Deniz benim kardeşim

Türkiye’nin en önemli işadamlarından Şükrü Ünlütürk’e deniz denildi mi dünyalar duruyor. Deniz ve rüzgârın tadını geç yaşta fark eden ama aradaki boşluğu kısa sürede dolduran Ünlütürk’ün tuzlu sudaki macerasının en yakın eşlikçisi ise ailesi.

Naviga - - Havuzluk Sohbetlerİ - YAZI: ŞULE KAYA

Belki de bazen çok fazla düşünmeye gerek yok. Kalbinizden geçenleri o anda gerçekleştirmek size bambaşka bir dünyanın kapısını açabilir, hayatınızın yönünü değiştirebilir. Tıpkı TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Sun Holding Yönetim Kurulu Başkanı Şükrü Ünlütürk’te olduğu gibi. Yelkenle geç yaşta bir tesadüf sonucu tanışan, kısa sürede bu dünyanın içine giren ve hatta sevdiği dostlarını da denizle tanıştıran Ünlütürk, bundan sonra yaşamını teknede sürdürmeyi düşünüyor.

Klasik soruyla başlayalım, yelkene nasıl başladınız?

Tamamen tesadüf sonucu. 1992 ya da 93 yılıydı, ailemle birlikte bir guletle mavi yolculuk yapıyorduk. Koyun birinde yatarken polyester teknelerin hep yabancılar tarafından kullanıldığını fark ettim, Türklerin hepsi guletlerdeydi. Hem ben hem de eşim o tekneleri merak etmeye başladık. Ama bu konuyla ilgilenen tanıdığımız bir kişi dahi yoktu. Sonra bir ha a sonu 40 feet’lik kaptanlı bir tekne kiralayıp Marmaris’ten denize açıldık, bir gece Ekincik Koyu’nda kaldık ve geri döndük. İşte yelkenciliğimiz o ha a sonu başladı. Hem kardeşim hem de ortağım olan Sabri’yle beraber “Biz bu işi yaparız” dedik ve harekete geçtik. Önce öyle bir teknenin kaç para olduğunu araştırdık ve karşılayabileceğimiz bir rakam olduğunu gördük. Tesadüfen o aralar Londra Boat Show vardı, kalktık oraya gittik ve hiçbir şey

bilmeden 35 feet’lik bir Beneteau yelkenli satın aldık.

Hiçbir şey bilmeden tekneyi neye göre seçtiniz?

İlk önce fiyatına baktık. İkincisi Beneteau markasını biliyordum. Bunun başlangıç için uygun bir tekne olduğunu öğrenince aldık. Aldık ama yine çevremizde bu işi bilen yok, tekneyi nasıl getireceğiz? O zaman da çok yoğun çalıştığımız, işlerimizin büyüdüğü bir dönem. Fuarda Yüksel Yatçılık’la tanışmıştık, onlardan yardım istedik. Onlar bize tanıdıkları Kanadalı bir kaptanı önerdi. Kaptanla beraber ilk teknemiz olan Sun Family’yi Fransa kıyılarından Çeşme’ye getirdik. Transfer süresince bir ha a kardeşim ve eşi, bir ha a da ben ve eşim kaptana eşlik ettik. Böylece eğitimimizin temelini de o seyirde atmış olduk.

İlk seyriniz nasıl geçti?

Hayatımızdaki tek yelkenli tekne deneyiminin ha a sonu Ekincik Koyu’ndaki olduğunu düşünürsek çok zor olduğunu söyleyebilirim. Gece gündüz seyir yaptığımız bir dünyaya girmiştik.

Türkiye’ye getirdikten sonra neler oldu?

Sun Family’yi Çeşme Altınyunus’a bağladık, sonra kendi kendimize yakın mesafelere gitmeye başladık. Navigasyon kullanarak gittiğimiz ilk yer Foça oldu. Sonra hemen o yaz bir cesaretle güneye indik. Gide gele kendimizi geliştirdik ama bu süreçte bir sürü komik olaylar da yaşadık. Sakin havalarda tekneyi deli gibi bağlamalar falan. Ama çok şükür öyle kötü diyebileceğim bir olay gelmedi başımıza. Elimizden geldiği kadar tedbirli olduk, risk almadık. Zaten öyle de olmak lazım.

Bana göre ortalama boy tekneleri, biraz ilgili, bilgili ve meraklıysanız kullanması o kadar da zor değil. İyi bir öğretmenle, yoğun bir eğitimle bir ha ada işin temelini öğrenmek, güzel bir havada tekneyi bir yerden bir yere götürmek mümkün. Ama usta denizci olmak başka bir şey ve bizim gibi amatörlerin kolayca kurabileceği cümleler değil. Bunun için uzun yıllarınızı denizlerde geçirmeniz lazım.

