Para kazanmak isteyen yayıncı olmaz

“Hiçbir zaman tarafsızlık gibi bir iddiam olmadı. Tuttuğum taraf ise Milli Duruş'tur” diyor Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Kelkitlioğlu… Patronu Ethem Sancak'ın medya sektörüne girmeden önce Türkiye'nin en zengin ilk 10 isimi arasında yer aldı

Marketing Türkiye - - İÇİNDEKİLER - Röportaj: Ferruh Altun ferruh@marketingturkiye.com

“Hiçbir zaman tarafsızlık gibi bir iddiam olmadı. Tuttuğum taraf ise Milli Duruş'tur” diyor Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Kelkitlioğlu…

Medya sektöründeki 25’inci yılını geride bırakan Murat Kelkitlioğlu mesleğe Yeni Şafak gazetesinin Ankara temsilciliğinde adım atmış. “Bir gazeteci mutlaka Ankara’yı bilmeli. Ben bunun çok avantajını yaşadım.” diyen Kelkitlioğlu Ankara’dan sonra Yeni Şafak’ın İstanbul ofisinde görevine devam eder. Mesleki anlamda kendisine çok şey kattığını söylediği ünlü gazeteci Ufuk Güldemir’le de yolları bu süreçte kesişir. Güldemir’in teklifiyle Haber Türk internet sitesinin başına geçen Kelkitlioğlu kendi deyimiyle burada “gündem yaratan” bir haberciliğe imza atar Haber Türk televizyonu ve Haber Türk gazetesinde uzun yıllar görev alır. Sonrasında Ilıcaklar’ın çıkardığı Tercüman gazetesine geçen Kelkitlioğlu iki yıl burada hem köşe yazar hem de Türkiye’nin sadece internet üzerinden yayın yapan ilk televizyon kanalı olan Ofis TV’yi hayata geçirir. Ardından TMSF yönetimindeki Star gazetesine geçer ve zaman içinde gazetenin yazı işleri müdürlüğünü üstlenir. Kelkitlioğlu TMSF’nin el koymasıyla Akşam ve Güneş gazetelerinin yönetimine geçer. Bir süre iki gazetenin de sorumluluğunu üstlenen Kelkitlioğlu son bir yıldır Akşam Gaztesi’nin Genal Yayın Yönetmenliğini yürütüyor. Murat Kelkitlioğlu hükümete yakınlığıyla öne çıkan gazeteciler arasında yer alıyor. Ancak Kelkitlioğlu kendisiyle yaptığımız söyleşide hükümete yakın gazeteleri eleştiriyor ve “Her gün Cumhurbaşkanı ya da Başbakan’ı aynı dille manşete çıkarmak gazetecilik değil” diyor...

“Medya özgülüğü eleştiri hakkı tanır ama hakaret hakkı tanımaz... Hâlâ küfürlü manşetlerle yayın yapan gazeteler var...”

Sizin başına geçmenizle Akşam gazetesinde neler değişti? Nasıl bir yayın çizgisi oluşturdunuz?

Öncesiyle kıyaslamak istemiyorum çünkü benden önce gazetenin başında bulunan İsmail Küçükkaya fikirlerini benimsemesem de saygı duyduğum, muhabirlikten gelen başarılı bir gazeteciydi. Üç yıl önce bu gruba geldim ki o dönemde daha Ethem Sancak grubu satın almamıştı. En baştan beri amacım insanların eline aldıklarında tatmin olacakları, her şeyi bulabilecekleri, habere doyacakları bir gazete hazırlamaktı. Hiçbir zaman tarafsızlık gibi bir iddiam olmadı. Ben tarafım ve hazırladığım gazete de taraf… Tutuğumuz taraf ise Türkiye Cumhuriyeti ve Milli Duruş’tur… Hazırladığım gazetenin de bunları yansıtan ve çok okunan bir gazete olmasını istiyorum. Son bir yıldır yaptığımız özel haberlerle de bunu başardığımızı düşünüyorum. Ama tabi yapacak daha çok şey var…

“Milli Duruş”a zarar vermeyen gazetecilik anlayışını tanımlar mısınız? Bu hükümeti eleştirmemek anlamına da geliyor mu?

