Yarış

Naviga - - Navİgasyon - YAZI: SEVİL ÖREN KONAKÇI

Rolex Sydney-hobart Ezber bozuldu

Cruising Yat Club of Australia (CYCA) dünyada en çok tanınan zorlu açık deniz yarışı Sydney-hobart'ı 71 senedir büyük bir muvaffakiyetle düzenliyor. Sydney'in Rushcutters Koyu'nda bulunan kulüp, gençlerin verdiği yelken eğitimi ve yatçılık sporu sevdalılarının desteği ile bugünkü saygın durumuna gelmiş. Ben de bu yarışı 1998'den beri izliyorum, Türkiye'de duyurmaya çalışıyorum. Önceleri Telstra sponsorluğunda yapılan SydneyHobart Yarışı'na 12 sene önce Rolex sponsor oldu. Bana sorarsanız bu mücadele, America's Cup'tan sonraki ikinci prestijli yat yarışı. Zorlu açık deniz rotasıyla dünyanın her yerinden

Bu yıl 71’incisi yapılan, 108 teknenin katıldığı Rolex Sydney-hobart Yarışı’nda Comanche, sekiz yıldır süregelen Wild Oats hükümdarlığına son verdi. 2004’ten bu yana en zorlu yarış olduğu söylenen mücadelede Türk yelkenci Murat Eke de vardı. Sevil Ören Konakçı, Sidney’de yarışı

Naviga adına izledi, yazdı.

yelkenciyi kendine çeken bu yarış yıllar geçtikçe, en son teknolojiyle üretilen hız makinelerinin boy gösterdiği kıyasıya bir mücadele haline geldi.

Yarıştan önce ekipleri bekleyen hava durumu hakkında bilgi veren Meteoroloji Uzmanı Michael Logan, startın 15 knot'larda başlayacağını ancak rüzgârın ilerleyen saatlerde şiddetini artıracağını, rotanın en tehlikeli bölgesi Bass Boğazı'nda 50 knot'a ulaşacağını söyledi. Bu da yarışın ne denli heyecanlı geçeceğinin ilk işaretiydi. Rolex Sydney-hobart Yarışı, 26 Aralık günü son derece sakin bir havada start aldı. Ben de basın teknesinde, teknelerin start hattından ayrılışını izledim. Derken start topunu patlatacak olan hakem teknesi Aussie Legend'ın su aldığı ve Taroonga Park İskelesi'ne yanaşarak startı verecek kişilerin Majestic teknesine transfer edildiği haberi geldi. Nitekim top atışını bekleyen bizler borazan sesini duyunca bir hoşluk (!) olduğunu anladık. Ancak maksi yatlar başta olmak üzere teknelerin etrafımızdan geçerek mücadeleye başlaması o kadar heyecanlı ve güzeldi ki pür dikkat yarışa odaklandık. Bir yandan da liman dışına çıktığımız için azgın dalgalarda fotoğraf çekip haber yapmaya çalışan basın mensuplarına “Ha gayret, tuttuk seni” diye yardım ediyorduk. Bu arada rüzgâr şiddetini artırmış, ileriden siyah bulutlar koşturarak üzerimize gelmeye başlamıştı. Biz ise hedeflerine doğru koşan teknelerin peşinden, adeta Hobart'a doğru kararlılıkla yol alıyorduk. Taa ki dalgalardan perişan olan gazetecilerden biri “Biz Hobart'a gitmesek olur mu?” deyinceye kadar. Bizler kulübe geri dönerken fırtınayla karışık yağmur başlamıştı.

