Denizcinin ‘baba’sı da anlam yüklü

Gemici dilimizde, ‘kelimelerle anlatılamayan güçlü bir desteği tanımla’ deseniz, yalnızca ‘baba’ derim...

Naviga - - Denİz Kültürü - YAZI: DERYA ŞERİF YARKIN, DERYA BUĞRA YARKIN

Günlük konuşma dilimizde ‘baba’ kavramı, genel olarak ‘ata’ anlamında kullanılıyor. Kültür tarihimizde, saygı duyulması gerekli olan şahıslar için de kullanılan ‘Baba/bab’ kavramı (Güzel, s.21), Türkistan sahasında evliya, aziz, sultan, ata kelimeleri ile karşılanıp, yaygın olarak ‘evliya’ anlamında kullanılmaktaymış (Çetin, s.70). ‘Baba’ deyiminin, çok uzun zamandan bu yana güzel Türkçemizde var olduğunu ve yaşayan bir deyim olduğunu söylemek zor değil.

Türk Dil Kurumu yayını Türkçe Sözlük’te 11 farklı anlamı olan ‘baba’, gemici dili ve edebiyatımızda da ‘Gemi veya iskelede halatın takıldığı yuvarlak başlı, iri demir, ağaç veya beton dikme’ karşılığıyla (TDK, s.187) yer bulmuş. Bir başka deyişle, doğal olarak, ilk aşamada çok güçlü, zorluklar karşısında aşırı dayanıklı, eğilmeyen, bükülmeyen ve yokluğu başka hiçbir biçimde giderilemeyen kavramlarını aklımıza getiriveren bu ‘ilginç nesne’, gemimizi güvenle bağladığımız bir gereç. Aslında, düşünsel çağrışım olarak benzeşse de, yine de ailemizdeki babamızdan çok farklı bir nesneyi tanımlıyor, denizcilikte kullandığımız bu ‘baba’...

Güzel Türkçemizdeki benzer anlamıyla Farsça’da ‘bâbâ’ veya ‘peder’, Berberî dilinde ‘bābā’ ve Rusça’da ‘papa’ olarak kullanılan bu deyim, Rumence’de ‘tată’ yani oldukça farklı. Ancak yine Rumence’de bir de ‘baba’ (Mankalyalı, s.99) deyimi var ki, anlamı “dik konumlu, demirden silindir biçimli olarak yapılmış iri sütun” ve teknik sözlüklerde bu sütun, rıhtımda, gemilerin halat bağlaması için kullanılan dikme, yani bir gemicilik deyimi. Kısacası, Karadeniz’deki yakın denizcilik ilişkilerimiz sonucunda, bu deyimi Rumen denizcilerden öğrenip, dilimize kazandırmışız. Hem de çok eski zamanlarda değil, 150-200 yıl kadar önce, bir başka deyişle, demirin, denizcilik sanayiinde yaygın olarak kullanılmaya başlamasıyla birlikte.