Ne hükümetler ne de partiler beni ilgilendirmiyor. Ama mesela ben Can Dündar’ın Cumhuriyet’te yaptığı MİT TIR’ları haberini yapmam. Bir kere yeni bir haber değil çünkü bir yıl önce zaten Aydınlık gazetesinde yayınlanmıştı. İkincisi o haber Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal güvenliğini ilgilendiriyordu. Dünyadaki her devletin istihbaratı buna benzer işler yapar. Siz bunları gazetecilik refleksiyle yayınlayamazsınız. Edward Snowden’ın sızdırdığı belgeleri yayınladığı için The Guardian gazetesi ciddi cezalar aldı. Çünkü bunlar ulusal güvenlikle ilgili konular. O TIR’ların içindeki silahlar Türkmenlere gidiyordu ki her devletin destek verdiği guruplar vardır ve siz bunları haberleştiremezsiniz. Milli Duruş böyle haberleri yayınlamamayı gerektirir. Bugün Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yüzlerce şehit verdiğimiz bir çatışma yaşanıyor ve bu konuda haber yaparken çok dikkatli olmaz zorundayız. Bu durumlarda devletin yayında yer almak gerekir. Ama 1990’lı yıllarda da gazetecilik yaptım ve o dönemde devletin takındığı tavrı sonuna kadar da eleştirdim. “Neden köyleri bombaladın?” diye soran isimlerindenim. Örneğin Ankara ve İstiklal’de gerçekleşen patlamalarla ilgili kimi gazetelerde yayınlanan fotoğrafları ben asla yayınlamadım yayınlamam da. Mesleği bırakırım yine yayınlamam. Çünkü Terör örgütünün temel amaçlarından biri propaganda yapmaktır ve siz o fotoğrafları yayınladığınızda buna hizmet edersiniz.

Türkiye’deki basın özgülüğü son dönemin en çok konuşulan konuları arasında yer alıyor. Siz özgürlükler anlamında gelinen durumu nasıl yorumluyorsunuz?

İsminizin önünde mesleki bir sıfatın olması size suç işleme hakkı vermez. Gazeteci de olsanız mevcut yasalara göre hareket etmek zorundasınız. Ulusal güvenliği ilgilendiren konularda yasaları ihlal ederseniz yargılanırsınız. Yargılandığınızda da ortalığı velveleye vermenin bir anlamı yok. Bakın Almanya Başbakanı Merkel, Cumhurbaşkanımızla ilgili kendi ülkesinde yayınlanan hakaret içerikli bir şiire tepki gösterdi ve dava açılmasına izin verdi. Obama Türkiye’deki basın özgürlüğüyle ilgili endişeli olduğunu söylüyor ama kendisine sosyal medya üzerinden hakaret edenlere dava açıyor ve bu kişiler ceza alıyor. Bu durum Cumhurbaşkanı’nın Amerika ziyaretinde kendilerine dosyalarla sunuldu. Medya özgülüğü eleştiri hakkı tanır ama hakaret hakkı tanımaz. Özellikle sosyal medyada ciddi bir suç furyası var. Hâlâ küfürlü manşetlerle yayın yapan gazeteler var...

Tirajlar konusunda da ciddi eleştiriler var. Özellikle Akşam gibi hükümete yakın gazetele-

rin “5-6 bin” satıp bunu “100 bin” olarak gösterdikleri konuşuyor. Bu eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizin tirajlarınız ne düzeyde?

Rakam vermeyeceğim ama tirajlarımız yetersiz. Bir gazetecinin hedeflerinden biri de olabildiğince çok okura ulaşmaktır ki gazeteyi çıkarma amacımız da bu. Ama ne yazık ki okur sayısında hızlı bir geriye gidiş var. Onca gazeteye rağmen toplam gazete satış 2.5 milyonu geçmiyor. Biz okumayı seven bir toplum değiliz ve bu bir Türkiye gerçeği. Bunda internetin de etkisi var, gazetelerin artık promosyon verememesinin de etkisi var. Basın sektörünün bir araya gelip bu gidişata bir çözüm bulması gerekiyor. Fakat bu gergin ve kutuplaşmış ortamda yayıncıları bir araya getirmek de kolay değil. Böyle bir platform olsa ben gider katkı sağlarım. Ancak tirajların manipüle edildiğini düşünmüyorum. Herkes herkesin ne kadar sattığını biliyor. En azından bizim gurubumuzda tirajları manipüle etmek gibi bir durum söz konusu değil.

Sektördeki kutuplaşmanın sona erme ihtimali var mı sizce?

Uzlaşmak zorunda değil ki medya… Herkes aynı başlığı atacak diye bir şart yok. Ama Türkiye için dertlenmek lazım. Eğer ülkeyi beğenmeyen varsa kalksın başka ülkeye gitsin. Zaten gidenleri de görüyoruz.

