Devasa Alev Sütunu

2011’de New Mexico’daki bir orman yangını bir anda dizginlerinden boşanıp kasırga rüzgârlarından ve yanan parçalardan oluşan 13,5 kilometre yükseklikte bir sütuna dönüştü. Üç yerel bilim insanı bunun nedenini araştırmak için kolları sıvadı.

Popular Science (Turkey) - - İÇINDEKILER - Kyle Dickman Fotoğraf The Voorhes Popular Science Ağustos 2017

Sanılanın aksine hakkında fazla şey bilmediğimiz orman yangınlarına farklı bir bakış açısı.

MARK WINKEL ADINDA ENDIŞELI BIR EV SAHIBI verandaya çıkıp teleskobunu Los Alamos, New Mexico’daki evinden birkaç kilometre ötedeki ormanı kül eden kontrolden çıkmış yangına çevirdi. Bundan 12 saat önce çıkan şiddetli rüzgâr, Valles Grande denilen 20 km genişlikteki kalderadaki (volkanik patlamayla oluşmuş çöküntü) yürüyüş yolu Las Conchas’ta bir titrek söğüt ağacını yüksek gerilim hattının üzerine devirmiş, korkunç yangın böylece başlamıştı. Daha şimdiden şaşırtıcı bir hızla yayılmış ve 2.830 hektar alanı kavurmuştu. Ama şiddetli rüzgâr ve temmuz ayı muson yağmurlarına kadar süren yangın mevsimi dikkate alınırsa bu beklenen bir şeydi.

Yirmi yılda üç büyük yangın atlatan kurak ve suya hasret New Mexico’nun yerlileri bu yangının tehlikeli olduğunu anlayacak kadar akıllıydılar. Fakat saat şu anda sabahın 1:30’uydu. Serin havayla karşılaşan çoğu yangın geceleri sakinleşirdi. Ne var ki Winkel kalderadan bir bisiklet tekerleğinin jant telleri gibi uzanan sekiz kanyondan birine baktığında hiç ummadığı bir manzarayla karşılaştı: sarı turuncu renklerde bir duvar, Valles Grande kalderasını çevreleyen Jemez Dağları’nın güney yüzünden aşağı iniyordu.

Orman yangınları genelde yokuş aşağı inmez. Ateşleri taze bitkileri kurutup yaktıkça yukarı tırmanırlar. Bu yangınsa gecenin ortasında dosdoğru yokuş aşağı, Winkel’in üstüne geliyordu. Telaşlanan Winkel, daha iyi bakabilmek için hemen bir tepeye tırmandı. Tepenin üstüne çıkınca sıcak bir rüzgâr ona çarptı. Kuzeybatıya bakınca yangının ön kısmının 10 metrelik bir alev duvarı halinde hızla indiğini gördü. Daha önce hiç böyle bir şey görmemişti. Böyle bir şeye tanık olan insan sayısı da azdı zaten. Winkel’in gördüğü şey güç bakımından nükleer patlamadan sonra ikinci sırada gelen, nehir suyunu kaynatabilen, toprağı eritebilen, kayaları çatlatabilen yoğun ve ani bir kuvvet olan infilaktı. Bu infilak 13,5 km yükseklikte bir duman ve is fırını oluşturacak, 120 metrelik ateş hortum- larına ek olarak şiddetli aşağı ve yukarı yönlü rüzgârla oluşturacak, bulutunun içinde şimşekler çaktıracak, 40 kilometre öteye közleri savuracak kadar güçlüydü.

Yangın davranışı uzmanları Las Conchas yangınının gece en fazla 4.850 hektara yayılacağını hesaplamışlardı. Oysa güneş doğduğunda 17.000 hektardan fazla alan bembeyaz küle dönüşmüştü. Yangın artık White Rock ve Los Alamos kasabalarını tehdit ediyordu. Evlerin yanacağından korkan yetkililer 18.000 civarı insan için tahliye kararı aldılar. Kimi uzmanlar televizyona çıkıp yaklaşan yangının tonlarca nükleer atığı barındıran Los Alamos Ulusal Laboratuvarı’na ulaşabileceğinden yana kaygı duyduklarını belirttiler. Eyalet, yerel ve federal itfaiye teşkilatları yangının hiç değilse hızını kesmek için bölgeye akın ettiler. Yangının ilerleyişinin önünü almak haftalarca sürdü.

