Süperyat

Dünya mürettebatı olmak

Naviga - - Navİgasyon - YAZI: ŞULE KAYA

Bugün birçok Türk, süperyat mürettebatı olarak dünya denizlerini dolaşıyor. Süperyat mürettebatı olarak farklı seçenekleri de araştırıp buluyorlar. Yeni başlayacaksanız gemici olarak görev yapabilir, tecrübe kazandıkça kaptanlığa kadar yükselebilirsiniz. Eğer yemek yapmaya meraklıysanız bir süperyatın mutfağında şef olarak görev alabilirsiniz. Bir seçenek de steward/ hostes olarak çalışmak. Ancak bu işleri yapmak için bir dizi eğitimden geçmeniz gerekiyor. Bu işin olmazsa olmazı STCW eğitimi. Teknelerde çalışacak herkesin alması zorunlu olan STCW, temel ilk yardım, denizde kişisel can kurtarma teknikleri, yangın önleme ve yangınla mücadele, personel emniyeti ve sosyal sorumluluk ile can kurtarma araçlarını kullanma yeterliliği eğitimlerini kapsıyor.

Bir de her iki yılda bir detaylı sağlık kontrolünden geçmenizi zorunlu kılan ENG 1 sertifikası var. Bu eğitimleri Türkiye’den de alabilirsiniz, yurt dışındaki özel eğitim kurumlarından da. Tüm bu eğitimleri geçtikten sonra dilerseniz yurt dışında bir acenteye kaydolarak yeni teknelerin sizi bulmasını bekleyebilir, dilerseniz bağımsız olarak kişisel ilişkileriniz üzerinden yeni işler bulabilir ya da bir süperyatın devamlı çalışanı olabilirsiniz. Biz de süperyatlarda çalışmanın zorluk ve kolaylıklarını lüks teknelerle charter hizmeti veren Yacht Marine firmasına bağlı olarak görev yapan mürettebatlara sorduk.

Camia tarafından başarılı hizmetleriyle tanınan Kaptan İbrahim Kaya, bu işe bareboat charter’la başlamış. Ardından İzmirli Giraud ailesinin guletinde çalıştıktan sonra 10 yıl boyunca İtalyan bir işadamının 20 metrelik motoryatında görev yapmış. Bu süreçte Avrupa’ya adımını atmış ve oradaki hizmetin kalitesini görmüş. 2004 yılında bir Türk işadamının 28 metrelik Ferretti’sinde görev yaptıktan sonra Yacht Marine’e transfer olmuş. 10 yıldır bu firma bünyesindeki lüks motoryatlarla Adriyatik ve Ege Denizi’nde misafirleri gezdiriyor.

İbrahim Kaptan teknede hayatın hem eğlenceli hem de stresli olduğunu söylüyor. Mesleğinde başarılı olmasının sırrını da şu sözlerle anlatıyor: “Eğer müşterinin ne isteyeceğini önceden anlayabilirseniz çok eğlenceli geçiyor. Böylece müşteriyi kolay hale getirebiliyorsunuz. Ancak sizi en başta tereddütlü görürse o tur zor geçer. Onun için personeli iyi hazırlamak gerekiyor. Bugüne kadar bizim bir sıkıntımız olmadı, müşterilerin hepsinden iyi geri dönüşler aldık. Sanırım yabancılarla çok çalışmanın sağladığı avantaj sayesinde insanları çok daha iyi tanıyabilir ve taleplerini önceden kestirebilir oldum. Müşterinin istediklerini verirseniz kapris ortadan kalkıyor.”

İşin sırrı ekipte

İbrahim Kaptan, süperyat müşterisinin üç şeye çok dikkat ettiğini belirtiyor: Personelin kendisine yaklaşımı, teknenin temizliği ve yemek. Misafirler bir de seyrin mutlaka belirtilen rotada gerçekleştirilmesini bekliyor. İbrahim Kaptan’a göre bu mesleğin güzel yanları çok gezme ve yeni insanlarla tanışma imkanı sağlaması. Zor yanı ise sürekli evden uzakta olmak. Ayrıca günde 16-18 saat arasında hizmet vermek de işin bir diğer zorlayıcı kısmı. “Denizde çalışmayı herkes kaldıramıyor. Ancak katlanabilen insanlar yapabildiği zaman sıkıntısız oluyor.” İbrahim Kaptan en iyi hizmetin sırrının ekibin kalitesi olduğunu söylüyor. İyi bir ekiple en basit teknede bile üst düzey hizmetin sunulabileceğini belirten İbrahim Kaptan, “Ama iyi bir

ekip kuramazsanız işiniz çok zor. Denizin üzerinde alan çok dar olduğu için herkes birbiriyle fazlasıyla muhatap olmak zorunda. Onu kaldıramayan insanlarla da sıkıntı başlıyor. Ekip düzgünse ve disiplin varsa sorun yok.

