Olağanüstü hallerde olağan kalmak

Pozitif - - KONUK YAZAR - Alİ Erdİnç BAŞARAN RUHSAL Eğİtmen

Ülkemizde ve dünyada artık gittikçe artan sayıda ortaya çıkan ve ismine “kaos” dediğimiz haller bizleri kızdırıyor, nefrete sürüklüyor, üzüyor ya da çaresiz bırakıyor. Hangi bilgiye, öğrenime, inanca ya da realiteye sahip olursak olalım, ortaya çıkan durum bizleri içine alıyor ve duygu

dünyamızı sükunetten alıp, kaosa sürüklüyor. angın, deprem, sel baskını, fırtına, tsunami gibi İnsan’a olanı olduğundan farklı göstererek onu sevgiden alıkoyar ve “doğal afetler” ya da terör olayları, bomba eylemleri, onu ayrım planına düşürür. Egonun etkisindeki ayrım hissedişi ile savaşlar, katliamlar veya çok sayıda insanın ölümüne İnsan kendisini, türünün diğerlerinden, doğadan ya da bütünden yol açan kazalar gibi insan eliyle oluşagelmiş, “doğal” ayrı hisseder. Egonun varlığı/görevi, İnsan’ı olgunlaştırarak özünün olmadığını düşündüğümüz yıkımlar karşısında ve her şeyin aslında “Sevgi” olduğunu fark etmesi içindir. Bu nedenle elimizde olmadan aşırı tepkiler veririz. Mahallesel, yöresel, ulusal ya ego hem ideal bir eğitmen hem de en büyük acıları, yıkımları, da uluslarası olsun, etki sahasındaki insanları içine alan bu yıkımlar felaketleri sahneleyen dürtücü güç olmuştur. Yani ego, insanlığın insanın psikolojisi üzerinde derin ve bazen de kalıcı etkilere yol açar. eğitimi için yine İnsan’a etki ederek onu çileden çıkarır, sevgiden Peki İnsan kendisine sunulan bu olayların üzerinden nasıl olup da uzaklaştırarak nefrete sokar, rekabet hissi verir, acı verir ya da çaresiz etkilenmeden, bedensel ve psikolojik sağlığını tehlikeye atmadan ve zavallı hissettirir. Kısaca İnsanoğlu savaşmadan barışın değerini geçmesini becerecektir? anlayacak, acı çekmeden hazzı fark edecek, yokluğu yaşamadan varlığın güzelliğini görecek bir tür değildir. O yüzden de eğitimi belli bir olgunluk düzeyine kadar çileyle, acıyla, kederle, maddi ve manevi kayıplarla, nefretle, kahırla ve benzeri duyguları yaşamasıyla mümkün olur.

YÖncelikle İnsan’ın yaşadığı hayatı fark etmesini ve dışarıdan gelen etkilere tepki vermesini sağlayan “ego” mekanizmasının, kendisini nasıl hırpaladığını, nasıl yorduğunu, nasıl kaosa sürüklediğini fark etmesi lazımdır. Yani kendisini kaosa sokanın karşı taraf ya da maruz kaldığı durum değil de bizzat egonun kendi üzerindeki etkisi olduğunu fark etmesi gereklidir. İnsan varlığının özü aslen “Sevgi”dir. Bugün hayatın sonu anlamına gelen ölüm olayında hissedilen sadece ve sadece sevginin bir tezahürü olan hüzündür; artık ne nefret kalmıştır ne de rekabet... Yani İnsan eninde sonunda “Sevgi”ye dönecektir. Bunun üzerinin “ego” katmanıyla örtülerek İnsan’ın nasıl da hayvana yakın davranışlar sergilediği herkesçe malumdur. Ego,

Ego etkisiyle İnsan önce ayrım planına düşerek ilişki içinde bulunduğu kendisinden farklı öğeleri (insanları, hayvanları, bitkileri, doğayı, maddeyi, Tanrı’yı bile) “Diğer” ya da “Öteki” olarak görür. Bunlarla giriştiği ve türlü hayal kırıklığına uğradığı, üzüldüğü, kahrolduğu, pişman olduğu, acı çektiği, intihar etmek istediği nice deneyimden sonra olgunlaşır ve her şeyin “Kendi”si olduğunu fark eder. İşte bu hâl; peygamberlerin, aydınlanmış velilerin ya da bilge

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.