Basın odasında son gelişmeleri izlerken yarışta ilk çözülmeler başlamıştı. Sidney'den henüz uzaklaşmışlardı ki çarpışan, direk kıran, yelken koparan, dümeni kırılan tekneler peş peşe kulübe dönmeye başladılar. Bunların içinde yarışın favorisi olan maksi yatlar da vardı. Yarışın en çarpıcı haberi ise sekiz senedir arka arkaya finişe ilk ulaşan tekne olarak ‘line honour' unvanını elde eden Wild Oats Xi'den geldi. Her yıl yenilenerek yarışa katılan bu iddialı tekne, starttan sadece birkaç saat sonra ana yelkeni yırtıldığı için yarışı terk etmek zorunda kaldı. Durum böyle olunca gözler, en yakın rakibi Ken Read dümenciliğindeki Comanche'ye döndü. Zaten yarış şiddetlenen rüzgârla tam da Comanche'nin havasıydı. Sert rüzgârda mutlu olan ve jilet gibi kayan Comanche, sakin rüzgârda ise ekibin tabiriyle ‘şişman bir kadın' gibi yayılıp kalıyordu. ABD'LI Jim Clark ve eski bir model olan eşi Kristy Clark'ın sahibi olduğu ve hatta yarışta bizzat üzerinde bulunduğu Comanche'nin bu ikinci Sydney-hobart deneyimiydi. Ekibi de, 34. America's Cup'ta Oracle Team USA'I kupaya taşıyan James Spithill'in de aralarında bulunduğu son derece deneyimli yelkencilerden oluşuyordu. Kısa süre sonra Comanche'nin de yarıştan çekildiği haberi duyuldu ancak resmi açıklama yoktu. Nitekim bu haberin hemen ardından yapılan resmi açıklamada bilinmeyen bir cisme çarpan teknenin sancak taraftaki dümen palası ve daggerboard'unda hasar meydana geldiği ancak geçici olarak tamir edilmesiyle yarışa devam ettiği duyuruldu. Yarışın lideri bir başka maksi yat olan Rambler'dı, hemen arkasından

da Comanche geliyordu. Takım oldukça zor koşullarda Rambler'ı geçmeye çalışıyordu. Üzerinde büyük bir baskı olan dümenci Ken Read, ne olursa olsun bu ‘kahrolası yarışı' tamamlayacağını söylüyordu. Bu arada Rambler da Bass Boğazı'nda bir cisme çarpmış ve o da sancak daggerboard'undan yara almıştı. Aralarında sadece birkaç mil fark bulunan iki tekne aynı yerden aldıkları hasarlarla kıyasıya mücadele içerisindeydi. İkinci günün akşamı yarışı terk eden tekne sayısı 29'a ulaşmıştı.

Ve mücadelenin üçüncü günü sabah erken saatlerde Comanche'nin, Rambler'a 16 mil fark attığı haberi geldi. Artık tüm gözler onun üzerindeydi. 2014'ün ekim ayında ABD'DE suya inmesinden itibaren en iddialı yarış tekneleri listesinde ilk sıralara yerleşen Comanche, bu iddiasının hakkını verdi ve Rolex SydneyHobart Yarışı'nda Wild Oats'un sekiz yıllık hükümdarlığına son vererek finişe ilk ulaşan tekne oldu ve bir anlamda yarışa farklı bir heyecan kattı. Teknenin sahiplerinden Kristy Clark da, bu yarışta ‘line honour' unvanını elde eden ilk kadın tekne sahibi oldu. Yarışın genel sıralamada birinciliğini ise Balance isimli TP52 elde etti.

Rolex Sydney-hobart 2015’ten kısa kısa

Rolex Sydney-hobart 2015'te, 2004'ten bu yana en zorlu mücadele yaşandı. 2004 yarışında 117 teknelik filonun 58'i yarışı terk etmek zorunda kalmıştı. 2015'da ise 108 teknelik filodan 31'i finişi göremedi.

2014 Rolex Sydney-hobart Yarışı'nı kazanan Wild Rose'un sahibi ve skipper'ı Roger Hickman (Hicko), 38'inci kez yarışa katıldı. Hickman'ın 1985 yapımı bir Farr 43 olan Wild Rose'u, yaşıtları çoktan emekli olmasına rağmen 16'ncı kez Sydney-hobart'ta mücadele etti. 2014 yılında CYCA tarafından ‘yılın açık deniz yarışçısı' seçilen Hickman, 1998 yarışındaki ‘ölümcül fırtına'da (fatal storm) bir ekip üyesini kaybetmişti.

Yarıştan önce yapılan basın toplantısına katılan Wild Oats Xi'in dümencisi Mark Richard, sanki sonucu önceden kestirmiş gibi son derece mütevazı konuştu. Richard, bir aksilik olmadığı takdirde yarışı alabileceklerini ama deniz ve rüzgâra teslim olduklarını, dolayısıyla her şeyin mümkün olduğunu söyledi.

Wild Oats'un sahibi, Avustralya'nın en önemli işadamlarından biri olan, yelken tutkunu Bob Oatley, yarıştan sadece 10 gün sonra 89 yaşında hayatını kaybetti. Yenilgi Bob Oatley'e göre değil miydi acaba?

Yarışa 22'nci kez katılan Kayle teknesinde engelli yelkenciler yarıştı. Projeyle engellilerin kendilerine güvenlerini artırmak ve yarışırken aralarında dayanışma yapmalarını sağlamak amaçlanıyordu. Yarışta başka sosyal sorumluluk projeleri de vardı. Climate Action Now küresel ısınmaya, Dave Devil da kadına yönelik şiddete dikkat çekmeye çalıştı.

