Hatadan ders çıkarmak

Amatör bir ekibi yarıştırmak için iyi yelken yarışçısı olmaktan daha mühimi, iyi takım lideri olmaktır. Profesyonel bir ekip “Kavança!” denildiğinde manevrasını otuz saniyede tamamlarken, amatörlerle bu sürede sadece ‘insanların elleri, ayakları, başları

Naviga - - Denİz Okulu Atİlla Gökova -

2010 yılında emektar bir yarış teknesi olan Diva 89’u satın almıştım. Bir yarışta geçirdiği kaza sonucu sancak bordasında yaklaşık 1 metrekarelik bir deliği varken aldığım tekneyi İngiltere’den karbon ve kevlar elyafları getirterek ellerimiz ile tamir etmiştik. Diva 1989’da Admirals Cup’a Alman Milli Takımı ile katılmış bir ‘two tonner’dı. IOR sistemine göre tasarlanmış bu yat, 7/8 kesirli arması, runner ile beslenen direği ve 44 feet bir tekne için müthiş yelken alanı ile kullanımı oldukça zor ve bir o kadar da keyifli bir tekne idi. Amatör ekiplere yelken yarışçılığı eğitimi vermek için aldığım bu eşsiz tekne, bazen bizi o kadar zorlardı ki, şaşkınlığımızı gizleyemez ve ona uyum sağlamaya çalışırdık. Tekne zor olduğu için de dümenci dahil, herkesin başında kask, dizlerinde dizlik ve eldiven ile yarıştık her zaman. Kask konusunda bize gülen hatta eleştiren büyüklerimiz olduysa da, bu anlatacağım acı tecrübemizde ne kadar işe yaradığını gördüğüm için bu tedbiri aldığıma her zaman mutlu olacağım.

Ankara’dan ekibime katılan ve benimle uzun süre yarışan başüstü adamım Can Ölçek, 2011 AYK-BAYK yarışında yine Dirty Diana’nın başüstündeydi. Diva 89’un ismini Michael Jackson’ın anısına Dirty Diana olarak değiştirmiştim. Dirty Diana’nın j boyu, yani direkten teknenin burnuna olan mesafesi oldukça uzun bir tekneydi ve bu yüzden de uzun bir balon gönderi vardı ve başüstünde iki kişi çalışıyordu. O gün açık deniz yarışının startında kendimize rakip belirlediğimiz bir Beneteau First 50’nin kıçına yapışmış onu geçebilmek için fırsat kolluyorduk. Eski teknelerin müthiş artıları olsa da runner ile yönetilen direkte simetrik balon ile kavança atmak başlı başına bir işti. Dümencinin çok dikkatli olması, başüstünün hızlı ve sakin olması, runner’cıların da katiyen hata yapmaması gerekiyordu. Çünkü manevra yarışında runner’lar yer değiştirirken kısa süreliğine direk sadece backstay ile tutunur -ki o da laçkadır yani aslında direk bir süre boşta gezer- ve kavança sonunda rüzgârüstü runner dolmadan manevrayı bitiremezsiniz. Bu konuda çok dikkatliydik her zaman.

Suda adam var!

Rakibimizi kovalarken kavança atmamız gereken yere geldiğimizde, her zamanki gibi hazırlığımızı yapıp kavançayı başlattık. Ancak bu esnada fark ettik ki gönder çok yüksekte. Başüstü adamımız Can, baş vardavelanın üstüne çıkmış gönderi patlatmaya çalışıyordu. Hafiflik ve sağlamlık açısından avantajlı olduğu için guy ve sheet’lere standart kilitler yerine dağcı karabinası bağlamıştık. Çoğu zaman çok işimize yarasa da özellikle hafif havada o gün başımızı belayı sokan bu karabina olmuştu. Can, yüksekte duran gönderi patlatmak için iki el ile çalışmak zorunda kalmıştı karabina patlamadığı için boşa çıkan gönder, o anda sağanağın da etkisi ile Can’ın başına vurarak cumburlop başüstü adamımızı denize attı. Denize adam düşürmek dert değil, Can bordanın yanından geçerken benimle göz göze geldi. “Ben iyiyim, dönün alın beni” diye seslendi. Baygın olmadığından ve iyi olduğundan emin olduğumuz için sıradan bir denize adam düştü kurtarma eylemini gerçekleştirecektik.