İbrahim Kaya’ya kimlerin teknelerde mürettebat olarak çalışabileceğini soruyoruz, şöyle yanıtlıyor: “Denizi seviyorlarsa, aileden uzak kalmaya katlanabileceklerse, ekip çalışmasına uygunlarsa ve disiplinli bir yapıya sahiplerse kesinlikle bu işi yapmalarını tavsiye ediyorum. Ayrıca stres yönetimi çok iyi olmalı. Yoksa ekiple uyuşamaz, uyuşmazsa da kimse onu ekipte tutmaz. Özellikle son beş yıldır yurt dışında çalışan Türk mürettebat sayısı bir hayli arttı. Dubai, Fransa, İtalya, Yunanistan, Karayipler’de çalışan Türkler var artık. Bu da sevindirici. Avrupa standartlarını yakalayanlar zaten burada durmuyor, yurt dışına gidiyor. Ben de gençlere yurt dışına gitmelerini ve orada edindikleri kaliteyi ülkemize getirmelerini tavsiye ediyorum.”

Gezdikçe ufkumuz genişliyor

Sadun Memeoğlu da 12 yıldır gemici olarak çalışıyor. Aslında yat kaptanı olduğunu ancak daha genç olduğu için tecrübe kazanmak amacıyla gemicilik yaptığını söyleyen Memeoğlu, “Genelde yat kaptanı olduktan sonra insanlar hemen kaptanlık işi arıyorlar. Ama bunun için tecrübe gerekiyor” diyor. Sadun Memeoğlu servis bölümüne bakıyor, yani hostes ve steward’larla kaptan arasındaki iletişimi sağlıyor. Memeoğlu da işinin son derece keyifli ama bir o kadar da zor olduğunu söylüyor. “Her meslekte olduğu gibi bunda da kişinin işini sevmesi, iş ahlakının olması gerekiyor. Zorlukları var. Örneğin; altı ay evimizi görmüyoruz. 24 saat teknedeyiz ve ailemiz artık mürettebat oluyor. Ama bir yandan da sürekli farklı kültürler, farklı yerler görüyor, yeni insanlarla tanışıyoruz. Ne kadar çok yer görürsek ufkumuz da o kadar genişliyor. Bizim işimizde devamlı gülmek zorundasınız, somurtma gibi bir şansımız yok. Misafir olmasa dahi mürettebat içinde bile güleryüzlü olmalıyız. Eğer çalışma arkadaşımızla bir gerilim yaşarsak bunu çok fazla uzatmamamız gerekiyor. Zaten profesyonellik de bunu gerektiriyor. Aslında bu biraz da motivasyon işi. Tüm bunları gerçekleştirebilirseniz başarı gelir, başarı da ayrıntılarda gizlidir.”

Bir yatta şef olabilmek için aşçılık eğitimi veren bir kurumdan sertifika almanız gerekiyor. Bir de yatlarda şeflik yapabilmenize izin veren belge şart koşuluyor. Bu belgeleri aldıysanız ve yemek pişirmeye meraklıysanız siz de yatlarda şeflik yapabiliyorsunuz. Yıllarca otellerin mutfağında çalışan Mehmet Ayhan ise son beş yıldır yatlarda şef olarak görev yapıyor. Otel mutfağından tekne mutfağına geçiş sürecinde kısa bir süre bocalama yaşandığını ancak bunun çok uzun sürmediğini söyleyen Ayhan da mesleğinin sırlarını şöyle açıklıyor:

“Yatta yemek pişirmek bir otele ya da restorana benzemiyor, apayrı bir iş. Öğrenmek biraz zaman alıyor. Misafirlerle ilgili bilgi bana önceden geliyor. Ne yerler, ne sevmezler, neye alerjileri var gibi... Ben de bu bilgi doğrultusunda alışveriş yapıyor ve menüleri hazırlıyorum. Genellikle sabah 06:00 gibi kalkıp kahvaltı için poğaça, kek vs. pişiriyorum. Ondan sonra öğle yemeği hazırlığına geçiyorum. Öğle yemeğinden sonra saat 17:00’de çay yanına pasta, kek yapıyorum. Saat 19:00 gibi içki servisinin yanına kanepeler hazırlıyorum. Sonra da akşam yemeği başlıyor. Teknede her zaman yedekte malzemelerim bulunur. Taze sebzeleri zaten gittiğimiz koylardan alıyoruz. Burada her şey sizsiniz. Zaten tek başınıza kaldığınızda kendinizi daha çok ortaya koyabiliyorsunuz. Bu iş sayesinde hem geziyor hem para kazanıyor hem de harcadığımız emeğin karşılığını görünce mutlu oluyoruz.”

Mehmet Ayhan, İbrahim Kaya, Sadun Memeoğlu

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.