Medya ve siyasetin yakın ilişkisi medya-reklamveren ilişkisini de sorgulatır hale geldi. Sizce siyaset-medya ilişkisi reklamverenler üzerinde ne ölçüde etkili oluyor?

Muhakkak ki etkisi oluyor. Siyasi gelişmelerden reklamverenin etkilenmediğini söylemek doğru olmaz. Öteden beri ideolojik yaklaşımla reklam politikasını şekillendiren guruplar oldu. Ancak reklamveren çoğunlukla rakamlara dayanarak reklam veriyor. Sonuçta reklamveren dediğiniz parayı veren taraf ve o da reklama yatırdığı paranın karşılığını almak istiyor. Çok yakın ilişkileriniz olan şirketler bile bir mecra olarak sizden verim alamıyorsa gözünüzün yaşına bakmadan reklamları kesiyor. Zaten doğrusu da bu…

Akşam gazetesinin patronu Etem Sancak yaptığınız yayına karışıyor mu? Medyadaki tabiriyle “Patrondan telefon geliyor mu?”

Patrondan telefon geliyor ama hal hatır sormak için arıyor… Bugüne kadar Ethem Sancak’tan yaptığım yayınla ilgili tek bir telefon almadım. Bugüne kadar çalıştığım hiçbir kurumda da patronun yayına müdahale ettiğine şahit olmadım. Ethem Sancak çok kibar ve hoşsohbet bir insan. Haftada birkaç defa durum değerlendirmesi yapar sohbet ederiz. Ama en küçük bir habere bile müdahale etmedi şimdiye kadar.

Ethem Sancak gibi isimlerin medyaya para kazanmak için değil bir misyonu gerçekleştirmek için girdikleri iddia edilir. Bu açıdan baktığınızda Akşam gazetesi yayıncısına para kazandıran bir gazete mi?

Ethem Sancak medya sektörüne girmeden önce Türkiye’nin en zengin ilk 10 isimi arasında yer alıyordu. Ama basın sektörüne girdikten sonra o listeye hiç giremedi. Çünkü gazeteler öyle ciddi paraların kazanıldığı yerler değil. Bu bir gönül işi, bir misyon meselesi. Patron sürekli yayına para aktarır ve ana amaç da zarar etmemektir. Bizde de durum bu. Akşam gazetesi Mehmet Emin Karamehmet’in son döneminde ve TMSF döneminde biraz ihmal edildiği için çok ciddi zarar etmiş bir yayın. Biz bunları şimdi en aza indirmeye çalışıyoruz. Önümüzdeki süreçte de kâr elde eden bir hâlâ gelmek istiyoruz. Para kazanmak isteyen iş adamı gelip yayıncı olmaz.

Kimi gazeteciler “Biz profesyonel gazeteciyiz ve patron nasıl bir gazete isterse ona uygun bir gazete çıkarırız” diyor. Kimileri ise daha ideolojik yaklaşıp “Biz sadece savunduğumuz fikirleri benimseyen yayınlarda çalışırız” diyor. Siz hangi taraftasınız?

Mesleki anlamda baktığınızda elbette her görüşe uygun gazete hazırlayabilirim. Gazetecilik, babalık ve Beşiktaşlılık hayatta en iddialı olduğum konular ve bu konularda mütevazılık yapmam, gerekirse ukalalık da yaparım. Yandaş, muhalif ya da tarafsız… Tüm görüşlere uygun gazete yapabilirim. Ama bugün gelip muhalif bir gazete yapmamı isteseniz yapmam çünkü bu benim duruşumla ters olur. Çünkü ben “Milli Duruş”a inanıyorum ve buna ters düşecek bir işin içinde olmam. Şu anda kazandığımın 10 katını da teklif etseler düşüncelerime ters düşecek bir gazetede çalışmam. Profesyonel gazetecileriz ama toplumda karşılık bulan fikirleri savunuyoruz ve profesyonel gazeteciyiz diye bu fikirlerimizden vazgeçemeyiz. Sonuç olarak patron nasıl isterse öyle yaparım diyen gazetecilerden değilim.

“Eğer ülkeyi beğenmeyen varsa kalksın başka ülkeye gitsin. Zaten gidenleri de görüyoruz.” “Çok yakın ilişkileriniz olan şirketler bile bir mecra olarak sizden verim alamıyorsa gözünüzün yaşına bakmadan reklamları kesiyor.”

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.