Nice, very nice!

Naviga - - 7 Denİzler İle - YAZI VE FOTOĞRAFLAR: GÜLİN BOZKURT, EKBER LEVENT

Sardinya ve Korsika adalarının harika sularını arkamızda bırakıp, haziran ayındaki tur ha alarımızı geçirmek üzere Fransa’nın güney sahillerine Nice şehrinden giriş yaptık. Meşhur Cote D’azur bölgesi, Monako’dan başlayan ve batıya doğru Nice, Antibes, Cannes ve St. Tropez gibi tanınmış merkezlerin olduğu bu sahillerde dört ha amızı geçireceğiz. Birbirinden güzel ve özellikle deniz mahsulleri ile tanınan restoranları barındıran bu merkezlerde, yatçılık ve deniz turizmi de gayet gelişmiş durumda. İnanın neredeyse her 3-5 milde bir marinaya rastlayabiliyorsunuz. Bazıları şehir marinası yani devlet işletmesinde ve en merkezi limanların içerisinde, bazıları ise özel sektör marinası ve merkezlerin biraz dışarısında fakat gayet iyi durumda.

Port De Nice, doğusunda Monako’ya 6 deniz mili, batısında Antibes şehrine 9 deniz mili uzaklıkta tarihi bir merkez. Eski ve korunaklı bir doğal limanı ve tarihi eski şehri ile kıyı boyunca uzanan görkemli villaları var. Ticari liman içerisinde yüzen pontonlardan yapılmış iptidai bir marina yer alıyor. Bizim tekne boyutları (50 feet kadar) ile yüzen iskeleye bağlanabiliyorsunuz. Daha büyük tekneler sahile kıçtankara olmak zorunda. Ticari liman da aynı yerde olduğu için epey hareketli, bir de limanın hemen yanına yeni metro istasyon inşaatı başlamış durumda, bu da biraz kargaşa getiriyor. Bu limandan Korsika Adası’nda Bastia ve Ajaccio’ya feribotlar çalışıyor. Liman tam merkezde olduğu için yürüyerek şehri gezebiliyor, yakındaki marketlerden kolaylıkla alışverişinizi yapabiliyorsunuz. En güzeli de restoran ve barlar hep bir adım yürüyüş mesafesinde bulunması.

Hemen havaalanının yanında başka bir marina mevcut, Port De S. Laurent (43° 39’,37 K-007° 11’ D), biraz ilerisinde ise Marina Baie Des Anges (43°38’ K-007° 8’,33D) biz ikincisini kendimize üs seçtik. İçindeki çamaşırhanesi ve özellikle çok büyük bir hipermarkete yakın oluşu, birkaç butik restoran ve kafe barları ile bize çok uydu. Ha a sonu misafirlerimizi buradan alıyorduk.

Port De Nice’in batısına doğru önce Villefranche Koyu ve içerisinde aynı isimli tersane ve marinanın olduğu

bağlama yeri var. Bu marina biraz kirli ve eski ama koyda demirde kalabiliyorsunuz. Burada ve tüm sahillerde hafi en (bazen bayağı kuvvetli) solugan yani ölü dalgalar olabiliyor. Mistral yani kuzeybatı-batı rüzgârı hakim. Marsilya Körfezi kükrerken buraları saçak altı kalıyor. Kıyıdan 10 mil ötede fırtınalar eserken kıyıda rüzgâr size keyiflfli bir yelken olanağı sunuyor. Tabii arada istisnai durumlar olmuyor değil. Bazen de doğu-güneydoğu esebiliyor.

Nice şehri tam bir liman kenti, sokaklarında, barlarında, restoranlarında ve deniz mahsulü satılan pazarlarında bunu fazlasıyla içinizde hissedebiliyorsunuz. İstiridye ve rose

Bebek kalamar yemeği

Adası’nın Olbia Limanı’nda ha alık yiyeceklerimizi aldığımız marketin balık reyonunda taptaze ahtapotlar, onlarca balık çeşidi, boy boy karidesler, her cins midye bulabilmek kolaylıkla mümkün. Sırada beklerken

