SATINALMA

Makina Magazin - - İÇİNDEKİLER - Metin ÇAVUŞLAR Makina Mühendisi Eğitim ve Yönetim Danışmanı

Satınalmanın tarihsel gelişimi ve teknolojinin katkısı

Satınalmanın, tarihin ilk dönemlerinde zamanımızda olduğu şekilde yapılmadığı muhakkaktır. Satınalma konusuna girerken ticaretin başlangıcı ile ilgili olarak birkaç söz etmek gerekir. Medeniyet ticari faaliyetlerle başlamıştır.

Teknolojinin gelişimi, üretim ve ticaret üzerinde çok etki yapıyor. İki süreç daha entegre hale geliyor. Otomasyon teknolojileri (endüstri tarafında otomatik makina, ekipman ve sistemler) ile birlikte, bilgi işlem ve iletişim (donanım, yazılım, internet vb.) teknolojileri küresel bazda iş entegrasyonunu hızlandırdı. Dünyanın bir yerinden çok uzaktaki madeni de çok az sayıda insanla yönetmek olanaklı olduğu gibi, işyeri içindeki departmanlar da hem işyeri içinde, hem de işyeri dışından konumdan bağımsız olarak çok hızlı entegre oluyor. Örneğin; bir tasarımcı, kalıpçı ve nihâi ürün üreticisi farklı yerlerde birlikte çalışabiliyor. İş yapma alışkanlıklarımız değişiyor. Almanların dünyaya empoze ettiği Endüstri 4.0 konseptini (sanayi devrimi, evrimsel süreç; ne dersek diyelim) ve/veya belki daha çok ürün ve işlev bazlı akıllı makina, hat, fabrika, tesis, üretim vb. şekillerde ifade edilen süreci konuşuyoruz, yaşama geçirmeye çalışıyoruz. Aslında zaman zaman büyük kırılmalar olsa da, sanayi ve ticaret tarihine baktığımızda bir süreklilik görürüz ve tutarlı ilişkilendirmeler yapabiliriz. Bu girişteki amacım; öncelikle gelişmenin tarihine, içeriğine, felsefesine dikkatle bakarak, ona göre daha doğru tespitler yapılabileceğini anlatabilmek. Bu açıdan birlikte satınalmanın tarihine kısa bir göz atalım.

Medeniyet ticari faaliyetlerle başladı!

Satınalmanın, tarihin ilk dönemlerinde zamanımızda olduğu şekilde yapılmadığı muhakkaktır. Satınalma konusuna girerken ticaretin başlangıcı ile ilgili olarak birkaç söz etmek gerekir. Medeniyet ticari faaliyetlerle başlamıştır. Medeniyetin başlaması gereksinimlerle ilgilidir. İlkel bir şekilde yaşayan insanlar, tüm gereksinimlerini kendi başlarına gideremedikleri andan itibaren topluca yaşama yolunu seçmişlerdir. Topluluk içinde bulunan insanlar arasında iş bölümü yapılmıştır. Her birey; yetenekleri, bilgisi ve deneyimleri ile farklı uğraşlar içine girmiştir. Avcılar, çiftçiler, sanatkârlar, din adamları, askerler gibi farklılaşma oluşmaya ve herkes belirli gereksinimlerini kendisi dışından karşılamaya başlamıştır. Her ne kadar o dönemde aile tipi üretimler yaygınsa da, insanların yetenek eksiklikleri ve zaman yetersizlikleri, gereksinimleri olan her şeyi üretmelerine engeldi. Avcı, avladığı bir hayvanın etine ve derisine karşılık bir fırıncının ürettiği ekmeği veya bir terzinin diktiği bir kıyafeti takas etmekteydi.

