Poseidon Ali Erkan Bezirgan

Türk marinacılığının duayenlerinden Ali Erkan Bezirgan meslekte 35’inci yılını doldurdu. Özveriyle geçen bu 35 yıla birçok başarı, dostluk hikayesi sığdırırken, Türkiye’de marinacılık sektörünün yaşadığı değişimin en önemli tanıklarından biri oldu.

Naviga - - Navİgasyon - YAZI: ŞULE KAYA

Marina sanatının ehli

Marinacılık dışarıdan bakıldığında ne kadar da cazip görünür. Öyle ya ne de olsa onlar Türkiye’nin en güzel kıyılarında, en güzel yatların arasında çalışırlar, hani neredeyse insanların hayalindeki tatilin bizzat kendisi marinacıların yaşam biçimidir. Ancak yakından bakanlar hiç de öyle olmadığını kolaylıkla anlarlar…

Şöyle söyleyelim, marinacılık belki de dünyanın en stresli ve zor işlerinden biridir. Neden derseniz... Bunun yangını var, fırtınası var, hiç tanımadığı halde ‘bana patronunuzu aratmayın’ diyen hırçın müşterisi var.

Özetle söylersek; bu sektördekilerin en büyük sorumlulukları insanların bütçelerinin önemli bir bölümünü ayırdığı ve dolayısıyla gözü gibi baktığı tekneleri tüm tehlikelerden korumaktır.

Marinacılar, herkesin tatile koştuğu, teknesine binip en güzel koylara yelken açtığı günlerde onlara eksiksiz hizmet etmek için çırpınan insanlardır. Diğer bir deyişle denizcinin iyi ve kötü gün dostudur.

Türkiye’de marinacılık denildiğinde akla gelen ilk isimlerden biri de elbette D-marin Marinalar Koordinatörü Ali Erkan Bezirgan’dır. Meslekte 35’inci yılını dolduran Bezirgan, tam anlamıyla çekirdekten yetişmiş ve başarı basamaklarını teker teker tırmanmış bir duayen. Dolayısıyla bu mesleğin her türlü inceliğini bilen bir profesyonel. Bu vesileyle bir araya geldiğimiz Ali Erkan Bezirgan’la mesleğe başladığı ilk yılları ve sektörün geçirdiği değişimi konuştuk.

Türkiye’de marinacılık ilk nasıl başladı?

Türkiye’de marina işletmeciliği Turizm Bakanlığı’nın kuruluşu olan ve 1955 tarihinde kurulan Türkiye Turizm Bankası A.Ş. (TURBAN) İkinci Beş Yılllık Kalkınma Planı’nda yer alması ile birlikte 1970’li yıllarda başladı. TURBAN’ıN ilk faaliyete geçen marinaları, 1976 tarihinde Bodrum, 1977 Kuşadası, 1985 Kemer ve Antalya Kaleiçi oldu. Ülkemizin ilk özel sektör marinası olan Çeşme Altınyunus Marina ise 1974 yılında açıldı.

Türkiye’de marinacılık sektörünün ilk isimlerinden birisiniz. Nasıl başladınız?

Ben aslında Ankara Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldum. Üniversiteden mezun olduktan sonra askerlik öncesinde çok kısa bir dönem Aydın Cumhuriyet Kız Lisesi’nde Fransızca öğretmenliği yaptım. 1980 yılında da TURBAN Kuşadası Marina İşletmesi’nde danışma ve kontuar memuru olarak göreve başladım. O zamanlar marina ön büro memuruna öyle deniyordu. Sonra sırasıyla şef yardımcılığından marina müdürlüğü görevine kadar yükseldim. Önce 1983 daha sonra 1988 yıllarında TURBAN tarafından görevlendirilerek marina işletmeciliği ve yönetimi konusunda Fransa’da Port de Plaisance La

