İklim Değişimi

DERİNETKİ

Popular Science (Turkey) - - İÇINDEKILER -

Aşınmışvebozunmuştopraklarınsadeceyüzde12’sinin geri kazanılmasıyla bile açlıkla mücadele eden 200 milyon kişiyi kurtarabiliriz. Ayrıca bu kurtarma operasyonu sırasında toprak da tekrar zenginleşeceği için bunun iklim değişikliğine karşı direnci artırıp sera gazı salımını azaltacağı tahmin ediliyor. İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Ahmet Atıl Aşıcı’nın Yeşil Düşünce Derneği, Sabancı Üniversitesi ve Yeşil Avrupa Vakfı tarafından yürütülen proje kapsamında hazırladığı İklim İçin Yeşil Ekonomi Politikaları raporunda, onarıcı tarım pratiklerinin yaygın olarak hayata geçirilmesiyle atmosferdeki karbon fazlasını çekip toprağa gömmenin önemi vurgulanmış: “Bir yandan doyurulması gereken dünya nüfusu hızla artarken, öte yandan bu talebi karşılayacak verimli toprak alanı endüstrileşme, kentleşme, sanayi kuruluşları ve yeni yolların açılması gibi sebeplerle azalmaktadır. Bu durum ormanlar ve mera alanları üzerindeki baskıyı artırıp, karbon yutağı olan alanların hızla azalmasına neden oluyor.”

Birleşmiş Milletler Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi (UNCCD), toprak kullanımı desenlerinde geçtiğimiz yüzyılda ortaya çıkan değişimi şöyle özetliyor:

Dünyada buzla kaplı olmayan toplam toprak alanının 13 milyar hektar olduğu tahmin ediliyor. Günümüzde bunun %46’sı tarım ve orman alanlarına ayrılmış durumda. Yaklaşık %7’si ise kentsel ve yarı-kentsel alanlarla kaplandı.

Toplam toprak alanının %25’inin yüksek düzeyde, %36’sınıniseortaderecedeyıpranmışolduğu,ancak %10’unun iyileştiği tahmin edilmekte.

Son iki yüzyıl içinde insanlar dünya otlaklarının %70’ini, savanaların %50’sini, ılıman yaprak döken ormanların %45’ini ve tropik ormanların %27’sini başta tarım ve otlatma olmak üzere çeşitli amaçlarla dönüştürdü.

Toprak tahribatı iklim değişikliğinin hem sebebi hem de bizzat sonucu. Atmosfere salınan karbonun artmış olması toprak tahribatı, biyoçeşitlilik kaybı gibi olumsuz etkiler yaratırken, diğer taraftan yoğun tarım üretimi de sera gazı emisyonlarını artırıyor. “Toprak karbon için önemli ve güvenli bir yutaktır” diyor rapor. Toprağın içerdiği karbon miktarı 2,5 trilyon ton olup, bu miktar atmosferin (0,8 trilyon ton) ve tüm bitkilerin (0,56 trilyon ton) içerdiği karbondan fazla. Fakat toprak tarafından yakalanıp tutulan karbonun yüzde 25-75’i yoğun tarım ve kötü toprak yönetimi yüzünden kaybediliyor.

Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi tahminlerine göre; dünya genelinde 2 milyar hektar verimli arazi bozuldu ve her sene Türkiye tarımsal arazisinin yarısı büyüklüğündeki 12 milyon hektar alanda verimli arazi niteliği azalıyor. Ülkemiz de bu açıdan önemli risk alanlarından birinde yer almakta. Çölleşme risk haritalarına bakıldığında İç, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki önemli büyüklükte arazinin yoğun bir şekilde erozyon ve çölleşme riskiyle karşı karşıya olduğu görülebilir.

Oxford Üniversitesi bünyesinde açılan Gıdanın Geleceği Araştırma Merkezi’nin yayınladığı çalışmalardan birine göre, 2050 yılı civarında iklim değişiminin etkisini çok daha güçlü bir şekilde hissetmeye başlayacağız. Araştırmacılar git gide azalacak olan meyve ve sebze stoklarının yetersiz beslenmeye sebep olacağını ve 500 bin kişinin bu nedenle yaşamını yitirebileceğini söylüyor.