Yarışın ikinci finiş veren teknesi Ragamuffin 100'ün sahibi Syd Fischer 88 yaşında olmasına rağmen yine dümenin başındaydı. Bu, Fischer'in 47'nci SydneyHobart yarışıydı.

Yarışta 28 farklı ülkeden yarışçı vardı ve dümencilerden 28'i kadındı.

Bizimkilerle bir acı kahvenin hatırasında

Sydney-hobart Yarışı'nın 71 senedir yapıldığı Cruising Yacht Club of Australia'ya basın kaydı için geldiğimde, Selim Kakış'a benzer birini gördüm ve yanına gidip “Siz Selim değil misiniz?” dedim. Selim'i Türkiye Açık Deniz Kulübü'nde katıldığı yarışlardan, gençlerde Avrupa'da bayrağımızı dalgalandırdığı günlerden tanıyorum.

Selim de beni tanıdı ve yanındaki arkadaşıyla tanıştırdı. İsmi Murat Eke'ydi. Yarışa katılmak üzere oradaydı. Beraber bir kahve için oturduk. Yanımda yelken sporuna ilgi duymasını arzu ettiğim torunum da var, o da abilerini ilgiyle izliyordu. Maya, CYCA'DE yelken kursunda ve umarım iyi bir ‘deniz insanı' olacak. İnsan olmaktan daha zordur ‘deniz insanı' olmak; başka bir ruh halidir çünkü.

Murat ve Selim'den ayrıldıktan sonra da Edhem Dirvana geldi. Onunla da bir süre görüşüp, Extreme Sailing Series'in

Sidney'deki son ayağını ve İstanbul'daki yarışı konuştuk. İstanbul'dakini de buradakini de izlemek bana nasip oldu!

Rolex Sydney-hobart’taki Türk: Murat Eke

Murat Eke'nin anlattıkları çok ilgimi çekti. Clipper Around the World Yarışı'nı ve ona nasıl katıldığını anlattı. Avustralya'nın Albany şehrinden geliyorlardı, zorlu bir seyir olmuştu hatta Atatürk Boğazı denen bir yerden de geçmişlerdi. Neden Albany'de Atatürk adı verilen bir geçiş var? Çanakkale, Gelibolu'ya doğru yola çıkan Avustralyalı gencecik askerlerin yola çıkış şehri Albany de ondan. Hatta Albany geçen sene Çanakkale Skal Troya Kulübü ile kardeş kulüp oldu 100. yıl anısına.

Murat Eke kendisine yepyeni bir ufuk açmıştı ve pupa yelken gidiyordu. Anlattıkları da bana yepyeni ufuklar açtı ve Clipper Around the World Yarışı'nı başlatan Sir Robin Knox-johnston'la tanışma ve bu yarış hakkında geniş bilgi edinme imkanı verdi. Hatta Sir Robin ile bir basın toplantısı sonrası görüştük ve “Bu yarışın bir ayağını da Türkiye'ye getirseniz ne iyi olur” diye düşüncemi paylaştım. Olur mu dersiniz? Ona bir anahtarlık göz boncuğu hediye ettim, belki kapalı kapıları açar dileğiyle...

1968'de dokuz denizci dünyayı hiç durmadan, tek başına dolaşmak üzere, o zamana kadar yapılmış olan en cüretkâr yarışa başlamış ve on ay sonra bu yarışı sadece Sir Robin bitirebilmiş. ‘Sir' unvanıyla birlikte, şöhret ve para sahibi de olan Robin Knox-johnston, Clipper Around the World Yarışı'nın kurucusu ve halen CEO'SU. Hatta meraklılarına benden küçük bir not; ‘A Voyage for Madmen' diye bu dokuz deli denizcinin hikayesini anlatan Peter Nichols'un yazdığı bir kitabı da okuyorum, belki sizin de ilginizi çeker.

Murat Eke'yle orada kısa bir röportaj yaptık sonrasında Rolex Sydney-hobart Yarışı'nı da bizim için değerlendirdi. Murat Eke'yi dinleyelim ve ‘örnek' olmasını dileyerek onu bu sayfalarda alkışlayalım.