Tabii bu sırada 9-10 knot hızla giden kızımızın balonu hâlâ havada, kavança bitmemiş, gönderden serbest halde bizi uçuruyordu. Manevraya başlamadan önce ilk hareketimiz iğneciğe dönerek balonu ana yelkenin arkasına saklayıp anında indirmek oldu. Balon indikten sonra apaza alıp, 180˚’lik bir tramola

ile döndüğümüzde Can saat tam 12 yönünde bize kollarını sallıyordu. Bu esnada teknedeki birinin de tek işi Can suda iken gözünü ondan ayırmadan bana saat yönünde mevkiini bağırmaktı. Ana yelken ile Can’a yaklaşıp rüzgâraltından onu tekneye geri aldığımız anda içeri girmesini ve kurulanmasını istedim. Can, oldukça sakindi ve gülümsüyordu hemen içeri girdi ve o kurulanırken ekip ikinci balonu hemen bastı, rotamıza koyulduk.

Can’ın suya düşmesi ile tekneye tamamen geri çıkması arasında tahminimce 3 dakika gibi bir süre vardı. Bu sırada sabit bir ekip ile yarışmanın büyük avantajını yaşamıştım. Herkes sakin bütün komutları yerine getirirken yardımcı eğitmenim Erce’nin soğukkanlılığı ve ekibi yönetmesi benim işimi rahatlatmıştı. Can kuru kıyafetler ile güverteye dönüp, yarışa sarıldığında, o gün kazanamasak bile mutlu şekilde partimize gidebildik. Neden derseniz?

Ekibin bir lideri vardır ve o kişi ne söylüyorsa kayıtsız şartsız yerine getirmek hataları düzeltme süresini oldukça kısaltır.

Soğukkanlılık bir şeyi bilmek kadar mühimdir ve her zaman teknede ekip lideri kadar konuya hakim ikinci bir insanın daha bulunması böyle durumlarda hata payını aza indirir.

Can yeleğinin hayati olduğunu bilmeyen yoktur ancak şahsi fikrim denize düşünce patlayan can yeleklerindense stabil can yelekleri önemli durumlarda çok daha iyidir. Çünkü denizden kurtulan adam bu sayede can yeleksiz kalmayacaktır.

Dersler

Çıkarmamız gereken derslerin başına gelince... Her hikayemizde olduğu gibi aslında bir malzeme dramı var. Ya ucuz malzemeye kaçmak ya da Amerika’yı yeniden keşfetmeye çalışmak hatalar zincirinin başında geliyor. Hafifliği ve sağlamlığı için tercih ettiğimiz ‘karabina’ ucuz malzeme olmamasına karşın yapısı itibari ile bu işe uygun olmadığından bir adamı denize düşürmeme sebep olmuştur.

Yaptığımız ikinci hata da, başüstü adamı baş vardavelaya çıkacağına direk dibi adamı; gönderin kıçını kaldırarak başüstü adamının boy mesafesine yardımcı olsaydı olay sıkıntısız halledilebilirdi…

Ancak her zaman bilinmelidir ki; başarı ekibin, başarısızlık kaptanın sorumluluğudur!..

Özellikle amatör bir ekibi yönetiyorsanız, rakibinize, rüzgârınıza bakmadan önce ekibinizin pozisyonuna bakmak ilk göreviniz olmalıdır.

Bu olayda dümenci olan ben, ‘rakibe bakmak’ yerine direk dibi adamını uyarsaydım, Can kuvvetle muhtemel denize düşmeyecekti.

Yine de böyle bir anıyı hâlâ anlatabiliyor olmaktan çok mutluyum. Çünkü olay hata yapmamak değil, hatalardan ders çıkararak mükemmeliyete gidilen yolda bir basamak daha atlamaktır. Hem de en başta; hiçbir zaman mükemmel olunamayacağını kalpten kabul etmek şartıyla…

Güvertenizden tuz, yüzünüzden meltem eksik olmasın.

Can yeleklerini, şişme ya da batmayan köpük içeren olarak kabaca iki tipe ayırabiliriz. (Bunlar da içlerinde üç-dört tipe ayrılabilir.) Genel amaçları; suya düşen kişinin vücudunu, özellikle de başını su üzerinde tutarak hayatta kalmasını sağlamaktır.

Bu yazımızın hedefi öncelikle daha özenli bakım gerektiren şişme can yeleklerinin bakımı ve saklama koşulları üzerine olacak. Standartları ve diğer teknik özelliklerini ise başka bir yazımızda ele alacağız.

