Ezber bozan Channel Regatta

Mitolojik ruha sahip Ege Denizi’nde eskidikçe sarsılmaz dostlukları perçinleyen bir yelken yarışında neler yaşanabilir? Bu sene 11 yaşına basan Channel Regatta üç günlük süreye bir ömürlük anı sığdırdı.

Naviga - - Yariş Channel Regatta - YAZI VE FOTOĞRAFLAR: HASAN ONUKER

Ülkemizde özlemi çekilen dostluk yarışlarının belki de en önemlisi olan ve Rodos Yat Kulübü ile Marmaris Uluslararası Yat Kulübü’nün dönüşümlü olarak ortaklaşa düzenledikleri Regatta’nın 11’inci yılına davetliydim. Üç günlük bu heyecanın kayda değer anlarına birlikte göz atalım.

İlk gün start saati öncesi hattın kurulduğu bölge havuz görünümündeydi. Rüzgâr yok, deniz çarşaf gibiydi. Ne olduysa (?) bir anda rüzgâr sertledi, kuzucuklar çıktı, camadan vuranlar bile objektifime yansıdı. Startta 19 teknelik filo şamandırayı avantajlı görürken Orfoz teknesi komite botuna yakın çıktı. İzlenmesi ve takip etmesi zor bir rotaydı bu. Yaklaşık 23 mildi. Biz 27 Hp’lik motorumuzla ancak start ya da finiş çekebilirdik. Geri kalan zamanı yol almak için harcayacaktık. Orfoz’un objektifime yakın olması diğer teknelerin fon oluşturması aslında klasik bir start fotoğrafı gibi görünse de yarışı anlatan bir anlam taşıyordu. Ya sonrasında başka bir an kaydedemezsem diye de endişelendim doğrusu. Öyle ya; 11 senelik yarışı bugüne kadar sadece üç kez izlemiş olacaktım!

Starttan sonra komite botunun demir alıp tam yol finiş hattına yetişebilmesi için (olası bir kuvvetli rüzgâr tekneleri finiş hattına kısa sürede taşırsa diye), Marmaris Limanı ile Albatros Marina arasına (SG istasyonu iskelesi önü) bir orsa şamandırası atılmıştı. Biz bile orsa şamandırası dönüşlerini beklemeden filonun önünde tam yol ilan edilen rota istikametinde ilerlemeyi tercih ettik. Özlemişim uyum içinde çalışmayı (zaten üç kişiydik)! Rüzgâr hepimizi sevindirmişti. Start anında 17–20 knot’ları görmüştük. Bu rüzgârın kalıcı olmayacağını uzun yıllar Marmaris yarışlarına gidemiyor olsam da tahmin etmem zor değildi. Neticede önden bastırıp geldik. Önceden bir not pusulası ile koordinatı verilen Ekincik Limanı’nı (balıkçı barınağı) bulduk. Küçük bir motoryat limanın ortasında kıçtan kara bağlıydı. İskeledekilerin yarış filosu gelecek uyarısı ile demir alıp koyu terk etti. Ekincik Limanı’nda tonoz yok. Tekneler (küçük balıkçı piyadeler) ya demir atıyor ya da bordadan bağlanabiliyordu. Dört adet elektrik kutusunda toplam sekiz adet elektrik (220w) çıkışı mevcuttu. Adı ‘market’ olan yerde ne ararsan yoktu! Finiş hattı ile bağlandığımız liman (!) arası 1 milden fazlaydı. Sadece startını

izlediğim yarışın-yarışların bu yüzden gerçek ve doğru notları yok. Onun yerine; start ve Ekincik Limanı fotoğrafları işimin nasıl da kolay ve bir o kadar nasıl da tatsız olduğunu anlatıyordur! 19+2 tekne (komite ve basın) akşam organizasyonu hazırlanırken limana otantik bir hava katacaktı. Haç şeklindeki mavi örtülü ‘dostluk masası’ gecenin sonunda canlı müziklerle tipik bir açık hava meyhanesine dönüştü. Medya teknesinden o anları uzaktan izlemek daha keyifliydi.

İkinci gün programda ‘şamandıra yarışı’ vardı. Ama öncesinde, alt kanaldan tam bir arayış içinde olan komite üyelerinin parkur kurma heyecanı kayıtlarımdaydı. Sürekli yön değiştiren rüzgâr işi zora sokuyordu. Ama ne olursa olsun onların işini kolaylaştıran ve hoşuma giden şamandıra yarışı rotası (başka kulüp yarışlarında yapılmayan) işlerini kurtaracaktı. Bugün de 19 tekneye tek start verilecekti. Saat 11:07’de komite Delikli Ada önlerinde demirli olduğunu bildirdi. Rüzgâr 270’den 8 knot esiyordu. Tehir bayrağı tabii ki toka edilmişti. Saat 12:01’de yarışın rotası 2B olarak ilan edildi. Sakin bir start olmuştu. Filonun en neşeli teknesi Penteli (ailecek yarışıyorlar-baba-anne ve kızları) OCS olmuştu. Çabuk şekilde startını yeniledi. Biz 2 no’lu şamandıranın yakınında üzerimize pupa seyri ile gelen tekneleri görüntülemeye karar verdik. Fena sayılmayan fotoğraflar birikmişti hafıza kartımda. İlan edilmiş şamandıra yarışı gerçekleşmiş, programda planlandığı gibi akmıştı. Finişler tamamlandıktan

sonra günün geri kalan kısmında eksiksiz herkesin katıldığı Dalyan (Kaunos) tekne turu vardı programda.

