Çözümün anahtarıe linizde

Her sorun bir durumdur ve her durum geçicidir, aslında görülüp çözülmeyi bekliyordur. Ve her çözüm için bir altın anahtar mutlaka vardır.

Pozitif - - NEWS - Burcu Öztınaz Kömürlü

Her sorun bir durumdur ve her durum geçicidir. Elinizdeki anahtarı fark edin yeter.

Maddi dünyanın içinde, ilahi planın kuralları gereği, sonsuz bir ruh olduğumuzu ve tanrısal amacımızı unutarak geldiğimizi söylüyor İpek Cihan Bilgin. Başımıza gelen olumsuz deneyimlerin kendi seçimimiz olmadığını zannedip, çoğu zaman şikayet edip duruyoruz. En iyi olanı yaratabildiğimiz gibi en kötü olanı da yaratıyoruz. Oysa hangi yöne doğru gitmek, neyi yaşamak istediğimiz konusunda tamamen özgür seçime sahibiz.

“Her şey geçicidir ve sorun olarak görünen her durumun çözülmeyi bekleyen bir anahtar teması vardır” diyen Bilgin, üçüncü kitabı “Altın Anahtarlar”da bu temalara değiniyor. İpek Cihan Bilgin, kişisel gelişim konusunda uzun yıllardır çalışmalar yapıyor, EFT tekniğini Türkiye’de ilk uygulayanlardan aynı zamanda. Başmelek Mikail enerjisiyle çalışıyor, geçmiş yaşam terapileri ve kişinin yaşam enerjisinin yükseltilmesine yönelik değişik terapiler de yapıyor. Bu yolda kazandığı tecrübeleri kitaba yansıtmış ve insanların sorun saydıklarını çözmek için ihtiyaç duyduğu ışığın anahtar sözcüklerini kitabında bir araya getirmiş.

Hayatta hepimizin baş etmekte zorlandığı sorunları var. Bazen çözümü bildiğimiz halde bir noktada tıkanıyoruz. Nerede yanlış yapıyoruz?

Her sorun aslında bir durumdur ve her durum geçicidir, hepsinin bir çözümü vardır. Sorun olan her durumun bir teması olur ve aslında görülüp çözülmeyi bekler. Örneğin işsiz kalma ya da daha iyi bir iş bulamama korkusu nedeniyle sevmediği bir işte çalışan kişinin bu mutsuzluğunun çözümü korku yerine “güven”dir. Kişi Tanrı’ya, akışa gerçekten güvendiğinde, üzerine düşenleri yapınca çok rahat sevdiği bir işe kavuşabileceğini de bilir. Bu, her konu için böyledir. Örneğin çaresiz gibi görünen bir durumla karşılaşan kişi aslında “Tanrı’yla her şeyin mümkün olduğunu, hayatta imkansız diye bir şeyin olmadığını” hatırlarsa o durumdan çok daha kolaylıkla çıkabilir ve o durumu çözebilir. İnsanların yaşamlarındaki sorunlarla ilgili, her konunun temelinde yatan olumsuz temayı sevgiyle aşmak için kişinin onunla ilgili anahtar sözcüğe ihtiyacı vardır.

“Sorunları çözebilmek ışık gerektirir” demişsiniz kitabınızda. Işığımızı nasıl yükselteceğiz?

Günlük hayatta bizler her an seçimlerle karşı karşıyayız. Olaylar içinde her an duygularımızı da seçebiliyoruz. Bir olay karşısında umutsuzluk ya da umut hissetmek, endişe duymak ya da akışa güvenmek, öfkeye kapılmak ya da sevgide kalmak gibi seçimlere sahibiz. Her sevgiyi seçişimizde, yani olumlu olanı seçtiğimizde, ışığımızı biraz daha yükseltmiş, açmış oluruz. Yani sevgiye dair her seçimimiz ışığımızı yükseltir. “Altın Anahtarlar”ı da zaten kişinin kendi ışığını yükseltmesine yardımcı olacak anahtar sözcükleri hatırlamaları için destek amaçlı yazdım. Kitaptan herkes ışığını açmak için yararlanabilir.

Oluş halimizi kendimiz değil, başkalarının belirlemesine mi izin veriyoruz? Ruh halimiz neden bu kadar değişken?

Mutluluğunuzu başka kişilere ya da şeylere dayandırırsanız, o kişilerden beslenmeye çalışırsanız o zaman onlar ya da o şeyler olmadığında mutsuz olursunuz. Oysa mutluluk, kişinin öz olma halidir. Esas halidir. Sevginin kendisi neşe, huzur, mutluluk içerir. Yani kişi kendi öz halinde, tanrısallığında olduğunda, sevgide olduğunda, zaten doğal olarak keyifli, neşeli, huzurlu ve mutludur. Kişinin ruh hali birçok faktörden etkilenerek değişebilir ancak her olayda, anda, sevgide kalmayı başaran kişinin ruh hali eksiye düşmez, dengesizlik yaşamaz. En alt limiti huzurdur; keyfi azalabilir, artabilir ama mesela üzüntüde yaşamayı sürdürmez kişi. Başlangıçta seçiminizi, her hatırlayışta tekrar sevgiden yana kullanırsanız, bir gün o daimi sevgide olma halini yakalarsınız. Sadece yapmaya devam etmek lazım. Niyetini gerçekten buna koyan kişi, ona kavuşur.

