Portre

Denizde Merkür etkisi

Naviga - - Navİgasyon - YAZI: AYŞEGÜL BAKIŞ

1984 senesinde babası Mustafa Aksan’ın kurduğu Merkür Spor, Uğur Aksan için başta bir oyun alanıdır. Fuarlarda broşür dağıtır, ofiste ufak işler yapar, hep bir gün babasının oturduğu koltukta işinin deniz olduğu bir yaşamın hayalini kurar. İngiltere’de lisansını endüstri ve işletme mühendisliği, yüksek lisans eğitimini de finans piyasaları ve türevleri üzerine aldıktan sonra altı yıl İngiltere’de çalışır. 2007’de Türkiye’ye dönerek Merkür Spor’da aktif rol almaya başlar. Şu anda da operasyonun büyük bölümünü üstlenen Aksan ile aile mirası mesleği üzerine konuştuk.

Ailenizin denize ilgisi profesyonel mi yoksa aynı zamanda hobiniz mi?

Ailemizde herkes denizi sever, bir şekilde ilgilenir. Benim de 16-17 yaşındayken sandalım vardı, yıllar içinde büyüterek devam ettim. Kuzenim Oğuz Aksan da daha küçük yaşlardan beri sörf yapıyordu. 88’de Kalamış Marina’dan İskenderun’a kadar 6 metre botla dolaşarak indi.

Merkür Spor başlangıçtan bugüne nasıl geldi?

1984 senesinde Mercury dıştan takma motorlarla başlandı. Benzinli,

dizel ve ardından 2007 senesinde büyük segment dizel motorları da bünyemize kattık. Merkür Spor olarak dıştan takma motorlardan sonraki ana kalemimiz motoryat grubuna yönelik olan Cummins dizel motor grubu. Bununla beraber Quicksilver tekne temsilciliği de piyasadaki yerini almaya başladı. Son iki senedir müşterilerden bu yönde olumlu geri dönüşler alıyoruz. 2015 itibariyle Grand marka şişme botlarının temsilciliğini de aldık. Daha ilk seneden oldukça başarılı bir grafik yakaladık. Daha önce teknesini ya da botunu başka firmalardan alan müşteriler motor için bize geliyordu. Artık her iki ürünü de müşterilerimize sunabilir konumdayız. Tekne ve motor satışında da fiziken sahada olmak zorundasınız, bu bakımdan aslında hayatımızda çok şey değişmedi.

Operasyonun çoğunu bayiler kanalıyla yürütüyoruz. Daha ziyade fuarlarda müşterilerle birebir iletişime geçiyoruz. Önceden bizden alışveriş yapmış müşteriler özellikle bizi arayabiliyor ama onun dışında ilişkilerimiz daha çok bayiler aracılığıyla devam ediyor.

Sektörde yaşanan değişimleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Eskiye kıyasla sektör büyüyor. Bana göre en önemli değişiklik deniz sezonunun uzaması. Eskiden yatçılar okulların kapanmasıyla birlikte sezonu başlatıp okullar açılmadan bir hafta öncesinde kapatırdı. Şimdi tekne kullanım süreleri beş-altı ayları buluyor, güneyde daha bile uzuyor. İnsanlar denizi kısa süreli bir hobi olarak görmekten git gide vazgeçiyor. Tam anlamıyla yaşam biçimi haline geldi diyemeyiz belki ama o tarafa doğru bir yönelme var.

Müşterilerle konuştuğumuzda ilk teknesini alacak olanlar “Bu iş üç aylık bir süreç dolayısıyla lüks bir zevk” diye düşünüyor, biz de elimizden geldiğince bunun üç ayla sınırlanmaması gerektiğini anlatmaya çalışıyoruz. Zaten iklimler artık eskisi gibi değil, nisan ya da kasım ayında çok rahat denize çıkabiliyorsunuz. İstanbul’da bile altıyedi ay teknenizi kullanabiliyorsanız, bu işi daha fazla yaşam biçimi haline getirmek mümkün. Hafta sonları denize çıkmasanız bile teknenizin bağlı olduğu yerde havuzlukta birşeyler yiyip içebiliyor, kitabınızı okuyup dinlenebiliyorsunuz. Bu anlayışı yaygınlaştırmak için uğraşıyoruz. Ama bunu sadece bizim söylememiz elbette yeterli değil.