İlk ticaret takasa dayalı olarak başladı

Bu durumda malların ederini, belirli bir fiyat değil, gereksinimlerin şiddeti belirlemekteydi. Böylece, her seferinde faklılaşan değerler oluşmaktaydı. Bu dönemde fiyatlandırmada temel alınan unsur maliyet değildir. Gereksinimin şiddeti malların fiyatını belirlemektedir ve fiyatlandırma uzun süre bu şekilde devam etmiştir. Bu şekilde takas yapmanın ne kadar zor olduğu ortadadır. Takas yapacak her iki tarafın da aynı anda karşılıklı ürün ve hizmete gereksinim duyması gerekmektedir. Bunun ne kadar zor olduğu gayet açıktır. Gereksinimlerin karşılıklı olarak çakışmadığı durumlarda üçüncü taraflarla yapılacak olan takaslar devreye girmekteydi. Bu ise, zaman ve değer kaybıyla sonuçlanmaktaydı. Belirli kesimlerin tarihin derinliklerinde kalan bu uygulamayı inançları gereği bugüne taşıdıklarını düşünmek yanlış olmayacaktır. Bir örnek verelim: Bir avcının bir gün geyik vurduğunu varsayalım. Avcının ekmeğe gereksinimi olduğu gayet açıktır. Fırıncının elinde gereksiniminden fazla et varsa takasın gerçekleşmesi olanaksızdır. Avcının ekmeğe gereksinimi nasıl karşılanacaktır? Fırıncı gereksinim duyduklarını talep edecektir. Fırıncının; ayakkabı, çorap, kazak, deriden kaban vb. ürünlere gereksinim duyması olasıdır. Avcı, diğer üreticiler ile etin takasını yaparak fırıncının isteklerini karşılayacak, ürünü elde edecek ve son olarak kendi ekmek gereksinimini de karşılayabilecektir. Ne kadar zor değil mi?

İnsan parayı icat etti!

İnsanlar bu zorluğu yaşadılar ve zorluk onları başka çözümler bulmaya yöneltti. Çözüm olarak, kıymetli taş ve madenlerin değişim aracı olarak kullanılması gündeme geldi. Bu değişim şeklinin de uzun süreli gündemde kalamamış olmasının nedenleri gayet açıktır. Kıymetli taş ve madenlerin doğada serbest halde bulunabilmesi, büyük bir olasılıkla tarihin ilk enflasyonunu yaratmış olabilir. Birileri, bu malzemeleri doğada kolaylıkla bulabildikleri zaman,

başka bir karşılık düşünmeksizin alış veriş yapma şansına sahip oluyorlardı. Paranın kullanımı, ticarette inanılmaz bir takım değişiklikleri uygulamaya sokmuş ve öncelikle pazar oluşmasını sağlamıştır. Pazar oluşumu ile birlikte, ürünler için maliyet ve rayiç bedel kavramı da oluşmaya başlamıştır. Para için özetle; ‘ürünlerin değer ölçü birimidir’ tarifi yapılabilir. Bu durumda ürünlerin de ölçülmesinin gerektiği açıktır. Bu nedenle, metre, kilogram, litre ve benzeri ölçü birimlerinin derhal yaşamın içine girmesinin gündeme gelmiş olduğu bir gerçektir. Bu ölçü birimleriyle ürünlerin ölçülebilmesi ve bu sayede, birim üzerinden alım-satım yapılarak tartışmasızlık sağlanması öngörülmüştür.

Fiyatlandırma ve sistematik satınalma olgusu henüz yoktu

Ancak bu gelişmeler bile fiyatlandırma ve sistematik satınalma olgusunu o dönemde gündeme getirememiştir. Zirâ, ekonominin arz-talep dengesi, maliyete ve rekabete dayalı fiyat oluşması için yeterli değildir. Daha da açıklık getirmek için; ‘talebi karşılayacak ölçüde sürekli mal ve hizmet üretiminden bahsedilemezdi’ diyebiliriz. Toplum kesimleri çok uzunca bir süre, kendileri dışındaki üretim şekilleriyle ve hele bilimsel çalışmalarla hemen hemen hiç ilgilenmemekteydiler. Önemli bir kesimi okuryazar bile olmayan toplum kesimleri, temel olarak ne üretebiliyorlarsa onları üretmekle ve diğer yanda da ne bulabiliyorlarsa onları tüketmekle yetiniyorlardı. Bu süreç içerisinde en önemli özellik olarak; toplumların üretemedikleri gereksinimlerini dünyanın neresinden olursa olsun tedarik etme düşüncesinin gelenekselleştiği gerçeğini görüyoruz.

