Ardından

Naviga - - Navİgasyon - YAZI: DENİZCİ DOSTLARI...

Bu dünyadan bir Rıdvan Ağabey geçti

Rıdvan Ağabey artık yok. O da kim derseniz F7 pontonunun demirbaşıdır. Pontona gittiğinizde pasarellanızı, halatınızı, iskele babasını ve hatta teknenizi görmezseniz ne kadar yadırgarsanız, onu da görmezseniz o kadar yadırgarsınız. Çünkü kargaların, martıların, kedilerin, serçelerin, çocukların aşkıdır; hem Rıdvan Abi onlara aşıktır hem de onlar Rıdvan Abi’ye. Kısık çekik gözleri ve tüm insani cömertliğiyle bu dünyanın kaybettiği bir değerdir. Kusura bakmayın hanımefendiler, beyefendiler; tanımadıysanız kaybettiniz. Zira kendisi göçüp gidenlerin ardından bile “Bir varmııış bir yokmuş” der, derin bir iç geçirirdi ve “Gülün” derdi, “Hayatta gülmekten daha güzel bir şey yok.” Bizler Rıdvan Abi’yi tanıma şerefine erdiğimiz için gülüyoruz. Sizler de gülün, etrafınızı, kuşları, çocukları ve denizi sevin. O, biz gülersek mutlu olur.

Tanıyan herkesin bir başka sevdiği Rıdvan Yüzer, Fenerbahçe Marina F7’nin “Rıdo”su, 4. 4. 1945 yılında Kumkapı’da, avlusundaki kuyudan su çekilen bir eski İstanbul evinde dünyaya gelmiş. Dört erkek kardeş içinde üçüncü, büyük olasılıkla en haşarı olanı. Fırsat bulduğunda babasının sandalını kaçırıp kürekle Sivriada’ya gidermiş. Babaları Kumkapı’da tanınmış balıkçılardanmış ve “dağ gibi” bir adammış. Tek başına sandalını bir seferde kıyıya çekebilirmiş. Rıdvan Ağabeyimiz küçük yaşta Bab-ı Ali’de matbuat camiasında çalışmaya başlamış, yetenekleriyle kısa sürede sivrilmiş ve yaşına göre çok olgun mevkilerde çalışmış. Maaşlarını alıp anacığına getirirmiş. Yetmişli yaşlarında bile bazı akşamlar anacığı aklına gelir, şöyle bir gözleri doluverirdi.

Askerliğini hava kuvvetlerinde Kütahya’da yaparken yelkenci dostumuz Kaan Erdem’in babasıyla karşılaşmış. “Bir hangara girdim ve ne göreyim: Ahşap bir tekne omurgası, inşa halinde bir yelkenli…” Sonra askerliği boyunca her fırsatta tekne inşasına yardım için elinden geleni yaptığını anlatırdı. Rıdvan Ağabey’in Scorcher teknesi “Öykü”, Kaan ve babasının kendi başına inşa edip Kütahya’dan Konya’ya, oradan da Bodrum’a götürüp denize indirdiği sevgili tekneleri Fenerbahçe F7 iskelesinde buluşur ve yıllarca orada beraber bağlı kalırlar.

Yayıncılık camiası ve Remzi Kitabevi Aynur ve Ekrem Canbek yazıyor:

Biz tanıştığımızda Rıdvan Ağabey yıllardan beri çalıştığı Remzi Kitabevi’nin kadrosundaydı ve hafta içinde marinaya çok sık gelemiyordu. Sonra sonra

çalıştığı günleri azaltıp hafta içi dört güne ve zamanla üç güne indirip sonunda tam bir emekli oldu. Acıbadem’deki evinden yürüyerek Fenerbahçe’ye gelir, yarım kilo sütünü içer, kedilere köpeklere, martısına ve serçelerine yiyecek getirirdi. Bir kış günü, teknede oturup yemek yerken sarman bir kedi birer birer teknelere atlayarak tur atıyor, biz de onu izliyorduk. Tam bizim tekneye atladığı sırada kayıp denize düşmesin mi! Rıdvan Ağabey derhal fırlayıp hiç korkmadan onu denizden çıkarttı ve iskeleye koydu. Hayvancık neye uğradığını şaşırdı ama hiç bozuntuya vermeden yoluna devam etti. Başka bir gün Burgaz’da yemekteyken iki martı havada kavgaya tutuşup tam anlamıyla ‘üstümüze’ düştü. Tabii yine korkusuz Rıdvan Ağabey, bu iki yaramazı ayırdı, tekrar birbirlerine girişince kavgacılardan birini kucakladı ve bu sefer sakinleşene kadar bırakmadı.