Hâlâ Sun Family’yi mi kullanıyorsunuz?

O tekneyi yaklaşık altı-yedi sene sonra, bizim aracılığımızla denizle tanışan bir arkadaşımız istedi, ona sattık. Sonra 2002’de ikinci teknemiz olan 45 feet’lik Jeanneau olan Jimmy Key’i aldık. Geçen sene de onu sattık ve bu kez 54 feet’lik bir Jeanneau aldık. Halen onu Fransa’dan getiriyoruz, şu an San Remo’da. Yine kardeşimle dönüşümlü olarak getiriyoruz ancak bu kez yavaş yavaş, acelemiz yok.

Yine kardeşinizle ortak mı kullanacaksınız?

Bu tekne kardeşimin, biz seneye yeni bir tane alacağız. Çünkü ben önümüzdeki seneden itibaren denizde daha fazla vakit geçirmeyi planlıyorum. Şimdiki Jeanneau 54’ten çok memnun kaldık herhalde yine ondan alırım. İskender’in (Akbaş) desteği de çok önemli, gecenin bir yarısı dahi arasak bize yardımcı oluyor. Bence denizciler için kara ve teknik desteğin iyi olması çok önemli. Hele bir de yurt dışındaysanız.

Bir de Atlantik geçişiniz var. Onu anlatır mısınız?

Sanıyorum 2005’te yabancı bir dergide Atlantic Rally for Cruisers’ın (ARC) haberini gördüm ve çok ilgimi çekti. Ben de hemen sitelerine kaydoldum ve bültenlerini almaya başladım. O bir hayal olarak durmaya başlamıştı. 2013’te kardeşime bunu hayalden hedefe çevirmeyi teklif ettim. Nasıl yaparız derken arkadaşımız Uruz Ersöz Atlantik’i geçmeyi planladığını söyledi ve katılmamızı istedi. Bizim için de fırsat oldu. Ekibimiz toplam altı kişiydi. Kimilerini önceden tanıyorduk kimileriyle de orada tanıştık. Teknemiz de Jeanneau 54 Ds’ti. Önce dönüşümlü olarak tekneyi Bodrum’dan Las Palmas’a götürdük.

Rallinin startından bir ha a önce yeniden toparlandık ve hazırlıklara başladık, sonra da start aldık.

Atlantik geçişinde sizi zorlayan ne oldu?

Denizcilik açısından çok enteresan değildi açıkçası. İki günlük orsa seyri dışında sürekli pupa gittik o yüzden tekne çok çalkalanıyordu. Geçişin en zor kısmı da oydu. Geri kalan kısmı psikolojik açıdan önemliydi. Çünkü 16 gün boyunca o şartlar altında vardiyalı olarak seyir yapmak değişikti. Ama ona da üç günde alıştık. Birkaç kötü hava olsa da, fırtınayla karşılaşmadık. Biz biraz daha zorlu ama daha kısa olan kuzey rotasını tercih ettik.

Bu seyirden en çok aklınızda kalanlar neler?

Genelde denizcilikle ilgili şeyler gelir akla ama beni daha çok işin doğa kısmı heyecanlandırdı. Mesela bir gün güneş ve ayı aynı anda gördük. Pruvamızda güneş batarken kıç tarafımızda ay doğuyordu. Herhalde böyle bir şeye bir daha hayatım boyunca denk gelmem. Zaman dilimlerinde seyahat etmek de çok ilginçti.

Böyle bir organizasyonla Atlantik geçmenin avantajları neler?

Geçişten önce bir ha a boyunca tatbikatlarla çok sıkı eğitimler veriyorlar. Ayrıca teknenizi ciddi bir şekilde kontrol ediyorlar, eksikler varsa denize çıkmanıza izin vermiyorlar. Bu disiplin iyi tabii ama illa öyle gitmek lazım mı? Bence hayır. Nitekim bizim filoyla birlikte hazırlanıp para vermemek için ARC’A dahil olmayan tekneler vardı.

İzmir’de yarışlara da katılıyorsunuz. Ondan bahseder misiniz?