Günümüzde kalderanın doğusu kavrulmuş, çıplak bir ay manzarası gibi. Los Alamos laboratuvarının 10 kilometre ötesinde, 4. Otoyolun dimdik kalderaya tırmandığı bölgede tarihi sarıçam ormanı artık ansızın yerini ölü ağaçlardan oluşan engin bir alana bırakıyor. Burası o kadar çıplak ki çapı 10 cm’den küçük dal parçası bile bulunmuyor. Cehennemin erişiminin dışında kalan çamlar bile kavrularak ölmüş, iğneleri kupkuru kesilmiş. Las Conchas yakın tarihin en şiddetli infilaklarından biri. Ama bu olayı tetikleyen neydi?

Aşırı şiddetli hava olayları aşırı şiddetli yangınları tetikliyor. Kuru bir bölgedeki güçlü, arkası kesilmeyen rüzgâr için için yanan çöpleri bile koca bir yangına dönüştürebilir. Las Conchas yangını bin yılın en büyük kuraklığı sırasında gür bir ormanda çıkmıştı. Yerden 6 metre yüksekte, saatte 65 km hızla esen rüzgâr da alevleri önüne katıp götürmüştü.

Kontrolden çıkmış bu türden yangınlar kendi hava durumlarını yaratıyor. Yoğun ısı, dumanı havaya taşırken bir yandan da yukarı yönlü güçlü hava akımları yaratan bir konvektif sütun oluşturuyor ve bitkilerin yanmasının yan ürünü olarak yakıt bakımından zengin hidrokarbonları taşıyor. Bu hidrokarbonlar tıpkı benzin buharı gibi tutuşabiliyor. Isı aynı zamanda nemi yoğunlaştırarak pirokümülüs bulutları oluşturuyor. Örs biçimli bu bulutlar duman sütunlarının tepesine tüneyerek aşırı türbülansa, aşağı yönlü rüzgâra ve hatta doluya yol açıyor. Ama bu dolu yağışı, yangını soğutmak şöyle dursun, daha da şiddetli rüzgârlar oluşturarak körüklüyor.

Rod Linn 22 yıldır kontrolden çıkmış yangınları inceliyor ve davranışlarının gizemini çözecek hesaplamalı araçlar inşa ediyor. Linn, Los Alamos Ulusal Laboratuvarı’nda yangın ve atmosferik araştırma bölümünün başkanı.

“Bazı alanlarda bilgi eksiği bu kadardır” diyor Linn, başparmağıyla işaret parmağını azıcık uzaklaştırarak. Nisan ayının ortasında bir öğleden sonra, laboratuvarın koca araştırma kütüphanesinde oturuyoruz. “Yangınlar söz konusu olduğunda” deyip kollarını iki yana açıyor, “bilgi eksiğimiz işte bu kadar.”

ABD’de her yıl 100.000 civarı orman yangını 400.000 ila 4.000.000 hektar alanı yakıyor. Yangından etkilenen bölgelerin büyük kısmı kuraklığın vurduğu Batı ve Güneybatı’da. Ne ilginçtir ki Doğu’da ve Güneydoğu’da gerçekleşen yangınların yüzdesi daha fazla. Yangınlar kimi sivil kimi itfaiyeci onlarca insanı öldürüyor, mallara milyarlarca dolarlık zarar veriyor. Federal hükümet yangınlarla mücadeleye yılda 2,2 milyar dolar harcıyor ki bu rakam bundan 25 yıl öncesinin dört katı. Uzmanlar bu artış eğilimini üç sebebe bağlıyor: Birincisi, ısınan ve kuraklaşan iklimin ormanları adeta çıraya dönüştürmesi. İkincisi, yanlış bir uygulama olan doğal orman yangınlarını söndürme ve geride tutuşacak ağaç bırakma. Sonuncusuysa şu anda 140 milyon Amerikalının yangına açık alanlarda yaşaması. Bu rakam 150 yıl önce neredeyse sıfırdı ve şehirler, kasabalar genişleyerek kırsal alanlara yayıldıkça her yıl artıyor. “Yangınlar muhtemelen hep böyle patlıyordu” diyor Linn. “Ancak hiç kimsenin yaşamadığı yerlerde olduğu, itfaiyecilerin mücadele etmesi gerekmediği için etkisi bu kadar ciddi değildi.”