Teknelerde konforun artmasının da sezonun uzamasında etkisi oldu mu?

Mutlaka olmuştur ama bence daha önemlisi denizcilerin birbirinden cesaret alması. Biri diğerinin denize çıktığını görüp ben de çıkayım diye hevesleniyor. Ödedikleri paranın hakkını vermek için daha uzun süre kullanmaya çalışanlar da var.

Motor teknolojisinin sürekli değişmesi işinizi zorlaştırıyor mu?

Değişen teknoloji ile beraber yenilenen motor teknolojileri ürün gamımızın yenilenmesi ve daha üstün teknoloji ile müşteri isteklerine cevap verebilmemiz adına olumlu bir gelişme. Teknolojinin yenilenmesi sektör bazında oluşan rekabetin müşteri açısından olumlu yansıması olarak karşımıza çıkıyor. Motor teknolojileri yenilendikçe çeşitlilik artıyor ve ürün gamı genişliyor. Bu konu müşteriler açısından avantaj, üretici tarafından dezavantaj gibi görünse de reel sektörde bu kazan kazan olarak karşımıza çıkabiliyor. Burada firmanın satış sonrası etkinlikleri önem kazanıyor, yapılan doğru hamleler firmaları daha yukarı sıralara taşıyabiliyor. Kaliteli bir ürünü satmanın ana şartlarından biri o ürünün satış sonrasının yeterliliği, etkinliği ve doğru yapılandırılmış olması.

Biz Mercury olarak bu konuda yurt dışından ve içinden çeşitli eğitimlerle desteklenmiş uzman bir kadro ile çalışmayı ilk hedefimiz olarak belirledik. Yılda bir-iki sefer Mercury merkez ofisinde düzenli eğitimler bayilerimiz tarafından alınıyor. Türkiye’de yılda en az bir kere daha geniş kapsamlı ve sertifikalı eğitimler düzenlenerek ve bilginin paylaşılarak çoğalması sağlanıyor.

Yedek parça olarak geniş ürün gamına yeterli ve bulunabilirliği yüksek parça stokları ile hizmet vermek her zaman hedefimiz. Bu doğrultuda sektörde özel bir konu olan kendi IT yazılımımızla takip işlemini kolay ve hızlı yapıyoruz.

Satış sonrası departmanının satış departmanları ile ortak çalışma içinde olması yeni teknolojilere uyum sağlamak ve onları yaşayan bir organizmaya büründürmek konusunda bizlere dinamizm kazandırıyor.

Gelecek yıllarda da müşteri memnuniyetini en üst düzeye çıkarmak adına satış sonrası ve satış kanallarımızın standartlarını daha da yükseltmeyi; kendi personelimizi ve bayilerimizi iç eğitimlerle bilgilendirerek eleman kalifikasyonunu artırmayı; IT yazılımını geliştirerek yeniliklere daha hızlı uyum sağlamayı; günümüzün vazgeçilmezi olan sosyal medyada daha aktif olmayı; müşteri memnuniyetini yükseltmek adına genel değerlendirmeler yapmayı; tüm bayileri kalite sertifikasyonuna dahil ederek kalitemizi belgelemeyi; müşterinin kaliteli ve doğru hizmet alabilmesi adına bilinçlendirici çalışmalar yapmayı hedefliyoruz.

Tekne sahipleri teknolojiyi seviyor mu, değişime ayak uydurabiliyorlar mı?

Belli ürün gamındaki müşterilerle birebir görüşmelerimde edindiğim izlenim; teknolojik farkların ve dolayısıyla fiyat farklarının onlara kazandıracaklarından haberdar olmadıkları ya da olmak istemedikleri yönünde. Ama yeri geliyor, bizden daha iyi bilen, çok araştıran müşterilerle de karşılaşıyoruz.

Hitap ettiğiniz kesimi düşünerek küçük tekne grubunda en önemli sorunlar neler?

İthal tekne grubunda bizim getirdiğimiz modelleri hem boyu hem de bütçesi bakımından biraz daha başlangıç seviyesi diye adlandırabiliriz. Başlangıç tekneleri için en büyük sorun bağlama yerleri. Marinalar küçük tekneler için çok pahalı. Her konuşmada defalarca dile getirdiğimiz sorunlar; tekne park sahalarının, denize indirme rampalarının olmaması, römorkun trafiğe çıkması için gereken işlemlerin çok zorlayıcı olması... Bunları duyduğu için vazgeçenlerin sayısı çok fazla. Sektörde başlangıç seviyesi ürünler için iyi bir altyapı oluşturulması gerekiyor.