Yeni tekne sahibi olanların ilk öğretmeni

Birçok denizcinin ilk tekne deneyimlerinde yanlarında olmuş, iskeleye nasıl yanaşılıp ayrılınacağını, hangi adanın neresinden geçip neresinden geçilmemesi gerektiğini bizlere hep o öğretti. Ayrıca kimin başı sıkışsa, Rıdo ya bıçağı ya ipe bağladığı kocaman mıknatısı veya tornavidasıyla yardıma hazırdı. Denize bir malzeme mi düşürdünüz, çıkartmadan rahat etmezdi. Ayrıca her fırsatta Salı Pazarı’na ya da Karaköy’deki denizcilik eşyaları satan dükkanlara gidip bir sürü şey alıp sevdiklerine hediye ederdi.

Şakaları ve şarkıları…

Hiç tanımamış olanlar için Rıdvan Ağabey’in kekelediğini de söylemesek olmaz. En sevdiği şakalardan birisi, bardağına rakı koyarken “Rıdvan Ağabey, ne kadar koyayım?” diye sorduğunuzda, “Ko, ko, ko, koy…” diye iyice doldurttuktan sonra “Koyma be yahu, kekemeyim ben, bilmiyor musun?” diye bağırıp yüreğimizi ağzımıza getirirdi gülmekten. Şarkı söylerken hiç kekelemezdi ama. Bütün eski Türk Sanat Müziği şarkılarını ve çoğu türküyü bilir, çok güzel söyler ve en çok da annesinin çok sevdiği “Gemilerde talim var, bahriyeli yarim var” türküsünü ve “Bir tatlı huzur almaya geldik Kalamış’tan” şarkısı dilinden düşmezdi.

Rıdvan Ağabey çok şakacıydı ve her zaman güler, güldürürdü. Burgaz’da lokantada otururken yan masaya patates kızartması geldiğinde “Miyav, miyav” deyip mutlaka birkaç tane alırdı. Balık lokantasında “Ne alırdınız?” diye soran garsonlara gayet ciddi bir yüzle “Ben bir Adana kebap rica edeyim” deyip garsonları korkutmak favori şakalarındandı. Denizin ortasında seyir sırasında ciddi ciddi “Beni şu sağda indiriverin lütfen, bakkala gideyim” derse, “Bardağım boşaldı” demekti. Ya da, “Rıdvan Ağabey, şurda sancağa dönelim mi?” derseniz, “Hayır efendim” diye tuttururdu, “Ben dönmem, dönme olmayacağım!...”

Bir gün Burgaz’a yemek için gittik. Herkes kendi teknesiyle gelmişti ve servis botlarını kullanan çocuklar hepimizi birer tonoza bağlayıp lokantaya taşımıştı. Yemeğin bir yerinde, Rıdvan Ağabey teknesine doğru baktı ve “Benim teknem kayıp” diye fırladı. Tabii ki kimse ona inanmadı, her zamanki gibi şaka yaptığını düşündük. Ama kıyıya gidip baktığımızda biz de Rıdo’nun bağlı olduğu yerde olmadığını görünce, muhakkak bir tanıdık Rıdvan Ağabey’e bir şaka yapmış olmalı diye düşündük. Tabii hemen lokantanın servis botuyla teknenin peşine düştük. Meğer tonozun ipi eskiye eskiye kopmak için o anı beklemiş, Rıdvan Ağabey’in teknesi de akıntıyla Burgaz-heybeliada arasına doğru gitmiş. Orada demirde duran bir denizci durumu görmüş, Rıdo’yu yakalayıp kendi teknesine bağlamış ve nasıl olsa gelip alırlar diye öylece beklemiş. Tam bir denizci dayanışması. Tabii ki hepimizin yürekleri sıcacık oldu.

Sevgili Rıdvan Ağabey, büyük olasılıkla kendi söylediği gibi, büyük beyaz bir buluttan aşağı bize bakıyordur. Dikkat edin, nur yüzlü, ak sakallı birine benzeyen büyücek bir buluttan başınıza birkaç damla düşerse, “Buluttan aşağı bakıp kafanıza tüküreceğim” diyen Rıdvan Ağabey olabilir…

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.