Bölünmüşlük

Naviga - - Edİtörden - Tûba Noyan TN

Bitti, tükendi denen, hatta İtalya’nın en iyi markaları arasında yer alan Ferretti ve Azimut’un son iki yıldır terk ettiği Cenova’daki fuarda, 2.416 defa deneme seyrine çıkıldı. 2015’e göre fuar yüzde 9,2 büyüdü.

Monako’daki süperyat fuarında ise 580 fifirma, 125 süperyat sergiledi. Bunlardan 40’ı ilk kez dünya tanıtımı yapılan tasarım harikası lüks yüzen saraylardı. Çok şükür içlerinde Türk üreticiler de vardı. Tüketici profifilinde ise potansiyel alıcı yaşının düştüğünü, Rusların azaldığını ilerleyen sayfalarda Red Yacht Design’dan Cana Gökhan ve Fatih Sürekli’nin yazısında okuyabilirsiniz. Birbirinden ilginç tespit ve gözlemleri var.

Dönelim Avrupa’nın en iyi deniz fuarı Cannes’a... Eylül ortasında 630 teknenin suda sergilendiği bu fuar, aynı zamanda yeni modellerin (191 adet) görücüye çıktığı yılın ilk buluşmasıydı. Ziyaretçi sayısının 51.000’in üzerinde olduğu ve satışların yarısının son iki günde gerçekleştiği bilgisi de istatistikler arasında.

Avrupa’daki rakamlar iyileşmeyi gösteriyor, ağır ekonomik krizden sonra ibre yukarıya çıkmaya başladığı için denizcilik sektörünün de yüzü gülüyor.

Şimdi biraz da ülkemizdeki gerçeklerden bahsedelim. Geçen ay Türk Bayrağı mevzuunda en yetkili isim olan Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan ile bir röportaj yaptık. Konuyla ilgili nihai karar henüz çıkmadı, takipteyiz...

Bayrak tartışmalarının doruk yaptığı günlerde İstanbul’un iki ayrı köşesinde aynı anda iki ayrı fuar vardı. Bu fuarların ikisini aynı gün gezmek İstanbul karmaşasında mümkün olmadığı gibi, denizseverlerin markaların iki fuara bölünmüşlüğü karşısında tekneler arasında kıyaslama yapma şansları da olmadı/ olamadı. Bir tekne almak için cebine parasını koyan denizsever, aynı boy benzer modelleri incelemek için Tuzla-ataköy, Ataköy-tuzla hattında mekik mi dokumalıydı?

Avrupa denizcilik sektörü iyileşme emareleri gösterirken, sadece Cannes’da 630 tekne varken, bizim iki fuarda toplamda yaklaşık 100 tekne sergilendi... Pontonlarda tekneleri tek tek sayabiliyordunuz. Üstelik bizim pazarımızın markalar için küçümsenmediğini de biliyoruz; ağırlıkla şubat fuarına gelen Ceo’ların, tasarımcıların, üreticilerin bolluğu bunun ispatıdır... Pekiyi sektör aynı anda iki ayrı marinada fuar yapıp, kendi içinde ‘bölünmüş’ bir resim çizdiğinde, yılda dört-beş fuar organizasyonuyla pastayı büyütmüş olacak mı? Yoksa gitgide eriyen pastadaki dilimini büyütmeye çalışmak sonunda kendi bindiğimiz dalı kesmeye kadar gitmez mi? Fuarlar, tüketicilere avantajlar sunan, kıyaslama imkanı tanıyan, hiç aklında yokken bile insana teknesini değiştirtecek cazibe merkezleri olmalı. Firmaların tanıtım günleri edasında mayısta, ekimde, şubatta fuarlar yapmak, en ekonomik değil en pahalı teknelerle gazetelere manşet olmak, televizyon ekranlarında denizciliği sadece zenginlerin hakkıymış gibi göstermek size doğru geliyor mu? Bu soruların birçoğu fuarları gezerken okurlarımızla yaptığımız sohbetlerde konuşuldu. Elçiye zeval olmaz. Umarım yazımın başındaki gerçekler, bizim hayallerimiz olarak kalmaz.

Denizin tuzundan uzak kalmayın.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.