7 denizler ile

Anılarımızdaki Kuzey Afrika

Naviga - - Navİgasyon - YAZI VE FOTOĞRAFLAR: GÜLİN BOZKURT, EKBER LEVENT

Tunus ve Cezayir kıyılarını eylül ve ekim aylarında geçmiştik. Özellikle Avrupa kıyılarında artık daha medeni yerlere gitmeye ve katılımcılarımızı oralarda ağırlamaya başladığımızdan beri, Kuzey Afrika’nın ilginç hikayelerinden de uzak kaldık.

Bence böylesi daha iyi ama bir kere olsa da görmekte fayda var. Bundan ötürü eğer buralara gitmeyi düşünen macerasever denizcilerimiz olursa faydalanmaları bakımından buraları yeniden kaleme almak isterim. Şu unutulmamalı Arap Baharı denilen oluşum biz gittikten hemen sonra bu ülkelere geldi, şu anda siyasi durumları oldukça karışık ama anıları denizci gözü ile okursanız faydası daha çok dokunabilir.

Tunus’a gidiyoruz

30 Ağustos 2010’da Marmaris’ten ayrıldık. Doğal olarak Yunan Adaları üzerinden önce Atina, Korint Kanalı geçişi ve Korfu’ya kadar çıkıp sonra rotamızı güneye çevirdik. İtalya’nın güneyi ve Sicilya üzerinden Malta’ya vardık. Buralar çok bilindik rotalar ama bizim amacımız Kuzey Afrika kıyılarını keşfetmekti. Tunus, Cezayir ve Fas kıyıları tüm çekiciliği ile rotamızın üzerindeydi.

Sidi Bou Said (36°51’.98 K, 010° 21’.1 D)

Malta’dan Tunus’un kuzeyi 225 deniz mili; seyir planımızda 36-38 saatte Sidi Bou Said’de olmak var. Valetta’da sabah çıkış işlemlerimizi yaptıktan sonra iki günlük kumanyayı marketten alıp öğleye doğru bağlı olduğumuz şamandıradan halatımızı aldık. Hava raporları açık ve 3-4 bofor güney-güneydoğulu rüzgâr bildiriyor. Sakin bir seyir bekliyoruz. Akşama kadar rapora uyan rüzgâr, güneşin çekilmesi ile birlikte uykuya daldı. Sabah gün doğumuna değin 5-6 knot’ları geçmedi. Bize de yıldızların altında frişka bir seyir imkanı verdi. Ertesi gün ve geceyi de böyle rahat atlatınca 43 saatlik seyir ile sabah 08:00’de Sidi Bou Said Marina’ya girdik.

Buraya Tunus’un güzelce bir marinası diyebiliriz. Bizi sabah bekçisi karşıladı. “Selamünaleyküm”ümüze “Bonjour” ile karşılık verdi. Biz müslüman bir ülkeye geldik sempatisi yaratmaya kalktık ama Fransız sömürgeciliği gerçekliği ile tanıştık. Daha sonra güzelce tekne

temizliğine giriştik, bittiğinde yapmak ve işlemler için marinanın ofisine doğru yola çıktık. “Duşun anahtarı marinanın müdüründe” dediler. Ben müdürün yanına girdim. Gülin de yan tarafta WC yazan yere bir göz atmaya girdi ve bağırarak geldi. “Bunlar bize tuvaletin taharet musluğundan duş aldıracaklar!!!” dedi. Neyse sonra anlaşıldı ki tuvaletlerin taharet muslukları duş hortumları ile uzuyor, duşlar ayrı özel bir yerde ve kilitli. Anahtarı ancak müdür beyden alıp yıkanabiliyorsun. Duşların niye bu kadar ‘Kutsal Emanetler’ odası gibi muamele gördüğünü hiç anlamadık. Marina müdürü oldukça sempatik biri. İlk kez bir Türk bayraklı teknenin marinalarını ziyaret ettiğini söyledi. Marina ücreti, bizim için 31 dinar (2010’da 1 dinar aşağı yukarı 1 TL gibi; 2016’da 1 dinar 1,46 TL. İlginç Tunus dinarı bile bizim paramıza karşı değer kazanmış), su ve elektrik 4’er dinar. Yani günlük 37 dinar. Buna % 12 vergiyi sonradan ekliyorlar. İki gün kalacağımızı söyledik. Ancak “Üç günlük parası vereceksiniz” dedi. İlginç olan şu ki; ücretlendirme öğlen 12:00’den ertesi gün 12:00’ye kadar yapılıyormuş. Bu durumda biz de sabah dört saat için bir günlük fazla ödeme yaptık. Neyse o günün elektrik ve su parasını (8 dinarı) almadılar.

Sidi Bou Said tam bir turistik kasaba, ‘eski şehir’ denilen bir tepenin altına kurulmuş. Oldukça güzel bir bölge, Kartacalılar’dan kaldığı için bölgenin adı Carthaca. Sidi Bou Said mavi beyaz evleri ile tam bir Akdeniz şehri. Sokaklarında çoğunun işletmecisi Fransız olan turistik güzel kafe ve restoranlar var. Görmenizi öneririm.

