Ralli

Naviga - - Navİgasyon - YAZI VE FOTOĞRAFLAR: TURGAY NOYAN

Gülen yüzler rallisi( 2)

Sekizinci Uluslararası Ege Yat Rallisi’ne katılan yatlar, Kalimnos’tan volkanik ada Nisiros’a, oradan da Türk denizcilerinin en çok uğradığı yerlerden Sömbeki (Simi) Adası’na yelken açtı. Simi Limanı’nda kendilerine ayrılan beş tekne boyu rıhtıma 25 tekneyi aborda ederek bir de büyük ustalık sergilediler…

Setur Marinas, Uluslararası Ege Yat Rallisi ile ilgili geçen ayki yazımı Telendos Adası’ndaki deniz keyfi ile noktalamıştım. Daha önce de vurguladığım gibi 23 Temmuz-5 Ağustos 2018 tarihleri arasında düzenlenen 8. Uluslararası Ege Yat Rallisi, Setur Marinas’ın 40’ıncı yılına denk geldiği için özel bir anlam taşıyordu. Bu nedenle de Sayın Rahmi Koç kendi başlattığı bu buluşmaya özel bir önem vermişti.

Bodrum Milta Marina’da başlayan ve 30 yatın katıldığı serüvenimizde; önce İstanköy ‘Kos’ Adası’na ardından da Kalimnos’un Pothia Limanı’na varmıştık. Şu bir gerçek, bizim yolculuk başladığında euro 5,30 seviyelerindeydi yani 7 lirayı geçmemişti ve buna rağmen yapılan hesaplarda Yunan Adaları’nın artık fiyat açısından eskisi kadar cazip olmadığı da ortaya çıkıyordu. Bir saptama daha; komşuda (bizi örnek almış olmalılar) alkollü içeceklere %25 ekstra vergi gelmişti, bu da eskiden meraklıları için cazip sayılacak fiyatları neredeyse bizim ülkemizle başa baş hale getirmişti!..

Nisiros Adası

Telendos Adası ziyareti pek çok yatçı için farklı bir maceraydı. Çünkü Kalimnos Adası’ndan buraya kendi teknelerimizle değil motorlarla geçmiştik. Rallinin üçüncü etabı bu kez pek de yol üstü sayılamayacak Nisiros Adası’ydı. Nisiros tam anlamıyla volkanik bir adadır, üstelik dev kraterinin ortasında hâlâ gayzerlerin kükürt püskürdüğü, -püskürme biraz iddialı kaçtı- sızdığı bir bölge de var. Buranın son büyük duman püskürtmesi 1800’lü yılların başında olmuş…

Adalılar da bu tabiat olayını iyi değerlendirmişler. Kraterin dibindeki bir bölgeyi tel örgü ile çevirip girişte insanlardan para alıp ciğerlerine çürük yumurta kokusunu çektiriyorlar… Paranın hakkını vereyim diyenler sızıntıların olduğu yere yani taa kraterin dibine kadar inip daha yoğun, kokulu nefesler çekebiliyor(!).

Adanın ana yerleşim merkezi Mandraki. Merkezin bir de tur teknelerinin vs. geldiği limanı var. Mandraki gerçekten de görülesi, çok havalı, çok otantik bir yer. Biz geçen yıl kendi teknemizle bu limandaki iskelenin kuytusuna kıçtankara yapmış, sabaha karşı gündoğusundan gelen dalgalarla ne yapacağımızı şaşırmıştık. Tekneyi kırmadan nasıl kaçtığımızı anlatamam.

Ralli tekneleri için Pali Limanı ayarlanmıştı. Burası 18 metreye kadar hizmet verebilen küçük bir marina. Burada da limanın tam girişinde kum yığılması olmuş o nedenle şamandıralamışlar. Giriş öyle daralmış ki, bizim katamaran neredeyse kayalara el değecek mesafeden girip çıkabildi. Limanda çok güzel tavernalar var, iki de bakkal…

Setur Marinas ekibi diğer adalarda da olduğu gibi mükemmel bir organizasyon yapmıştı. Plana göre önce otobüslerle kratere gidildi, ardından da Profitis İlias Şapeli’ne… Yolu öyle dar ki bu minik

kiliseye otobüs bile çıkamıyor, tepede bir yerde. Otobüsten inip minibüslere binerek kiliseye ancak varabildik. Ama burada çıkmaya değer bir manzara ile karşılaştık… ‘Kiliseden bana ne’ denecek bir durum yokmuş yani!.. Bir yanında kuş bakışı dünyanın en büyüğü olduğu söylenen kraterin görüntüsü, öte yanda Tillos Adası!..

