Sergi

Adanın kayıklı sergisi

Naviga - - Navİgasyon - YAZI: AYŞEGÜL BAKIŞ

Sürgün Kayıkları'nda Gül Bolulu, sürgüne gönderilen insanların umutsuzluklarını, hayal kırıklıklarını ve korkularını anlatmak için uzun zamandır hayalini kurduğu tasarımlarını gerçeğe dönüştürerek terk edilmiş kayıkları, Ödemiş ipeğinden yapılan yelkenlerle buluşturdu.

Tarih boyunca yelkenliler ve sandallarla gerçekleşen sürgünlerden esinlenilerek hazırlanan sergi Adalar Müzesi'nde 09:00-18:00 saatleri arasında ziyarete açık. “Mekan Adalar olunca, burada gerçekleştirilecek sergi fikri bende sürgün, deniz, rüzgâr, insan ve tarih sözcüklerini çağrıştırdı. Adaya geldiğimden beri birçok sürgün hikayesi dinlemiş olmam ve sürgünün hâlâ devam ediyor olması adalara bakışımı etkiledi. Bu sergide hayalimdeki yelkenlilerle, bu sürgün hikayelerine birazcık da olsa ses vermek istedim” diyen tekstil sanatçısı Bolulu'nun tasarımlarının anlatacak çok şeyi var.

Sergide kaç kayık yer alıyor?

Sürgün Kayıkları sergisinde toplam altı kayık yer alıyor. Sergi için, Adalar kıyılarında terk edilmiş kayıkları kullandık. Bize destek olan gönüllülerle birlikte günlerce çalışarak sadece kayıkları değil, sergide kullanılacak atık malzemeleri de topladık, temizledik ve kullanıma hazır hale getirdik. Bu kayıklar 50-60 yıllık. Grup arkadaşım Aziz Kaptan sandallardan ikisini İstanbul'dan getirdi.

Getirilişi de çok ilginç oldu. Sandallar delik olduğu için Aziz Kaptan onları sera naylonu ile paketledi ve teknesinin arkasında yüzdürerek Dalyan'dan adadaki sergi alanına taşıdı.

Sürgün hikayelerinden en çok etkilendiğinizi bizimle paylaşır mısınız?

Beni etkileyen hikayelerden biri Bedia Cavuri'nin hikayesi oldu. Onun günlüğünden bir alıntıyla başlarsak:

“Bu sabah uyanınca kendimi adada zannettim. Deniz ve çam kokusu bana adadaki bahçemizi hatırlattı. Motor sesleri de sanki bizim motor, balığa gitmemiz için hazırlanıyor hissini verdi. Galiba adayı çok özledim. Kim bilir Niko da ne kadar hasretini çekiyor bahçesinin fakat belli etmiyor. İstanbul'dan ayrıldığı bir sene oldu.”

Bedia Cavuri'nin günlüğünden, 25 Haziran 1955 (Lutraki, Adalar Müzesi Arşivi)

Bedia Mardan 1911 yılında İstanbul'da doğdu. O, tüccar babası Necip, çok sevdiği ablası İsmet ve ağabeyi Ziya ile beraber kışları İstanbul'da, yazları da Büyükada'da zengin bir hayat yaşadı. Bedia, 1944 yılında, babasının ölümünden iki yıl sonra çok sevdiği Niko'suyla evlendi. 1954 yılında Niko, sebebini bir türlü anlayamadıkları bir vesile ile İstanbul'u terk etmeye mecbur edilince, o da ağlamadan, sızlanmadan işleri toparlayıp evini kapattı. Bir süre yeni çıkan pasaport kanunu yüzünden İstanbul'dan ayrılamadı ama üç ayın sonunda ‘Niko'sunun yanına gidebildi ve Atina'ya yerleşti.

Büyük bir zenginlik içinde yaşayan Bedia Hanım yaşamının son yıllarını parasızlık içinde geçirdi. Avukatlardan para gelmez oldu. Hatta Niko ile beraber kimsesiz yaşlıları barındırmak için kurdukları Skepi Pronia'ya bile alınmadı. Bedia Hanım, Glifada yaşlılar evine dostlarının aralarında topladıkları paralarla yerleştirildi. Son günlerinde size bir şey getirmemizi ister misiniz sorusunu “Ölümü” diye yanıtladı.

Gül Bolulu

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.