Şaraphanemizdeki işleri tamamladıktan sonra akşamüzeri Marmara, Ekinlik, Avşa Adası’nın ıssız koylarında yüzmek ve dalış yapmakla başlayan kısa gezilerimiz üç yıldır Ege Denizi’ne, Yunan Adaları’na kadar uzandı. Geçen yıl sizlerle paylaştığımız LimnosAlonnisos-skopelos-halkidiki-thassosSamothraki adaları gezimize bu yıl da kaldığımız yerden devam ediyoruz. 2014 yazında ilk defa çıktığımız gezide Limnos-samothraki adalarına gitmiş, Kuzey Ege Adaları’nı keşfetmiştik. Geçen yılki gezimiz yedi günde 700 mil yaptığımız bir keşif gezisiydi. Bu yıl geçen yılın devamı niteliğinde bir program yapmaya karar verdik. Ege’nin çakıl taşları Sporades Adaları’nı daha yakından tanımak üzere bir rota belirleyerek 19 Temmuz’da yola çıktık. İlk yıl tek bot çıktığımız geziye ikinci yıl Bozcaada’dan Corvino katılmış ve iki botla devam etmiştik. Bu yıl üç botla çıkmayı planladık ancak üçüncü bottaki arkadaşlarımız son anda katılamayınca iki ekip olarak yolumuza devam ettik.

Yine yeniden yollarda

Hoşköy’den yola çıktığımız Northstar 7 metre 700RX B klasman botumuz Melen Orpheus’la 85 mil seyirle Çanakkale gümrüğüne ulaştık ve çıkış işlemlerinin ardından Limnos’a doğru yola çıktık. Northstar 680 RW Corvino bizden bir gün önce Bozcaada’dan Çanakkale’ye gelmiş ve çıkış işlemlerinin ardından Limnos’a geçmişti. Her iki botta da 200 beygir Yamaha dizayn motor bulunuyor.

Bu yıl turumuzun neredeyse tamamı sert hava koşullarında geçti. Dolayısıyla bu hava koşullarında botları ve kendimizi denediğimiz bir seyir de yapmış olduk. Çanakkale’den sonra 5,5-6 boforluk havada, sancakta Gökçeada’ya yakın bir seyirle Limnos’un batı tarafındaki Myrina’ya doğru yola çıktık. 75 mil olan bu seyir sert hava koşulları sebebiyle 3,5 saat sürdü. Myrina’da giriş işlemlerimizi yaptıktan sonra kahvemizi içerken diğer ekip Reşit, Duygu ve Aia ile buluştuk. Onlar araba kiralayıp adayı gezmişler. Limanda her zaman kaldığımız Limnos Otel’e yerleşip, hafif bir akşam yemeği eşliğinde ertesi günün programını yaptık

ve erkenden yatıp dalgaların ve rüzgârın yorduğu bedenlerimizi dinlendirdik.

Ege’nin çakıl taşları Sporades Adaları

Ertesi sabah kahvaltının ardından benzin takviyesi yapıp Alonissos’a doğru yola çıktık. Geçen yıl olduğu gibi, 3-4 boforluk havada iskelemize Bozbaba’yı (Agios Efstratios) alarak Gioura ve Piperi adalarının arasından Sporades Adaları’na ulaştık. 86 millik bu seyir 3,5 saat sürdü. Alonissos’un doğu tarafında doğal bir liman olan Steni Valla’da Mariante’nin apart oteline yerleştik. Kışın fok balıklarının geldiği bu koy, yaz aylarında yelkenlilerin ve Rib’lerin tercih ettiği sakin bir liman. Koyda bir-iki restoran ve kafe, market ve evlerin arasında küçük apart oteller yer alıyor. Bu eşsiz koyun bizde yarattığı huzuru düşünürken, kafelerde ve tavernalarda müzik çalmadığını fark ediyoruz, bu sessizlik hepimizi dinlendiriyor.

Steni Vala aynı zamanda bir lezzet durağı. Tütsülenmiş ton balığının bugüne kadar yediğimiz ton balıklarından ne kadar farklı bir tat olduğunu burada öğrendik. Sporades Adaları’nda sadece burada bulabileceğiniz bu özel lezzeti ve deniz ürünlü spagettiyi mutlaka denemenizi öneririz.