İki manzaranın da ortasında kilisenin bayağı altında da yine kuş bakışı görünen bir köy yer alıyor: Nikela…

“İsteyen buradan merdivenle köye inebilir, isteyenleri yine minibüsle otobüse taşıyarak köyde buluşturabiliriz” dediler. Ben merdiveni tercih ettim, eşim Allah’tan bu konuda deneyimli, yani bana uymama konusunda... “Ben almayayım” diyerek merdiven yerine mekanize operasyon şıkkını seçti!..

İyi de etmiş, merdiven dediğin bildiğin kayrak taşlarından yapılma keçi yolu gibi bir şey… Ayağın bir kaysa (ki taşlar harbiden kayıyordu) kendini paldır küldür köyün çarşısında bulabilirsin. Tam düşeceğin yerde de çöp toplama merkezi var iyi mi! Artık konteynerlerden birinin içine düşüp düşmeme şansına kalmış! Doğrudan servis… Eminim bu kilisenin papazı köye indiğinde bir daha hayatta geri çıkmıyor aşağıda emekliliğini bekliyordur…

Merdivenlerden ayağım kaymasın diye nefesimi tutmuş halde pür dikkat aşağıya inmeyi başardım. Tam indiğimiz anda iki otobüs de mekanize yatçılarımızı getirdi. Biz sporcu gençler olarak haliyle biraz kasılarak baktık bu mekanize takımına…

Nikela Köyü’nde enteresan bir volkan müzesi var. Adadan toplanmış çok ilginç taşlar, oluşumlar vs. sergileniyor. Benim amatör olarak gemoloji ile uğraşan arkadaşlarım var, herhalde görseler bayılırlar… Bu müzede ayrıca projeksiyonla adanın nasıl oluştuğunu gösteren bir film gösterisi yapıyorlar. İlginçti. Adanın etrafında halen sıcak su çıkışları vs olduğunu ve her an aktif hale geçebilecek noktalar arasında bulunduğunu öğrenince burada yaşayan insanların sakinliğine şapka çıkarttım…

Nikela Köyü’nün çakıl taşları ile döşenmiş mükemmel bir minik meydanı var. Buraya giderken karşılaştığım şeylerden dikkatimi çeken ve aklıma gelen birkaç soruyu sizlerle de paylaşmalıyım.

Be kardeşim sokaklar bu kadar mı temiz olur? Sizin buralarda en azından içtiği sigaranın izmaritini sokağa atan iki ayaklı yaratıklarınız yok mu?

Neden bir taneniz bile ayakkabısını evinin önünde çıkartmaz? Dışarıya koysanız da şöyle bir koklaya koklaya geçsek de ciğerlerimiz bayram etse

olmaz mı(!).

Bir köyde bir tane bile badanasız, boyasız ev olmaz mı? Bu da yetmemiş gibi her evin önüne, camına niye çiçekler koyuyorsunuz… İşiniz mi yok, boya fabrikanız mı var. Neden bir kişi bile ilerde bir kat daha çıkarım diye bir iki beton filizi bırakmamış evinin çatısına!..

Neyse o kadar çok ki sorular kafanızı bulandırmayayım…

İlginçtir yatçılarımızın büyük bölümü köyün bu küçük meydanında buluştu ve yine ilginç bir şey; kimse sağına, soluna bakıp dönüp otobüslerin yanına gitmedi, oturdu ya birşeyler içti ya da dondurma yedi. Kısacası bu temiz ortam insanları anlaşmış gibi kendisine çekiverdi…

Nisiros’ta konakladığımız limanla merkez arasında bayağı mesafe vardı ama komite bunu da her saat başı karşılıklı otobüs seferi koyarak çözdü. İsteyen yat limanındaki tavernaları seçti, isteyen merkezde yemek yedi…

