapeli yani kendi kilisesi bulunan ahşap bir yapı olduğu tahmin edilmektedir. Elçilik heyetinin devamlı büyümesi ve yeni odalara ihtiyaç duyulması nedeniyle 1500’lü yıllardan itibaren Salvago Ailesi sarayın etrafındaki başka arazileri ve yapıları da alıp devamlı sarayı genişleterek Venedik hükümetine kiralamaya devam etti. 1702 yılında Salvago Ailesi sarayı Hollanda elçiliğinde tercümanlık yapan Francesco Testa ve kardeşi Enrico’ya sattı. Bu sırada etraftaki başka araziler de satın alınıp saraya 12 oda daha katıldı, balkonları, şapeli, ahırları ve ulakların odaları restore edilerek yapıya görkemli bir hava kazandırıldı.

1746 yılında ise Venedik, sarayı satın alarak artık kendi mülkleri arasına kattı. 1752-1754 yıllarında elçilik sarayı ve etrafındaki yapılar İtalyan mimarisine uygun olarak yeniden düzenlendi, yapının ön cephesi değiştirildi, elçiliğin bulunduğu yollara kaldırım döşenip bahçe düzenlemeleri yapıldı. Yapı 2 Haziran 1766’daki depremde ve 26 Eylül 1767’deki yangında hasarlar aldı. Fakat 1774 yılının ocak ayında yaşanan büyük yangında yapı nerdeyse yok olma derecesine geldi. Venedik Senatosu saraya fazla para harcamak istemediğinden Venedik elçileri uzun yıllar kiralanan başka binalarda çalışmak ve konaklamak zorunda kaldılar. Neticede 1782 yılında sarayın restorasyonu için Venedik’ten 17 bin 455 altın para gönderildi ve bu elçilik sarayı o zamanın tabiriyle sadece Beyoğlu’nun değil, tüm İstanbul’un en görkemli yapısı haline geldi. Fakat Napolyon Savaşları sonrasında Venedik Sarayı vatansız kaldı. Çünkü Napolyon Venedik Cumhuriyeti’ne son verip Venedik’i Fransız hakimiyeti altına aldı, sonrasındaysa Venedik’in idaresi Avusturya’ya terk

53

edildi. 1797’den itibaren Avusturya elçiliği olarak kullanılan saray 1806’da Fransız kontrolüne geçti. 1814’de ise tekrar Avusturya’nın elçilik sarayı haline geldi. 1866 yılında İtalyan birliğinin sağlanması ve Venedik’in İtalyan Krallığı’nın bir parçası haline gelmesine rağmen Avusturya İstanbul’daki Venedik Sarayı’nı İtalya’ya iade etmedi. Fakat İtalya İstanbul’daki bu hakkından hiçbir zaman vazgeçmeyip, Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda 1 Aralık 1918’de İtalyan Deniz Kuvvetleri’nin müdahalesiyle sarayı tekrar kendi mülkiyeti altına aldı. Saray bugün de İtalya’nın İstanbul Başkonsolosluğu olarak kullanılmaktadır.

DELİREREK ÖLEN BİR MİMARIN İNŞA ETTİĞİ SARAY, FRANSIZ SARAYI

Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk diplomatik ilişki kurduğu devletlerden bir tanesi Fransa’ydı. 1525’deki Pavia Muharebesi’nden sonra Şarlken’e esir düşen Fransa Kralı François’nın kurtarılması için Kanuni Sultan Süleyman’a başvurulması iki devletin arasında yakın ilişkiler kurulmasına zemin hazırladı. 1535 yılında Fransa Kralı ilk daimî büyükelçisi olan Jean de La Forest’i İstanbul’a gönderdi. Forest de Venedik örneğinde olduğu gibi Galata surları içerisinde kalmayı tercih ederek kule yakınında bir konak kiralayıp çalışmalarına başladı.

