Su bizi duyuyor, her şeyi hatırlıyor

“Suyun Gizli Mesajı” adlı kitap kişisel gelişim yolculuğuna çıkmış pek çok kişinin kütüphanesindedir çünkü kitabın yazarı Dr. Masaru Emoto, yaptığı çalışmalarla suyun seslere, kelimelere, resimlere tepki verdiğini ispatlamıştı. Artık aramızda olmayan Emot

Pozitif - - NEWS - Damla Selin Tomru

Su deneyini yapan Dr. Emoto’nun öğrencisi Dr. Yasuyuki Nemoto konuğumuz oldu.

Suyun da aslında kar oto Nem tanelerine benzer ki yu kristalleri su Ya olduğunu biliyor r. muydunuz? Peki D ya bu kristallerin bizimle iletişime geçtiklerini? Dr. Masaru Emoto, 90’ lı yıllarda suyun söylenenleri kaydettiğini keşfetti. O dönemde bilim insanları onu eleştiriyordu. Ancak o, aslında hepimizin yapması gerekeni yaptı; inandığına sahip çıktı. Bugün bilim insanları suyun dördüncü haline ve bu halin bizimle iletişime geçebildiğine dair kanıt sunabiliyorlar. 2014 yılında ışığa geçiş yapan Dr. Emoto, çalışmalarını devam ettirme görevini asistanı Dr. Yasuyuki Nemoto’ya devretti. Dr. Nemoto, farklı ülkelerdeki bilim insanları ile ortak çalışmalar yürüterek, suyun gizli mesajlarını bizlerle paylaşıyor.

Dr. Masaru Emoto, 1992 yılında alternatif tıp alanında doktor unvanını kazandı. Ardından mikro kümelenmiş su molekülleri ve manyetik rezonans analizi alanında çalışmalara başladı. Bu çalışmaları gerçekleştirirken su moleküllerinin de tıpkı kar taneleri gibi kristalleşebileceğini düşündü ve bu konuda araştırmalar yaptı. Kurduğu IHM Genel Araştırma Enstitüsü’nde 1994 yılında ilk su kristalini elde etti. Ardından farklı şehirlerden gelen musluk sularının kristallerini inceledi. Musluk sularındaki klor seviyesi yükseldikçe kristallerin şeklinin bozulduğunu fark etti. Bunun üzerine doğal kaynak suları üzerinde çalıştı. Bu çalışmalarda düzgün şekilli kristaller buldu ve onları fotoğrafladı. Sonrasında çalışmalarını farklı titreşimlerin suyun üzerindeki etkilerine yöneltti. Her birinin üzerinde farklı kelimeler yazılı bardaklara konan sulardan “sevgi” yazan bardaktaki su düzgün bir kristale dönüşürken, “nefret” yazan bardaktaki su dağınık bir yapı sergiliyordu. Bir sonraki aşamada, suyun farklı müziklere verdiği tepkileri ölçtü. Son olarak da farklı resimlerin üzerine yerleştirilen suların bu resimlere benzer kristaller oluşturduğunu fark etti.

İnançlarımız, travmalarımız, korkularımız bedenlerimizdeki suda depolanıyor.”

Dr. Masaru Emoto suyun verdiği tepkiler konusunda çalışmaya nasıl karar verdi?

1980’ lerde Dr. Emoto, ABD’den düşük frekanslı elektromanyetik dalgalarla ağrıları iyileştiren birtakım elektronik cihazlar ithal ediyordu. O sırada ABD’de yeni arkadaşlar edindi. Bir gün onlarla golf oynarken geçmişten kalan bilek rahatsızlığı nüksetti. Arkadaşlarından biri çantasından çıkardığı spreyi, Dr. Emoto’nun bileğine sıktı. Ağrısı anında geçti. Dr. Emoto spreyin ne olduğunu sordu, arkadaşı “Sadece su” dedi. Böylece Dr. Emoto’nun suya olan ilgisi başladı. Sudaki değişimleri fark edecek manyetik rezonans analizi yapacak bir makine buldu ve makineyi doğrudan insanlar üzerinde kullanmak yerine uygun frekansları suya aktararak kullanmaya başladı. Doğru frekansların aktarıldığı suyu danışanlarına içiriyordu ve olumlu sonuçlar alıyordu. Dr. Emoto, binin üzerinde danışan ile çalıştı ve ciddi rahatsızlıkların şifalanmasına tanıklık etti.

