16/DÖRTGÜNLÜKMESAİVEVATANDAŞLIKGELİRİ

Popular Science (Turkey) - - GELECEK -

Tüm bunlar gerçekleşirken, yorucu bir iş yaşamı içinde uzun saatler boyunca çalışmaya da bir son vereceğiz. Geleceğin ekonomisi, sağlıksız iş yaşamı koşullarının yeniden tanımlanmasıyla şekillenecek gibi görünüyor. Tabii robotların da buna katkısı olacak. Yani artık iş yaşamı ve çalışma koşullarının, yaşam standardını yükseltecek şekilde tanımlanmasına ihtiyaç var.

Ekonominin hedefi, herkesin yeterli oranda kazanç sağlayabileceği işlere sahip olması değil. Öyle olsaydı bambaşka bir dünyada yaşıyor olurduk. Günümüzün en büyük sorunlarından biri gelir dağılımındaki dengesizlik. Kronik yoksulluklar, işsiz sayısının çığ gibi artması, ücret seviyeleri arasındaki farkın açılması bir tarafa, sistem içinde kendine bir yer bulup iyi kazanç sağlayabilenler de aşırı çalışmaktan dolayı mutsuz. Tüm bunların baskısı arttıkça iş yaşamının ve bunda üstlendiğimiz görevlerin amacını, anlamını ve hayatımıza para kazanmak dışında ne gibi bir getirisi olduğunu sorgulamaya başladık. Gallup’un yaptığı araştırma, dünya nüfusunun sadece yüzde 13’ünün işini severek yaptığını gösteriyor. Ve bunda büyük bir sorun var. Çünkü kullandığımız ekonomi modelinde taçlandırılan, övüle övüle bitirilemeyen iş yaşamı artık çalışanlar için son derece yorucu ve bıktırıcı bir sürece dönüşüp değerini yitirdi.

Son zamanlarda evrensel Vatandaşlık Geliri diye bir şey duymaya başladık. İsviçre, Finlandiya ve Kanada gibi bazı ülkeler, bu çerçevede tüm vatandaşlarına, çalış- mak zorunda kalmayacakları bir yaşam sunmaya hazır olduklarını dile getirdiler. Devletin, vatandaşlarına yaşamak için yeterli olacak miktarda maaş bağladığı bu sistem aslında üzerinde biraz düşünürsek, temel insan hakları kapsamında ele alınmalı. Ekonomi tarihi konusunda değerli eserlere imza atmış olan Boğaziçi Üniversitesi tarih profesörü Çağlar Keyder ve ekonomi profesörü Ayşe Buğra’nın hazırladığı

adlı kitapta bunun artık anayasal bir temel hak olması gerektiği ele alınıyor.

“Çalışmayana ekmek yok” diyerek kafalarımıza vuran kapitalizmin sonu mu geliyor bilinmez ama piyasalaşan emeğe verilen değerin, insana verilen değerle yer değiştirmesi gerektiği ortada. Bu artık ahlaki bir zorunluluğa dönüştü. İnsanların çoğu haftanın 6 günü, günde en az 9-10 saat çalışıyor. Buna rağmen geçimlerini sağlamakta zorlanıyorlar. Vatandaşlık geliri bunun için güzel bir çözüm. Dahası herkesin gelir elde etmesi, robotların hayatımıza girmesiyle başlayacak otomasyon devrine uyum sağlamayı da kolaylaştırabilir. Ama en büyük faydası, temel ihtiyaçlarını rahatlıkla karşılayabilen bir toplum yaratıp daha yaratıcı fikirler üretebilen ya da kar amacı gütmeyen kurumlar adına çalışabilecek bireyleri ortaya çıkaracak oluşu. İngiliz ekonomist ve yazar Paul Mason, Kapitalizm Sonrası (Postcapitalism) adlı kitabında vatandaşlık geliri hakkını, mevcut sistemin çöküşünden kaynaklanan bir gereklilik olarak özetliyor. Mason, para için çalışma devrini kapatıp, bilgiyi ve entelektüel varlığı paylaşarak, ekonomik aktörleri farklı bir güç birliğine zorlamalıyız, diyor.

Vatandaşlık geliri, Kanada, İsviçre ya da Finlandiya’da yaşamıyorsanız hala bir ütopya gibi görünüyor olabilir. Gerçekleşmesi için sürdürülen çalışmaların ve ortaya konulan çabaların desteklenmesi gerek. Ama çalışma saatlerinin güncellenmesi konusu çok daha acil. Şirketler artık mevcut çalışma kültürünün çalışanların zihinsel sağlığını olumsuz etkileyip, verimi düşürmeye başladığını fark etti. Üstelik bazı büyük şirketlerdeki yoga ya da masaj odaları da buna bir çare sunamıyor. Anlaşılan o ki çok çalışmak yüksek verimlilik anlamına gelmiyormuş. Konu hakkındaki araştırmalar, az ama öz çalışmanın çok daha kaliteli ve verimli bir yöntem olduğunu gösterip, çalışanlar ve şirketler arasındaki bağları güçlendirdiğini ortaya koydu. Haftada 6 değil, 4 gün çalışılan ve çalışma saatlerinin esnek bir şekilde ayarlandığı bir sistemin git gide desteklenmeye başlamasının başlıca sebeplerinden biri bu. Dünyanın en önemli iş psikolojisi uzmanlarından K. Anders Ericsson’ın araştırmaları, insanların bir günde sadece 4 ya da 5 saat adanmış bir şekilde çalışabildiğini gösterdi. Bu, 6 saat çalıştıklarında performanslarında az bir düşüş olacağı anlamına gelmiyor. Aksine 5 saatin tamamında aynı performansın sergilenmesi söz konusu olmadığı için, bunu aşınca zihinsel ve fiziksel üretim sıfırlanıyor. “İnsanları 5 saatin üstünde çalışmaya zorlarsanız yoğunlaşma konusunda sıkıntı yaşadıklarından zihinsel anlamda büyük bedeller ödemek zorunda kalıp kötü alışkanlıklar geliştirmeye başlıyorlar” diyor Ericsson; “Ve bu kötü alışkanlıklar diğer çalışanları da etkisi altına alıyor, performans ve iş kalitesi iyice düşüyor.” Dört günlük esnek mesaiye geçen şirketlerse çalışanlarının performansının ve dolayısıyla üretime katkılarının arttığını bildiriyor. Silikon Vadisi’nde; dünyanın en zeki insanlarının bir araya toplandığı bu yerde şirketlerin çoğu işe gelme zorunluluğunu ortadan kaldırdı. Bu insanların fark ettikleri şey, şu anda yavaş yavaş dünya geneline de yayılmakta. Üstelik sloganı bile belli: “Hayata bir kez geliyoruz. Neden tüm zamanımızı iş yerinde geçirelim ki?”

Özetle 4 günlük mesai ve vatandaşlık geliri hem toplumların geleceği hem işverenler hem de çalışanlar için her şeyi değiştirebilir. Hepimiz için en uygun çözüm bu çünkü bizi daha sağlıklı, daha mutlu ve daha yaratıcı bireylere dönüştürecek, topluma katkıyı artıracak. Bunlar dışında bir sebep aramaya gerek var mı?

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.