Denizi yaşayanlar

Hayatını denizde geçirmiş bir balıkadam Serço Ekşiyan, yaşadığı Büyükada ve çevresinde dalıyor, sualtı yaşamını kayıt altına alıyor, dipteki atıkları temizlemeye çalışıyor. Kimi zaman Adalar’da kimi zaman Aya Sofya’nın derinliklerinde bilim insanlarıyla,

Naviga - - Navİgasyon - YAZI: AYŞEGÜL BAKIŞ

Hayalet avcısı

İstanbul’da sualtıyla ilgilenip de onun adını duymayan pek yoktur desek abartmış olmayız. 3 dakikalık bobinlere kaydolup yurt dışında yıkanıp gelen filmleri heyecanla beklediği günlerden, HD çekim kalitesine kavuşana kadar neler görmüş geçirmiş. Kameraların çektiği görüntüler netleştikçe denizin altı bulanıklaşmış, renkler yok olmuş. Denize gönül veren herkes gibi Ekşiyan da her dalışta yok olan türleri gördükçe üzülüyor, önüne geçmek için elinden geleni yapıyor. Denizin derinliklerinde oynadığı çocukluk yıllarından sonrasını avlanarak geçirmiş denizden ekmeğini çıkarmış, şimdi de ona olan borcunu ödemeye çalışıyor. Gerçek bir deniz emekçisi olan Ekşiyan ile ‘dinim, kitabım, ibadetim’ dediği sualtını konuştuk.

Sualtı çalışmalarınız nasıl başladı?

Çocukluğumdan beri Büyükada’da zıpkınla balık avlardım ama asla küçük balıkları avlamazdım. Gençlik yıllarımda altı yıl Mykonos Adası’nda dalış turizmiyle uğraştım. Daha sonra evlenmeye karar verince geri geldim.

Bodrum’da da dalış turizmiyle ilgilendim ama şartlar aynı değildi. O yıllarda bizim denizlerimiz daha da bereketliydi ama özellikle turist kalitesi çok farklıydı. Bizdeki dalış merkezleri de şimdiki kadar mükemmel ve organize değildi. Sonunda Büyükada’ya geri döndüm, hem burada hem yurt dışında biraz daha çalıştıktan sonra kendimi emekli ettim.

Benim tüple dalışa başlamam 1973’te Büyükada’da oldu. O yıllarda bende kamera yoktu. Arkadaşım Bedo’da (Kılıçcan) hem fotoğraf hem film kamerası vardı. O yıllardan ne görüntü varsa ondadır. Görüntü kalitesi şimdikilere göre kötüydü ama bereket vardı. Şimdi mükemmel HD kameralar var ama görüntülenecek fazla bir şey kalmadı. 2000 yılında ben de bir Sony kamera aldım. Bedo ona gereken housing’i ve iki adet 50 watt’lık ışıklarını imal etti. O günden bugüne önce kasede şimdi de HD karta görüntü almaya devam ediyorum. Artık kameralar fiyakalı ama o zaman gördüklerimiz artık yok. O yıllarda şimdiki teknik ekipman olsaydı neler çekerdik. Ne İstanbul aynı ne denizin dibi.

Denizin dibinde neler görüyorsunuz artık?

Bedo ile beraber yaptığımız sızdırmaz kutusu, kanadı ve kuyruğu olan bir

güvenlik kameram ve ışıklarım, teknede de 12 volt çalışan monitörüm var. Dalış yapmadan önce onu yolluyorum, deniz dibinden görüntü alıyorum.

Denizin dibinde taşlar vardır, bunlara nişan da denir. Ben balık köyleri derim. Orta suda yüzen göç balıkları bu taşların üzerinden geçerken belli bir zaman üzerlerinde durur. Oranın yerli balığı değilse de bir müddet kalır.

Ben güvenlik kamerasıyla periyodik şekilde taşların üzerinden görüntüler alırım. Üzerinde çoğu zaman ağ gördüğüm için dalıp videolarını çekiyorum. Bunlar eskiden balık köyleriydi. Şimdi çoğunun üzerinde yüzlerce metrekare ağ var.

Eskiye göre teknelerin boyu büyüdü, üzerine konan ağlar büyüdü, ağlar çabuk insin diye kurşunlar 400 grama kadar çıktı... Gırgırlar son teknoloji ürünü echo sounder’larıyla bazen bu taşların üzerindeki balık sürülerini görünce dayanamayıp riskli olmasına rağmen mola ediyor. Ağ yükseklikleri çok fazla olduğu için ağ ve kurşunlar yere değiyor, balıkları çevreliyor, başlıyorlar büzmeye. 1,5 kilometrekarelik bir daireyi kapsayan ağ büzülürken aşağıda ne var ne yok hepsini tarıyor. Bazen de ağı takıyor ya da kopartıyor.