Bu teknik Japonya’da halen kullanılıyor mu?

Her ne kadar artık farklı manyetik rezonans analizi (MRA) makineleri kullanılsa da bu uygulama halen yapılıyor. Buna HADO danışmanlığı deniyor; hado, Japonca’da titreşim anlamına geliyor.

Bize Dr. Emoto’nun su kristalleriyle ilgili çalışmalarından bahseder misiniz?

Dr. Emoto’nun yaşadığı deneyim, suyun frekanslara verdiği tepkileri araştırmasını sağladı. 1994 yılında bu tepkileri ispat edebilmek için bir yöntem aramaya başladı. Aklına kar taneleri geldi. Her bir kar kristali birbirinden farklı yapıdadır; Dr. Emoto da suyun verdiği tepkilerle farklı kristaller üretebileceğini düşündü. Dört aylık bir çalışma neticesinde ekibiyle beraber ilk kar kristalini elde etti. Bir bardak suya “Seni seviyorum” derseniz ona baktığınızda bir fark göremezsiniz, ancak su kristalini fotoğraflarsanız kristalin yaşadığı dönüşümü fark edersiniz. Dr. Emoto, ilk su kristalini elde ettikten sonra farklı suları inceledi. Örneğin zemzem suyunun ne kadar düzgün ve güzel bir yapıda olduğunu fark etti. Eğer su kristali altıgen yapıda, berrak ve güzelse, o suyun sağlığa iyi geldiğini söyleyebiliriz. Mesela musluk suları, içindeki klor nedeniyle bu yapıda değildir. Klor bakterileri öldürse de doğa kanununa aykırıdır, bu nedenle de musluk suları güzel kristaller sergilemez. Çok kirli olmasına rağmen güzel bir kristal gösteren tek su, Ganj nehrinden gelen suydu. Bunun nedenini insanların Ganj Nehri’nde gerçekleştirdiği ritüellere ve dualara bağladık.

Dr. Emoto’nun kitabında su ritüelinden bahsediliyor. Su ritüeli nasıl yapılır?

Çok basit. 2002 yılında başladığımızda bu çalışmanın adı “Suya Sevgi ve Şükran Gönderme Projesi” idi. Ritüeli yılda bir kez gerçekleştiriyorduk. Ritüel sırasında suya “Su seni seviyoruz, su sana teşekkür ediyoruz, su sana saygı duyuyoruz” diyorduk. Bunları üç kez tekrarlıyorduk. Dr. Emoto, Dr. Ihaleakala Hew Len ile tanıştığında bu cümleleri Ho’oponopono cümleleri ile birleştirdik. “Su, özür dileriz. Su, bizi bağışla. Su seni seviyoruz. Su, sana teşekkür ediyoruz” demeye başladık. Bunu inanarak söylediğinizde mucizevi sonuçlar deneyimliyorsunuz.

Kitapta, Dr. Emoto’nun kirli bir gölde su ayini yaptığını, ardından gölün temizlendiğini okumuştum. Bu olayı anlatabilir misiniz?

1999 yılında Dr. Emoto, Japonya’daki ezoterik Budizm mezhebinden olan keşiş arkadaşı ile Fujiwara baraj gölüne gitti. Burada bir saat süren su ritüeli gerçekleştirdiler. Ritüel öncesinde suyun yüzeyinde dalgalı tabakalar vardı. Ancak ritüelden sonra suyun yüzeyi tıpkı bir ayna gibi pürüzsüz bir hal aldı. Su ritüelinden önce ve sonra sudan alınan örnekler incelendi. Ritüel öncesi alınan su örneği kristalleşmedi, ritüel sonrasında alınan ise kristalleşti. İşin ilginç yanı, bu çalışmadan iki hafta sonra gölün yüzeyine cansız bir kadın bedeni çıktı ve kadının katili yakalandı. Eğer ritüelden önceki su örneğine dikkatle bakarsanız kadın yüzüne benzeyen bir siluet olduğunu görebilirsiniz. Belki de ritüel sonrasında bu kadının ruhu ışığa ulaştı.