"Yelkene 2000 yılında başladım. O dönemden 2008 yılına kadar İstanbul'da Melodi ve daha sonra Capricorn tekneleri ile yarıştım. 2008 yılında beyin enfaktüsü geçirdim ve felç oldum. İyileşmem iki yıl kadar sürdü. 2010 yılında Capricorn'daki arkadaşlarım arayarak tekrar tekneye katılmamı istediler fakat kendimde gerekli çeviklik ve çabukluğu görmediğimden üzülerek onlara katılamadım. Üç yıl kadar önce Define ekibinden çocukluk arkadaşlarımla karşılaştım ve onlar beni Define'de yarışmaya davet etti. Kendime güvenemiyordum fakat denemek istedim ve hâlâ onlarla yarışıyorum, çok da eğleniyorum.

Eskisi gibi yoğun çalışmayı bıraktığımdan daha çok boş vaktim oluyordu. Kendime küçük bir tekne aldım ve Marmaris'e bağladım. Naviga yazarlarından gezgin Ekber ve Gülin de teknelerini aynı pontona bağlamışlardı. Tanışınca onlarla Atlas Okyanusu'nu geçmeye karar verdim ve 2014 yılının sonunda birlikte okyanusunu geçtik. Bu geçiş öncesinde Volvo Ocean Race'in startına Alicante'ye gitmiştim. O atmosfer çok hoşuma gitti. Daha önce de böyle bir atmosferi iki kez katıldığım Les Voiles de St. Tropez Yarışı'nda yaşamıştım. Bu arada Clipper Round The World Race Yarışı'na katılmaya karar verdim. 2015 yılı başlarında dört kez İngiltere'nin Solent Bölgesi'nde değişik tarihlerde antrenmanlara katıldım. Bazen bir hafta boyunca hiç durmadan İngiltere ve Fransa arasında gidip geldik. O dönemde okyanusta yaşam, denizde sağ kalma, helikopterle tekneyi terk, hipotermi, can salında yaşam, denizde adam arama ve kurtarma gibi birçok eğitim aldım. Son iki eğitimde kendi takımımla taktik ve trim çalışmaları yaptık ve takıma Avustralya'nın Albany şehrinde katıldım. Burdan Güney Okyanusu'na 44.3 güney enlemine kadar, nerdeyse Antarktika'nın buzul sınırından, Tazmanya'nın güneyinden dönerek Sidney'e geldik. Bu yarış 13 gün kadar sürdü. 15-20 metre dalgalarda, 70 knot'ı bulan rüzgârlarda durmadan yelken yaptık. Dalgalara girdiğimizde 4-5 ton suyun bizi alıp götürmemesi

için tekneye devamlı bağlı kaldık. Her taraf, her şeyimiz ıslaktı ve kurumuyordu. Teknenin içinde de yalıtım olmadığından yoğunlaşan su uyurken bile üzerimize damlıyordu. Benim vardiyam geldiğinde, o günü de kazasız belasız atlatmak ümidiyle güverteye çıkıyordum. Bu yarışın ilk etabında başka takımda bir kişinin ölmüş olması da beni biraz korkutuyordu. Hiç duş almadan, kıyafet değiştirmeden geçen 13 gün sonrasında Sidney'e vardık. Tekneyle limana giriş hazırlıklarını yaparken, bize bir botun yaklaşmakta olduğunu gördüm. Daha da yakına gelince Define'den takım arkadaşım Selim'in olduğunu gördüm, çok duygulandım. Onlar da Extreme Sailing Series'in son ayağı için Sidney'e gelmişti. Daha sonra Edhem'i de marinada gördüm. Orda hazırlık aşamasında birkaç günü beraber geçirdik.

Bu seyir esnasında çok duygusal anlar yaşadım. Daha önce videolarını hayranlıkla izlediğim denizlerde yelken yapıyordum. Denizin üstü bembeyaz ve dalgalar çok büyüktü. Bazı günler yanımdaki takım arkadaşıma rüzgârın sesinden kendi sesimi duyuramıyordum.

Teknede 18 kişiydik ve iki vardiya olarak yarışıyorduk. Takımda Amerikalı, Avustralyalı, İngiliz, İrlandalı, İskoç arkadaşlarım kalmıştı. Sidney'e vardıktan sonra Sydney-hobart Yarışı'nın startına 12-13 gün vardı. Bu sırada tekneyi hazırlamamız ve bu yarışın kurallarına uygun hale getirmemiz gerekiyordu. Takım arkadaşlarımla tekneyi karaya alarak altını temizleyip zehirli boya vurduk. Sydney-hobart'ın startı olan 'Boxing Day' gelip çattığında, bütün hazırlıklarımız tamamlanmıştı. Havanın ilk 12 saat sonrasında fırtınaya döneceğini biliyorduk ve hazırlıklarımızı o yönde yaptık. Yarış öncesi yaptığımız toplantıda, biz bu denizleri tersten aynı havalarda geçtik, konsantre olup yarışırsak yarışı sorunsuz bitiririz diye karar aldık. Bu sefer aşağıdan yukarı