Ailecek yarışıyoruz ve o ailenin içinde olma fikrini çok seviyoruz. Ayrıca tekneyi en verimli nasıl kullanacağınız konusunda çok eğitici. Jimmy Key markası olarak İzmir Trofesi’nde bir ayağın da sponsoruyuz. Bu sene yedincisini yaptık. Jimmy Key yarışlarına Universail organizasyonu adı altında üniversite öğrencilerini de davet ediyoruz. Nisan ayında yaptığımız son yarışa 24 üniversiteden öğrenciler geldi. Yelkenciler öğrencileri teknelerinde ağırlıyor, biz de sponsor olarak yeme içme kısmını hallediyoruz. Bu organizasyonu çok severek yapıyoruz, çocuklar da çok mutlu bir şekilde dönüyorlar.

Teknenizle daha çok nerelere gidiyorsunuz?

Gitmediğimiz Yunan adası yok gibi. Santorini’ye kadar olan adaların büyük çoğunluğuna gittik. Teknemiz son zamanlarda Orhaniye Marina’da duruyor, oradan zaten hemen Simi’ye gidiyoruz.

Az önce artık teknede daha uzun vakitler geçirmek istediğinizden bahsettiniz. Uzun süreden kastettiğiniz nedir?

Senenin beş-altı ayı teknede yaşayıp uzun seyirler yapmak istiyorum. Nereye gideceğim çok da önemli değil. Ama mesela Malta’yı, Girit’i, Selanik’i, Hırvatistan kıyılarını görmek istiyorum. Bu sene tekneyi Hırvatistan’a götürüp orada bırakıp ara ara Dalmaçya kıyılarını gezmeyi planlıyoruz. Aslında çok da uzaklara gitmeye gerek yok. Daha önce Karayipler’de birkaç kez tekneyle dolaşmış biri olarak şunu söyleyebilirim ki müthiş bir coğrafyada yaşıyoruz. Dünyayı gezen yabancı yelkenciler de aynı şeyi söylüyor. Bizim kıyılarımız her açıdan harika ve bunları aynen çocuklarımıza bırakmamız lazım. Ayrıca ülkemizde hâlâ denizle tanışan insan sayısı çok az. Aslında baktığınızda deniz belki de en demokratik ortam. Çünkü küçücük bir sandalla da kocaman bir motoryatla da aynı denizi paylaşıyor, aynı zevki yaşıyorsunuz. Denizin tadını çıkarmak için illa tekne sahibi olmanıza gerek yok. Dolayısıyla insanları olabildiğince bu dünyayla tanıştırmamız gerekiyor. Şimdi beni bu kadar yoğun tempodan sonra teknede yaşama fikri çok heyecanlandırıyor. O kadar uzun süre sakin bir tempoda yaşamak nasıldır onu bilmiyorum, göreceğim.

Yenilenmiş ekibimiz ile Cagliari’den ayrıldık. Batıdan esen Ponente rüzgârı bize pupa seyri imkanı verdi. Sardinya’nın güneydoğusundaki Carbonara Burnu’nu dönene kadar keyifler yerinde, Cüneyt dümende, Arif ise ‘yachtmaster offffshore’ ehliyeti için gerekli seyir planlamasını yaptı. Malta’dan sonra Sardinya, Korsika ve Güney Fransa’ya kadarlık bölümde gece kalma yerleri, alternatif limanlar ve hava raporuna göre çizilmiş rotamız ona emanet. Her günün sonunda değerlendirmelerde bulunuyoruz. Arif bize 2015 yılının eylül ayında katıldı ve artık kendi teknesini aldığında uzun seyirler yapacak düzeye geldi. Yelken ayarları uzmanlık ve ilgi alanı oldu.

Carbonara Burnu’ndan sonraki geceleme yerimiz Porto Corallo (39° 26 K-009° 38’,45 D). Burası yazlık sitelerin ortasında güzel bir marina ama daha sezon açılmadığı için terk edilmiş gibi görünüyor. Marinanın hemen dışındaki tek açık restoran bir pizzacı, Sardinya şarabımız da var, yeterli bizim için. Ertesi gün ekip Gülin ile birlikte kahvaltıdan önce yürüyüş yapmayı ve etrafı tanımayı planladı. Sabah onlar yürüyüşteyken ben biraz geç kalktım onlara güzel bir kahvaltı sofrası hazırladım. Güneşli sabah bize kokpitte demli çay eşliğinde keyiflfli bir kahvaltı imkanı verdi. Marina ücretini ödemek üzere ofise gittik ama hâlâ kapalıydı, gece kalma ücretini ödeyip bir an evvel yola çıkmak tek isteğimizdi.