Rahip Jerome Maurand’ın kaydettiğine göre elçiliğin Galata surları içerisinde yer alan konağından başka, bir de surların dışında, Pera bağlarında inşa edilmiş yazlık konutu vardı. Maurand’ın bahsettiği bu yapının, daha sonra asırlar boyunca devam edecek olan ve bugün de varlığını sürdüren Nuruziya Sokak’taki Fransız Sarayı’nın arazisi üzerinde olduğu tahmin edilmektedir. 1581 yılında Osmanlı hükümeti Fransız elçisi Jacques de Germigny’ye Pera’da daimi bir elçilik sarayı inşa etme iznini verdi ve bunun üzerine bugünkü Fransız Sarayı’nın ilk yapısı aynı arazi üzerine inşa olundu. Fransız Sarayı ihtiyaca göre eklenen yeni binalarla devamlı genişletildi.

1631 yılında Marcheville Kontu Henri de Gournay büyükelçi olarak tayin edildiği İstanbul’a geldiğinde kıyametleri kopardı. Zira yeni elçi Pera’daki Fransız Sarayı’nın durumunu hiç beğenmemiş ve bu bakımsız sarayda yaşayamayacağını söyleyerek bütün yapıyı yıktırtmak istemişti. Aylarca Paris’e yazarak binanın yıkılması için girişimlerde bulunan Gournay, 13. Louis’ye yolladığı raporunda, “Geldiğimde elçinin malikanesi o kadar sefil bir vaziyetteydi ki sürekli görev yapacak bir elçinin orada kalabilmesi tasavvur dahi edilemez. Neredeyse tüm ailemle birlikte bu harabenin altında kalacaktım” diyordu. Neticede emeline ulaşan büyükelçi eski sarayı yıktırarak yerine devasa büyüklükte, görkemli yeni bir saray binası inşa ettirdi. Yeni saraya iki de kilise eklettirdi. 1665’te Pera’da çıkan bir yangın ahşap Fransız Sarayı’na da sıçrayarak elçilik kayıtları ile beraber tüm sarayı küle çevirdi. Ardından yeni bir sarayın inşasına başlandı. Yeni saray, bir Fransız malikanesinden çok; bir Osmanlı konağını andıran daha alaturka bir binaydı.

Ekim 1767’de Pera’da çıkan bir yangında Rusya, Hollanda ve Napoli elçilikleriyle beraber Fransız Sarayı da hasara uğradı. Ertesi yıl büyükelçi olarak İstanbul’a gelen François - Emmanuel Guignarol yeni bir sarayın inşasını Paris’e kabul ettirdi. Fakat bu sefer de 1768’de başlayan Osmanlı-Rus Savaşı’nın nihayete ermesi beklendi. 1774 yılında savaşın bitmesiyle birlikte inşasına başlanan yeni saray, üç yılın sonunda 1777’de tamamlandı. Sarayın inşasında, Çanakkale’deki istihkamları sağlamlaştırmakla görevlendirilen Baron Tott’a yardımcı olmak üzere gönderilen Fransız askerleri çalıştırılmıştı. Yeni saray da Osmanlı konağını andıran bir şekilde alaturka üslupla inşa olunmuş bir yapıydı. Fakat yapı, ince zevki yansıtan mobilyalar ile döşenmiş, ana salona Fransız krallarının portreleri yerleştirilmiş ve salonlar ile kapı üstleri için Paris’ten Osmanlı - Fransız ilişkilerini konu edinen tablolar sipariş edilmişti.

Temmuz 1798’de Napolyon Mısır’a asker çıkartınca Fransa ile olan diplomatik ilişkiler kesildi. Maslahatgüzar Ruffin Yedikule Zindanları’na hapsedildi. Tutuklanan diğer Fransızlar da Anadolu hapishanelerine nakledilene kadar Fransız Sarayı, tutukluların gözetim altında tutulduğu bir hapishaneye çevirildi. O sırada çıkan bir yangında İngiliz elçiliğinin kül olmasından sonra ise Fransız Sarayı İngiliz Elçisi Lord Elgin’in ikametine tahsis edildi. 1801’de Napolyon, silah arkadaşı General Sébastini’yi İstanbul’a göndere-

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.