Amatör denizcilerimiz

Aşk olmadan meşk olmuyor

Naviga - - Navİgasyon - YAZI: ŞULE KAYA

“Bizim hayatımız burada geçti. Kahve dediğime bakmayın, 50 yıl önce buraya hep kadınlar da gelirdi. Zaten burası kadın ve erkeğin birlikte oturduğu Türkiye’nin ilk kahvesi. O zamanlar Ermeni, Rum çoktu buralarda. Hep birlikte oturur saatlerce çay, kahve içer, sohbet ederdik.”

40 yıldır denizlerde olan, elinden geçen teknelerin sayısını dahi hatırlamayan amatör denizci Zeki Karadeniz, röportajı yapacağımız Yeşilköy Su Ürünleri Kooperatifi’ne girerken bunları anlatıyor. Teknomarin reklamıyla görüp tanıdığımız emektar denizciyle Bakırköy’de buluşup Yeşilköy’e doğru yol alıyoruz. Güneşin altında tembellik eden balıkçıların arasından geçiyor, masamıza kuruluyoruz. İstanbul’un keşmekeşinden uzak, başka bir memleket gibi burası. Binlerce yavru kefal kıyıya sığınmış, yosun kütlesi gibi hareketsiz bekliyor. Kooperati e günün konusu bu. Çünkü herkes hayatında ilk kez böyle bir şey görmüş. Bir balıkçı, yavru kefallerin iri bir lüferden korkup saklandıklarını söylüyor bize. Derken çaylar sipariş ediliyor, başlıyoruz Zeki Karadeniz’le sohbetimize.

67 yaşında emekli bir mühendis Zeki Karadeniz. Yıllarca makine imalatıyla uğraşmış. Şirketini 2001 yılında devrettikten sonra artık tamamen denizin tadını çıkarır olmuş.

Doğma büyüme Bakırköy’ün Yeşilköy mahallesinden. Hâlâ da orada yaşıyor. 50 yıl önceki Bakırköy şimdiki gibi değil elbette. Yüksek katlı apartmanlardan oluşan siteler, alışveriş merkezleri yok daha. Daha bir denizci, daha bir balıkçı o zamanlar bu güzelim semt. Hal böyle olunca bir Bakırköylü olarak denize bulaşmaması da mümkün değilmiş Zeki Karadeniz’in.

“İlk hatırladığım şey, ağabeylerimizin sandallarıyla gezer, balık tutardık bu kıyılarda. Sonra 30 yaşlarındayken 3,5 beygirlik şişme bir bot aldım. Kullanmadığımız zaman indirir arabanın bagajına koyardık. Eşimle birlikte gittiğimiz her yere götürür, şişirip denize açılırdık.

Küçücüktü, sadece iki kişi binebilirdik. Bir gün eşimle bindik bota. Hanıma ‘Bana bir buzlu viski, bir de şe ali getirir misin?’ dedim. Birlikte denize açıldık. Sonra düşündüm ‘Keyif bu mu acaba?’ diye. ‘Onassis’im ben’ dedim. Denizin üzerindeysek üzerindeyim, eşim yanımda, o da denizi seviyor. İşte o an bu işe devam etmeye karar verdim.”

Zeki Karadeniz, bottan sonra 6-6,5 metrelik bir tekne almış. “O tekneyle denizciliğimi geliştirdim. 1985’te 12 metrelik bir motoryat aldım. Hâlâ en yakın arkadaşım olan Ersin’in de teknesiyle birlikte uzun yıllar ailecek gezdik o tekneyle.”

Teknelerinin adı hep aynıdır Zeki Karadeniz’in. Kızının adı olan Zeyno. Taa ki şimdi kullandığı tekneye kadar. Onun sebebi birazdan.