Demir madeninin, sahilde ‘baba’ olarak ilk kullanımı, 1805 yılında, Amiral Lord Nelson komutasındaki İngilizlerin, Fransız ve İspanyol müttefik donanmasını yendikleri Trafalgar Deniz Savaşı’ndan sonra. Bu savaşta ele geçirilen Fransız gemi toplarının, o günkü standartların dışında olmaları sonucu İngiliz savaş gemilerinde yeniden kullanılamayacağı ortaya çıkınca, söz konusu toplar, namluları aşağı gelecek ve boylarının da 2/3’ü toprağa girecek biçimde, Londra’da, Thames Nehri’nin kuzey kıyıları boyunca (özellikle ticari dokun çevresine) yerleştirilmiş/dikilmiş. O günlerde denizciler için, birçok manevra (örneğin; yanaşma) sırasında büyük kolaylık sağlayan bu uygulama, izleyen yakın zamanda da çok beğenilerek yaygınlaşmış. Aslında bu uygulamada eski gemi toplarının kullanılması, bizler için hiç de yabancı olmasa gerek. gemici dili ve edebiyatımızın ‘ilk’lerinden Süleyman Nutkî, bu konuda (limanda ‘baba’ konumlandırılması için) “Alelekser (çoğunlukla) kadim (eski) ve gayri müstamel (kullanımdışı) toplardan teşkil olunur” (Nutkî, s.162) diye tarihe not düşmüş. Zaten, bu tarihi uygulamanın benzeriyle, İzmir’de kordon boyunda, Pasaport İskelesi yakınlarında da karşılaşmak olası. Oradaki babanın tepesine baktığınızda onun, çevredeki diğer (alışıldık biçimli) babalardan farklı olduğunu, eski dönem (ağızdan dolma) gemi topunun kuyruk bölümü yapısına nasıl da benzediğini hemen görürsünüz. İngilizler bu ilginç uygulamayı, yaptıkları bir tarihi araştırmayla belgelemişler, umarım İzmir (ve şu anda bilemediğimiz daha başka yerler) için de tarihçilerimiz benzer araştırmaları yapıp yayınlarlar.

Pekiyi, gemilerin yanaşma manevrası sırasında halatlarını bağlamaları için rıhtımda demirden silindir bir dikme yokken, nasıl bir uygulama yapılıyormuş? Bu sorunun yanıtını araştırmak için oldukça eski dönemlere, Vikingler dönemine, hatta bazı kaynaklara göre erken Roma Dönemi’ne kadar gitmek gerek. Çok eski dönemlerde gemiciler, sahile yanaşmaları zorunlu olduğunda, gemilerini, dik kayaların veya çok ağır taşların üzerlerine, daha önce açtıkları deliklerden halatlarını geçirip, bağlıyorlarmış (Enzel, s. 222). Bu cümleden iki sonuç çıkıyor:

1. Kendi limanları veya daha önce gittikleri yerlerin (taşlara delik açma işlemi yapılmış yerler) dışında sahile halat verip, aborda veya kıçtankara

olunmuyor, uygun (sığ) bir yer seçilip, gemiyi baştankara yapıp, gemi bütünüyle sahile alınıyormuş.

2. Gemiler, genellikle limanda alargada, demir üzerinde yatıyorlar, sahille bağlantı (yük ve personel gidişgelişi) filikalarla yapılıyormuş. Özellikle güvenlik açısından çok uygun olan bu uygulama, İsveç ve Norveç’ten Kuzey Amerika’ya, hatta Kızıldeniz kıyıları ve Hindistan’a kadar yaygınlaşmış, uzun süre kullanılmış. Gemiciler, bir süre sonra, Sümerlerin, Mezopotamya’da nehir seyrinde uyguladıkları bir yöntemden esinlenerek, sahile ve hatta denizin sığ bölgelerine kalın taş veya ağaçtan yaptıkları kolonaları (İtalyancası colonna-kahane, s.174) bir bölümü su üstünde kalacak biçimde çakıp, palamarlarını buralara bağlamışlar (Nutkî, s.162). Bir öncekine göre çok daha kolay olan bu uygulama, çok daha uzun süre yürürlükte kalmış. Bu kolonaların, günümüzde çok kullanılan dolfinlerin (İngilizcesi dolphin; Kerchove, s.231) atası oldukları bile söylenir. Osmanlı dönemi denizcilik tarihimizi araştırıp inceleyen biliminsanları da, bu uygulamanın, zaten Osmanlı’da bile yaygın olduğunu kanıtlamışlar (Bostan, s.145). Derken, 18’inci yüzyılda demir kullanımının, her alanda olduğu gibi denizcilik sanayiinde de yaygınlaşmasıyla birlikte, artık rıhtımlara, birden fazla sayıda, dik konumlu, bağlanacak veya geçirilecek halatın kolayca çıkamayacağı kadar büyük çaplı demir silindirler (Rumencesi baba-mankalyalı, s.99; İngilizcesi bollard-kerchove, s.79) konmuş...