Bu olaydan birkaç yıl sonra Amerika’daki Uluslararası Hado Eğitmen okulumuzun mensuplarından biri, bir başka su ritüeli gerçekleştirdi. Bu ritüelden iki hafta sonra da benzer bir şekilde gölden bir kadın bedeni su yüzeyine çıktı. İşin ilginç tarafı su ritüeline katılan kişilerden birinin kız kardeşi kayıptı ve bu beden ona aitti. Aynı durum iki kez üst üste yaşanınca bunun tesadüfün ötesinde olduğuna inanıyorsunuz.

Su ritüelinin bu kadar etkin olduğunu düşünürsek, ıssız bir yerde susuz kalırsam ve karşıma çıkan ilk su çok kirliyse, ona bu dört cümleyi söylemem suyu temizler mi?

Evde musluk suyu içmenizi elbette önermem. Ancak zor durumda kaldıysanız suya “Seni seviyorum, sana teşekkür ederim” diyerek içmenizi öneririm.

Dr. Emoto’nun ardından çalışmalarınız nasıl devam etti?

Dr. Emoto, Ekim 2014’te aramızdan ayrıldı. O yılın eylülünde Avrupa’da dört hafta sürecek olan bir seminerler dizisi vardı. İngiltere, Almanya, İtalya ve Bulgaristan’a gidecekti. Turdan önce maalesef rahatsızlandı ve benden onun adına gitmemi istedi. Bulgaristan’da konuşma yaptıktan sonra Uluslararası Su Konferansı’nın başkanı Dr. Gerard Pollack ile tanıştım. Kendisi Dr. Emoto’nun çalışmalarını destekleyen bir bilim insanı. Seminerlerin ardından Japonya’ya döndüğümde Dr. Emoto’nun durumu ağırlaşmıştı. Ailesi beni arayıp hastaneye çağırdı. Gittiğimde seminerlerin başarılı geçtiğini anlattım. Dr. Emoto bana “Teşekkür ederim” dedi. Uzun zamandır konuşmuyordu, konuştuğu için hepimiz çok mutlu olduk. Ancak o gece kendisini kaybettik.

Dr. Emoto, sevgi ve şükranın dünyadaki en önemli enerjiler olduğunu söylerdi. Oksijenin sevgi, hidrojenin ise şükran

Dr. Emoto, sevgi ve şükranın dünyadaki en önemli enerjiler olduğunu söylerdi. Oksijenin sevgi, hidrojenin ise şükran anlatırdı. ” olduğunu

olduğunu anlatırdı. Ayrıca, “Kişi doğduğunda ailesi ve diğerlerinden sevgiyi alarak doğar, ölürken ise dünyaya ve tüm insanlara şükran sunmak gerekir” derdi. Dr. Emoto bu anlamda “Teşekkür ederim” diyerek, şükranını sunarak aramızdan ayrıldı.

Dr. Pollack ve Dr. Montagnier gibi çok önemli bilim insanları ile 2014’ten bu yana güçlü bağlantılarımız var. Geçtiğimiz yıl Uluslararası Su Konferansı’na yine katılma şansım oldu. Washington Üniversitesi’nde Dr. Pollack ile yeniden bir araya geldik. Kendisi suyun dördüncü halini kanıtlayan çalışmalar yaptı. Bu çalışmalar, Dr. Emoto’nun keşiflerini bilimsel açıdan kanıtlaması nedeniyle bizim için çok değerli.

Bize suyun dördüncü halini hakkında bilgi verebilir misiniz?