Bazen kontrolden çıkmış yaygınların sıklığının arttığı izlenimi- ne kapılıyoruz. Aslında yangınlar artmıyor. Sadece daha şiddetli bir hal alıyor; böylece mega yangınların kasabaları kül ettiği, can aldığı, televizyoncuların akın akın üşüştüğü bir çağa giriyoruz. California’daki 2013 Rim Yangını 105.000 hektar alanı yakmıştı. Arizona’daki 2013 Yarnel Hill yangınıysa bir kasabayı küle çevirip bir kanyonda kıstırdığı 19 seçkin itfaiyeciyi öldürdü. Bu yangınlar Amerika’nın yangın korkusunda payı olan aykırı olaylar. Bununla beraber hepsi de aynı biçimde, küçücük, önemsiz birer yangın biçiminde başlamış ama bir anda değişerek acımasız patlamalara dönüşmüştü.

Las Conchas yangınından dört ay kadar sonraLinnveGüneybatı’dangelenbazıbilim insanları yangın alanını gezdiler. Gördükleri şey, sütun çökmesi olarak bilinen inanılmaz derecede nadir bir olgunun tüm belirtilerini taşıyordu. Uzmanlar bu olayı bir duman ve is sütununun çok ağırlaşıp yere yıkılması ve etrafındaki yangına körük gibi üfleyen çok kuvvetli bir rüzgâr yaratması olarak niteliyor.

Linn’in merakı kabarmıştı. Patlamanın asıl sebebi her ne olursa olsun, artık yangın biliminin en az rastlanan olaylarından birini kendi elinin altında araştırmak için bir bahanesi vardı. Dahası, neredeyse başka hiçbir bilim insanının erişemeyeceği bir olanağa daha sahipti: Los Alamos Ulusal Laboratuvarı’nın süper bilgisayarı. Hemen uzmanlardan oluşan bir ekip kurdu ve laboratuvar sponsorluğu da olan üç yıllık araştırma hibesi kazandı. Bu, yirmi yıldan uzun süre önce Linn’in ilk araştırmalarına sponsor olan türden bir maddi destekti. Ancak o zamanlar çalışma alanı kriz tahminiydi. Süper bilgisayarlar yardımıyla Linn, bir sonraki büyük yangının ne zaman ve nerede çıkacağını hesaplamaya çalışmıştı. Şimdiyse bu yangınları oluşturan kuvvetleri araştıracaktı.

Nisan ayında bir cuma günü Linn’in Las Conchas projesinde çalışan iki önemli araştırmacısıyla tanışıyorum. İçlerinden biri yavaş yavaş konuşan, yıpranmış Carhartt pantolon ve dağ botu giymiş Chicagolu bir akışkan dinamikçisi olan Jesse Canfield. Diğeriyse çok hızlı konuşan, Montanalı bir jeofizikçi olan Jeremy Sauer. Kütüphanede bir konferans masasının etrafında toplanıyoruz. Laboratuvar çalışanlarının hacklenmemesi için cep telefonlarını koyduğu kilitli dolapların ötesinde, yolun karşısında bir itfaiye istasyonunun telsizinden acil olmayan konuşmalar geliyor.

Sauer beyaz tahtanın önüne geçip yamaçlarından aşağı alevlerin hücum ettiği Jemez Dağları’nın bir resmini çiziyor. Açıkladığına göre, yangın sırasında isi, dumanı ve hidrokarbon gazlarını atmosfere iten bir enerji açığa çıkıyor. Yakıtını alırsanız (suyla ya da kayalarla karşılaşırsa) enerjisi ansızın kayboluyor ve havaya yükselen, etrafındaki havadan daha ağır olan her şey bir anda kendi üstüne çökerek cehennemi yangını resmen patlatan çok şiddetli bir rüzgâr oluşturuyor.

