Gezi

Kuzey Işıkları’nın peşinde

Naviga - - Navİgasyon - YAZI VE FOTOĞRAFLAR: CANER ÖZKAN

İzlanda, Atlas Okyanusu’nun kuzeyinde volkanik bir ada. İlk olarak Vikingler tarafından keşfedildiğinden buraya bir Viking Adası demek de mümkün. Zira kafanızı nereye çevirseniz Vikingler’den bir parça görüyorsunuz. Yaklaşık 102.000 kilometrekarelik yüzölçümüne sahip adanın nüfusu sadece 320.000. Yani kilometrekare başına sadece üç kişi düşüyor bunların büyük çoğunluğu da başkent Reykjavik’te yaşıyor. Başkent dahi biz Türkler için küçücük bir yer. Durum böyle olunca Reykjavik’in dışına çıktığınızda insana rastlamak pek mümkün olmuyor. Ülkede ufak tefek bir sürü kasaba olmasına rağmen yerleşimler en fazla 5-10 ev ve bir marketten (aynı zamanda benzinci) oluşuyor.

Bizim İzlanda’ya gitme sebebimiz ise Kuzey Işıkları’nı (Aurora Borealis) izlemekti. Her ne kadar çok az insanla karşılaşsak da, bulduğumuzu yakalayıp sohbet etmeye ve İzlanda hakkında kitaplar dışında bilgi almaya çalıştık. Sorularımızın büyük çoğunluğu elbette Kuzey Işıkları hakkındaydı. Soğuk gibi görünen İzlandalılar sorularımıza sıcakkanlı bir şekilde yanıt verdiler ve mükemmel İngilizceleriyle bize karşı son derece yardımseverdiler.

Adanın en önemli gelir kaynağı turizm ancak ülkedeki milli parkların hiçbiri ücretli değil. O güzelim milli parklarda dolaşmak, fotoğraf çekmek, banklarda oturmak ve hatta otopark hepsi ücretsiz. Yandaki tesiste kahve içmek istersen ya da hediyelik eşya almak istersen –ki çok pahalılar- o sana kalmış. İzlanda’dan bahsederken fiyatlardan bahsetmeden olmaz, zira her şey ateş pahası. Ülkenin turizm dışında ciddi bir gelir kaynağı yok. Ne tarım ne de hayvancılık... Buzlarla kaplı uçsuz bucaksız düzlüklerde bir fabrika dahi bulunmuyor. Görebildiğimiz sadece üç-beş seraydı. Tüm bunları gördükten sonra ilk bakışta inanamadığımız fiyatlara –bir kase çorba 50, bir ekmek 15 liraydı- bir anlam verebildik. Çünkü havanın çok soğuk olduğu adada hiçbir şey yetişmiyordu.

Turumuza devam ederken her kasabada durmaya, gözlem yapmaya çalıştık. Geçmişi denizlerin fatihi Vikinglere dayanan İzlandalıların son derece denizci insanlar olduğunu gördük. Denizden 100 kilometre uzaklıkta iç kesimlerdeki kasabalarda bile evlerin otoparklarında treylerler üzerinde duran tekneler vardı. Teknelerin üzerleri karla kaplıydı fakat belli ki o soğuk

biraz azaldığında hazır durumdaki treyler bir arabaya takılacak ve denize doğru yol alacak. Sahil kasabalarının tümünde ufak balıkçı barınakları dışında gemilerin yanaşabileceği alanlar da var. O soğuk havaya ve kar yağışına rağmen İzlandalılar marinalarda balık tutmakla ya da tekne turu düzenlemekle meşguldü. Adada deniz turizmi de büyük önem taşıyor: Balina gözlem turları, dalış turları, buzulların arasında seyirler gerçekleştiriliyor. Ve elbette adanın en önemli gelir kaynaklarından biri de balıkçılık.

Adanın her köşesinde ziyaretçileri güzel bir deniz feneri bekliyor. Bu deniz fenerlerine fotoğraf çekmeye gittiğimizde şaşırtıcı bir tablo karşıladı bizi. Deniz feneri bir sanat galerisiydi. Sonradan İzlanda’daki tüm deniz fenerlerinin bir sanat galerisine dönüştürüldüğünü öğrendik. Yetenekli sanatçıların ellerinden çıkan tablo ve heykellerin bulunduğu deniz fenerlerine de giriş ücretsizdi, hatta kapılarında güvenlik dahi yoktu.

Gelelim Kuzey Işıkları’na... Gitmeden önce araştırmalar yapmış, hava durumlarına bakmış, en iyi izlenebilen yerleri belirlemiştik ama gidince bunların hepsinin nafile olduğunu gördük. Dediler ki hava kapalı ise ışık yok, yıldızlar yok ise ışık yok, hava yeterince soğuk olmadığından ışık yok. Yok, yok, yok... Meğer Kuzey Işıkları öyle aramakla bulunan bir şey değilmiş. 15 gün boyunca beklediği halde göremeyip de dönen çok insan varmış. Bize de “Boşuna uğraşmayın, gidin bir şeyler için” diyenler oldu ama biz vazgeçmedik. Zira hava açıktı, yıldız vardı. Tamam hava rüzgârlıydı ve çok soğuk değildi ama bir ısrarcı olduk, sormaya, dolanmaya devam ettik. En sonunda bir benzinlik çalışanı adanın kuzeyinde bulunan Husavik şehrindeki bir dağda, saat 00:30’da görebileceğimizi söyledi. Biz de bunun üzerine 50 kilometre kadar yol gittik. Boş bir arazide beklemeye başladık. Derken orada tanıştığımız kar motorlu İzlandalıların eğlencesine katıldık, kara saplanan bir cipin kurtarılmasına katıldık. Derken gece yarısına geldiğimizde beklediğimiz ışık oyunları nihayet başladı. Görsel şölen 45 dakika sürdü sonra birden bire puff diye yok oluverdi. Belki tekrarlar diye biraz daha bekledik ama boşuna... Yola çıkmaya karar verdik zira otelimiz 150 kilometre uzaktaydı.

Adada çok az insan ama görülecek o kadar çok güzellik var ki... Ancak mesafeler uzun, günler kısa, bu yüzden her yeri görmeye fırsat olmuyor. En üzüldüğümüz şey bu güzellikleri görmeye gün ışığının yetmeyişiydi. Gün 11:00’de aydınlanıyor, 16:00 civarı kararmaya başlıyordu. Biz, güneşi iyi değerlendirmek adına o buzlu yollarda biraz hızlı araba kullandık, kimi zaman günde 500 kilometre yol yaptık. İzlanda’ya gideceklere şimdiden uyarı, bol bol vakit ayırın, birkaç güne sığdırmaya çalışmayın.

Dönüş zamanı gelmişti, denizle bu kadar iç içe olan ben İzlanda’da bir tekneye binecek zamanı bulamamıştım. Ama İzlanda’ya tekrar gelmek için kendi kendime söz verdim. Çünkü daha görülecek çok yer, yapılacak çok şey vardı bu adada. İlk defa yabancı bir ülkeden, tek bir Türk dahi görmeden ayrılmak bana biraz şaşırtıcı gelmişti. Ama döndüğümde biraz araştırma yapınca bunun şaşırılacak bir durum olmadığını öğrendim. Meğer Osmanlı İmparatorluğu döneminde İzlanda’yı yağmalayan Türklere karşı bir düşmanlık da varmış adada. Maalesef Türkleri sevmiyorlarmış. Ne yazık... Oysa ki ben İzlanda’yı çok sevmiştim.

Caner Özkan

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.