Çarparsam yanarsın

Maalesef her an hepimizin başına gelebilecek, deniz üzerindeki en tehlikeli hadiselerden biridir yıldırım düşmesi. Tedbirini alırsak yıldırım çarpmasını engelleyebilir ya da hasarı en azda tutabiliriz.

Naviga - - Seyİr Güvenlİğİ - YAZI: ATİLLA ŞAYAN

Gill ve Mick Russell çi inin 22 feet’lik motor-sailer tekneleri April Girl, hayatlarının tamamının geçtiği Solent sularında, gayet hafif bir meltemin önünde, küçültülmüş bir ön yelken ve motor seyriyle süzülüyordu. Gill’in anne, babası ve köpeği de April Girl’in daracık havuzluğunda beraberlerdi.

Bir önceki gece şimşekli yağmurlu bir fırtına çıkmış ama ertesi gün gayet sakin bir sabaha uyanmışlardı. Bu sakin hava da Southsea Marina’dan çıkarak yaptıkları olağan gezintilerinden biri için güven vermişti. Arada bir gökyüzünden gelen boğuk homurtuları ciddiye almadılar. Ne de olsa sakin havaydı... Aslında ‘gök gürlemesi’ herkes için ortak bir uyarıydı ‘içeride kalın’ diyen… Ama nafile...

Nazlı nazlı seyrederken birdenbire müthiş bir patlama sesi duyuldu. Yukarıdan erimiş metal parçaları yağıyor ve teknenin plastik gövdesini eritip içine gömülüyordu.

Direğin üstündeki antene yıldırım düşmüştü.

Sonra elektrik teknenin her tarafını sardı. Plastik sigorta kutusunu parçalayarak, Gill’in ayakkabısız, çıplak ayakla durduğu güverteden geçti. Bedeni şokla sarsıldı ve bilincini kaybederek güverteye yığıldı. Elektrik bütün güverteyi kat etti. Pupa fenerini de parçaladı ve geride salllanan iki çıplak tel parçası bırakarak denize yayıldı. Motor çalışmaya devam ediyordu. Ama daha sonra motor bölmesinin kapağını kaldırdıklarında, alternatörün eridiğini ve akülerin parçalandığını gördüler. Motor çalışmıyor olsaydı onu tekrar çalıştırmaları imkansızdı.

Mayday çağrısı da yapamıyorlardı çünkü VHF telsiz kullanılamaz haldeydi. Bu arada Gill’in bilinci yerine geldi ancak ayaklarını kullanamıyordu. Babası şoku henüz üzerinden atmış, köpeği ve annesi ise havuzluğun köşesine sokulmuş, sessizce duruyorlardı. Mucizevi şekilde durmayan motorun sayesinde Southsea Marina’ya döndüler. Gill iki ay tekerlekli iskemlede kaldı. Tamamen düzelip, işe tekrar başlaması ise altı ay sürdü.

Russell çi i şimdi emekli ve yıldırım gazisi tekneleri April Girl ile Fransız kanallarında ve Akdeniz’de gezmeye devam ediyorlar. Gill ve ailesi ucuz atlattı ama istatistiklere göre dünyayı gezen teknelerdeki ölüm olaylarının %10’u yıldırım düşmesi kaynaklı...

Özellikle bahar ve yaz aylarında elektrik yüklü ani fırtınalara (boralara) dikkat etmemiz gerekiyor.

Yıldırım nasıl oluşuyor?

Bulut içerisindeki su moleküllerinin yoğun hareketi, bulutun statik elektrik yüklenmesi ile sonuçlanıyor. Statik elektrik yükü büyüdükçe bulut, üzerine sinen bu gerginliği atmak için bir bahane aramaya başlıyor. Gerginliğini boşaltacağı adres de aksi kutup... Bu aksi kutup başka bir bulut da olabilir, yer de olabilir, deniz de...

Bu gerginliği atma eylemi buluttan buluta olduğunda adına şimşek, buluttan yere veya denize veya bu ikisinden buluta doğru olduğunda da

yıldırım diyoruz. Milisaniyeler içinde tüm gerginliğini atan bulut temiz bir oh! çekerken, tüm elektriğini, öfkesini boşalttığı yerde büyük hasarlara yol açabiliyor.

İşte bizim şu andaki konumuz da; bulutun bu gerginliğini atma esnasında, eğer ters zamanına denk geldiysek, bu öfke boşaltımından tek parça ve hasarsız olarak çıkmak...

Öncelikle ‘gerilim’in tanımını hatırlayalım: Bir iletkenin iki kutbu arasındaki potansiyel farkı... Yıldırım milisaniyeler gerçekleşmesine karşılık, iki kutup arasındaki potansiyel farkı son bulmadan maalesef bitmiyor.

Pekiyi ismini, ‘ani gelişen aşk’ı tanımlamak için bile kullandığımız bu görkemli doğa olayının gücü nedir?

Yıldırımın gerçekleştiği akımın gücü 200.000 amperi ve oluşan sıcaklık ise 30.000 C°’yi buluyor. Yani hayat kaynağımız olan Güneş’in yüzey sıcaklığının yaklaşık 5,5 katı...