La Caletta Marina (40° 36’,6 K-009° 46’ D) 72 mil uzakta, hava kararırken varmayı planlıyoruz. Buralar daha batıda olmasına rağmen merkez Avrupa saati kullanıldığı için gün geç kararıyor. Hele bu İspanya’da daha da uzuyor. Rüzgâr, hâlâ batılı yani karadan geliyor bu yüzden dalga büyümeden rahat yelken imkanı sunuyor. Apaz seyri ile 50 mil yol aldık her şey harika demeye kalmadı, öğleden sonranın sıcağı ile ısınan karadan sağanaklar artmaya başladı, yelkenleri camadana aldık süratimiz hâlâ 7 knot’ın üzerinde. Tam düşündüğümüz gibi, adanın yüksek kaya dağlarından

aşağıya rüzgârı sanki boca ediyorlar. La Caletta’ya 20 milin altında kalmasına rağmen denizin üzerinde artık sağanaklardan, direk boyunda hortumlar oluşmaya başlamaz mı! İşte böyle durumlar için ilk seyir planlaması sırasında alternatif liman seçeneğini yaptırıyoruz. Tam zamanı, Caletta’dan vazgeçiyoruz, serpinti, hortumlar ve 44-45 knot’ları bulan rüzgâr ile cebelleşmenin alemi yok.

Cala Gonone (40°16’,8 K-009° 38’,2 D) bizim alternatif limanımız, oraya dümen kırdık. Tam iskele bordamızda, 4 mil uzağımızda olmasına rağmen neredeyse gidemiyorduk, hızımız motor-camadan ana yelken 1,5 knot’ı geçemiyordu. Kıyıdan sadece 1,5-2 mil uzak olmamıza rağmen, dalga şahlanmış bize geçit vermiyordu. Bir yandan da Gonone küçük bir köyün balıkçı barınağı kadar, Gülin telefon ile oradaki ofisten bir kişiye ulaştı. Liman içi biraz daha iyi ama bir hamlede bağlanmamız lazım, hem dar hem de günlük bot ve balıkçılardan yer kalmamış. Karadaki ses, bizi gördüklerini ve bir yer ayarlayacaklarını söyledi, içimiz biraz rahatladı. Aklımdan bu havada orada risk almaktansa dönüp kıçımızı İtalya’ya doğru giderek karadan uzaklaşmak ve gece hava kalınca dönmek bile vardı. Karar vermek için limanı bir görelim dedim. Mendirek kıyıya paralel ve kumsala çok yakın bir girişi var. Liman içi o kadar dar ki, “Buraya ben gireceğim, başka çaremiz yok” deyip usturmaçaları ve bağlama halatlarını hazır etmelerini söyledim.

Kıyıdakiler bize rüzgârı baştan alarak yanaşacağımız bir yer ayarlamışlar, tornistan gidip kıçtan kara olmamız gerekiyordu. Bu sağanaklarla bizim oraya yanaşmamız imkansız, baş pervanesi ile motor tam yola yakın ancak dönebiliyorduk. Tonozu almak için beklerken motor bizi tutamaz ve iskeleye alır koyuverirdi. O sırada petrol istasyonu gözüme çarptı hiç değilse açasıya rüzgâr ile bordadan yanaşabilirdik. Oraya yanaşacağımızı işaret ettik. Yardım etmek için koşturdular. Sağanak aralarını saydım; 6 saniye ile 11 saniye arasında değişiyordu. Halatları bir hamlede atıp volta etmemiz gerekiyordu. 5-6 saniye içinde bunu yapamazsak, tekneyi düzeltmek için ikinci şansımız yoktu. Biraz stresli bir yanaşma olsa da her şey tıkırında gitti. Baştan aşağıya sucuk gibi ıslanmış, tüm deniz üzerimizden geçmişti. Sadece 4 millik mesafeyi 1,5 saate gittik, içeride de 15 dakika manevramız sürdü. Ama sonucu 5 saniyelik bir hamle ile bitirdik.

Tam kutlamak için biraları açmıştık ki petrol istasyonun sahibi gelip bize “Burada duramazsınız, yana gidin” dedi, bir gram İngilizce yok. Sabah erkenden yola çıkacağımızı söyleyip, kapalı istasyonda gece sorun olmayacağına onu ikna etmemiz kolay oldu. Kaldık ama sabaha kadar soluğan bizi açık denizde seyirde gibi sallayıp durdu.