Öncelikle bu çalışmanın bizim için çok önemli olduğunu söylemek istiyorum. Bundan 10 yıl önce bilim dünyasındaki kişiler, Dr. Emoto’nun çalışmalarının bilimsel olmadığını söylüyordu. Bu çalışma sayesinde artık bilim insanları Emoto’nun çalışmalarının bilimsel olarak ispat edilmesinin mümkün olduğunu söylüyor.

Suyun dördüncü hali, Dr. Pollack’ın bulmuş olduğu bir konsept. Şimdiye kadar suyun hep üç halde olduğunu düşündük; katı, sıvı ve gaz. Ancak onun çalışmaları suyun dördüncü bir halinin daha olduğunu ortaya çıkardı. Dördüncü hal, sıvı ve katı arasındaki hal; yani su, katılaşmaya başlarken dördüncü bir hal alıyor. Buzu erittiğinizde sıvıya geçmeden önce de bu halden geçiyor.

Bu biraz karmaşık bir konu, olabildiğince basit bir şekilde anlatmaya çalışacağım: İki çeşit yüzey vardır; su geçiren hidrofilik yüzey ve su geçirmeyen hidrofobik yüzey. Derimiz, cam, bazı plastikler hidrofiliktir. Yağmurlukların yapıldığı materyalde ise su damlaları yüzeyin altına nüfuz edemez; bu da hidrofobik yüzeye örnektir.

Bir cam bardaktaki suyu düşünün; cam yüzeyi hidrofiliktir, bu nedenle suyla ıslanır. Hidrofilik yüzeyden itibaren 0,1 mm’lik kısımda suyun dördüncü hali oluşur. Bu kısım oda sıcaklığında olduğu için buz değildir, kristaldir. Buna sıvı kristal deniyor.

Dr. Pollack sıvı kristalden oluşan bu alana, “dışlanan bölge (excluded zone- EZ)” adını veriyor çünkü bakteri ya da küçük partiküller gibi maddeler bu alanın dışında kalıyor. Bu özel yapı, hidrofilik yüzeyin hemen yanında oluşuyor ve buna “EZ su” deniyor. Sıvı su donarak buzlaşırken, sıvı suyun yapısında olan herhangi bir şey varsa bunlar dışarı atılıyor çünkü su donarken sadece su moleküllerinden oluşan bir buz yapmaya çalışıyor, dolayısıyla da diğer bütün yapılar dışlanıyor. Su tamamen homojen olduğunda, simetrik kristal yapılar elde ediliyor.

Suyun dördüncü hali, sıvı olmasına rağmen kristal yapıya sahip. Dahası, normalde suyun kimyasal yapısında her 2 hidrojen için 1 oksijen vardır ancak dördüncü haldeki suyun molekülleri 3 hidrojen ve 2 oksijenden oluşur, dolayısıyla da negatif yüklüdür. Sıvı kısım ise pozitif yüklüdür. Bu iki hal yan yana geldiğinde bir pil gibi çalışır. Eğer bir led lambasını suya doğru şekilde bağlarsanız, lamba yanacaktır.

Yapılan çalışmalarda, EZ suyun toplandığı 0,1 mm’lik kısmın ışığa maruz kaldığında genişlediği görüldü; özellikle de kızılötesi ışıkta bu alan ciddi bir büyüme gösterdi. Bu durum suyun ışıktan gelen enerjiyi depoladığını gösteriyor.

Çalışmalarınızda suyun dördüncü halini mi kullanıyorsunuz?

Su kristali fotoğrafçılığında suyu buzlaşması için donduruyoruz. Bunun oluşması için su dördüncü halden geçiyor. Suyun bu haldeyken enerji emdiğine ve bir hafıza yarattığına inanıyoruz. Dr. Pollack henüz bu durumu bilimsel olarak ispat edemedi ancak kendisi suyun dördüncü halinin bir hafızası olduğunu düşünüyor.