12 metrelik yetmez bir süre sonra Karadeniz ailesine. Zira aileye iki erkek üye daha eklenmiştir. Bunun üzerine 1997 yılında daha büyük bir işe kalkışır Zeki Karadeniz ve atölyesinin bahçesinde bir tekne yapmaya karar verir. Planlanan, atölyesinin bahçesine o büyüklükte sığdığı için 14 metrelik bir trawler’dır ama ilerleyen süreçte planlar değişir. “O zamanlar Ayvansaray’ı da dağıtmışlardı, Tuzla vardı. Ayvansaray’daki bütün ustalar bir yerlerde. Hem Ayvansaray hem de Tuzla’yı çok sever, boş vakitlerimi hep oralarda geçirirdim. Parça lazımsa birilerine imkanım dahilinde bila bedel benim atölyede yapardım. Sonra trawler yapmaya karar verdim, iyi ahbabım olan Tanju Kalaycıoğlu benim için bir plan çizdi. Tanju sonra ‘Yok 16 metre yapalım’ falan deyince iş çığırından çıktı. Tekne oldu 19,5 metre... Hal böyle olunca tekne Tuzla’da yapıldı. Yapımı iki sene sürdü.”

Barselona’da karşılaşma

Yine Zeyno adını verdiği bu trawler’ı çok fazla kullanamaz çünkü tekneyi gören Bulgarlar çok beğenip de hiç pazarlık yapmadan iyi para verince satıverir Zeki Karadeniz. “Bulgarlar tekneyi benden aldıktan sonra Akdeniz’de 6.000 deniz mili yaptılar. Ataköy Marina’ya döndüklerinde gördüm ki teknede bir ampul dahi bozulmamıştı.”

Zeki Karadeniz’den sonra dört kez el değiştirir Zeyno. Bulgarlardan sonra İspanyollar alır, sonra da Brezilyalılar. Emektar denizci Zeyno’yla 10 sene sonra bir kez daha bir araya gelir.

“Bir gün Barselona’da dolaşırken bir tekne gördüm, Zeyno’ya benzettim. Arabayla geçtiğimden anlayamadım sonra da ‘O değildir yaa’ deyip geçtim. Birkaç ha a sonra Bremen’den Barselona’ya giden oğlumdan bir fotoğraf, ‘Baba bizim Zeyno burada’ diyor. Meğer gördüğüm gerçekten Zeyno’ymuş. Ama inanır mısınız yaptığım boya ve vernikler hâlâ üzerinde duruyordu. Zeyno şimdi Rotterdam’da duruyor, benim yaşlarımda bir karı koca onunla emekliliğini geçiriyor.”

Zeki Karadeniz bir daha da tekne yapmaya kalkışmamış. Ama elbette teknesiz de kalmamış. Bu kez Fethiye’de yedi sene karada durmuş 1974 model Alman yapımı sac bir keşif teknesi bulmuş Zeki Karadeniz. İki ay uğraşıp suya indirmiş. “Sahibi bir Alman’dı. Çok eskiydi ama motoru 10 numaraydı. Çocuklarla birlikte çok güzel gezdik onunla. Ama kız evlenip oğlanlar da üniversite için Almanya’ya gidince 19 metrelik tekne hanımla bana çok büyük gelmeye başladı. Gerektiği gibi kullanamayınca da sattık. Bu arada eşim rahatsızlanarak vefat etti. Ben de birkaç sene önce şimdi kullandığım 87 model 12,5 metrelik Carver’ı satın aldım. Yani yine başa döndüm. Bu teknemin ismi torunumun adı olan Serra. Artık yazları onunla Ege’de binlerce mil yol yapıyorum.”

Karadeniz’e bugüne kadar elinden kaç tekne geçtiğini soruyorum, “Saydırma bana, hatırlamıyorum” diyor. Sonra da dayanamayıp içinden saymaya başlıyor: “Altı tane büyük, yedi-sekiz tane de küçük.” Aldığı tüm tekneleri elinden geçirmiş bir bir. Niye diyorum? Şöyle açıklıyor:

“Aldığım bir şeye illa ki bulaşırım. Seviyorum çünkü denize birşeyler kazandırıyorum. Eskiyi yenilemek hoşuma gidiyor. Aslında ben tembel adamım. Kendi şirketime sabahları 10’dan önce gitmezdim. Ama tekneyi yaparken sabah 06:00’da kalkar başına giderdim. Teknenin içinde girmediğim yer yoktur. Giremediğim yere de aynayla bakarım. Herkes beni tanır çekek yerlerinde. İnsan aşk olunca her şeye göz yumuyor. Çünkü aşk olmayınca meşk de olmuyor. Bak buldum, yazının başlığı bu olsun.”

