Ey Kul, beni nerede arıyorsun?

Pozitif - - YAZAR -

Kendisini merakla bekleyen hükümdarın huzuruna çıktığında, saray adabının gerektirdiği reveransları yapmamış, onu sanki sıradan bir adammış gibi selamlamıştı. Bu cüretkâr hareketinin ardındaki neden sorulduğunda, “Dünyada tek bir kral vardır, o da Tanrı’dır,” demiş, Müslüman’ın da, Hindu’nun da içinde yaşayanın aynı Tanrı olduğunu sözlerine korkusuzca eklemişti.

Hükümdar, düşüncelerini mertçe belirtmekten çekinmeyen bu aşk erbabını oracıkta affetmişti ama, iş orada bitmemişti. Kast ve itikat farkı gözetmeyen; “Sevgisiz bir din sapkınlıktır; tefekkürsüz yapılan yoga, ödenen kefaret, tutulan oruç, verilen zekât saçmalıktır,” diyecek kadar ileri gidebilen; keskin sözleri, tavizsiz davranışlarıyla etrafına hayli kalabalık bir inançlı grubu toplayan asi bir mistiğin hassas güç dengelerini altüst etmesi alışılmış bir şey değildi. Bundan son derece rahatsız olan dini liderler, bir araya gelerek onu sapkınlıkla itham etmekte gecikmediler.

Suçlamaları müstehzi bir gülümsemeyle karşılamış, sonra da düşmanlarını iyice çıldırtan bir pervasızlıkla şöyle demişti: “Tüm yaşamım boyunca, Müslümanları ve Hinduları Tanrı’nın tekliğine inandırmaya çalıştım. El ele tutuşup var olan her şeyin efendisine tapmaları için yalvardım. Ama onlar, benim bu yakarışımı reddettiler. Kralların Kralı’nın meclisinde birlikte durmayı asla beceremediler. Bugün, herkes gibi fani olan dünyevi bir kralın meclisinde birleşmeyi başardıklarını görmek eğlendiriyor beni...”

Bu kadarı artık fazlaydı. Ebediyen susması gerektiğine karar verildi. Onu zincirlerle bağlayıp ülkenin en kutsal nehrine attılar. Bir mucize eseri zincirlerinden kurtulup su yüzüne çıktığında, devasa bir filin önüne sürdüler. Yine ölmedi. Hareket etmemekte direnen filin kalbinde Tanrı’nın yaşadığını söyleyince, bu sefer ateşi denediler. Suyun boğamadığı, filin ezemediği bir adamı ateş de yakamayacaktı elbette...

Herkes dehşet içinde kalmıştı. Utanan ve vicdan azabından kıvranan hükümdar, bakışlarını yere indirerek, “Lütfen beni affet,” diye yalvardı, “yüceliğini hemen fark edemedim...”

“Kendini suçlama” diye cevap verdi adam, “Tanrı böyle istedi. Üzülme artık, Ey Hükümdar! Olanları unut. Tanrı sadece aşk ve merhamettir. Gerçek pişmanlıklar, Onun meclisinde her zaman ödüllendirilir.” Okuduğunuz bu hikâyenin kahramanı bir düş ürünü değildir.

O, ölümsüz ve benzersiz Kabir’in ta kendisidir. Adı bizim diyarda pek anılmasa bile, kendisi dünyanın en büyük mistik şairlerinden biri kabul edilir. İnsanı canevinden vuran

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.