Aslında yıldırım yeryüzüne düşmez, aksine genellikle yeryüzünden buluta yükselir. Yer veya yıldırımın aşağıdaki cazibe noktası pozitif kutuptur. Bulut da eksi yüklüdür. Boşalım yerden ya da denizden buluta doğru olur.

Bir de yıldırımın doğrudan çarpmasının yanında, yan etkileri de var. Elektro manyetik pulse ya da Türkçesi, elektro manyetik darbe etkisi...

Tarif etmek için daha da Türkçeleştirirsek; ‘elektro manyetik rüzgâr’ da diyebiliriz. Yoğun akımın oluşturduğu ani manyetik alanlar ve şokları diye tarif edebileceğimiz bu olay, yakındaki teknelerin elektronik aksamlarını çalışmaz hale getirebiliyor. Antenden sisteme sızan bu dalgalar, bazen elektronik sistemler üzerinde yıldırımın vurduğu tekneden daha fazla hasar yaratabiliyor.

Bir diğer hasar riski de yıldırımın yan kolları...

Yıldırım bir tekneye vurduğunda, mesela salmaya oturan bir direk üzerinden denize boşalırken, yan kolları da alternatif yollar arar. Yan teknenin gurcataları atlanacak alternatif bir yoldur. Bu da haliyle yan teknede de hasar demektir.

Nasıl korunuruz?

Öncelikle denizde yaşamdan bahsettiğimize göre; teknenin yapısından başlamalı...

Yıldırıma karşı en güvenli tekneler alüminyum ya da sac, kısaca metal teknelerdir. Ama neden?

Çünkü metal gövdeli tekneler akımın taşınması açısından, birer topraklama levhası gibi çalışır. İçinde bulunanlar için saç tekne kendisi bir iletken olduğundan oluşan manyetik alanları akıma dönüştürerek denize aktaran bir Faraday Kafesi çalışır. Peki Faraday Kafesi ne demek?

Wikipedia; Faraday Kafesi, elektriksel iletken metal ile kaplanmış veya iletkenler ile ağ biçiminde örülmüş içteki hacmi dışardaki elektrik alanlardan koruyan bir muhafazadır. 1836 yılında İngiliz Fizikçi Michael Faraday’ın buluşu olduğu için ‘Faraday Kafesi’ diye adlandırılmıştır diyor.

Türkçeleştirelim; elektrik daima, yoluna devam edebileceği en kısa yolu tercih eder. İçinde durduğunuz iletken bir kafes ya kutunun dış çeperi, işte elektriğin aradığı o en kısa yoldur. İçindekine dokunmadan dış çeperinden akar gider.

İşte bu yüzden metal tekneler yıldırıma karşı en güvenli teknelerdir. Ahşap ve fiberglas teknelerde ise direk ya da yüksekteki metal aksam üzerinden tekne ile buluşan yıldırım denize ulaşmak için yoluna devam ederken güvertede tıkanır. O noktada tekne ahşap ise, tıkandığı noktayı patlatır veya parçalar. Fiber ise eritir veya yakar. Demek ki, gücümüz yetiyorsa alüminyum ya da sac tekne ile açılıyoruz okyanuslara.

Bir diğer püf noktası; en az dirençle, en kısa yoldan topraklamak... Yani paratoner takmak.

Açalım; iyi bir iletkeni, yeterli kesitte, yani kalınlıkta ve az dirençli bir kablo ile topraklarsak, akımın periyodunu kısaltırız. Bu şekilde denize iletilen elektrik yükü tekne etrafında yarıçapı direk uzunluğu olan bir emniyet konisi yaratır.

Paratoner olarak kullanılacak bakır çubuk (yıldırımı zapturapt altına alabilmek için) direk başındaki cihaz ve antenlerden en az 20 cm yukarıda olmalı. Ancak bakır çubuk kullanıyorsanız, bu çubuğun direk ile kesin yalıtımı şart... Yani çubuktan itibaren tüm direği geçip ıskaçasına kadar inen, oradan salmaya giden bir kablo gerekiyor. Bu arada bakır iletken ile teknenin metal aksamları arasında oluşabilecek galvanik korozyon riskine karşı hepsinin tutyalanması çok önemli. Bir diğer önemli nokta ise, bakır paratoner çubuğun uç kısmının yüksek ısıya mukavim özel alaşım çelikten olması...

Topraklama kablosunun kalınlığına gelirsek; tabii direk boyu kablo kalınlığı için önemli bir faktör. Ama kullanacağımız kablo kesiti 20 mm2’nin altında olmamalı.

Şunu unutmayın!.. Kablo ne kadar kalınsa, yıldırımı o kadar kolay uzaklaştırırsınız.

Topraklama kablosu kesinlikle tek parça olmalı. Kesinlikle ek olmamalı. Yıldırım esnasında oluşacak ısıdan ötürü kabloda kesinlikle lehim olmamalı ve kablonun en az iki salma cıvatasına tutturuluşu iyi preslenmiş pabuçlarla yapılmalı. Mümkün olduğunca sert

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.