Parayı ilk kullanıma sokanlar Lidyalılar

Teknolojik malzeme ve çeşitli gereksinimler için başka yerlere gitmek gerekliliği Tarihi İpek ve Baharat Yolları’nı ortaya çıkarmıştır. Bu yollar, binlerce yıl süresince insanların gereksinimleri ve mutlulukları için sürekli olarak kullanıldı. Geçtiğimiz yıllarda Japonlar, bir belgesel oluşturma amacıyla tarihi şartlarda İpek Yolu yolculu-

ğu gerçekleştirdiler. Bu yolculuk aşağı-yukarı bir buçuk-iki yıl kadar sürdü. O günün şartlarını düşündüğümüzde, yolculuğun ne kadar meşâkkâtli olduğunu anlamak çok zor olmayacaktır. Ayrıca, o günlerde insanların milliyetçilik, ırkçılık ve dini inanç gibi konularda bizden ne kadar ileride olduklarını da anlıyoruz. Zirâ, bu yolculuk can ve mal güvenliği sağlanamadığı takdirde gerçekleşemezdi. Bu yolun güvenliği ve yol hizmetleri ise, o dönemde aşağı-yukarı yolun tamamını kontrol eden Türkler tarafından sağlanmaktaydı. Bu durumda sıkça söylenen bir takım inançların ve varsayımların pek de geçerli olmadığını kabul etmemiz gerekir. Bu yolun kontrolü ve güvenliği için birçok kavga ve savaşın yapıldığı bilinen bir gerçektir. Birçok halk da, bu yolun güvenliğini zedeledikleri için bölgeden sürülmüşlerdir. İpek ve Baharat Yolları ile bu yolların çevresinde oluşan olaylar klasik tarihin çok büyük bir kısmını kapsar.

Birçok savaş ve anlaşmanın temelinde ticaret ve satınalma olgusu vardı

Aslına bakılırsa, birçok keşif ve buluşun altında da ticaret vardır. Bir örnek olarak; doğuya ulaşmak için deniz yollarının ve Hindistan’ı bulmak adına da Amerika kıtasının keşfedildiğini söyleyebiliriz. Süveyş Kanalı da, doğuya daha hızlı gidebilmek adına kazılmıştır. Bunların tamamı, ticaretin biraz daha hızlı ve daha az masraflı olabilmesi adına yapılmıştır. Daha önemli bir takım gelişmelerin olması için Orta Çağ’dan çıkışı sağlayan Rönesans ve Reform hareketleriyle Fransız Devrimi’ne kadar bir süre geçmiştir. Bu gelişmelerden sonra özellikle sanayileşme alanında hızlı değişimler olmuştur. Bunlar olurken çağdaş anlamda satınalmanın oluşabilmesi, ancak bazı farklı gelişmelerin ortaya çıkmasıyla gündeme gelebildi. Bu gelişmeler aşağıdaki gibi özetlenebilir:

Her biri birbirinden farklı üretim düşüncesi terk edilerek, standart seri üretim ve montaj uygulanmaya başlandı. Bu işlem, ilk

defa Amerikan iç savaşı sırasında 10 bin adet tüfek üretim siparişinde gerçekleşti. Bu olay kongrede bir tartışmaya neden olduğu için, siyaset ve hukuk tarihinde de oldukça önemli bir yer aldı. Bu uygulama temel olarak, endüstri mühendisliğinin önemli dönüm noktalarından biri olarak kabul edilir. Olay, kongrenin 10 bin adet tüfek siparişi vermesiyle başlar. Daha önceleri siparişin verilmesinden sonra siparişin hemen ertesinde tüfekler azar azar ortaya çıkmaya başlardı. Ancak bu kez hiçbir tüfek son aya kadar atölyede görülmemişti. Kongre üyeleri siparişin yerine gelemeyeceği kuşkusu ile işi yükümlenicinin asılmasını talep ederler. Müteahhit zamanı dolmadan bunun yapılmaması gerektiğini ve taahhüdünü yerine getireceğini beyan eder. Gerçekten de son gün tüfeklerin hepsi teslim edilir. Aslında yapılan işlem çok basitti. Tüfek parçalarının resmi çizilmiş ve standart üretim yapıldıktan sonra tüfekler çalışır halde teslim edilmişlerdi. Bu durum satınalma ve lojistik uygulamalarının başlangıcı olarak da kabul edilmelidir. Bu uygulama, satış sonrası hizmet ve yedek parça sağlanması anlamında da oldukça büyük bir mesafe alınmasını sağlamıştır.