Ali Erkan Bezirgan cevaplıyor:

Deniz turizminden gelir bekleyen tüm ülkeler ilk önce marina yatırımlarına ağırlık vermiştir. Bu sektörün önem ve değerlerini çabuk kavrayan Fransa, İspanya, İtalya gibi ülkeler yatların barınma, ikmal ve bakım, tamir gibi kaçınılmaz ihtiyaçlarının karşılanması için, gereken tesisler ile konaklama tesisi yapılmasına öncelik ve hız göstermiştir. Bunun en güzel örneğini Fransa yapmıştır.yerleşim olan deniz kıyılarının dışında, bataklıklar dahi kurutularak marina haline dönüştürülmüştür. Buralarda oluşan insan ve yat sirkülasyonu sayesinde turizme yönelmiş bir toplumun gelişmesi sağlanmıştır. Bugün deniz turizminin olmazsa olmazı marinalar uluslararası alanda yarışır hale geldi. Bu da marinaların belirli bir standarda kavuşturulması ve bu standardın gelişerek korunması konusunu ortaya çıkardı. Ancak Avrupa Topluluğu ülkelerindeki marinaların çoğunluğu belediyeler, çok az bir kısmı da özel sektör tarafından işletilmektedir. Bu da marinaların sunduğu hizmet ve imkanlar, işletme politikaları, anlayışları gibi birçok konuda farklılıkların ortaya çıkmasına sebep olur. Devletin marinalarında sosyoekonomik politikaları uygulamaya koymaya, pazarlarda pay sahibi olmaya ve rekabete ihtiyaç bulunmadığını tahmin etmek çok zor değil. Bundan dolayı bu marinalarda çağa uygun koşullar içerisinde marinaya emniyetli giriş-çıkışları sağlayan ve kılavuzluk hizmeti verebilen palamar botu hizmetlerine önem verilmemektedir. Ülkemiz marina tesisleri alanında yaptığı yatırımları ile Doğu Akdeniz’de bölgesel güç olma hedefi doğrultusunda yüksek kalite standartlarında ortam sunmayı hedeflemektedir. Marinalarımızdaki altyapı, tam donanımlı servis imkanlarının yanında teknelerin konforu, güvenliği, bağlama kolaylığı sağlanmış sistem ve yatçının memnuniyeti çerçevesinde palamar hizmetlerinin büyük bir özveri, dikkat ve sorumluluk ile hareket eden bilgili, kaliteli personel ile verilmesi kolay bir süreç değildir. Ülkemizde marina işletmeciliği yapan kuruluşlar Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan Turizm İşletme Belgesi’ne sahipse Deniz Turizmi Yönetmeliği gereği; limana emniyetli giriş ve çıkışları sağlayan ve kılavuzluk hizmeti verebilen palamar botlara sahip olmak zorundadır. Tekneyi idare eden ve yeterli nitelikte deniz ehliyetine haiz olan kaptanın can ve mal güvenliğini temin ederek teknenin kendi olanaklarıyla seyir yapmasını sağlamak yine marinaların asli görevidir. Ayrıca Deniz Turizmi Yönetmeliği’nin Deniz Turizmi Tesislerinin İşletme Esasları Bölümü’nde; b) Donatan, malik, kaptan, amatör kullanım amacıyla deniz turizmi aracını kiralayan kişiler ile mürettebat ve turizm amaçlı deniz araçlarında bulunan kişilerin liman tesislerinde veya limandaki diğer deniz araçlarında meydana getirebilecekleri hasar ve zararların tazmininden bizzat sorumlu olduklarına, c) Deniz turizmi tesisi işletmesinin, işletme faaliyetlerinin yürütülmesi sırasında turizm amaçlı deniz araçlarında ve bunların sahip, mürettebat ve yerli veya yabancı yolcularında meydana gelebilecek hasar ve zararlardan sorumlu olduklarına dair hükümleri bulunmaktadır.

Bildiğim kadarıyla yurt dışında birçok marinada palamar hizmeti verilmiyor. Bunun sebebi nedir? Bir de bu gibi durumlarda eğer denizci acemiyse ve bir kazaya yol açarsa sorumluluk kaptanda mı oluyor? Yani bu, acemi denizciler için zor bir durum değil mi? Mahir Seçkin

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.