Kyra Panagia Meryem Ana Manastırı

Kahvaltı sırasında Alonissos’un çevresinde çok güzel manastırlar olduğunu öğrendik. Hoşköy’de bağlarımız içinde yer alan manastırın restorasyon projelerini hazırladığımız bu dönemde mümkün olduğunca fazla manastırı ziyaret etmeye ve bilgi almaya çalışıyoruz. Dolayısıyla bu manastırı da kaçırmak istemedik. Kafenin sahibinden de aldığımız bilgiler doğrultusunda ilk gün Kyra Panagia’daki Meryem Ana Manastırı’na gitmeye karar verdik. Geçen yıl bu adanın doğal koyları olan Agios Petros ve Plantis’e gitmiş, kuşbakışı bakıldığında kalp şeklinde görülen Planitis’in turkuaz rengi sularında bütün gün yüzmüştük.

Alonissos’un 5 mil kuzeyinde yer alan Kyra Panagia’nın batı tarafındaki koylardan birinde taş iskeleye botumuzu bağladıktan sonra daracık merdivenleri çıkıyoruz. Epey zorlu doğal patikayı tırmandıktan sonra nefes nefese Meryem Ana Manastırı’na vardık. Biz patikadan çıkarken manastırı ziyarete gelen bir grup iskeleye iniyordu. Avluda karşılaştığımız rahibe, Türkiye’den geldiğimizi, yaşadığımız bölgenin eski adının Ganohora olduğunu, Ganohora’daki altı manastırdan birinin bağlarımızın içinde yer aldığını ve restore etmeye çalıştığımızı anlatınca bizi büyük bir heyecan ve misafirperverlikle karşıladı. Dedesinin Fatsa’dan göç etmiş Rum bir ailenin oğlu olduğunu, Fatsa’ya gidip dedesinin doğduğu köyü aradığını ama bulamadığını anlattı bizlere. İkram ettiği çipura ve lokum eşliğinde manastırın taş avlusunda birbirimizin elini tutarak, kah heyecanlanıp, kah duygusallaşarak keyifli bir sohbetin içinde bulduk kendimizi. Ardından hep birlikte manastırı gezdik ve öyküsünü dinledik. Athos Dağı’na bağlı bu manastırı Trabzonlu bir rahip kurmuş ancak daha sonra yıkılmış. Her yıl 15 Ağustos’ta ayin yapılıyor ve pek çok ziyaretçi geliyormuş. Şu anda orada yaşayan iki rahip ise yıkılan manastırı yeniden tamir edip ayağa kaldırmış. Tamirat büyük oranda tamamlanmış. Bir tara an içinde yaşarken bir tara an da tamir etmeyi sürdürüyorlar. Restorasyonu yaparken avludaki şapelde çok eski ikonaların yer aldığı bölümün tepesindeki kırmızı kubbeyi olduğu gibi muhafaza

etmeyi başarmışlar. Biz manastırın seyir tepesinden diğer adaları ve denizi seyrederken, Alonissos’tan bir tekne adaya doğru yaklaştı. Rahip onlara el salladı ve diğer rahibin alışveriş yapıp döndüğünü onu karşılamak için iskeleye inmesi gerektiğini söyledi. Biz geldiğimiz yoldan iskeleye indiğimizde onun da yaşından beklenmeyecek bir çeviklikle başka bir yoldan eşeği alıp iskeleye indiğini gördük. Bu iki yaşlı adamın yaşam enerjisi ve kimsenin yaşamadığı bu adada yarattıkları cennet bizi de çocukları da çok duygulandırdı.

Alonissos’u keşfe devam

Alonissos’taki ikinci günümüzde adanın merkezi Patitiri’yi ve eski yerleşim yeri Hora’yı gezdik. Adalılar 1965’deki büyük depremde yıkılan Hora’yı terk edip Patitiri’ye yerleşmişler. Dolayısıyla Patitiri daha yeni binaların olduğu feribotların gelip gittiği bir liman şehri durumunda. Oteller, restoranlar, alışveriş caddeleri ile hareketli bir yerleşim. Halkın terk ettiği Hora’yı ise daha sonra farklı şehirlerden, ülkelerden gelen turistler keşfetmiş ve evleri restore ederek yaşamaya başlamışlar. Böylece Hora yeniden canlanmış. Şimdi ise adanın en hareketli ve turistik yerleşimi. Taş evleri, dar sokakları, tavernaları ile cıvıl cıvıl bir yer. En tepeye kadar çıkıp, bir restorana oturup kuzu tandır ve şarap eşliğinde güneşi batırdıktan sonra bu kadar kalabalığa karışmak yeter diyerek müziksiz sessiz Steni Vala’mıza kendimizi attık.