Bu türden bir rüzgârın resmi adı yoğunluk ya da gravite akışı; yani ağır havanın daha hafif olan havanın üstüne çökmesi durumu. “Bu durumda yoğun bir hava katmanı yo- kuş aşağı inerken rüzgâr oluşturdu” diyor Sauer. Canfield’sa bu tür önü alınamayan yangınların literatürünü taramış, diğer yangın patlamalarına bakmış. Hatta bunlardan biri, 1871’de bir iki gün içinde 400.000 hektarı yakmış. Bu yangının da nedeni büyük olasılıkla yoğunluk akışı. Fakat uzmanlar yangınlardan sadece birinin olası bir sütun çökmesinden kaynaklandığını düşünüyorlar, o da 1990’da altı itfaiyeciyi öldüren, Payson – Arizona’daki Dude yangını. Las Conchas gibi bu yangın da yokuş aşağı inmiş.

Las Conchas yangınına bir sütun çöküşünün yol açtığı hipotezini sınamak için araştırmacılar süper bilgisayarların başına geçmişler. Canfield altı ay boyunca yangının bir simülasyonunu kodlamış, duman sütununun ve arazinin haritasını işlemiş. Bilmek istedikleriyse teorik olarak, çöken bir sütunun üretebileceği en güçlü rüzgâr. Simülasyonda bu Las Conchas yer şekilleri üstünde yükselen koyu mor bir bulut halinde görülüyor. Ama arkasında yangın olmayınca bulut çöküyor. Sütun yere çarpınca, tıpkı binaların yıkımı sırasında tozun püskürmesi gibi, yoğunluğun kuvveti rüzgârı her yöne iterek saniyede 40 metre yol alabilen yüzey esintileri oluşturuyor. Bu da bir patlamayı tetikleyecek kadar güçlü. “Mümkün olduğunun kanıtıydı bu” diyor Canfield. Sorun şu ki sonuçlar yanıltıcıydı ve Canfield da bunun farkındaydı. Matematiksel formüllerle kaplı bir defter çıkarıyor. “İnek hiyeroglifleri” diyor buna. Hesaplamalar gösteriyor ki Las Conchas yangını doruk noktasındayken her saniye 2,3 ton is ve kurumu atmosfere göndermiş. “Bu, iki buçuk saatte gökyüzüne 9.000 küsur Honda Accord fırlatmak gibi” diyor Sauer, yangının muazzam gücüne hayran kalarak.

Fakat bu Honda araba örneği aslında hipotezi çürütüyor. Çünkü bunca ağırlığın bir seferde düşmesi için, bulutun ağırlık kaybetmesinden daha da hızlı biçimde ısı kaybetmesi gerekiyor. Fizik kurallarına göre böyle bir şey neredeyse olanaksız. Yani bu sütunun bu denli beklenmedik biçimde çökmesi için yangının şalter kapatılmışçasına sönüvermesi gerekiyor. Ne var ki Las Conchas’taysa olan bu değil. İşin aslı yangın beş hafta daha sürmüş.

Canfield’ın simülasyonu Las Conchas patlamasına bir sütun çökmesinin yol açtığı düşüncesini çürütmekle kalmıyor. Aynı durum 1990 tarihli Dude yangını ve muhtemelen sütun çökmesine bağlanan diğer yangınlar için de geçerli. “İtfaiyeciler uzun zamandır sütun çökmesi diye bir şeye inanıyor ve bunu görgü tanıklarına dayandırıyor” diyor Linn. “Ancak görgü tanıklıkları güvenilmez olmalarıyla bilinir. Bilim, bu insanların yerde gördüğü şeyi doğrulamıyor.”

Bunun üzerine ekibin birincil (ve en muhtemel) şüphelisi meçhule karışmış. Bir yıllık çalışmanın ardından Linn’in ekibi hüsrana uğrasaydı bu anlaşılabilirdi ancak öyle olmamış. “Bilim böyle bir şey işte” deyip omuz silkiyor Canfield. “Önce hipotez üretir sonra çürütmeye çalışırsınız.” İtfaiyeciliğin en kalıcı mitlerinden birini yıktıktan sonra çalışmalarına devam etmişler.

Kontrolden çıkan yangınlar kendi hava durumlarını da yaratıyor, 13,5 kilometre yüksekliğe erişebilen konvektif sütunlar, türbülans, rüzgâr ve hatta dolu meydana getirebiliyor.