Rochelle’de çalışmalar yaptım. Fédération Française des Ports de Plaisance (FFPP) tarafında düzenlenen birçok çalışmaya katıldım. 1988 yılında bir milletvekiliyle tartışarak telefonu kapatınca o zamanlar kendi aramızda bizim mesleğin ‘şark bölgesi’ olarak adlandırdığımız Kemer’e faks emriyle atandım. O zamanlar bir muhtarlık olan Kemer’de kiralık ev dahi yoktu. Ancak kısa süre sonra haklı olduğum anlaşıldı ve sadece dört ay sonra Bodrum Marina Müdürlüğü’ne atandım. Burada TURBAN Bodrum Marina’nın özelleştirme safhasında ve özelleştirme yapıldıktan sonra da Karada Şirketi ile Bodrum Marina’da devam ettim. 1998’de Doğuş Grubu bünyesine geçerek Turgutreis, Bodrum, Didim, Antalya ve Dalaman marina yatırım projelerinde İstanbul’da çalıştım. D-marin Turgutreis Marina inşaatının sonlarına doğru 2002’de Turgutreis Marina Müdürü olarak görevlendirildim. Böylece Ege’ye tekrar geri döndüm.

Fransızca öğretmenliğinden marinacılığa geçiş çok sert bir değişim. Hiç bilmediğiniz bu işi nasıl öğrendiniz?

Ben Kuşadası’nda çalışırken en az 25-30 yabancı aile marinada teknesinde yaşardı ve her akşam yat kulübe gelirlerdi, sohbet ederdik. Aslında biz işi TURBAN okulunda, o yatçılarla yaptığımız sohbetler esnasında öğrendik. Marinaya gelen yatçıların beklentisinden tutun da, yatçılığa kadar her şeyi... Uzun yıllar marinamızda yaşayan “Les Guides Nautiques Mer Egee” kitaplarının yazarı Jean Segalen marinacılık konusunda en iyi eğitmenimdi. Biz sonuçta bununla ilgili bir eğitim almadık.

Çalışma koşullarınız nasıldı?

Türkiye bu işe ilk başladığında denizden en iyi anlayanlar Deniz Kuvvetleri olduğundan devlet, yat limanı tüzüğünü ilk olarak askerlere yazdırmış. Doğal olarak yat limanı tüzüğündeki bir maddede de marina müdürlerinin uzak yol kaptanlarından yapılması gerektiği belirtilmiş. Dolayısıyla marina müdürleri uzun yıllar emekli denizci yüzbaşıdan kurmay albaya kadar her rütbeden askerler oldu. Biraz enterasan bir dönemdi. Çünkü içerde sendika vardı ve asker ona alışkın değildi. Zaten 80’li yıllar... Bir de o dönem marina bünyesindeki restorandan markete, deniz malzemeleri mağazasından benzin istasyonuna kadar her şey marina müdürleri tarafından işletilirdi.

Sizce iyi bir marina müdürü nasıl olmalı?

Düşünün insanlar çok sevdiği binlerce, belki de milyonlarca liralık malını size emanet ediyor. Bu yüzden hiçbir zarar gelmemesi için sizin gözünüz sürekli onun üzerinde olacak. Dolayısıyla en ince ayrıntılara dahi dikkat etmek gerekiyor. İyi bir marina müdürü olmak için öncelikle insan ilişkileriniz çok iyi olmalı. Zaman mefhumunuzun olmaması lazım. Çünkü insanları teknelerine geldiği yaz ve bayram tatilleri, hafta sonları sizin için en yoğun çalışma zamanlarıdır.

Ayrıca tekne sahiplerinin zamanı çok değerlidir. Eğer istediği an, hizmet alamaz ve karşısında muhatap bulamazsa bir sorun yumağı meydana gelir. Keza denizden gelen insan da, genellikle çok streslidir. Dolayısıyla marinaya girdiği andan itibaren siz ona güler yüzlü bir şekilde yardımcı olmak zorundasınız.

Bir yatçı mal veya servis değil, belirli memnuniyetleri satın almaktadır. İyi bir marina müdürü deniz araçlarını ve denizcileri doğal felaketlerden korumaktan öte, hizmetleriyle değişik kültürler, renk, dil ve dinden insanların huzur ve düzen içinde bir araya gelmesini sağlayan, taraflara iyi ev sahipliği yapan, iyi misafirlik kurallarını kimseyi incitmeden yerine getiren ve verdiği hizmetler karşılığı hak ettiği bedeli de kimseyi üzmeden almayı başaran kişidir. Tüm bunları sağlarsanız çok keyifli bir meslek bizimkisi.

Bir marinacının en büyük korkusu nedir?