Mamma Mia Skopelos

Bugün 14 mil uzaklıktaki Skopelos Adası’na doğru yol alırken erken dönmek zorunda olan yol arkadaşlarımız Limnos’a ve ardından Bozcaada’ya gidecekler. Onlarla vedalaştıktan sonra Skopelos’un güneyinde yer alan Agnondas’a doğru yola çıktık. 2-3 boforluk havada, 14 mil süren kısa yolcuğun ardından Agnondas’a ulaştık. Skopelos merkezine 5 kilometre mesafede yer alan bu küçük doğal liman adalıların yemek için tercih ettikleri küçük bir yerleşim. Rüzgârın sert estiği havalarda merkezdeki liman yerine feribotlar buraya geliyorlar.

İlk gezimizde tanıştığımız İtalyan dostumuz Eduardo ve ailesiyle geçen yıl Sporades Adaları’nda yeniden buluşmuş ve birlikte gezmiştik. Eduardo, Nuova Jolly 6 metre botuyla 12 yıl boyunca bütün Ege Adaları’nı gezen biri. Bu yıl ise ailesiyle çıkamadığı tatile motoruyla gelmeyi tercih etti. Güneydeki Yunan Adaları’nı feribot kullanarak motoruyla gezdikten sonra Skopelos’ta bizimle buluşmaya geldi. Eduardo’yla bir yıl önce vedalaşıp ayrıldığımız Agnondas’ta bu yıl yeniden buluşmak çok keyifliydi.

Hava sert ama vazgeçmek yok

Bugün Eduardo’nun rehberliğinde daha önce gitmediğimiz bir adayı, Skiros’u keşfedeceğiz. Skopelos’un güneybatısındaki en büyük Sporades Adası. 5-6 boforluk havada, 55 millik yolu 3,5 saat süren seyrin ardından adanın batı kıyısında Linaria’ya ulaştık. Skiros coğrafi olarak enteresan bir yapıya sahip. Adanın kuzeyi yeşil ormanlık yapısıyla Sporades Adaları’na, güney tarafı da ağaçsız tepeleriyle Kiklad Adaları’na benziyor. Yarısı Sporades, yarısı Kiklad olan geçiş adası gibi adeta.

Adanın en önemli etkinliği keçi festivali. Büyük perhizden önce yapılan bu festivalin kökleri Dionysos kutlamalarına dayanıyor. Festivale katılanlar, 48 saat süren şenlik boyunca yarı insan yarı hayvan kostümleriyle boyunlarına keçi zili takarak sokaklarda dans ediyorlar. Ada turizmi alternatif tatil yapmak isteyenler için özel programlar da sunuyor. Yoga bunların en başında

geliyor. Atsitsa Koyu’nda yoga dersleri ve aktiviteleri düzenleniyor.

Linaria’da öğle yemeğini yedikten sonra bir taksi bulup 10 kilometre uzaklıktaki ana yerleşim yeri olan Skyros Kasabası’na gittik. Bir tepede kurulu şehrin dar Arnavut kaldırımlı sokaklarından yürüyerek doğu sahiline bakan Bizans-venedik Kalesi’ne ulaştık. Siesta saatine denk geldiğimiz için bütün sokaklar sessiz, dükkanlar kapalıydı. Dönüş yolculuğumuz ve rüzgâr durumuna da düşünerek çok geç kalmadan limana geri döndük ve Skopelos’a doğru yola çıktık.

Skopelos’a vardığımızda Agnondas’a yakın bir koyda yüzmek için durduk. Ancak yeniden yola çıkmak istediğimizde motor çalışmadı. Eduardo’yla birlikte sorunu anlamaya ve çözmeye çalıştık ama olmadı.