O sentetik malzeme bir örtü gibi kayanın üstüne yayılıyor, kimse almazsa 200 yıl kalıp deniz dibinde pasif avlanma yapmaya, dengeyi bozmaya devam ediyor. Bunlar olmasın diye çalışıyoruz.

Tek başınıza mı çalışıyorsunuz?

Tabii ki hayır. Kendimi emekli ettiğim için ön çalışmayı ben yapıyorum. Ağların tespitini yapıp filmini çekiyorum. Arkadaşlarım Ercan Akpolat ve Ekrem Başak ile videoları izleyip plan yapıyoruz. Onların müsait olduğu günlerde buluşup dalıyoruz. 60-70 litrelik havuz kimyasal bidonlarını içine su doldurup aşağıya indiriyoruz. Kalın halatları tutma yerine bağlıyoruz, ağları da doluyoruz. Bunlar derinlerde olduğu için dalış sürelerimiz kısıtlı. Birkaç dalışta altı-yedi bidonla bağlayabiliyoruz. Son gün hepsine hava basıyoruz. Serbest olanlar yavaş yavaş çıkıyor, takılan bölümleri biz kurtarıyoruz. Ama çok dikkatli olmak gerekiyor seni de sararsa takılır kalırsın. Bugüne kadar 9.500 metrekare kadar ağ çıkardık.

Bu ağları biz çıkardıktan sonra dekor olarak kullanmak isteyen arkadaşlara veriyorduk. Geri dönüşüm için ilginç bir talep geldi. Erzincan’daki köylerde ekinleri kuşlardan korumak için bu ağları kullanabileceklerini söylediler. 1.200 metrekare ağı üçe böldük, paketledik, gönderdik. Kazıkları çakarak seralar yapmışlar, gittiğimde gördüm. Nereden nereye, balık tutmak için üretilen ağlar yüzlerce metre yükseklikte dağlardaki ekinleri koruyor.

Bu ağların denizin dibine zarar vermemesi için ne yapılmalı?

Örtülmüş kayalarda yok olan yaşam içler acısı. Balıkçılar da ağların takılmasını istemez. Hem tuttukları balıkları hem de ağları kaybediyorlar. Ağları çıkarıp yama yapmak zorunda kalıyorlar. Ama neticede ertesi gün ava gidebiliyorlar, ağlar orada kalıyor. Eskiden yokluk zamanında kimse kolay kolay ağlarını bırakmazdı. Takıldığı zaman kesmezler, dalgıçlar çağırılır, çıkartılırdı. Şimdi öyle değil, kopan ağlar kimin belli değil. Bu ağların kromdan bir künyesi olsa, kurşun yakaya takılsa ağın sahibinin kim olduğu anlaşılır. O zaman bırakan, ağı çıkartmak zorunda kalır. MARPOL sözleşmesinde denize sentetik ağ atmak yasak, balıkçılar çöp olarak atmasa da yine de orada bırakmaları kabul edilemez. Hayalet ağların zarar verdiği türlerin çoğunu avlamak ya da denizden çıkarmak yasak. Ben dalgıç olarak çıkarıp yakalansam cezası var ama üzerine ağ atıp öldürmenin cezası yok.

Adalar çevresinin avlanmaya yasak bir bölge olması için de çalıştınız değil mi?

Yıllar içinde sualtında çektiğim filmleri İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi aynı zamanda Türk Deniz Araştırmaları Vakfı (TÜDAV) Başkanı Profesör Bayram Öztürk’e ve eski Adalar Belediye Başkanı Dr. Mustafa Farsakoğlu’na gösterdik. Sağ olsunlar ilgilendiler, 2012-2016 yılları arasındaki 3 numaralı ticari avlanma sirkülerine bir yasak konuldu. Dalış arkadaşım Ercan Akpolat o zaman belediye başkan yardımcısıydı. Bakan Mehdi Eker, Büyükada Anadolu

Kulübü’nde bir toplantıya geldiğinde kendisine beraber çektiğimiz videoları gösterip konuyu anlattı. Farsakoğlu ve Öztürk’ün haritalarının kesişiminden 104 no’lu harita çıktı ortaya. Ama bu yasak bize göre küçük. Çünkü en güzel taşlar o alanın dışında kaldı. Kadıköy Moda Burnu’ndan Tuzla Yelkenkaya ve Tuzla adalarını da içine alarak Büyükada, Heybeliada, Burgazada, Kınalıda, Sedef Adası, Neandros, Yassıada, Kaşık Adası, Sivri Ada dâhil olmak üzere dokuz adada gırgır avcılığının kesinlikle yasaklanmasını ve daha da önemlisi bu yasakların denetlenmesini istiyoruz. İstanbul Boğazı’nın da aynı şekilde gırgır ve trole kapanmasını istiyoruz.