Hep böyle değil midir? Sabah sanki önceki günden eser kalmaz; güneş açar ve sen yoluna devam edersin. Ama hayır bu kez papaz pilav yemedi, sabah rüzgâr hafifledi ise de bitmedi. Neyse ki sadece 16 mil ötedeki Cala Comino Burnu’na kadar rüzgâr oturdu, hava dağıldı. Uzaktan bakınca 26 mil çaplı Golfodi Orosei’nin neden böyle yaptığını gördük. Bu körfezin tam ortasında yani Gonone köyünün üzerinde 1.063 metre ve 1.263 metrelik kocaman kayalık dağlar var. Rüzgâr bu kayalardan aşağıya – katabatik rüzgâr dediğimiz- dökülüyor. Pilot kitaplar bunu yazmıyor ama yolunuz düşerse bu körfezde açıktan geçin. Bunun küçük bir benzeri biz de Marmaris-bozukkale arasında Kızılada mevkiinde oluyor. Geçenler bilir 2-3 mil açılınca hava 6-8 knot eserken o bölgede şamar yemiş gibi rüzgâr 30 knot’ları vuruyor. Burası, oranın daha büyük bir alana yayılmışı.

Sardinya’da tanıdık rotalar

Olbia’dan sonrası Rotondo, Porto Cervo, Maddalena Adaları ve Bonifacio Boğazı. Hava raporları Korsika’yı batıdan geçmemize izin veriyor. Sadece Bonifacio Boğazı’nı gece geçmemiz gerekecek o da sorun değil. Sabahına Ajaccio’da olmak istiyoruz.

Rotondo ve Porto Cervo, Sardinya’nın zümrüt sahilleri ismini aldığı, harika bahçeli villaları, güzel doğası ile tüm tanınmış megayatların ve deniz

turizminin merkezi. Burada ünlü yelken yarışları da yapılıyor, doğal olarak marinalar güneye göre biraz daha pahalı ama gece geçirebileceğiniz koyları da var. Maddalena Adaları doğal park ilan edildiği için günlük, ha alık veya aylık izin belgesi satın alarak koylarında demirleyebiliyorsunuz. Coasta Finansia botları ile tekneleri kontrol ediyorlar. Biz temmuz ve ağustos turlarımızı burada gerçekleştireceğiz. Yedi ha a boyunca gelecek misafirlerimiz ile buralarda yelken yapacağız. Geçmiş yıllarda da çok gezdiğimiz için tüm koyları ve marinaları adeta ezberledik.

Bonifacio Boğazı’nı batıya doğru geçmemiz sorun olmuyor. Öğleye doğru

Kum midyeli makarna

Bu yaz Güney Fransa, Korsika ve Sardinya kıyılarında yelken eğitimlerimize devam ediyoruz.

Buralarda hemen her restoranın menüsünde karşımıza çıkan ve ana malzemesi olan kum midyesini her balıkçıdan kolaylıkla temin edebildiğim kum midyeli makarna (Vongole) tarifi vermek istiyorum. Eğer siz de bir şekilde

Yapılışı

Orta boy derin tencereye makarna suyunu koyup ocakta kaynatmaya başlayın. Bir kenarda ayıklanmış sarımsak, sap kısmı ve yaprakları ayrı ince kıyılmış maydanozu hazır edin. Büyükçe bir tava veya wok tavasını ısıtıp, yarım çay bardağı zeytinyağı döküp içine sarımsakları doğrayın. Ve acı biberi ilave edin. Sarımsaklar pembeleşmeye başlayınca önce ince doğradığınız maydanoz saplarını tavaya koyup sarımsaklar pembeleşince beyaz şarabı, bir çimdik tuzu ve biraz karabiberi çekip ekleyin.

Kaynamaya başlayan sosunuza ağzı açık olmayan ve kırık olmayan kum midyelerini ve ikiye böldüğünüz çeri domatesleri ilave edip karıştırın ve kapağını kapatın. Bu sos içinde kum midyeleri yaklaşık 4 dakika içinde açılmaya başlamış olacaktır. Sosunuz artık hazır.

Makarna suyu kaynayınca biraz tuz ilave edip makarnaları haşlamaya başlayın. Burada en önemlisi makarnanın pişme süresine eş zamanlı olarak kum midyeli sosunuzun da hazır olması. Benim taze makarnalarım 3-4 dakikada diri kıvamda haşlanmış olacağı için sosumun hazırlanmasını da buna denk düşürdüm. Zamanlamaya dikkat etmenizi öneriyorum. Dirice (al dente) kıvamda haşlanmış makarnanızı biraz suyu kalacak şekilde süzüp hemen 2 yemek kaşığı kadar zeytinyağı ilave edin. Sosu tencerenize veya tavanız müsait ise makarnayı soslu tavanıza ilave edin, ince kıyılmış maydanoz yapraklarını da ekleyip karıştırın.

Hemen servis edin, afifiyet olsun.

Sabri ve Şükrü Ünlütürk

Korsika Ajaccio Port Tino Rossi

Cüneyt dümende keyfini sürüyor

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.