Motorla ilgili sorunu ertesi sabah çözmek üzere bir tarafa bıraktık ve pansiyon sahibimiz Isadura’nın rehberliğinde İstanbul’da Cafe Amman’ın kurucusu ve solisti olan dostumuz Stelyo’nun önerdiği Anatlion Quazeri’ye Rembetiko üstadı Giorgos Xintaris’i dinlemeye gittik. Skopelos’un merkezinde 200-300 basamakla çıkılan kalenin en tepesinde yer alan taverna, muhteşem manzarasıyla ve büyüleyici atmosferiyle bizi karşılıyor. Hepimiz için çok özel bir gece, gezimizin taçlandığı anlardan biriydi.

Motordaki sorun çözülmeye çalışılıyor

Her güzel gecenin bir sabahı var, çalışmayan motorla bir koyda kalakalmak da var. Sabah erkenden Eduardo’nun İtalyan arkadaşı Ricardo’nun tavsiye ettiği ve çağırdığı tamirci geldi. Sorun marş motorunda dedi ve motoru alıp gitti. İki saat sonra geri geldi ve “Motor dağılmış, Atina’dan yenisini getirmek lazım” dedi. Atina’yı aradık ama ellerinde yokmuş. Türkiye ile haberleştik, Türkiye’de de yok. Moralimiz bozuldu, oturduk tavernaya kalamar ve uzo eşliğinde ne yapabiliriz düşünmeye başladık. Botu çekip adada bırakmaya ve feribotla Selanik’e geçmeye karar verdik. Sonra gelip almaktan başka çare yoktu.

Öğleden sonra Eduardo, “Bu adama güvenmiyorum bence sorun çok daha basit, aptalca bir şey” deyince Skiathos’taki Yamaha Servisi olan tanıdığıyla konuşmaya karar verdi. Hemen konuştuk ve feribotla marş motorunu ona ulaştırdık. İnceledi ve marş motorunun sapasağlam olduğunu söyledi. Ve ertesi sabah kesinlikle marş motorunda sorun olmadığı anlaşıldı. Sorunun ne olduğuna bakması için ustayı çağırdık ama işlerinin yoğun olduğunu söyleyince beklemeye başladık. Neyse ki Isadura’nın bulduğu Skopelos’a yerleşmiş, Yamaha motordan çok iyi anlayan Brezilyalı bir usta geldi ve sorunu hemen çözdü. Meğer bir vida gevşemiş. Isadura, “Eduardo ve Ricardo’nun ustalarının yapamadığını benim bulduğum usta yaptı” diyerek kendisini günün kahramanı ilan etti. Ve yaşadıklarımız ‘bir İtalyan, bir Yunanlı ve bir Türk’ fıkrasına dönüştü. Bütün bunlardan sonra öğrendik ki:

Denizin ortasında durduğunda motorunu asla kapatmayacaksın. Bu sorunu biz denizin ortasında da yaşayabilirdik. Yedek motor tabii ki çok çok önemli. Tavsiye eden kişi ne kadar kıymetli olursa olsun tek ustanın söylediğiyle yetinmeyeceksin.

Vedalaşma zamanı...

Bu gezi bize Isadura ve Ricardo gibi iki dost aile kazandırdı. Onları tanımak büyük bir keyi i. Artık Skopelos bizim için güzel bir ada olmanın ötesinde bir yer, orada özleyeceğimiz dostlarımız var. Dönüş yolculuğumuz için eşimle fikir alışverişinde bulunduktan sonra zor olanı seçip Limnos’a gitmeye karar verdik. Diğer seçenek bir önceki yıl yaptığımızı yapıp Halkidiki, Samothraki ve Çanakkale’ye gitmekti çünkü kuzeyde hava sakindi. Ancak artık Hoşköy’e dönmemiz gerekiyordu. 4 boforla başlayıp 6’yla devam eden havada, dört saat süren yolculuğun ardından Limnos’ta Myrina Limanı’na ulaştık. Ertesi gün de çıkış işlemlerinin ardından 5-6, sağanakta 7 boforluk havada dört saatlik yolculuğun ardından Çanakkale’ye ulaştık. Sert hava koşullarında botun performansını deneyimlediğimiz toplam 10 gün süren bu seyirden sonra bota olan güvenimiz daha da artmıştı.

Soulmate Nice Limanı’nda

Nice Limanı’nda sıralı kayıklar

Nisidha Skiropoula

Kyra Panagia

Meryem Ana Manastırı’ndaki rahip

Kyra Panagia

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.