Ev sahibi MIYC

Ben bu işe deniz kültüründeki kanal turu adını yakıştırmıştım. Buna benzer bir modeli (karadan) ilk Channel Regatta (Rodos’ta yapılan) da sevgili arkadaşım uluslararası yelken hakemi İlker Bayındır ile bir traktöre mini lokomotif giydirmesi yapılmış tur aracı ile yaptığım Rodos Adası turu hafıza koridorumda canlandı. Unutulmaz bir yarış serisiydi ilk Channel Regatta. Sonra bizim kıyılarımızda yapılan dokuzuncu yıl Channel Regatta ve nihayetinde yine bizim kıyılarımızda koşulan 11’inci yılı gelen davet üzerine takip ettim. 11 yılda üç Channel Regatta izledim-yazdım-fotoğrafladım. Kısaca tadını çıkardım. Bu sene çok farklı geldi bana. İzleyemediğim geçmiş sekiz regattanın nasıl geçtiğini bilmediğim için “Bu seneki çok farklı geldi bana” demem ondandır. Yarış içinde rekabet, yarış sonrasında limanda dostluk, yarış dışında kültür turu. Kolay kolay rastlanılacak bir durum değildi aslında. Üç tane sigara böreğine 15 lira yazan uyanık Ekincik işletmeleri yurdum insanına sineği-arısısıfır hijyeni ile kucak açmıştı. Farklı bir alternatif olan ve programda yer alan ‘Dalyan turu’na son anda dahil oldum. Bu yarışı ve turu takip eden üç medya mensubu yarışçıların da içinde olduğu motoru güçlü bir piyade kayığı (bölgeye has bir gezi teknesi) ile belirtilen birçok uğrak noktasını es geçerek (özellikle) kendi tur programımızı oluşturduk. Birçok kişinin programında Dalyan’daki marketlerden teknedeki akşam keyfi için içecek bir şey almak vardı. Tabii benim de.

İztuzu Plajı (giriş 2 lira) kapanırken son dakika da yetiştik. 21 kişiydik. Daha suya ayak değmemişken kesilmiş giriş makbuzu ile ödeme yapacak olan kişiyi arıyordu plaj görevlisi. Kantindeki yazar kasayı söken biri, dolaplardaki kalan meşrubatları korumak için kepenk indiren diğeri ilk kez duş ve tuvaletleri temiz bir yerden kaçarcasına uzaklaşıyorlardı. Mesai bitmişti anlayacağınız. Koca İztuzu Plajı’nda 21 kişi ve tekne kaptanımızla yalnız kalmıştık. İstediğimiz an ayrılabilirdik anlayacağınız. Gelirken olduğu gibi dönerken de Dalyan girişinde su sathına çok yakın olan kum bankına oturdu teknemiz. Üzerinden süratle kurtulmasını da bildi. Kaya mezarları, tanesi 15 liraya satılan mavi yengeç (dolunayda avlananı makbul değilmiş), sazlıklar, yaban hayatı vb. bir yarışın çerçevesine giren en güzel fotoğraflardı benim için. Bu nedenle çok çok uzun yıllar sonra yarış yelkenciliği yazarlığımda böylesine şık bir durumla karşılaşmamıştım. Yazının başlığında ‘ezber bozan’ yakıştırması da çok içime sinmişti doğrusu. Düşünen, uygulayan, organize edilen bu işi gerçekleştirenler birçok kulübe de kopya vermiş oldu. Buna benzer bir örnek Figaro tekneler ile ülkemize gelmiş yarış filosunu bölgedeki antik yerlere düzenlenen yürüyüş aktiviteleri ile de yıllar önce gözlerden uzak yaşanmıştı.

Geceyi bize tahsis edilen teknede geçirdik. Son gün ise geliş rotasının tam tersi koşulacaktı. Ekincik–marmaris 23 mil. Geniş tutulan start hattından rahat çıktı filo. Sonrasında dağılarak seyre geçti. Rodos Adası istikametine yükselenler avantajı yakaladı. Ama mevsim rüzgârları, yine kağıt üzerinde düşünülen planı bozacaktı. Ancak her zaman ilan edilmiş rota alternatifi bol olan bu sporda komite yerinde bir kararla ‘rota kısaltması’ uyguladı. Marmaris’te birçok yarışta dön-gel yapılan Karga Taşı yakınlarına finiş hattı kuruldu. Biz tabii ki vakitlice yetişebildik finiş hattına. Oraya geldiğimiz de yine de üç-dört teknenin finişini yakalamış olmanın tarifsiz(!) sevincini yaşadık. Akşam kulüp bahçesinde kupa töreni ile 11. yıla dostlukla kadeh kaldırdık ve nokta koyduk. Bu dostluk yarışının neticelerini www.miyc.org adresinde bulabilirsiniz.