Ekip artık Las Conchas’ın ana özelliklerinden bazılarını tespit etmiş durumda. Sauer bunlardan birini evinin verandasından görmüş: 13,5 kilometre yükseklikteki duman, kül ve ateş bulutu boyunca içe doğru, birbirinin tersi yönde dönen burgaçlar. “Şaşırıp kalmıştım. O sütunu görmek, uğraştığım tüm kuramsal bilime gerçek hayatta tanık olmaktı” diyor Sauer.

Günlerden cumartesi ve aynı verandada Sauer’in yanında duruyorum. Küçük çiftlik evinden batıya, Valles Grande’nin kenarına dizili yanmış ağaçlara doğru bakıyor. Yangında tepesinde dev bir bulutun bulunduğu kaldera buradan 20 kilometre kadar uzakta. Gördüğü burgaçlar büyük olasılıkla alevleri kendine çeken bir vakum oluşturmuş ve 120 metrelik ateş hortumlarına yol açmış. Sauer’in deyimiyle aynı “muazzam dikey hız” ağaçlardaki kozalakları koparmış, tutuşturmuş ve havaya fırlatmış. Rüzgâra kapılan bu yanan kozalaklar 3,5 kilometre kadargidipanayangınaekolarakküçükyangınlarçıkarmış.Çamiğneleri gibi hafif döküntüler tüm sütun boyunca yükselip kilometrelerce uzağa yağmış. Bir tanık 40 kilometre batıya bile kül yağdığını rapor etmiş.

Ağaçlardan ve çalılardan emilen nem, sütunun tepesinde yoğunlaşarak buza ve suya dönüşüyor. Bunlar yüzeye hızla düşerken de sütunu yere doğru iten büyük bir aşağı yönlü rüzgâr oluşturuyor. “Bir sütunun çöktüğünü görmeleri de bu yüzden” diyor Sauer. “Aslında olay yüksekteki rüzgârın aşağıya esmesi.”

Sauer, birbirine ters yönde dönen burgaçları, orta krizine girmiş bir antika Rolex hastası gibi anlatıyor. Ev ve ofis olarak kullandığı yere giriyoruz. Burası üç bilgisayar monitörü bulunan loş bir oda. Kalın kalın fizik kitaplarının yanı sıra üst üste frizbiler dizili. Sauer patlamanın muhtemelen burgaçlardan kaynaklanmadığını biliyor. Burgaçları daha önce, o gün ağarırken de görmüş. Oysa yangının patlaması gece 22:00 ile sabah 03:00 arasında gerçekleşmiş. “Kendimize sormaya başladık” diyor, “ne türden bir meteorolojik olgu gece rüzgârı şiddetlendirir?”

Araştırmalarının başındayken ekip bir dizi şüpheli belirlemiş ancak sütun çökmesi hipotezini test etmek için onları bir kenara bırakmış. Şimdi de Hava Araştırma ve Tahmin Modeli’ne dönmüş durumdalar. Bu, atmosferik veriyi orta ölçekte (4,5 ile 100 km arası, bir başka deyişle deniz meltemiyle okyanus fırtınası arasında değişen hava sistemleri boyutunda) kullanıyor ve meteorologların günlük tahminlerde bulunmasını kolaylaştırıyor. Laboratuvarın süper bilgisayarlarını kullanan Sauer ile ekibi, 26 ve 27 Haziran’a ait rüzgâr ve yerel sıcaklık ölçümlerini yakınlardaki meteoroloji kulelerinden almış, bunu dağlar ve kanyonlar gibi topografik bilgilerle birleştirip tahmini yangının boyutuna göre ölçeklemişler.

Bilgisayarın verdiği sonuç bir topografik haritayı andırıyor ama atmosferi gösteriyor. Basınç, rüzgâr hızı ve yön farklı irtifalarda belirtilmiş. 26 Haziran gecesine bakarken Sauer tuhaf bir kalıbın farkına vardı. Yangının 120-180 metre yukarısında iki atmosfer katmanı arasındaki sınırda basıncın osilasyonunu temsil eden bir sinüs dalgası, Jemez’in tepesinden başlayıp tam da Las Conchas’ın patladığı yöne doğru inmişti. Kanyonun aşağısında patlayan kuvvetli bir rüzgârın imzasıydı bu.

