Titreşimdir İnsanın tüm düşünceleri

Pozitif - - FARKıNDALıK -

Evet. Felç olduğum zaman hatha yoga ile çok ilgilendim ve gerçekten benim hayatımın kurtulmasında çok önemli bir yol oynadı. Ne var ki, insanlar son zamanlarda bunu jimnastik hareketleri gibi görüyorlar. Oysa yoga bir felsefedir. Bir bakış açısıdır. Din midir? Hayır. O bir yoldur. Bir tarikattır çünkü tarikat yol demektir.

Evet, aynen öyle. Halbuki Kuran’da da yazmıyor mu, “Ben sana şah damarından daha yakınım…” diye... Öyleyse insan neyi arıyor ki? Belki bir araç ama o kadar… Yoga için de aynı şey. Kısacası, yogada bir pozisyonda oturup, sadece hareketi yaparak nirvanaya ulaşılmaz. Mümkün değil. İslamiyet’e baktığınızda -eğer doğru algılanırsa- insanoğlu için yoganın belki on kat daha fazlası var. Bütün dinleri birleştirdiğim bir nokta var. Hepsinde kalple beyin arasında bir titreşim vardır. Dinlerde ne deniyor? Amin... Amen... Aum... Bu sesleri çıkardığınızda dikkat edin, hepsinde kalben beyne giden bir titreşim vardır. Dünyadaki her şey frekanstır, bir titreşimdir.. Biyoenerji de bir titreşimdir. İnsanın düşüncesi de konuşması da dünyadaki her ilişki de birer titreşimdir. Her şey bunun üzerine kurulmuştur. Onun için ben diyorum ki, “Sözlerini bırak, düşüncelerine bile dikkat et!”

Aynen öyle… Şu anda ‘information medicine’ diye bir akım var. İnformasyon ile insan nasıl tedavi edilir araştırılıyor. İnsan bilgisayara mı bağlanacak? Birilerinin karşısına mı oturacak ya da enerji yüklenmiş bir tablet mi verilecek? Yoğun bir şekilde bunun üzerine çalışılıyor. İnsanoğlu artık beynin çalışmayan bölümünü daha fazla çalıştırmak zorunda kalıyor. Şimdi dünyada var olma savaşı var. Dünya savaştan ibarettir. O yüzden herhalde bir çocuk doğduğunda ağlar ama ölürken ağlayanı hiç görmedim. İnsanoğlunun ilk önce içindeki Tanrı’yı bulması, kendi içini keşfetmesi gerekiyor.

Bunu sıralamak biraz zor. Bunca senedir -yaklaşık 25 sene- bu işin içinde olduğumdan çok çeşitli sebeplerle gelen hastalarım oldu. İnsanların parmak izleri birbirine nasıl benzemezse hiçbir organizma da birbirine benzemez. Her organizma bambaşka şekilde çalışır ama modern, klasik battı tıbbı organizmayı bir makine olarak görüyor. Bir fabrikasyon var. Ben her zaman şunu söylüyorum; “Benim bedenim, mikrokozmos için ilaç üretmek istiyorsan bir fabrika kurmalısın. Sadece bir tek benim için bir ilaç üretmeli ve bu tek ilaç için bir fabrika kurmalısın.” Modern tıp böyle düşünmez. Farmakolojide eskiden ilaçlar on senede bir değişiyordu, şimdi neredeyse her ay yeni bir ilaç çıkıyor. Sadece isimleri değişiyor, içeriklerde ne değişiyor belli değil. Zaten içindekileri o kadar küçük harflerle ve anlaşılmaz bir dille yazıyorlar ki, hastanın

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.