Aberoth

Piksellerle macera!

Level - Online Oyun - - İçindekiler -

Oyunteknolojisi ne kadar ilerlerse ilerlesin, grafikler ne kadar gelişirse gelişsin, oynanış ne kadar çeşitlenirse çeşitlensin, insanların eskiye olan eğilimi asla bitmeyecek gibi görünüyor. Retro oyunlar her zaman sevilecek ve dönem dönem patlama yapmaya devam edecek. Son yıllarda “roguelike” oyunlara olan ilgi bir hayli arttı. Pek çok r oguelike oyun piyasada yer alıyor. Özellikle de bağımsız yapımcıların ciddi şekilde ilgisine maruz kalan bu oyun türü Steam aracılığıyla pek çok oyuncunun ilgi odağı oluver di. Bu akım öncelikle tek kişilik oyunlarda kendini gösterirken zamanla günümüzün odak noktası olan bazı oyun sistemlerini kendine bağladı. Terraria’nın altında yatan kapsamlı crafting sistemi bunun en büyük göstergesi şüphesiz. Günümüz MMO oyunlarının popülaritesini dikkate alan bir bağımsız yapımcı bu oyun tipini MMORPG oyunu olarak sunmaya karar vermiş. Aberoth’dan bahsediyorum sevgili okur. Jarbit isimli bağımsız firmanın yaptığı bu oyunu ister inter net sitesi üzerinden oynayabiliyorsunuz, isterseniz oyunu Java desteğiyle direk bilgisayarınıza kurabiliyorsunuz. Hatta sizin için daha iyi önerim, hiç bunlarla uğraşmayın direk olarak Steam’e girip rahat rahat indirip oynayın. Her neyse ben oyunun 160 MB’lık Steam sürümünü indirip oynadım. Oyunu açtığınızda oyun ayarlarını seçiyorsunuz ve bir karakter oluşturmanız isteniyor. Karakter oluşturmak derken yalnızca karakterin cinsiyetinden ve giydiği elbisenin r enginden bahsediyorum. Zaten piksel piksel grafikler nedeniyle karakterlerde yüzler, vücut hatları denen bir şey yok. Aslında oyunun grafiksel tarzını bir macera/korku/bulmaca oyunu olan The Last Door’a benzettim. Hatta grafiklerin aynı olduğunu bile söyle­

yebilirim. Görsel anlamda Aberoth’u The Last Door’dan ayıran tek özellik kamera açısı olduğu söylenebilir. En sonunda Aberoth dünyasına giriş yaptım ve bir hapishanede kendimi buldum. Duvarda ne zamandan kaldığı belli olmayan işkenceye uğramış insan iskeletlerine aldırmadan hücreme bakındım. Hücremin başında bekleyen; ancak uyuklamakta olan Ork’un cebinden düşürdüğü anahtarı gizlice yerden alarak kapıyı sessizce açtım. Ork’un yanından geçip giderken birden bire uyanıveren ork bana saldırmaya başladı ve ben de yumruklarıma güvenip delikanlılık edeyim dedim ama ork’un attığı iki tokat yere yapışıp Aberoth dünyasına veda etmeme neden oldu. Oyun da burada bitti herkese iyi günler... Şaka ediyorum tabii ki. Oyunun daha ilk dakikasında ölünce oyunun başından tekrar başladım bu sefer anahtarı alıp kapıyı açtığımda zindanın içinde tabana kuvvet koşmaya başladım. Zindanın yarısına kadar beni kovalayan devasa ork, yolun yarısında sıkılıp peşimi bıraktı. Demek ki çok da önemli bir mahkum değilmişim. En sonunda asıl macerama başladım ve ormanların, çayır ve çimenin olduğu bir bölgeye vardım. Maceram boyunca arkadaşlar edindim, görevlere çıkıp hırsızları, yaratıkları kestim, yeni silahlar edindim, altın topladım ve yeni yetenekler edindim. Hepsi de en sonunca ‘’Champion’’ unvanını alabilmek içindi ama bu unvana yine de sahip olamadım. Oyun boyunca yukarıda bahsettiğim şeylerden fazlasını yapmıyorsunuz. Aberoth2un en büyük eksikliği de işte bu monotona bağlama süreci olarak karşımıza çıkıyor. Ayrıca derinliği yakalayamayan oyun Java sorunlarıyla insanı çileden çıkarabiliyor. Açıkçası Aberoth’da zaman kaybedeceğinize gidin 8 bit MMO oynayın daha iyi.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.