Sauer haritaya bakarken Valles Grande’yle Frijolos Kanyonu arasındaki geçidin, dağ dalgalarına biçim verebilen topografinin kusursuz bir örneği olduğunu fark etti. Bu rüzgârlar tepenin rüzgâr altı yönünde, alçak ve yoğun havanın dağın tepesiyle üzerindeki başka bir hava kütlesi arasında sıkışmasıyla oluşuyordu. Basınç arttıkça hava da hızlanıyor (tıpkı ucuna basılmış hortumda biriken su gibi) ve ağır rüzgâra dönüşüyor. Dağların üstündeki türbülanslı havanın uçak kazalarına yol açtığı da bilinen bir şey. Ama dağ dalgalarının yarattığı yüzey akımlarına ilişkin neredeyse hiç araştırma yapılmamış.

Acaba Las Conchas’ı patlatan yoğunluk akışı bunların bir sonucu olabilir miydi? Sauer bunun mümkün olabileceği görüşündeydi. O yüzden araştırmaya girişti. Bir yıl boyunca, kalderadan kanyonlar aracılığıyla aşağı inen havanın simülasyonunu geliştirdi. Bu simülasyon gökkuşağıyla lava lambası arasında bir şeye benziyor. “Bak” deyip bilgisayar ekranında bir dağ geçidinden zar zor geçen dijital hava nehrini işaret ediyor.

Parmağının durduğu yerde bir rüzgâr akımı Jemez dağ yamaçlarından aşağı iniyor. Yangına yaklaşınca, kırılan bir okyanus dalgasının ucu gibi köpükleniyor bu hava. Tıpkı patlamanın bilinen tek tanığı Mark Winkel’in o gece gördüğünü söylediği, yuvarlanan fıçıları andırıyor.

Nihayet bütün parçalar güzelce yerine oturuyor. Biri dışında. Yaptıkları modele göre rüzgârın saniyede 34,4 metre hızda esmesi lazım. Ancak patlamanın olduğu gece yerel meteoroloji kuleleri rüzgâr hızını yalnızca saniyede 7,8 metre olarak kaydetmiş. Bu da bir dağ dalgası olamayacak kadar az. “Mekanizmanın böyle olduğunu düşünmüştük” diyor Sauer. Tıklayıp animasyonu kapatıyor. “Ama artık sebebin başka bir şey olduğunu biliyorduk.”

Bir akşamüzeri Los Alamos’un tek eli yüzü düzgün barında Canfield, Sauer ve Linn’e katılıyorum. Burası Las Conchas yangınından geriye kalan ay manzarasının dışında da bir hayat olduğunu kabul eden bilim insanlarıyla dolu bir bira evi olan Bathtub Row. Biranın faydası oluyor.

Görünen o ki bu işin sorumlusu, hiç kimsenin beklemediği kadar sessiz ve sinsi.

Jemez’den bir yerlerden kopan serin bir esinti çöküyor üzerimize. “Yazları saat 21:00 gibi rüzgârın ağaçların arasından çığlıklar attığını duyabiliyoruz” diyor Canfield. “Burada oturan herkes bilir.”

Patlamanın sütun çökmesinden, birbirine ters yönde dönen burgaçlardan ya da bir dağ dalgasından kaynaklanmadığına karar veren ekip tekrar başladığı yere dönmüş ve bu sefer içe bakmış. Böyle akşamlarda evlerinin bahçesinde oturup yangınlardan konuştukları, bira içtikleri geceleri düşünmüşler. Böyle bir gecede laboratuvarda atmosfer kimyacısı olarak çalışan Keeley Costigan onların hayal kırıklığı içindeki konuşmalarına kulak misafiri olmuş. Costigan’ın çalışma alanı Las Conchas yangınındaki duman parçacıklarının moleküler yapısı. Costigan’ın verileri patlamanın hemen kuzeyinde, yanmamış bir kanyonda dikili 50 metrelik meteoroloji kulesinden topladığı ortaya çıkmış. Bu kule, onların orta ölçekli modellerine dâhil değil.

