Seyir defteri

Büyüleyici Akdeniz

Naviga - - Navİgasyon - YAZI VE FOTOĞRAFLAR: EDA-MERT DÖNMEZ

8 metrelik Macgregor 26X yelkenlimiz Doris’le eğitici bir seyir peşindeydik. Yelkenlimizin sınırlarını da denemeyi hedeflediğimiz seyir için bu yaz, yaşadığımız yer olan Antalya’dan palamarları çözmeye karar verdik. Bir ay olarak planladığımız seyrimizde batıya doğru kıyılarımızda demir ata ata, cennet sularda yüze yüze, kah Yunan Adaları’na uğrayıp kah denizcilerimizin anlatmaya doyamadığı koylarda, büklerde yelken açtık. Size bu yazımızda Antalya’nın yelkenli cenneti Kekova’yı tanıtırken, rota üstünde bulunan Sulu Ada ve Gelidonya Feneri’nden de bahsedeceğiz.

Bir gece kaldığımız Olimpos’un 2,5 deniz mili güneyindeki Ceneviz Koyu’ndan sabah saat 06:30’da demir alarak Sulu Ada’ya doğru yol alıyoruz. Ceneviz’den çıktığımızda biraz rüzgâr arttı fakat kuvvetli değildi. Adrasan açıklarına gelince koydan inanılmaz kuvvetli hava gelmeye başladı ve ne yazık ki bugün sıcak esiyordu. 10 millik seyirden sonra ulaştığımız Sulu Ada, Antalya’nın en özel adalarından

biri. Karaöz, Korsan Koyu, Adrasan ve Olimpos’tan günübirlik tekne turları ile ulaşılabiliyor buraya. Sulu Ada’ya ulaştığınızda etrafınıza dikkatlice bakmanızı tavsiye ederiz çünkü böyle bir renk başka bir yerde yok! Ada esasen kayalık. Üzerinde su kaynağı bulunduğu için buraya Sulu Ada demişler. Denizinde çakıllar yuvarlak bembeyaz, aralarında simsiyah olanlar da var. Beyaz taşlar suya harika turkuvaz rengini vermiş. Hani birkaç palmiye ağacı şöyle denize sarkıverse kendinizi Seyşeller’de sanacaksınız. Karşınızda güzelim Toroslar, az ötede Gelidonya Burnu ve önünde adacıklar size el sallıyor. Deniz ve rüzgâr elverirse, hele bir de tur tekneleri daha gelmemişse burada kahvaltı ve yüzme molası vermek güzel oluyor. Biz batıdaki plaja demirledik. Adanın güney tarafına geçince güzel bir koy var fakat kayalık dolu olduğu için ancak önünden geçip fotoğraf çekebildik.

Gelidonya Feneri

Sulu Ada’dan sonra Gelidonya Burnu’nu dönüyor ve Finike Körfezi’ne giriyoruz. Buraya Taşlıca Burnu da derler. Önündeki adalarla bu burun, ters akıntıları yüzünden Antalya denizlerinde en tehlikeli yerlerden biri

sayılır. Burnun üzerinde, 227 metre yüksekliğe kurulan Gelidonya, Türkiye’nin en yüksekte bulunan feneri olarak geçer ve yürüyüşçülerin en sevdiği rotalardan biridir. Size tavsiyemiz burnu dönünce teknenizi Korsan Koyu’na (Melanippe) demirleyip spor ayakkabılarınızı da giyerek yürüyüş tabelalarını takip ederek Gelidonya Feneri’ne tırmanmanız. Eminiz; çam ve zeytin ağaçları arasından göreceğiniz adalar manzarasından sizler de çok etkileneceksiniz. Sulu Ada’dan 7 mil uzaklıkta bulunan Korsan Koyu, suyu akan çeşmesiyle kampçıların da gözde noktalarından biri.

Artık Kekova ile aramızda 25 deniz mili var. Upuzun uzanan Finike Körfezi’nde motoru susturup kendimizi suya atarak güzelce serinliyoruz. Bu arada Eda’nın seyre çıkmadan önce yaptığı poğaçalarımızı da afiyetle midelerimize indiriyoruz. Seyrimiz süresince bize son derece cömert davranan hava, körfezin ortalarına doğru kuvvetli lodosa dönünce yelkenlere camadan vuruyoruz. Camadan ana yelken ve flok yelkeni açıyoruz. Motor destekli çok tatlı bir seyirle, 5-6 knot süratte ilerliyoruz. Yakıt ve buz ikmali için bir sonraki uğrak noktamız Finike Setur Marina. İşlerimizi hallettikten sonra Kekova’ya doğru seyrimize devam ediyoruz. Bir süre sert lodosta cebelleştikten sonra rüzgâr zayıflayınca keyfimiz de yerine geliyor. Motorla Kekova’ya yaklaşırken Doris’in su balastlı yelkenli olduğunu ve balast tanklarında bulunan 700 litre suyu iki aydır içinde tuttuğunu hatırlıyor ve tankların kapağını açarak 5 HP dıştan takma motorumuza tam yol verip 14 knot süratle suyunu boşaltıyoruz. Demre’de yapılmakta olan limanın mendirekleri hizasına geldiğimizde yavaşlayarak balast suyunu tekrar dolduruyoruz.

Ve nihayet Kekova’dayız!

Caretta caretta ve tarih cenneti Kekova’mız. Bize göre Akdeniz sularında yapılan bir seyir Kekova’sız yarımdır, eksiktir. En büyük adası Kekova olan bu bölge adalardan ve yarımadadan oluşur. Kara ulaşımının olmadığı Kekova, batık şehri ve Simena’daki (Kaleköy) kalesi ile meşhur. Burası yaz aylarında Kaş, Üçağız ve Çayağzı’ndan kalkan günübirlik teknelerle dolar taşar. Eğer bir pansiyonda kalacaksanız, Üçağız’dan gelip tekneyle sizi alırlar. Girintili çıkıntılı koyları, adaları anlayıp sindirmenin en güzel yolu ise kendi teknenizle keşiftir. Bu arada sakın şnorkelleri unutmayın! Çünkü ikinci yüzyılda depremlerle denize gömülen Dolichiste Antik Kenti’nin kalıntılarını suyun hemen altında izlemek müthiş bir keyif. Simena’daki Ortaçağ kalesi, kalenin yanı başındaki lahitlerle dolu tepe, hemen restoranların önünde denizden yükselen lahit görmeniz gereken diğer güzelliklerdendir.

Sancakta Korsan Mağarası’na selam verip Aşırlı ve Kişneli adalarının arasından geçerek koya giriyoruz. İskele tarafında bulunan dibi balçık girintilerden birine demir atıp kıçtankara oluyor ve biraz serinledikten sonra koydan çıkıyoruz. İki girinti sonra eski

Gelidonya Burnu’ndan adalar

Eda-mert Dönmez

Korsan Koyu

Sulu Ada güney plajı

Gelidonya Feneri

Kaleköy, Simena

Kekova-korsan Mağarası

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.