T Üretim Modeli geliştirildi. Henry Ford’un Amerika Birleşik Devletleri’nde her Amerikan ailesine bir otomobil satmak düşüncesinden yola çıkarak gerçekleştirdiği bir ilk olan üretim hattı uygulaması, çağdaş endüstri mühendisliğinin önemli bir başka yapı taşı kabul edilmelidir. T Üretim Modeli de denilen bu üretim yöntemi; ‘üretimin ürünün etrafında yapılmasının yerine, yerinde sabit duran işçilerin önünden ürün akması prensibine geçiş’ şeklinde özetlenebilir.

Bu yaklaşım, hem üretim hızını artırdı, hem de kapasitenin belirlenmesini sağladı. Ayrıca, işçilik ve diğer masrafların kontrol altına alınması ve azaltılması sonucunu da doğuran bu adım, çıkış noktası itibariyle, çağdaş pazarlamaya başlangıç ve tüketim ile refahın tabana yayılması adımıdır. İşte bu adım, ‘lojistik uygulamalar’ için de muazzam bir itici güç oluşturdu.

Üretimin belirli bölgeler ve ülkelerde toplanmış olması, serbestçe fiyat ve pazar oluşmasına engel olmaktaydı. Yani İpek ve Baharat Yolları için geçerli olan ölçütler neredeyse tamamen başka bir şekil almıştı.

Çağdaş ürünlere sahip olmak isteyenler rotalarını Amerika veya Avrupa’ya çevirmek zorundaydı. Çağdaş üretim yapabilmek için petrol de stratejik bir emtia haline gelmişti.

Dünya iki savaşla harap oldu

Bu ve başka gelişmeler sonucunda dünya iki savaşla harap oldu. 1. Dünya Savaşı’nda savaş gereçleri üretim seviyesi, savaşan ülkelerde en üst noktalara kadar çıktı. Fabrikalar açıldı ve fabrikalar savaşlardaki tüketime yetişemez oldu. Savaşın bitmesiyle beraber iki imparatorluk çöktü. Ancak, beklenmedik bir gelişme oldu ve Amerika’da borsanın çöküşü yaşandı. Almanya’da da dünyanın en büyük enflasyonu gerçekleşti. Aslında olanlar çok doğal sonuçlardı. Savaş sırasında silah ve mühimmat üretimi yapan işletmeler çok büyük bir istihdam yaratmaktaydı. Savaş bitince bu istihdam kapasitesi de aniden yok olmuştu. Böylece, büyük ekonomik kriz ve büyük ekonomik durgunluk başladı. Bu ekonomik durum dünyayı hızla yeni bir savaşa götürdü.

Savaş sırasında birçok bilimsel ve teknolojik gelişme oldu. Örnek olarak; jet motoru, antibiyotik, radar, naylon ve nükleer bomba gibi birçok buluş sayılabilir. Savaş sonrasındaki tekrar toparlanma döneminde çağdaş iki ülke tüm dünya ülkelerine örnek oldu: Almanya ve Japonya. O kadar ki; savaşta yerle bir olan ve iki şehri nükleer bomba ile yeryüzünden silinen Japonya, en gelişmiş ülkeler kategorisinde yer alır hale geldi. Bu olanaksız görülüyordu. Çünkü Japonya, neredeyse tüm genç nüfusunu ve bütün üretim tesislerini savaşta kaybetmiş, çok büyük bir savaş tazminatı ödeme zorunluluğu karşısında kalarak savaştan yenik çıkmıştı. Ama ne olduysa Japonlar, bu yokluk ve sıkıntıların altından kalkarak hem gelişmelerini gerçekleştirdiler, hem de refahlarını artırdılar. Bu uygulamayı yaparken çok yalın bir yaklaşımla hareket ettiler ve maliyet unsurlarını gözden geçirdiler.