Heyecanlanan ekip Costigan’ın kulesinin verilerini toplamış. Bir kez daha karşılarına ilginç bir durum çıkmış. 26 Haziran’dan önceki beş gecenin üçünde, tam da 22:00 ile 03:00 saatleri arasında kanyondan aşağı bir rüzgâr esmiş. Bu rüzgârın hızını görünce şaşırıp kalmışlar: Saniyede yaklaşık 7,8 metre. “Parmak izleri uyuşuyordu” diyor Sauer.

Patlamadan önceki dokuz saat boyunca, saatte 65 km hızda esen güçlü rüzgâr Las Conchas yangınına 10 km uzunlukta, 1,5 km genişlikte ince, uzun bir biçim kazandırmıştı. Güneş, kalderanın 3.300 metre yükseklikteki Redondo Tepesi’nin ardında batınca sıcaklık düşmüş, rüzgâr dinmeye, yangın da beklendiği gibi sakinleşmeye başlamıştı.

Ama tam da o anda, geceleyin hava soğuyup yoğunlaştıkça kalderanın içini 20 kilometrelik bir banyo küvetini doldurur gibi doldurmuş, gece 22:00 civarındaysa bu oksijen bakımından zengin, kendisi de yoğun olan hava çanaktan dışarı taşmış, kanyondan aşağı saniyede 7,8 metre hızla ilerleyen rüzgârlara yol açmıştı. Rüzgâr yangının yoluna 90 derecelik açıyla çarpmış, böylece, sönmeye yüz tutmuş 10 kilometrelik yangının güney cephesi bir anda alevlenmişti.

Görünen o ki bu işin sorumlusu tahminlerinden daha sessiz, daha sinsiydi. Ancak ekip bunun farkına vardığında araştırma bütçesi neredeyse tükenmişti. Artık başka şüphelilerin peşinden koşamıyorlar. Ne var ki küvet hipotezi hâlâ akla en yatkın olan, aynı zamanda belki de en yararlı hipotez. “Çoğu yangın patlaması en iyi beklenmedik ya da ender görülen şeylerle değil, yerel meteorolojinin nispeten yaygın etkileriyle açıklanabilir” diyor Sauer.

Bu da gelecekteki bu tarz patlamaların öngörülebileceği anlamına geliyor. Yani bu söndürülmesi güç orman yangınlarıyla nasıl savaşacağımızı öğrenebiliriz. “Yangının ne zaman patlayacağını, patlayacağı saat ve dakikayı ya da gerçekten patlayıp patlamayacağını önceden kestiremeyiz” diyor Linn. “Ancak yerel hava örüntülerini bilmek itfaiyecilere bir yangın belli bir yerde belli süre yanıyorsa patlama gerçekleşebileceğini söyleyebilir.”

Böylece itfaiyeciler ve bazen onlarla birlikte çalışan meteoroloji uzmanları bir yangının kontrolden çıkıp cana ve mala kast eden bir hal alıp almayacağını kestirmek için daha sofistike modeller kullanabilecek.

Linn birasını yudumluyor. Gerisinde, batan güneşin ışıklarında kömür olmuş sayısız ağacın silueti seçiliyor. Las Conchas olayının tek bir iyi yanı varsa o da bir hayli üzücü. Los Alamos’ta tekrar bir yangın patlaması olma ihtimali çok düşük. Çünkü geriye yanacak bir şey kalmamış.

Dumanlar İçinde Yangın 60.000 hektardan geniş bir alanı kavurdu, şiddetli rüzgârlar çıkardı ve 100 kilometre öteden görülen duman, döküntü ve yanan hidrokarbonlarla dolu bir bulut oluşturdu.

Yangın Dedektifleri Las Conchas yangınını araştıran bilim insanları, çok köklü bir yangın efsanesini de çürüttüler: Rod Linn, Jesse Canfield ve Jeremy Sauer.

Gökyüzü yanıyor 26 Haziran’da duman ve yangın Los Alamos’u pençesine aldı. Yangın davranışı uzmanları yangının gece serinliğiyle sönmesini bekliyorlardı. Ancak gece yarısından sonra yangın patlayarak ortalığı savaş alanına çevirdi.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.