Fuarlara kaç yıldır katılıyorsunuz?

84 senesinden beri, belki 60-70 tane fuara katılmışızdır. 15-20 sene öncesine baktığınızda çok ciddi bir büyüme var. Ama bu büyümenin belli oranda suni olduğunu düşünüyoruz. Firmalar ‘ben de buradayım' demek için fuarlarda büyük stantlarla yer alıyorlar ama bu görünüş gerçeği yansıtmıyor. En önemli sorunlarımızdan biri basında rakamlara çok abartılarak yer verilmesi. Fuar firmalarının basın sözcülerinin bu konuda çok yanlış demeçler verdiğini düşünüyorum. Gazetelerdeki başlıklarda ‘milyon dolarlık tekneler daha ilk günlerden tükendi' gibi abartılı ifadeler görmekten sektördeki firmaların çoğunun rahatsız olduğunu düşünüyorum. Başlıkla dikkati çekmek adına küçük tekne ve ekipman sektörüne verdikleri zararın farkında değiller. İlk defa bu yıl bir gazetede sandal ve motor fiyatını vererek, 4-5 bin lirayla bu işe başlanabildiğine dair bir haber gördüm. Bu tarz haberler insanları cesaretlendiriyor. 5-10 bin lirayı vadeye bölerek ödeyebileceğini düşünen çok fazla insan var, fuara çekmemiz gereken de bu kitle. Ama bugüne kadar 1. Salon'daki en pahalı tekneler boat show'un yüzü oldu.

DENTUR’UN sektördeki rolü değişiyor mu?

Dernek tamamen gönüllülük esasıyla bugünlere gelebildi. Ana gelir kaynağı fuarlardan elde edilen gelirler. Aslında farklı yönlerden derneğin kazanç sağlıyor olması lazım. Bizler gönüllü olarak birşeyler yapmaya çalışıyoruz ama doğrusu bu işi profesyonellerin yürütmesi, bizim yönetim kurulu üyeleri olarak yönlendirmemiz ve denetlememiz. Herbirimiz mesaimizden ciddi ödünler vererek bu işe zaman ayırıyoruz. Şikayet etmiyoruz ama doğru yapı bu değil. Dernek farklı yerlerden para kazanabilirse vakitsizlikten işlevsel hale getirilemeyen çalışma grupları daha aktif roller üstlenebilir.

Bu yılki fuar sayısındaki artış hakkında ne düşünüyorsunuz?

Son derece karşıyım ve birçoğunun eleneceğini düşünüyorum. Fuar katılımcıları sektörün büyüklüğünü göstermiyor. Ben iki senede bir fuar olmasını savunanlardanım. Bugün 1 milyona yakın özel araç satılan otomotiv sektörü bile iki senede bir fuar yapıyorsa bizim sektörde de çok rahatlıkla olur. Bir sene denizde, bir sene karada fuar yaparak bu durum dengelenebilir. Firmalar fuarlar için çok büyük bütçeler ayırıyor.

TÜYAP bu yıl 14-17 Nisan'da Spor ve Aktif Yaşam adı altında bir fuar düzenliyor. Outdoor, bisiklet ve 10 metre altı teknelerin yer alacağı bu fuarın kapsamının çok doğru olduğunu düşünüyorum. Diğer iki branşta da belirli bir gelir düzeyinin üstünde müşteri portföyü var. Üç branşın da doğasever olduğunu düşünürsek, birbirini besleyebilecek kitleyi buluşturabilir, bisikletçiyi de denizde yaşama yakınlaştırabilir. Ancak zamanlaması çok doğru değil. Hem biraz geç açıklandı hem de tarih olarak İzmir fuarıyla art arda geliyor.

Bu işin en sevdiğiniz yanı nedir?

Denizi, yaz-kış denizde olmayı, her şeyden soyutlanabilmeyi, uzaklaşabilmeyi seviyorum. Çocukluğumdan beri bu kadar bağlı olduğum denizle ilgili bir iş yapıyor olmak benim için en önemli motivasyon. Dokuz yaşından beri bir gün Merkür Spor'un başına geçme hayalimin büyük bölümünü gerçekleştirmiş durumdayım.

www.mercurysport.com

Uğur Aksan

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.