Komodor, bir sonraki yolculuk için bu kez teknelerin bağlı olduğu limanın ucundaki plajın gazinosunu seçmişti… Bu nedenle bazı reisler denizden çıkıp ıslak ıslak toplantıya koştular. İşin garibi en hararetli skipper toplantısı bu adada gerçekleşti. Çünkü bir sonraki liman Simi’ydi ve maalesef bütün teknelerin kıçtankara bağlanmasına imkan yoktu. Komite, bu işi yatları birbiri üzerine aborda ederek çözme kararı almıştı. Bize ayrılan beş teknelik yere yirmi küsur tekne üst üste bağlanacaktı. Tekne boylarına göre güzel bir de plan yapılmıştı. Reislerden biri “Üzerine bağlananlar rıhtıma bağlanan (en içteki) tekneye birer usturmaça versin” diye teklif etti. Bu teklif kabul görmedi ama daha sonra şu da ortaya çıktı ki

rıhtıma bağlanan teknenin üzerinde öyle büyük bir yük filan oluşmuyordu. Yani usturmaça verme kararı alınsaydı, içteki tekneler durduk yere gelen bu hediyelere pek sevinecekti!

Simi

Ve sonunda yatlar Nisiros’tan çıkıp peşpeşe Simi’ye gelmeye başladılar. Bizim teknemiz katamaran olduğu için ayrı yere bağlanacaktık. Bu nedenle limana varmak için acele etmedik. Simi Boğazı’nda güzel bir yüzme molası verdik. Simi’de önemli olan şey teknelerin limana sırasıyla gelip bağlanmasıydı. Önce ilk sıradakiler bağlanacak, ardından da ikinciler vs… Tekne isimleri belli olduğu halde bazı tekneler erken, bazı tekneler geç gelince komite; hemen farklı bir çözüm üretti ve tekne boylarına göre gelenleri yerleştirmeye başladı. Ama iftiharla söyleyeyim işler o kadar düzgün, o kadar hatasız yürüdü ki eminim Simi’den izleyenler de bizimkilerin becerisi karışında şapka çıkartmıştır. Hemen ekleyeyim, limandan çıkarken de bu disiplin ve ustalık kaybolmadı…

Oysa biz biraz çile çektik. Liman görevlileri önce teknemizi yanaştığımız yerden kaldırdı, yeniden demir atıp karşı sahile bağlandık. Ertesi gün başka yere bağlattılar, o da yetmemiş gibi “Sabah erkenden çıkacaksınız” diye tutturdular. Oraya gemi gelecekmiş. Haydi o sabah gemi gelecekti diyelim, oysa bir önceki gün gemi memi de yoktu neden bize o çileyi çektirdiniz?

Uğradığımız limanlar içinde bir tek buradaki görevli kaba, saygısız adamın tekiydi. Limana biz Türklerin biraz fazla gelip gitmesi bunu iyice şımartmış belli ki!.. Etrafına çemkirip duruyordu terbiyesiz herif…

Simi’deki ilk günün akşamı Nireus Hotel’de ralli yemeği vardı. Bu müzikli geceye Rahmi Koç Bey de misafirleri ile katıldı. Bu kez Rahmi Bey’in misafirleri arasında eşimle birlikte biz de vardık. Gecenin ilerleyen saatlerinde sahnedeki orkestra ile birlikte ben de piyano çaldım, sonra Chete teknesinden Ayhan Büyüktürkoğlu gitar çalıp şarkı söyledi… İyi eğlendik vesselam…

Ertesi gün Simi’de keyif günüydü…

Hemen teknelerimizin dibinden kalkan teknelerle Aziz Nikolas Koyu’na gittik. Koyun denizi pırıl pırıl, o salaş mekanın yemek ve mezeleri ise dört dörtlüktü… Yemekler yine organizasyonun ikramıydı. Erken dönmek isteyenler için karadan limana bir patika vardı ama buradan giden oldu mu inanın bilemiyorum. Ralli skipper toplantısı yine burada, plajın tavernasında gerçekleşti. Artık yeni rotamız Rodos Adası’ydı…

Sürecek...

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.