Bir yelkenli tekneyle ilk kez sanırım 30 yıl evvel Kumburgaz’da tanıştım. Kuzenlerimin yazlık evine gittiğimde aile dostlarımızın yazlık evinin bahçesinde duran esrarengiz ‘cool’ yelkenliyle... Etrafında çekine çekine ve merakla dolaşmıştım. Denize tek başına bile girmekten korkan biri olarak her ne kadar denizlere açılmak, o yelkenlide olmak istesem de, yapabileceğimi düşünmek imkansız görünüyordu. Seneler boyunca sadece uzaktan seyrettim yelkenlileri, güzelliklerine hayranlıkla baktım. Ne zaman uzaktan geçen bir yelkenli görsem hep gözüm takılırdı. Hele bir de mayıs aylarında yunuslar geldiğinde İstanbul Boğazı’ndan geçişlerini izlemeye doyamazdım. Bu sevgim zamanla “Hayatımın farklı zamanlarında belki bir gün ben de yelken öğrenirim” diye düşünmeme yol açmıştı. Kurumsal hayatta çalışırken ne kadar zor olduğunu, arkasındaki gerçekleri bilmeden birçoğumuzun kurduğu hayallerin peşine düşmüştüm: Bir yelkenliyle denizlere açılmak, hatta belki dünyayı dolaşmak.

2015’in sonlarına doğru, sekiz sene evvel yurt dışında çalışırken tanıştığım iş arkadaşım Jennie ile bir araya geldiğimde yelken fırsatı karşıma çıktı. Çocukluğundan beri yelken yapan Jennie, İngiltere’de yarışlara katılıyordu, The Sirens Race Team’in (The Siren’s Tigress-reflflex 38) kurucularındandı. Jennie sohbet ederken, “Selin, ben işi bırakıyorum. Altı ay Karayipler’de yarışmaya gidiyorum, hadi sen de gel, Antigua’da bizimle yarış” dedi. “Gerçekten mi?” Yelken öğrenmek istiyorum derken, okyanusta yarışa katılma aşamasına nasıl geldim? Tabii bunu duyar duymaz

kafamda büyük bir soru işareti belirdi: “Yapabilir miyim?”

Yelken hakkında hiçbir şey bilmiyordum, deneyimim yoktu. Daha önce yelkenli bir tekneye sadece ikiüç kez binmiş, onda da bir kenarda oturmuştum. Tekneleri hep hayranlıkla izlerdim ama sert havada seyir halindeyken deniz suyuyla yıkanmak nasıl olurdu bilemiyordum. Ancak içimden bir ses bunu yapmam gerektiğini söylüyordu. Bu belki de hayatımın fırsatıydı. Ben de “Tamam” dedim ve tarih gelene kadar yarışacağıma inanmadım. Beni neyin beklediğini bilmiyordum. Hem heyecanlı hem de gergindim. Nihayet ekiple bir araya geldiğimde denize açılmadan bir gün

Neler öğrendim 1)

Hayal et ve hayallerini dile getirmekten çekinme. Sabırlı ol, evren sana istediğini verecektir.

2) Hayaller her zaman umduğunuz kadar kolay gerçekleşmeyebilir, mücadele gerektirebilir. Ancak siz hayallerinizi her şeyiyle kabul etmeyi, kucaklamayı bilin.

3) Eğer kalp atışlarınızı hızlandıran bir fırsatla karşılaşırsanız yüreğinizin sesini dinleyin ve “evet’ deyin. Sizi nerelere götüreceğini görün.

4) Deniz, güneş ve rüzgâr iyileştiricidir, insanı canlandırır. Üçünü de hayatınızdan eksik etmeyin.

5) Doğanın gücünü ve sizin, onun bir parçası olduğunuzu kabul edin.

6) Güven ve güçlü iletişim her türlü ilişkinin ve takım çalışmasının anahtar kelimesidir. Hayat paylaşıldığında daha güzeldir.

7) Aile desteği dünyaya bedeldir. İhtiyaç duyduğunuzda onlardan destek istemekten çekinmeyin.

8) Günün sonunda limana döndüğünüzde sevdiklerinizi bulmak esas olandır.

9) Sınırlarınızı belirleyin ve her seferinde onu aşmaya çalışın.

10) Gücünüzü önemseyin, korkularınızla yüzleşin.

11) Doya doya yaşamaktan korkmayın, vücudunuzdaki morluklar ve yaralarla gurur duyun. Onlar, yaşadığınızın en önemli kanıtıdır.

12) Deniz sizleri günlük sorunlardan uzak tutar ve birçok şey öğretir. Onu dinleyin.

13) Yelken yaparken suda zıplayan bir yunus görmekten daha eğlenceli bir şey yok. Denize açılın ve onları izleyin.

14) Karaya döndüğünüzde dengeyi kurmak için şunu hiç unutmayın: Okyanus hep sizinledir. Rumi’nin de söylediği gibi “Kendini bir okyanusta sanma. Sen bir damlanın içinde kocaman bir okyanussun.”

Kaya mezarları

Selin Persentili

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.