Şişme can yelekleri otomatik ve manuel (elle) anahtarlamalı olarak ikiye ayrılır. Otomatik anahtarlamalılar, suya düştüğünüzde su ile temas anında tetiklenen bir hava tüpünün can yeleğini şişirmesi esasına göre çalışır. Böylece kişi suya düştüğünde baygın bile olsa can yeleği otomatik olarak şişerek kişinin su yüzeyinde kalmasını sağlar. Manuel tetiklemeliler ise ipli bir pim çekildiğinde tetiklenerek şişer. Otomatik şişen can yelekleri de olası bir probleme karşı elle tetikleme yapılması amacıyla aynı zamanda ipli pime sahiptir. Ayrıca olası bir hava tüpü hatası ile karşılaşma ihtimaline karşı her iki tip can yeleği de nefesle şişirebilmeyi sağlayan bir boruyla donatılmıştır.

Şişme can yeleklerinin fiyatları 300 Tl’den başlayıp 3.000 Tl’ye kadar uzanır. Bu yazıda anlatacağımız konulara dikkat etmezseniz kaç para verirseniz verin ihtiyacınız olduğunda can yeleğiniz sizi kurtarmayacaktır.

Bu noktada iki önemli maddeyi özellikle vurgulamak istiyorum:

Denizin üzerinde bulunmak bilgisayar oyunu oynamaya benzemez, kenarda fazladan canlarınız yoktur ve küçücük bir hata bile sizin ya da bir başkasının hayatına mal olabilir. Nitekim Eric Tabarly gibi büyük denizcilerin dahi denize düşerek yaşamlarını yitirdiklerini biliyoruz.

Tüm güvenlik kurallarına ve geleneklerine uyduğunuz müddetçe can yeleklerine gerçekten ihtiyaç duyacağınız durumlarla karşılaşma olasılığı oldukça düşüktür. Çünkü can yeleğini takmak bile insanda güvenlikle ilgili bir farkındalık yarattığı için sizi kesinlikle daha temkinli davranmaya yöneltir.

Şişme can yeleklerinin bakımı Tavsiye:

Can yeleğini bakım için açarken nasıl yaptığınıza dikkat edin çünkü kapatırken de aynı düzeni sağlamanız gerekecektir. Dış kabını açınca (cırt cırtlı ya da fermuarlı olabiliyor) içeriden çıkan şişecek olan kısımdaki küflenme izlerini, yüzey aşınmalarını iyice kontrol edin. Reflektörlerin sağlam ve iş görür durumda olduğundan emin olun. Otomatik tetikleme ünitesi indikatörlü ise yeşil göstergesini

kontrol edin. İndikatörü yoksa tetikleme ünitesinin tüm parçalarının yerinde ve sağlıklı olup olmadığını inceleyin. Otomatik tetikleme ünitesinin üzerinde son kullanma tarihi yazıyorsa sürenin geçip geçmediğine bakın. Bazı tip can yeleklerinde otomatik şişirme tetiği bir kullanımdan sonra kırmızı renge döner ve bu durumda yeni tetikleme ünitesi ile değiştirilmesi gerekir. Otomatik şişmeyi sağlayan metal hava kartuşunun paslı olup olmadığını ve son kullanma tarihinin geçip geçmediğini kontrol edin. Eğer son kullanma tarihi geçmişse bu tüpü değiştirin. Bu tüpler, çoğu deniz malzemecisinde satılır ve markadan bağımsız istisnalar hariç tüm can yeleklerinde kullanılan standart bir üründür.

Hava tüpü yerine vidalı olarak monte edilmiştir ve çıkarması oldukça kolaydır. Saat yönünün tersine çevrilerek çıkarılır. Tüpü çıkarın ve ağzının delinip delinmediğine bakın. Eğer delikse daha önce çalışmış olduğunu gösterir ve değiştirilmesi gerekir. Can yeleğini manuel şişirme ağzını kullanarak sonuna kadar şişirin ve beş dakika bekleyin. Eğer hava kaçırıyorsa artık kullanılamaz hale gelmiş demektir. Yenisini almanız ya da profesyonel bir serviste tamir ettirmeniz gerekir. kullanarak asın. Üretildiği malzemenin bir tür sentetik kumaş olduğunu unutmayın, sivri ve kesici aletlerden uzak tutun. Kapı aralarına sıkışmamasına dikkat edin.

www.kayrayelken.com

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.