Atlantik geçişi hikayesi1

2016 sezonunun sonuna geldim ve geçirdiğim yarış dönemini anlatmak üzere elim bilgisayar klavyesine ancak uzandı. Atlantik geçişine Figaro’yu da ekleyince aslında düşündüğümden daha yorucu bir dönem oldu.

Naviga - - Rota Açik Denİz - FOTOĞRAFLAR: ALEXIS COURCOIX

Aranızda bazılarının yakından takip ettiği gibi Concarneau’da yoğun bir hazırlık dönemi ardından 3 Nisan’da St Barth’a doğru 15 Figaro teknesinde ikili ekipler halinde toplam 30 yarışçı start aldık. Bizi bekleyen 3.980 deniz millik bu parkur birçok hikayeye de ev sahipliği yaptı. Start almadan yarışa katılan ilk ve tek evli çi olmamız, hem denizseverlerin hem de medyanın büyük ilgisini çekti. Yarış sonrası projemizin sponsorlarımızı tatmin edecek şekilde geri dönüş sağladığını duymak da bizim için sevinç vericiydi. Yarışın ana sponsoru Ag2r’nin patronunun inisiyatifi ile her tekneye yerleştirilen medya takip kiti de yarış süresince yaşadıklarımızı paylaşma imkanı sundu. Öncelikle gönderdiğiniz mesajlar için tüm dostlara teşekkür ederim. Mini Transat tecrübesi benim için birçok bilinmeyeni ortadan kaldırsa da, eşimin ilk Atlantik geçişi endişesini ve heyecanını yarış öncesi oldukça yoğun şekilde hissettim. Bir çi i; hayatlarından tüm yaşam konforunu çıkarıp 2 metreküp bir yere tıkıp bir ay boyunca yarı hapis, yarı işkence tadında bırakırsanız, herkes onlar için endişelenir. Kısaca duş yok, sıcaksa sıcak, soğuksa soğuk, sürekli ıslak ortam, uyku düzeni hem dengesiz hem yataksız, yarım yamalak beslenme pilav, makarna, konserveden oluşuyor, içecek dediğiniz ‘ortam’ sıcaklığında sınırlı miktarda su, manzara sonsuz mavi, koşullar hava ve deniz ne arzu ederse o, tekneden iniş ancak karaya varınca!

Starttan altı saat sonra sert hava ile Biskay Körfezi çıkışına başladık. Uzun süre kuzeyli havanın peşinden alçak basıncın körfeze girmesiyle deniz allak bullak durumdaydı. Pek sevilmeyen düzensiz sularda orsa seyri eşim Stephanie’nin -her zaman olduğu gibi- deniz tutmasına erkenden yenik düşmesine neden oldu. Ancak bu sefer ben de ilk 24 saat pek iyi değildim. Steph’in bu durumu üç güne varınca biraz endişe duymaya başlamıştım ki Finister Burnu’na vardığımızda yağmur ve fırtınadan uzaklaşarak güneş yüzü görmeye başladık. Sekiz saatlik rüzgârsız seyirden sonra kendimizi Portekiz alizelerinin içinde bu sefer 40 knot ve üzeri rüzgârla aşağı doğru inerken bulduk. Deniz 4-6 metre arası kabardığı için dümende hassas olmak gerekliydi. Süratimiz 1520 knot arası oynarken 72 saat sonra Cebelitarık Boğazı hizasını geçip Kanarya Adaları’na doğru yaklaştık.

Tekneler arasında farkların artacağı, zararların oluşabileceği bir süreçti. 40 knot üzeri rüzgârla üç günü geçen seyir hem kaptanın hem teknenin zafiyetlerini ortaya çıkarıyordu. Nitekim yarışın favorisi Macif ekibinin direk kırması, peşinden birçok tekneden gelen yelken yırtma veya benzeri hasar raporları ile bu varsayım kendini kanıtladı. Sürekli tekneye bağlı, can yeleği ile üzerimizdeki su geçirmez elbiseyi çıkarmadan 72 saat devam ettik. Günde 300 deniz mili ve üzeri mesafe kat ediyorduk. Gece karanlıktan daha karanlıktı. Görev değişimi sırasında bir yandan ekrana bakıp Ais’ten kargo gemilerini gözlemlemeye çalışıyordum, bir yandan da Steph’in dümen hareketlerini dinlemeye. Tek başıma iken risk alma halimin daha yüksek ve duruma ayak uydurmanın daha kolay olduğunu düşünüyordum. Birçok defa Steph ve ben tekne içerisinde düştük ve yaralanmaktan son anda kurtulduk. Bu anlarda ikimizin de aklına geride bıraktığımız oğlumuz geliyordu.

Bir süre sonra yorgunluk, uykusuzluk ve diğer konforlardan uzaklaşmak sebebiyle bazı refleks ve duygu seviyelerinde farklılıklar görülmeye başlıyordu. Endişe, hüzün, derin bir karamsarlık ile gözyaşlarına boğulabiliyor ya da bir yunusun yanımızda atlayışı hayatımızda yaşadığımız en mutlu anmış gibi hissedebiliyorduk.

Finister Burnu’na geldiğimiz açı, stratejik konumumuz ve peşinden yaşadığımız 8 saatlik rüzgârsız dönem, grubun başından biraz kopmamıza sebep oldu. Kanarya Adaları’na doğru inerken daha batılı bir konumlanma ile hedefe doğru daha iyi pozisyonda görünüyorduk. Ancak hava durumu pek iyiye işaret etmiyordu. Afrika’dan gelen doğu alizeleri ne yazık ki düzensizdi. Kuzey yarı küre allak bullak görünüyordu. İki seçenek vardı ya risk alıp doğrudan hedefe batıya doğru ilerlemek ya da sistemin altına inmek üzere alakasız yolu uzatıp güneydoğu rotasına geçmek. Tüm ekipler bu seçim üzerine kafa yoruyorlardı. Bu kesin. Yelken yapalım, yelkenle büyütelim… Sürecek...

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.