Bizerte (37°16’.03 K, 009° 53’,57 D)

Sonraki durağımız Bizerte’de büyük ticari limanın yanında bir balıkçı barınağı var. Yol rahat geçti, rüzgâr olmayınca motorla kıyı seyri yaptık. Barınakta Belçika bayraklı yelkenli bir tekneye

aborda olarak bir gece kaldık ve sabah 07:00’de deklarasyon kağıdını alarak hemen yola koyulduk. Barınak ve çevresi bir çeşit balıkçılar sanayi mahallesi gibiydi, kalmak için elverişli bir yer değildi. Deklarasyon kağıdı bir çeşit bizim transitlog’umuz gibi. Tunus’a her şehre giriş ve çıkışları ‘Guarde De National’ bürolarına giderek onaylatıyorsunuz, ülkeye giriş ve çıkış işlemleri çok kolay. Sidi Bou Said Marina’nın içinde bürosu vardı zaten. Hemen 5 dakika içinde işinizi hallediyorlar. Diğer iki şehirde de bu işlemler çok kolay oldu.

Tabarka (36°57’.5 K, 008°45’.8 D)

Bizerte’den sabah erken ayrılıp Tabarka’ya vardığımızda bizi bir görevli bekliyordu. Yanaşmamıza da yardımcı oldu. Hava karardıktan sonra girdik yine buraya. Cenevizlilerden kalan kalenin altında liman çok güzel, Bozburun Limanı’nın biraz büyüğü ama şehir çok daha büyük. Aradığınız her şey var. Limanda kalma ve elektrik su parası çok ucuz. Kışı burada rahatlıkla geçirebilirsiniz. Mercan balıkçılığı çok yaygın, Tabarka, Tunus’tan çıkış alabileceğiniz son şehir, Cezayir’e en yakın liman. Buradan sonra Cezayir’e Annaba’dan girebilirsiniz.

Aslında Tunus’ta kasaba pazarları cıvıl cıvıl balıkçı dükkanları ile dolu, taze balık bol. Bu sebeple bu sularda seyir yaparken çok dikkatli olmak gerekiyor. Derinlik tüm Sicilya-malta-tunus arası uygun olduğundan çok balıkçı teknesi ve balık ağları var. Slalom yaparak balık ağları arasından seyir yapıyorsun bu yüzden geceye fazla kalmadan gündüz seyir yapmaya çalışıyoruz.

Hava raporları fena, rüzgâr batıya döndü ne var ki yola çıkmalıyız. Biraz sallanacağız ama Cezayir’i ve Fas’ı geçip kendimizi Cebelitarık’a atmalıyız. Tabarka’dan ayrılmadan Cezayir limanları hakkında aldığımız bilgiler çok iç açıcı olmayınca 700 mil boyunca yol yapıp burayı pas geçmeyi planladık. Ancak hava planlarımızı bozunca Cezayir limanlarına uğramak durumda kaldık. Buraya kadar kardeş kardeş gittiğimiz rüzgâr bu kez 4-5 şiddetinde batı-kuzeybatı esiyordu. Tabii bizim rotamızda batılı olunca eğlence şimdi başlamıştı bizim için. Bölgede hem hava sıcak hem de deniz suyu sıcak olunca bölgeyi etkisine almaya çalışan soğuk hava kütlesi, havanın kararsız olmasıyla sonuçlanıyordu. Sıcak hava konvektif hareketle yukarı çıkıyor ve yukarıda ani soğuduğu için bulutlanma oluşuyor. Bulutlar kümeleşiyor ve sonunda başbelası kümülonimbus (Cb) bulutuna dönüşüyordu. Görüşte önce netleşiyor ve arkasından bulutlar yağış bırakırken tekrar bozuluyordu. Cb bulutunun altında da kuvvetli sağanaklar oluşuyordu. Biz de bu bulutun altına girerken yelkenleri küçültüyorduk. Ağır ağır gelen bu sistem, bölgeyi de ağır ağır terk ediyordu. Bu bir hafta en büyük değişiklik deniz suyu sıcaklığında oldu. Deniz suyu sıcaklığını ara ara takip ediyorduk fakat 23,7-24˚C’den 21˚C’ye düşene kadar denizin çekmediği sıkıntı kalmadı tabii dolayısıyla bizim de. Bu kadar büyük bir kütlenin 3-4˚C kadar sıcaklığını kaybetmesi sırasında doğum sancıları çeken kadın misali çığlıklar atıp ağlayıp durdu. Hava tam açtı dediğimiz bir anda birden bulutlar toplaşıp büyük bir yağmur bulutu oluşturuyordu ve kendi sağanağı ile yağmuru üzerimize dökerken bir yandan da batılı havanın iri dalgaları ile boğuşmak zorunda kalıyorduk. Kuzeyden gelen büyük iri ölü dalgalar (swell) bizi çamaşır makinesine girmiş gibi çalkalayıp duruyordu.

Gece seyir sırasında rüzgârı kafadan alıp, orsa çekerek zar zor gitmeye çalışırken bir taraftan gemileri, balıkçı teknelerini kontrol etmeye çalışıyorduk. Ancak diğer taraftan da Cb bulutlarını takip etmemiz gerekiyordu. Oldukça yorucu geçiyordu bu seyir. Adı gibi baş belası bir buluttu bu! Hafife almaya gelmiyor.

Tabarka’da Ceneviz Kalesi

Malta-sidi Bou Said rotası

Sidi Bou Said Marina Tabarka Limanı’ndan Ceneviz Kalesi’nin görünüşü

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.