Maro Springmann önderliğinde gerçekleştirilen araştırma, iklim değişikliği kaynaklı açlığın 155 ülkeye yayılacağını öngörüyor. Küresel karbon emisyonlarını azaltmadığımız takdirde ortaya çıkacak bu büyük tehlike karşısında belki de günlük kalori ihtiyacımızı karşılayamayacak duruma gelebiliriz. “Küresel ısınmanın bir sonucu olarak tarımdaki üretimin yeterli gelmeyeceği noktada insan sağlığının bundan nasıl etkileneceği üzerine yoğunlaştık. Ve gıdaya erişimde gerçekleşecek en makul düşüşün bile enerji ihtiyacı doğurarak büyük değişimler yaratıp sağlığımızı olumsuz etkileyeceğini gördük” diyor Springmann. En çok etkilenecek ülkelerse düşük ve orta gelir seviyesindekiler; özellikle de Batı Pasifik ülkeleri ve Güney Asya. Ancak aynı esnada kırmızı ete erişim de muazzam oranda azalacağı için aşırı et tüketimine bağlı hastalıklarda da düşüş yaşanacağı tahmin ediliyor. Çalışmaya göre, meyve ve sebzeye erişimin azalması sonucunda yüksek gelir

seviyesindeki ülkeler de bu durumdan olumsuz etkilenecek.

Pekiaşırıkarbonemisyonunasonveripdurumu tersine çevirebilir miyiz? Araştırmacılar bunun sağlık açısından olumlu etkiler yaratacağını ve iklim değişimine bağlı sebeplerden gerçekleşecek ölümleri, atmosfere salınan karbon miktarına bağlı olarak yüzde 29 ila 71 oranında azaltacağını söylüyor.MarcoSpringmann,“Önlemlerinibiran önce almalı ve halk sağlığı programları üzerinde çalışmaya başlamalıyız ki olumsuz etkileri bertaraf edebileceğimiz beslenme önerilerini geliştirebilecek duruma gelelim” derken konunun ne kadar önemli olduğu vurguluyor.

KarbonveŞekerVergisi

Aynı araştırma merkezinden Adam Briggs, “Tarım zaten küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 24’ünden sorumlu” diyor; “Beslenme alışkanlıklarımızı, eti azaltarak sebzelere ağırlık verecek şekilde düzenlediğimizde tarımsal üretimin bir sonucu olarak ortaya çıkan aşırı karbon emisyonu oranını da azaltmış oluruz.” Ama bu genellemeye uymayan örnekler de var. Mesela şeker üretimi de düşük sera gazı emisyonuyla yapılıyor ama şeker sağlığa zararlı. “Bu soruna dikkat çekmek için gıda karbon vergisi modelini yaratırken şekerli içecekler için de yüzde 20 vergi ekledik” diyor Briggs.

Oxford araştırmacıları dört farklı vergi senaryosu yarattı. Bunların hepsi çevresel etkiler, sağlık ve ekonomi gibi faktörlere odaklanılarak oluşturuldu. Örneğin ilk iki senaryo, kabul edilebilir sınırların üstüne çıkan karbon emisyonları için hazırlanmış; Atmosfere salınan bir ton karbondioksit başına alınması gereken vergiyi içeriyor. Yüzde 20’lik şeker vergisi bu iki senaryoya eklenip test edildi.

Araştırmacılar senaryoları test etmek için, ilgili tüm verileri içeren sanal bir modelleme yaptıklarından, sebep ve sonuç ilişkisi kolayca takip edilebiliyor.

Senaryolar uygulamaya geçirildiğinde kırmızı et ürünlerinin satışında bir düşüş gerçekleştiğini gördüler. Kırmızı ette düşüş yaşanırken, domuz eti ve kümes hayvanları ürünlerinin satışı artıyor olsa da genel tabloya göre; yağlı ürünlerin tüketimi azalırken, lifli gıdalara daha fazla yönelim gerçekleşmeye başlıyor.

Tüm senaryolarda sera gazı emisyonlarının yıllık 16 ile 19 milyon ton seviyelerine düştüğü de kaydedildi. Briggs, “Bu senaryoların gösterdiği şekliyle, gıda karbon vergisi sayesinde sera gazı emisyonları konusunda anlamlı sonuçlar elde edilecek” diyor; “Şekerli içecekler gibi ürünlerden alınacak şeker vergisi de toplum sağlığı için dikkat çekici ve kayda değer bir fark yaratıp, sağlıklı gıdalara yönelim sağlıyor.”