Yangın. Bu yüzden tüm marinalar, yangın riskine karşı alınacak önlemler konusuna çok büyük önem verir ve sık sık tatbikat yapar. Sonuçta tekneler marinada yan yana duruyorlar. Birinde yangın çıksa diğerlerine sıçrama olasılığı çok yüksektir. Dolayısıyla bir taraftan yangını söndürürken yanındaki tekneleri korumak için de soğutma yapmanız gerekir. Teknenin gövde malzemesine göre müdahale şekli de değişiktir. İlk beş dakikada müdahale ettiniz ettiniz, sondan sonraki her dakikada şansınız giderek azalır.

Türkiye kısa sürede marinacılıkta çok iyi noktaya geldi. Bu süreçte bir dönüm noktası var mı?

1983 yılında yürürlüğe giren 2634 Sayılı Turizmi Teşvik Yasası ile yabancı bayraklı yatlara beş yıl süreyle Türkiye’de kalma şansı verilmesi dönüm noktası oldu. 1990’da TURBAN marinaları özelleştirme çalışmaları ile özel sektöre ihaleler zaman içinde tamamlandı. Daha sonra Yap-İşlet-devret modelinin devreye girmesiyle Ulaştırma Bakanlığı tarafından ilk özel marina yatırımlarının ihaleleri 1995-1997 tarihleri arasında yapıldı. Bunlar Didim, Bodrum, Turgutreis, Fethiye (Çavuşlu), Bozburun, Datça, Antalya ve Kaş’tı. Özel sektör tarafından üstlenilen bu projelerin yatırım bedeli yaklaşık 200-250 milyon dolardı ve ülkemize yaklaşık 6.000 ilave bağlama kapasitesi kazandıracaktı. Ancak bunlardan sadece Turgutreis, Didim ve Kaş olmak üzere üçü kurtulabildi. Diğerleri, bürokrasi çarkları içinde

boğulup, izin alamadıkları için yapılamadı. Bunlardan Dalaman Marina yatırım projesi de 20 yıldır sürüncemede bekliyor. Son olarak Maliye Bakanlığı ile Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı arasında tüm kıyı yapılarının Ulaştırma master planında veya Yapİşlet-devret modeli ile yaptırılmasının karar altına alınması ile 2011 yılından bu yana da hiçbir şekilde yeni bir marina için izin alınamıyor. Kıyıda kendi arazisi önünde yatırım yapmak isteyen özel sektör marina yatırımları da kitlenmiş durumda.

Ama ihtiyaç var değil mi?

Evet var çünkü devletin kendi projeksiyonuna baktığınız zaman 30-35.000 bağlama kapasitesinin yaratılması öngörülüyor ama uygulamada bu kitlenmiş durumda. Maliye Bakanlığı ile Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı'nın bu projelerin önünü açması gerekiyor. Türkiye'deki marina yatırımlarının gelişmesi için, kamusal yapı ve bürokratik işleyiş biçimlerinin de iyileştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ülkemiz kıyılarının yatçılık ve marina yatırımlarına çok uygun olmasına rağmen, bu hususlarda bakanlıklar arası yetki dağılımının net olmaması, mevzuat düzenlemelerinin günün şartlarında yetersiz kalması gibi sebeplerden dolayı yatırım ve işletme safhalarında sorunlar ortaya çıkabiliyor. Günümüzde bir marina yatırımcısı, marinayı projelendirip hizmete sunabilmek için en az 12 kamu kurumundan izin almak zorunda. Yeni yatırım noktalarında, yatırımcıların karşı karşıya kaldıkları, bürokratik işlemler, izinler, onaylar ve yatırım dahi tamamlanmadan üstlenilmek zorunda kalınan mali yükümlülükler, yatırımların gerçekleşme süresinin çok uzamasına neden oluyor.

Mesleğe başladığınızdan bu yana Türk yatçıların profilinde nasıl bir değişim gözlemlediniz?

Eskiden bir deniz kültürü vardı, tekne sahipleri gerçek deniz adabı almış yatçılardı. Bu profil yıllar içerisinde yavaş yavaş değişti. Şimdi tekne sahiplerinin zamanları daha kısıtlı, dolayısıyla hızlı hizmet istiyorlar. Ayrıca paranın el değiştirmesiyle denizcilik kültürü biraz yok oldu. Böyle olunca bazı davranış şekilleri, bize yaklaşımları da değişti. Bağlama parası verince marinayı satın aldığını zannetmeye başladı bazı tekne sahipleri. Diğer taraftan marinanın düzenini, sükununu bozan, kamu içi tehlike yaratan yat sahibi ve kaptanlar bile var. Bunları da nezaket ile uyarmak bizim görevimiz. Bu sonuçta bir kültür ve eğitim meselesi.