Dr. Emoto’nun çalışmalarında suyu çeşitli görsellerin üzerinde bekletiyorsunuz. Ardından su kristalinin fotoğrafı çekildiğinde, üzerinde bekletildiği görseldeki görüntülere benzer kristaller ortaya çıkıyor. Bu da hafızanın işi mi?

Su kristali fotoğrafçılığında, her damlayı 50 ya da 100’ lük petri kabına koyarız ve sonra dondururuz. Dört saat sonra su buzlaşır. Suya bu aşamadan önce sevgi gönderdiğinizde petri kabındaki su, dördüncü halde olan kısım çok az olmasına rağmen, hafızasına sevgi bilgisini ekler. Suyu dondurduğunuzda ise bütün su dördüncü halden geçer, dolayısıyla ortada kalan su alanı da dördüncü halden geçmek zorundadır. Böylece ilk başta verdiğiniz bilgi suda kalır ve kristal oluşur. Bizim varsayımımıza göre suyun dördüncü halindeki farklı bilgiler, farklı şekillerde su kristalleri oluşmasını sağlıyor.

Seminerinizde, insan vücudundaki suyun büyük bir kısmının dördüncü halde olduğunu söylüyorsunuz, o halde birine seni seviyorum dersek onun içindeki su da bundan etkilenip dönüşüyor mu?

Dr. Pollack’ın çalışmalarıyla suyun dördüncü haliyle ilgili iki önemli iddia ortaya atılıyor. İlki, suyun görünen ışık ve kızılötesi ışıktan enerji emebilmesi, ikincisi ise hafızaya sahip olması. Henüz bilimsel olarak kanıtlanmasa da Dr. Pollack, bedenimizdeki suyun hafızası olduğunu düşünüyor. Bu şu anlama geliyor: Eğer ben suya “Seni seviyorum” dersem, su sadece enerjiyi değil bilgiyi de alır; dolayısıyla suyun titreşimi yükselir. Belki bundan 10-20 yıl sonra suyun hafızası olduğu bilimsel olarak da kanıtlanır.

Spiritüalitede ışık beslenmek için çok önemli. Bunun suyun dördüncü haliyle bir bağlantısı var mı?

Sadece nefesle beslenen, gıda tüketmeyen insanlar güneşten enerji alıyorlar. Güneşin hem görünen hem de kızılötesi ışığı var. Suyun dördüncü halinde beden bu enerjiyi emiyor ve onu farklı enerji türlerine dönüştürerek metabolizmada kullanıyor. Dolayısıyla Dr. Pollack, sadece nefesle beslenen insanların nasıl hayatta kaldıklarını anlamak için suyun anahtar olduğunu söylüyor.

IHM Genel Araştırma Enstitüsü olarak bir sonraki adımınız ne olacak?

Suyun dördüncü hali, şu anda su konusunda çalışan bilim insanları dışında bilim dünyasında bile yeterince bilinmiyor. Bu konuyu yaymak, insanlara ulaştırmak istiyoruz. Aslında suyun iki yeni fonksiyonu açıklandı: Su hatırlayabilir ve bu bilgiyi aktarabilir; su enerjiyi toplayabilir ve dönüştürebilir. Her ikisi de çok yeni konseptler. Bunları ne kadar çok kişiye anlatabilirsek o kadar çok insan suyun gizli mesajlarını doğru bir şekilde anlayabilir. Bu bağlamda, Dr. Pollack’ın kitabını Japonca’ya çeviriyorum. Ayrıca bu yeni bilimsel buluşlarla suyun gizli mesajı arasındaki ilişkiyi anlatan bir kitap yazmak istiyorum.

SUYUN DÖRDÜNCÜ HALİ

Duadan sonra su kristalinde oluşan görüntü.

“Teşekkür ederim”in sudaki karşılığı.

Bugüne kadar oluşan en güzel kristal... Sevgi ve şükran sunulduktan sonra oluşmuş.

Fujiwara baraj gölünden, duadan önce alınan su örneği...

“Aptal” denilmiş olan suyun örneği.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.