OnarıcıTarım:KarbonGömme

İklim İçin Yeşil Ekonomi Politikaları raporunda mevcut sistemin dünyayı doyuramadığından bahsediliyor; “Sistemin iklim değişikliğinin etkilerini artırdığı, toprağı ve küçük çiftçiyi sömürdüğü, bütünü gözden kaçırıp tek bir hedefe kitlenmenin (artan nüfusu doyurabilmek için endüstriyel tarımı ya da GDO’yu desteklemek gibi) iklim değişikliğiyle mücadele ve uyumu zorlaştıracağı ortadadır. Bu nedenle öncelikle tarımı ait olduğu ekonomik, toplumsal ve ekolojik bağlama iade etmek gerekiyor.”

Toprak kullanımının bütüncül bir anlayışla ele alınması, aşınmış toprakların geri kazanılmasını sağlayabilir. Anadolu Meraları’nın eş-kurucusu Durukan Dudu, iklim değişikliğiyle toprak ve tarım arasında yeni bir ilişki kuran onarıcı tarımın hem gıda güvenliği ve güvencesi sağladığını hem de iklim değişikliğiyle mücadele ederken etkilerine uyum sağlama yolunu açtığını hatırlatıyor; “Toprak organik maddesi, doğa adını verdiğimiz enerji-madde dönüşümleri ve etkileşimleri bütününün temel dinamiği olan fotosentez-çürüme döngüsü aracılığıyla yaratılır. %55-60’ı karbon atomlarından ibaret olan bu maddeler, atmosferdeki karbondioksitin fotosentez yoluyla bitkilerin bünyesi- ne ve oradan da toprak mikrobiyotası aracılığıyla kompleks molekül dizimleri olarak toprağa geçmesiyle oluşuyor.”

Aslında iklim değişikliği dediğimiz şey karbon döngüsün dengesini yitirmesi sonucunda ortaya çıktı. Durukan Dudu bunun karbon şişmesi denilen şeye sebep olduğunu söylüyor ve döngüyü şöyle açıklıyor:

“Dünyadaki toplam karbon atomu miktarı termodinamik yasaları gereği sabittir. Tüm bu karbon, belli örüntüler izleyen kısa ve uzun vadeli döngüler halinde bir yutaktan diğerine geçiş halinde. Bu makro döngüye karbon döngüsü diyoruz. Örneğin her yıl 120 gigaton karbon, fotosentez yoluyla atmosferden bitkilere geçer. Fakat aynı yıl içinde bir o kadar karbon da çürüme ve solunum yoluyla, bitki ve hayvanlardan atmosfere geri döner. Diğer bir deyişle karbon, yutaklar arasında sürekli devinim halindedir. İklim değişikliğinindebirkarbondöngüsüsorunuolduğunu biliyoruz. İklim değişikliğini yaratan, bu yutaklar arası döngülerin insan müdahalesiyle dengesizleşmesi; yani bazı yutaklar sürekli karbon eksisi vermeye başlarken, bazılarının da giderek karbon fazlasıyla şişmesidir. Bunun en iyi bilinen örneği, yeryüzü ve okyanusların altında bulunan fosil yakıtların insanlar tarafından enerji üretimi amaçlı yakılması sonucunda, bu yutaktan atmosfere karbon salımı gerçekleşiyor olması.

Atmosferdeki karbon şişmesinin bir kısmı, bir diğer karbon yutağı olan okyanuslar tarafından emilir ve bu sefer de okyanuslarda artan karbon yüzünden asitlenme sorunu oluşur. Karbon döngüsünün insan eliyle bozulmasına diğer bir örnek de ormansızlaşmadır. Toprak üstünde ağaç / odunsu bitki formunda bulunan karbon, yine yakılma ve/veya orman alanlarının azaltılması yoluyla atmosfere karışır.”