Denizdeki bu uygulama, beklenenin de ötesinde başarı sağlayınca, başta İngiliz polisleri olmak üzere birçok ülkenin kamu güvenlikçileri, yaklaşılmasını istemedikleri kamu binalarının önüne veya girilmesini istemedikleri sokak başlarına, boyutları küçük ve ince de olsa bu babalardan dikmişler ve bunlara, denizcilerin kullandığı aynı adı vermişler. Türkiye’de de trafik polisleri, kırmızı-beyaz çizgili, hem de plastikten yapılmış babalarla (halk arasında, sabit olmayanlarına, daha çok duba deniyor) trafiği yönlendiriyor veya sınırlandırıyorlar ya. Bir de bu uygulamanın gemi tarafı var. Ulusal gemici dilimizde, geçtiğimiz son 50-60 yıllık deyim/tanım karmaşası dönemini bir tarafa bırakırsak, rıhtımdaki babanın karşılığı, her zaman, gemide ‘bita’ (Baran, s.120) (İngilizcesi bitt; Kerchove, s.66). Zaman zaman, işlev benzerliği yüzünden olsa gerek, gemideki bitaya baba dendiği de olmuş (Seri, s.24) ama söz konusu yanlış kullanım yine de günümüzdeki kadar yaygın değilmiş.

Gemici dili ve edebiyatımızda bita, pide ve pite olarak da yazılıp söylenmiş olan ‘bite’ (İtalyancası bitta-kahane, s.108), demir halatı veya zincirinin, fundo sırasında, demirin ağırlığıyla çok hızlı bir şekilde akıp gitmesini sınırlandırmak, akış hızını azaltmak (eski dönemde bir tür kastanyola uygulaması) amacıyla, söz konusu halat/ zincirin üzerine sarıldığı kalın kalas veya sütuna verilen ad (Lever, s.109). Ancak, böylesi zor bir görevi yerine getirecek olan bitenin iki dik ayağı, geminin omurgasına kadar uzanıp, orada bir ıskaçaya girmiş durumda. Diğer bir deyişle çok güçlü bir yapı. Dolayısıyla bite, yalnızca kastanyola görevi için değil, güçlü destek gerektiren her görevde (örneğin; demir halatının veya sahile verilen halatın ya da yedekleme halatının voltası (Patterson, s.20) gibi zorlu görevlerde de) yararlanılan bir yapı elemanı veya gemicilik aracı.

Bir de, eski dönemde kullanılmış, tümüyle ağaçtan yapılan gemilerde, gemi içinde yelken seyri uygulamalarında duyulan gereksinim, gemi armasının doldurulması (gerilmesi) ya da yenilenmesi gibi işler veya limana varıldığında sahile verilen halatların bağlanması sırasında kullanılacak, yine güçlü yapı elemanlarına gerek var. Bunlara verilen ad ise iskarmoz başı (Nutkî, s.21). İskarmoz başları, adından da anlaşılacağı üzere, postaların (yani iskarmozların), küpeştenin üzerine yüksek (kesilmeden tek parça) olarak çıkarılmış/uzatılmış kısımları. Gereksinim doğrultusunda, tek veya çi olarak kullanılabiliyor. Günümüzde görev yapan modern teknoloji ürünü gemilerde bu iskarmoz başları, doğal olarak artık yok. Ancak, aynı yerde ve aynı amaçla kullanılmak üzere, yine gemi bünyesine güçlü bir biçimde bağlantılandırılmış, tek veya çi olarak dökme demirden yapılmış kısa dikmeler var. İşte son dönemde yeni kuşak denizcilerimiz bu bitelere baba diyorlar. Bu deyiş tuttu da... Yine de doğrusunu bilmekte yarar var. Denizcilerle konuşurken, baba deyimini, cümle içinde doğru kullanmak gerek. Kim bilir, belki de bu yüzden, denizciler arasında ‘babaya oturmak’ ayıp...

Kaynakça için lütfen bakınız:

www.navigamagazin.com

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.