İyi bir marina sakinini nasıl tanımlarsınız?

Denizciliğin güzel geleneklerine sahip çıkan yatçı denizini kirletmez, komşusunun suyunu, elektriğini, adaptörünü izinsiz kullanmaz, pontonunu temiz tutar, botunu rıhtıma koymaz, müziğin sesini sonuna kadar açıp çevresindekileri rahatsız etmez, liman girişinde sırada birçok tekne varken anons etmeden yardırarak içeri girmez, kendi teknesinin de güvenliğini sağladığını bildiği için kapıda kimlik soran güvenlikçiyi terslemez.

Özetle: İyi marina sakini, deniz örf ve adetlerini bilen düzgün insandır. Problem yaratmaktan çok bütün marina personeli ile birlikte çözmeye çalışır, empati kurar, önyargılı davranmaz. Bilir ki marina aslında köyden büyük kasabadan küçük bir yerleşim birimidir ve hep birlikte hoşgörü ile yaşayınca hiçbir sorun çözümsüz değildir.

Türkiye'de iş gücü hâlâ çok ucuz. Böyle olunca hizmet sektörü olan marina işletmeciliğinde yatçıya Türkiye’deki marinaların, hem hizmet hem de altyapı ve tesis açısından yurt dışındaki marinalardan çok daha iyi olduğu herkes tarafından kabul edilen bir gerçek. Bunun sebebi nedir?

hizmeti daha fazla elemanlarla sunduğunuz için hizmet kalitenizin çıtası da daha yükseklere çıkıyor. Türkiye'deki aşağı yukarı her marinada en azından güvenlik-gemici hizmetlerinde çalışan üç vardiya vardır. Ama yurt dışında saat 17:00'den sonra kimseyi bulamazsınız. Hafta sonları da öyle... Hizmet sektörünü insanla götürdüğünüz ve elinizde daha fazla insan olduğu için hizmet kaliteniz de artıyor.

Türkiye’de tekne satışının arttığını ama bir yandan da 2011’den bu yana yeni marina yapılamadığını söylediniz. Bu ileride nasıl bir sonuç doğuracak?

Krizle beraber Avrupa'da fiyatlar düşmeye başlayınca Türkler bunu fırsata çevirdi ve tekne almaya başladı. Ama Türkiye'de bağlama kapasitesi sorunuyla karşı karşıya geldi. Türkiye'de marinacılık ve teknecilik çok dar bir alana hapsedilmiş durumda. Ayrıca çeşitli kamu kurumlarının marinaları para basan mekanlar olarak algılamaları ile devamlı hizmet ve kiralama bedellerini artırmaları sonucu bağlama ve bakımonarım fiyatları da artmaya başladı. Bugün Türkiye'deki marina fiyatları neredeyse Avrupa'dakilere eşdeğer oldu, hatta en pahalı marinalar arasında yerini aldı.

Marina işletmeciliği sektöründe çalışmak isteyen gençlere neler önerirsiniz?

Marina işletmeciliği de bir hizmet endüstrisidir. Zira her gün yeni teknoloji üreten yat imalatı ile marina ekipman endüstrisinin yeni tekniğinin takip edilmemesi kişinin kendi sahasında gerilemesine neden olur. Teknik ilerlemelere ayak uydurmuş, müşterilerini memnun edecek bilgili ve kaliteli bir hizmet verme anlayışı ana hedefi olmalıdır.

Dallas’ın ‘Ceyar’ı Larry Hagman ve Ali Erkan Bezirgan

Ali Erkan Bezirgan

Sadun Boro, Ali Erkan Bezirgan

Ali Erkan Bezirgan

2007’de ‘Yılın Profesyonel Turizmcisi’ ve 2013’te Göcek Yat Kulübü’nün ‘Yelken Sporuna Destek Ödülü’ne layık görülen Bezirgan, aynı zamanda IMEAK Deniz Ticaret Odası Meclis Üyeliği, Marina İşletmeleri Meslek Komitesi Başkan Yardımcılığı ve Çevre Komisyonu üyeliği görevlerini sürdürüyor.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.