Toprak, NASA verilerine göre; atmosferin 3 katı, dünya üzerindeki tüm yeşil alanlarınsa 4 katı karbon barındırıyor. Dudu, topraktaki bu karbonun önemli bir miktarının organik madde formunda olduğunu söylüyor;

“Toprağın ve karasal ekosistemlerin tamamının temelini oluşturan bitkisel büyümenin asıl tetikleyicisi organik maddeledir. Son 10.000 yıldır toprağın içindeki organik maddeyi, tarım başta olmak üzere çeşitli insan etkileriyle kaybettiğimizi biliyoruz. Bu kaybın hızı ve yaygınlığı son 60 yılda Yeşil Devrim adı verilen ve temelde tarımın biyoloji yerine kimya bilimine dayalı hale gelmesi olarak açıklanabilecek teknik ve sosyo-ekonomik süreçle arttı. Tarım başladığından bu yana

toplamda ne kadar toprak karbonunun atmosfere karıştığı konusunda tahminler farklı olsa da bugüne kadar topraktaki organik maddenin %50’sine yakınını kaybettiğimize dair ciddi iddialar var. Diğer bir deyişle, kimi tahminlere göre; bugün itibarıyla insanlığın bir yılda yaptığı tüm karbon salımının yaklaşık 150 katını, sadece toprak içindeki karbonu atmosfere salarak tarımın başlangıcından bu yana gerçekleştirmiş bulunuyoruz.”

Bu noktada soru şu: Toprağın fakirleşmesine ve su tutma özelliğini kaybetmesine, biyolojik çeşitliliğin kaybına, çölleşmeye, açlığa, insan medeniyetlerinin çökmesine sebep olan bu süreci durdurup tersine çevirmeye başlasak, yani toprağa organik maddesini geri kazandırsak ne olur? Ve bu kadar karbonun atmosferden çekilerek organik madde formunda, bereket olarak toprağa kazandırılmasının iklim değişikliğine etkisi nasıl olur?”

Şirketlerin ve girişimcilerin de ilgisini çeken bu konu geçen yıl Fransa hükümetinin öncülüğünde “Topraklarımızdaki organik madde miktarını %0,4 arttıralım!” sloganıyla kurulan 4pour1000 (Binde Dört) oluşumuyla hükümetlerin gündemine de girdi. Durukan Dudu’nun Bütüncül Yönetim modeliyle yarattığı iki senaryo, toprağın ne kadar karbon tutabildiğini ve bunun atmosferdeki aşırı karbonun ne kadarını temizlediğini açıkça gösteriyor. Karbonu toprağa geri gömme senaryolarından ilki Hafif Artış olarak adlandırılmış. Bu modele göre; 500 milyon hektarlık toprak üzerinde yapılacak bir uygulamayla, 2015 yılındaki küresel emisyonun yüzde 17’sine karşılık gelen karbondioksit fazlası tekrar toprağa geri kazandırılabilir. Güçlü Artış modelindeyse 1 milyar hektar alanda yapılan bir uygulamayla, yıllık küresel salım miktarının 1,6 katı karbon, atmosferden çekilip toprağa gömülmüş oluyor.

Dünyanın farklı yerlerindeki onarıcı tarım uygulamaları da bu verileri doğrular nitelikte. ABD merkezli Soil Carbon Coalition ve Carbon Farmers’dan gelen verilerle yapılan çalışmalarda yer alan bir örnek; 1993 yılında başlatılan ve zamanla kademeli olarak çeşitlendirilen bir onarıcı tarım uygulamasında, topraktaki organik maddenin yüzde 2 seviyesinden 5-6’lara çıkarıldığını, ortalama yüzde 4’lük bir artış sağlandığını gösteriyor. Üstelik onarıcı tarım sadece toprağı güçlendirip canlılığını ve verimini artırmakla kalmıyor, çevresini, örneğin yakın çevredeki akarsuları da besliyor. Dudu’nun sözleriyle özetleyecek olursak; “Bütüncül yönetim ve onarıcı tarım pratiklerinin geniş ölçekte uygulanması, bir bölgenin, havzanın veya ülkenin kuraklıklar ve sellerle boğuşmak yerine, ikisine karşı da ciddi bir tampon gücüne sahip olması ve etkilenmemesi ya da asgari ölçüde etkilenmesi anlamına gelir. Diğer bir deyişle onarıcı tarım pratikleriyle toprağı onarmak, iklim değişikliğine uyum için kullanılabilecek simbiyotik araçlardan biridir.”

Ülkemizin tarım ve mera alanları yönünden zengin olması ve sahip olduğu ılıman iklim koşulları, onarıcı tarımın uygulanabilirliği açısından büyük bir fırsat sunuyor. Bu uygulamaların düşük maliyetli olduğunu da hatırlatalım.

Durukan Dudu

KÜRESEL SERA GAZI EMİSYONU ORANLARI (2015)

SERA GAZLARI (2015)

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.