geldiğimiz rotayı tersten yapıyorduk. Değişen çok bir şey olmadı. Yarış başladığında orsa seyri ile Sidney Limanı’ndan çıktık, güneye doğru yönelince spinnaker’ımızı açtık ve 12 saat kadar öyle seyir yaptık. Fırtınayı görüyor ve yaklaşıyorduk. Güvertede yaptığımız son toplantıda hepimiz fırtınanın tam gözüne girdiğimizi biliyorduk. Herkesin suratında farklı bir ifade oluşmaya başlamıştı. Fırtınaya yaklaştıkça metreleri sayıp yelkenleri son anda küçülttük. Bunun sonrası 48 saat kadar 50-60˚ eğimde, ıslak, tuzlu, uykusuz ve yorucu geçti. Daha sonra rüzgâr kaldı ve Tazmanya’nın güneyinde Tazman Adası açıklarında rüzgârsızlıktan birçok tekne toplanmıştı. Daha sonra gelen rüzgârla yarışı bitirdik. Limana yanaşırken çok güzel bir ortam vardı. Herkes bağırıyor ve bizi alkışlıyordu. Gece limana varmamız daha iyi olmuştu. Daha sonra yarışa katılan 108 tekneden, 31 tanesinin fırtınada direk veya arma kırarak, yelken yırtarak yarışı bıraktığını öğrendik. Biz kazasız belasız yarışı bitirdik ve genel sıralamada 37’nci olduk.”

Sulh rüzgârları adına son söz

Gelibolu Savaşları’nın 100. yıl anma etkinlikleri dahilinde 2015 yılında Türkiye, Avustralya-yeni Zelanda arasında daha ziyade sanata yönelik projeler yapıldı ve bitti. Bu etkinlikler geleceğe herhangi bir katkı ve devamlılık getirmedi.

Anzakların denizden Gelibolu’da Anzak Koyu’na filikalardan çıkarken telef olduğu gerçeğiyle bir ‘denizde anma’ etkinliği yapılmalıydı. 2001 yılında “Winds of Peace”, “Sulh Rüzgârları” isimli yarışlar ihdas edilmeli diye Anzac Cove Yacht Rally I adı altında start vermeye çalışmıştık. 35 denizci de Avustralya’dan gelmişti. TAYK, Cahit Üren, CYCA ve RAYC’DAN Teki Dalton (denizde güvenlik eğitmeni, Sydney-hobart yarışçısı) ve Avustralya, Türkiye koordinatörü olarak da bendeniz bu ralliyi başlattık. Katılımcılara plaket ve kupalar verildi, dönemin Türkiye Yelken Federasyonu Başkanı Nazlı İmre de ordaydı.

Bu sene Naviga, Türkiye’nin öncü denizcilik mecmuası olarak, bu yarışı duyurmak ve ilgi yaratmak istedi. Çok uzun zamandır bu yarışı yazdığım ve genel yayın direktörü olduğum mecmua bir deniz dergisi olmadığı için gerekli hedef kitleye ulaşmıyordu. O nedenle Naviga için bu işi severek üstlendim ve inanıyorum ki benim mecmuanın 15 senedir yapamadığını Naviga bu sayıda ve belki de ilerdeki sayılarda bu yarışa sonrasında belki de Clipper Around the World Yarışı’na sayfalarında yer vererek bilinç yaratacak.

Evet böyle bir yarışa katılmak zor ancak onu uluslararası bir hale getirmek daha zor… Oysa düşününce Türkiye’nin çok ihtiyacı olduğu ‘Sulh Rüzgârları’ yarışı şimdi olmazsa ne zaman olur? Rüzgârsız kaldığımız, rüzgârımızın önüne set çekildiği zaman ne yapacağız? Barbaros Hayrettin, Piri Reis, Çaka Bey, Umur Bey için rüzgârımızı doğru yönde kullanarak, dümeni kırmadan, ana yelkeni koparmadan, gövdeye hasar vermeden, salim sulara erişmeye çalışalım derim.

Comanche

Daryl Hodgkinson (Victoire), Roger Hickman (Wild Rose), Sevil Ören Konakçı ve Matt Allen (Ichi Ban)

Kristy Clark ve Comanche ekibi

Murat Eke’nin yarıştığı Unicef teknesi

Murat Eke

Sevil Ören Konakçı ve Sir Robin Knox-johnston

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.