Bunları sağlamak için yoğun bir bürokratik çalışma da gerekiyordur...

Ben o işlerle ilgilenmiyorum. Heybeliadalı bir arkadaşımız var Volkan Narcı, Adalar Kent Konseyi, Denizle Yaşam ve Koruma Çalışma Grubu’nun başkanlığını yürütüyor. Sağ olsun o bürokrasiyle uğraşabiliyor, dosyalar hazırlıyor. Sadece ağlar için değil; Büyükada ve Neandros arasından geçen BOTAŞ boru hattındaki beton bloklar için de...

Ambarlı’dan suya girip Pendik’ten karaya çıkan doğalgaz ana boru hatları vardır. Bu hatlar üzerindeki zift ve betonla korunmuştur. Bunları döşerken kuzeyine ve güneyine 1 metreküplük beton bloklar kondu. Haritalarda da bunların çevresinde avlanmak yasaktır diye işaretlendi. Ancak bu yasaklar da delindi.

Balıklar kumun ortasında buldukları bu kütlelere sırtlarını dayamak için duruyor. Gırgırlar onları görüp ağı atınca beton bloklara takıyor, sarıp bloğu yukarı alıyor. Sonra sağa sola atıyorlar. Biz bunları ilgisiz yerlerde buluyoruz. Boru hattını korumak için alınan tedbir yerinden kalkıyor bir nevi. Volkan’ın sivil toplum kuruluşlarıyla yaptığı mücadele buranın koruma alanının muhafazası ve ilerde yaşanacak bir felaketin önüne geçilmesi için.

Pekiyi ya Kurbağalıdere atıkları...

O da ayrı bir hikaye... Birkaç arkadaşımla Marine Traffic sayfasında garip bir hareketlilik fark ettik. Gemiler Kurbağalıdere’den buraya gidip geliyorlar. Biz 12. günde fark etmişiz. Günde dört gemi iki sefer yapıyormuş, ne olduğunu merak ettik. Habertürk’ten arkadaşlarla haberleştik. Sabah erkenden Gökhan Karakaş da bize Milliyet Gazetesi’nden başka bir muhabir arkadaşı yönlendirdi. Defne Koryürek de bize katıldı. Volkan da Heybeliada’dan teknesiyle geldi. Sabah erken saatte buluşup gemilerin koordinatlarına göre uygun bir yerde bekledik. İki gemiyi iki tekneyle kaydetmeye başladık. Kameraların kaydettiğini görünce gemiler, normalde durdukları yerden daha açığa gittiler. Bir noktada durdular, alttan kapaklar açıldı, atık boşaltıldı. Biz hemen numune aldık, gazetecilere verdik. O gün Yassıada’ya atık dökümü durdu. O akşam Habertürk’ün haber bültenlerindeki görüntüler Kurbağalıdere’deki atık yüklenmesiyle başladı. Moda katı atık tesisine gittiği söylenen gemilerin Yassıada’da boşaltım yaptığı görüntülerle devam etti. Ertesi sabah “Gemiler Ömerli’deki katı atık tesislerine gitmek üzere yükleniyor” dendi, bu kez de Kemerburgaz’a gitti. Haber çıkınca o da durdu. Sonra Kartal’daki depo yerlerinde biriktirmeye başladılar oradan da Şile’ye gideceği söylendi. Arkasından neler oldu bilmiyorum ama biz ilgili belediyeleri konudan haberdar ettik.

Kurbağalıdere’deki pislik denize boşaltıldıktan sonra gözlemlerimiz mercanların çok etkilendiği yönünde. iki taşın arasında her türlü tehlikeden korunan küçük bir popülasyon vardı. Yıllardır görüntülediğim bu taşın geçen haftaki halini görün. Üzerindeki mor mercanlardan eser yok. Bunlar yılda sadece 8 milim büyüyor; ne acı... Bilim adamı değilim. “Kesin bundandır” diyemem ama kirlilik, iki-iki buçuk ay içinde mor mercanları yok etti.

Serço naviga Ekşiyan

Tavşan Adası’nda (Neandros) balıkların yumurtlama alanında bulunan inşaat atıkları. Ateş Evirgen, Serço Ekşiyan, Ercan Akpolat, Volkan Narcı ve Ekrem Başak beton ve çimento atıklarını denizin dibinden çıkarıyor, Milliyet’ten Gökhan Karakaş da temizlik dal

Mor mercan

Denizin dibinden çıkarılıp Erzincan’daki tarlalarda kullanılan ağlar

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.