Temel maliyet unsurları insan ve para olarak ele alınır

Japonya’da o zamanlar para pahalı, insan emeği ise ucuzdu. Onlar da bu nedenle parayı az, insanı çok kullanan sistemlerini uygulamaya koydular. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra birçok gelişme gündeme geldi: Dünya ekonomisi sürekli olarak yükselişe geçti. Sanayi üretimi olan ürünler için üretim yeri olarak dünyanın her bir yeri değerlendirilmeye başlandı. Diğer yanda rekabetin artması sonucunda, arz ve talep dengesinin arz fazlası olarak gerçekleşmesi ve rekabetin aşırı artması nedeniyle üretilen ürünlerin fiyatları sürekli olarak düşmeye başladı. Bu düşüş halen devam ediyor.

Yaygın ve ucuz üretime yönelim oldu

İşte bundan sonra dünya ülkeleri ellerinden geldiğince yaygın ve ucuz üretime yönelmeye başladılar. Bu nedenle üretim ve işçilik maliyeti yüksek olan ülkeler neredeyse üretimden vazgeçmeye ve üretim de işçilik maliyetleri daha düşük olan ülkelere kaymaya başladı. Bu ise, tüm dünyada serbest mal ve para dolaşımıyla yeni pazarların oluşması sonucunu doğurdu.

Adını andığımız olayların oluşmasıyla 1970’lere gelinmiş oldu. 1970’lerde çoğumuzun ‘Petrol Krizi’ diye andığımız, ama aslında Abd’nin finansal krizi olan kriz dünyayı derinden etkiledi. Dünya para konusunda kökten değişiklikler yaşadı ve uluslararası para değişiminde serbest kur uygulamasına geçildi.

Satınalmanın dikkatle ele alınması gereken bir disiplin olmasını sağladı

Hızlı gelişimler ve iletişim teknolojisindeki baş döndürücü yeni uygulamalar son derece önemlidir ve ticaret hacminin artmasında kuşkusuz büyük bir etken olmuştur. Bu gelişmeler, satınalmanın son derece önemli ve dikkatle ele alınması gereken bir disiplin olmasını sağlamıştır. Ülkemizde ise, işler biraz daha geç ve göreceli olarak farklı gelişti. Türkiye Cumhuriyeti, çok uzunca bir süre, yeni kuruluş sancılarından dolayı gelişmeleri sadece izlemek durumunda kaldı. Belki biraz atak yapılabilecek olan zamanlarda da 2. Dünya Savaşı gerçekleşti. 1960 ve 1970’li yıllarda ise karmaşa dönemi yaşandı. Dışa kapalı ve sadece üretimi yakalama çabası 1980’lere kadar ciddi bir şekilde sürdürüldü. Nihayet, belki de hazırlıksız olarak, belki de son vagonu kaçırmadan dışa açılma operasyonu gerçekleştirildi. Üretim kapasitelerinin artması ve yetişmiş insan gücünün uygunluğu gelişme için oldukça elverişli bir ortam yarattı. Satış ve pazarlama faaliyetlerinin yeterli satışları getirmesiyle dünya standartlarına oldukça yakın bir iş yapma anlayışı ülkeye egemen oldu. İletişim ve bilgisayar dönemini iyi yakalayan ülkemiz, serbest pazar ekonomisine geçişi inanılmayacak ölçüde sarsıntısız gerçekleştirdi. İşte bundan sonra, dünyadaki ve ülkemizdeki gelişmeler ‘çağdaş lojistik faaliyetler’e paralel olmuştur.

Dijital dönüşümde yol haritası eksikliği var

Endüstri 4.0 veya dijital dönüşüm süreçlerine baktığımda (yıllardır hem depo yönetimi, hem de lojistik yönetimi, tedarik yönetimi gibi konularla derinliğine ilgileniyorum, kitap, yazı vb. çalışmaları sürekli yapıyorum, teknolojik (otomatik) depo ile ilgili dünyadaki gelişmeleri eş zamanlı piyasaya aktarmak için çok çaba gösterdim) bir telaş ve yol haritası eksikliği (kurumsal bazda) dikkatimi çekiyor. Teknoloji ve iş entegrasyonunu telaşa kapılarak yapmak ve ekonominin asıl işleyişine doğru değerlendirmemek sıkıntılara neden olabiliyor. Bu nedenle, sanayi devrim süreçlerini ve dünya ekonomisindeki gelişim süreçlerini (zorlayan koşullar vb.) ele alan bu yazıyı hazırladım.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.