TARIMSEZONUNU UZATABİLİRMİYİZ?

Popular Science (Turkey) - - GELECEK -

Uzmanların fikir birliğine vardığı bir şey var: Tarım toprağının kalitesi gün geçtikçe düşüyor. Peki gelecekte daha fazla tarım ürünü yetiştirmek zorunda olacağımız düşünülünce, 9 milyarı aşan nüfusu, verimi düşmüş olan bu toprağı kullanarak nasıl besleyeceğiz? Ve geliştirilen çözümleri sürdürülebilir kılmak için ne yapmak gerek?

Günümüzde teknolojik çözümlerin kullanıldığı hassas tarım için genetik güçlendirme ya da dikey tarım gibi seçenekler öne çıkıyor olsa da en az bunlar kadar iddialı bir çözüm daha var: Tarım sezonunu uzatmak.

Çiftçilerin nesiller boyu devam ettirdikleri döngüde, ürünler yılın belli bir mevsiminde; genelde ilkbaharda ekilip, sonbaharda toplanır. Geçtiğimiz yıllar içinde, tarım uzmanları çok yıllık bitkiler denilen, yaşam süresi en az üç yıl olan türleri kullanarak bu döngüyü değiştirmek için çalışmaya başladı. Sorun şu; tarım arazilerini so- ğuk kış aylarında ziyaret edecek olsanız, ürünler toplanmış, toprak dinlenmeye bırakılmış olduğu için muhtemelen karla kaplı, donmuş bir yüzey görürsünüz. Kar ve buz altında gizlenen toprak, temel besinler ve suyla güçlenmeye devam ederken, bahar geldiğinde tekrar ısınıp kendisine can katan nem ve besinlerin bir kısmını kaybediyor. Çiftçiler genelde onu bu haliyle kullanıyorlar.

Şimdilerde bir grup araştırmacı, modern insanın beslenme alışkanlarında önemli yer tutan tahıllar ve ceviz, fındık, susam, fıstık gibi ürünlerin elde edildiği yağlı tohumları yıl boyunca ekilebilecek seviyeye taşımaya hazırlanıyor. Normal koşullarda aynı toprağın üstünde hiç ara vermeden üretim yapmanın bir sonucu olarak topraktaki besleyici öğeleri azaltıp, erozyon riskini de artırıyoruz. Ayrıca yıllık tarımın sürdürülebilmesi için gereken yöntemlerin çoğu

muazzam seviyede enerji ve doğal kaynak kullanımı gerektiriyor. Ayrıca aşırı yüklenilen toprağa azotu geri kazandırmak için sentetik gübreler kullanılıyor. Çok yıllık bitki türlerini ekersek, mevsimler boyunca ayakta kalabilen bu ürünler sayesinde tarım toprağına ve çevreye verdiğimiz zararı azaltmamız mümkün olabilir. Hatta bu türlerin bir kısmı daha uzun köklere sahip olduklarından derinlere kadar uzanıp, toprağın sağlıklı kalmasına, atmosferdeki aşırı karbondioksitin toprağa aktarılmasına yardımcı oluyorlar.

Ancak henüz çok yıllık türlerin, geleneksel yıllık türlerle aynı oranda ürün vereceğini varsaymak için biraz erken. Bu nedenle uzmanlar, hem yıllık hem de çok yıllık bitkilerin bir arada kullanılabileceği karma bir sistem geliştirilmesinin daha uygun olacağını söylüyor. Genetik bilimi hızla ilerledikçe, üzerinde çalışılan bu türlerin genlerini inceleyebilme şansına da sahip olduk. Günümüzde çok yıllık bitkilerin ıslah edilmesi için genetik güçlendirmeye dayanan iki temel yaklaşım var. İlki kültürleme denilen yöntem. Çok yıllık türün yabanıl tohumlarını evcilleştirip hedeflenen tarım yöntemine uygun hale getiren bu yaklaşımı binlerce yıldır, neolitik dönem çift- liklerinden bu yana kullanıyoruz. Örneğin zeytini 6 bin yıl önce ıslah etmiştik. Ekilen bitkinin binlerce örneğinin yakından gözlemlenerek, tarıma en uygun niteliklere sahip olanların seçilmesine dayanan kültürleme yöntemindeki bir sonraki aşamaysa türün “kazananlarını” bir araya getirip melezleme yapıp olumlu özelliklerini sonraki nesillere aktarmak. Ancak bu çok yavaş ilerleyen ve türlü zorluklarla baş edilmesi gereken bir süreç. Daha çok tercih edilen ikinci melezleme yöntemindeyse geleneksel yıllık bitki türü, yabanıl çok yıllık olanıyla melezlenip çok yıllık tarıma uygun hale getiriliyor. Bu ikinci yöntemin avantajı, geleneksel türün genetik yapısının biliniyor oluşu. Yabanıl benzeri de ona uzun yaşam genlerini aktarmış oluyor.

Araştırmacılar tarımda kullanılan bitki türlerine istenilen nitelikleri veren genetik varyasyonları bildikleri için, işlem uygulandığında hangi genetik özelliklerin aktarılabildiği de takip edilebiliyor. Fakat bu melez türler, hedeflenen genlerini sonraki nesillerle de paylaşma konusunda biraz cimriler. Gen aktarımı gerçekleşse bile ortaya çıkan yeni melez öyle hassas oluyor ki çoğunlukla laboratuvar ortamında korunup güçlendirilmesi, diğer bir deyişle yaşama kazandırılması gerekiyor. Araştırmacılar onları hayatta tutmak için özel besinler kullanmak zorundalar.

Pirinç, mısır, ayçiçeği, süpürge darısı, buğday çimi ve bezelye gibi türler üzerinde denenen çok yıllık tarım girişimlerinin en dikkat çekici örneklerinden biri Georgia Üniversitesi’nde, süpürge darısı üzerinde gerçekleştirilmekte. Bitki genetiği uzmanı Andrew Paterson ve ekibi yabanıl türün sahip olduğu köksap denen yer altı gövdesini aktarabilecekleri melez bir süpürge darısı yaratmak için çalışıyorlar. Toprağın üstüne sap çıkaran bu alt gövdeyi inceleyen Paterson, bitkiye çok yıllık niteliklerini kazandıran 10 genetik varyasyonu belirlemeyi başardı. Araştırmalar, bu genlerin bir kısmının pirinç bitkisinde de öne çıktığını gösteriyor. Bu bulgu, 50 milyon yıl öncesine uzanan bir zamanda, her iki türün de ortak bir atadan türemiş olduğunu ortaya çıkardı. Dolayısıyla, buna benzer bir ortak gen paylaşımı örneğini birbiriyle hiç ilgisi olmayan birçok bitki türünde bulabiliriz. “Görünen o ki çok yıllık hale getirmek için kullandığımız türlerin genetik malzemesi birbirinden farklı türlerde bile paylaşılmış. Böylece biri hakkında araştırma yaptığımızda, hepsi hakkında bilgi toplamış oluyoruz” diyor Paterson.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.