Yaşamda bolluk ve bereket bilincini nasıl kendimize çekebiliriz ve en önemlisi bunu nasıl sürdürebiliriz?

Bolluk bereket, ışığın veçhesidir. Sonsuz Kaynak’tan bize daima akar. Kişi bunun bilincinde olduğunda, güven içinde hisseder ve bolluk ve bereket halini korur, aksini yaşamaz. Yokluk korkusu, endişesi yaşayan kişi yaşamında bunu yaratır ve kendisine yaşatır, bolluk bereket bilincinde olan, yaşamındaki tüm güzellikler için şükreden kişi ise bolluk bereketi yaşar ve hiç sıkıntıda kalmaz. Zaman zaman kişiler yaşamda sıkıntılı gibi görünen maddi durumlarla da karşı karşıya kalabilirler. Kişi, bolluk bereket bilincini korur ve bu durumun geçici olduğunu bilir, üzerine düşeni yapmaya devam ederse, o durumu sevgiyle atlatıp

tekrar bolluk haline geçecektir. Yeryüzünde kaynakları sınırlı düşünmemek lazım, bu da kişinin kendi kendisine koyduğu bir engeldir. Tanrı’yla birlikte yürüyen, sevgiyle, iyiliklerle yaşayan kişi korunur ve her zaman destek gelecektir.

Bir harekete bulunduğumuzda, lmasını engelleyen yine kendimiz mi oluyoruz? Niyetimizin saf olduğunu düşünürken kendimizi yanıltıyor olabilir miyiz?

Bazen insanlar bir şeyi istediklerinde, onunla ilgili kendi içlerinde engel oluşturabiliyorlar. Diyelim kişi daha iyi bir iş istiyor ama bununla ilgili kendi içinde inançsızlığı ve endişesi var. O zaman o konuyla ilgili Çekim Gücü Yasası’nı harekete geçiremez ve niyet ışığını evrene kendi engeli yüzünden yayamaz. Dolayısıyla da niyeti gerçekleşmeyecektir. Mutlu bir aşk, otomobil veya yeni bir ev isteyen kişiler için de bu geçerli. Bir şeyi istediğimizde onu yürekten istemeli ve içsel engel koymamalıyız. İnançsızlık, endişe, korku, güvensizlik gibi içsel engeller niyetin saflığını bozar. Saf niyet, adı üstünde berrak ve hiçbir pürüz, engel taşımayan niyettir. Kişiler yaşamda istedikleri şeylere ancak saf istekle, niyetle kavuşabilirler.

Hep istiyoruz ama sahip olduklarımıza şükretmeyi de unutuyoruz galiba...

Evet, şükretmeyi hatırlamayabiliyor bazen insanlar. Dünya geneline baktığımızda bazı insanların çok iyi durumda oldukları halde, yaşamlarında sadece eksik ya da olumsuz olan kısımları gördüklerine ve hep bir şikayet halinde olduklarına tanık olabiliyoruz. Oysa yaşamda sahip olunan her şey için şükran duymak, onların değerini bilmek, kişinin yaşam ışığını arttırır ve yaşamına daha da güzel şeylerin gelmesini sağlar. Sahip olduklarını başka insanlarla paylaşmak da öyledir.

Olanı kabul mu etmeli yoksa değiştirme gücümüzü mü hatırlamalıyız?

Olanı kabul etmek farklı algılanabiliyor. Aslında olanı net görmek demektir. Bizler tanrısal varlıklarız ve yaşamımızı değiştirme gücüne sahibiz. Dolayısıyla yaşamdaki her şeyi sevgiyle değiştirebiliriz. Olanı kabul etmek, razı olmak anlamında değildir. Evet, tanrısal varlıklarız ancak Özgür İrade Yasası’nı hatırlamak gerek. Yani siz bir başka kişinin kişiliğini ve seçimlerini değiştiremezsiniz. Diyelim ki patronunuz size sıkıntı veriyor. Siz öncelikle kendinizi değiştirebilirsiniz. Işığınızı yükseltirsiniz, durumla ilgili nötr olursunuz. Ancak o kişi sizdeki ışığa göre hala değişmiyorsa, çok daha iyi bir iş bulup oradan ayrılabilirsiniz. Yani o durumla ilgili kişiyi değiştiremezsiniz ama durumu kendiniz için çok daha iyi bir şekilde değiştirebilirsiniz. Bu durum için olanı olduğu gibi kabul etmek, o kişi nedeniyle artık o işin sizin iyiliğinize olmadığını kabul etmek ve değiştirmek demektir. İlişkiler için de bu böyledir. Ayrılan bir sevgili ya da eşi orada tutamazsınız, olanı olduğu gibi kabul edip, ışığınızı açıp, yolunuza sevgiyle devam etmeniz gerekir. Yaşamda siz ışıkta ve sevgide kaldığınızda, o olaya ve kişilere takılmadığınızda, çok daha farklı ve güzel, sevgi dolu bir ilişki yaşayabilirsiniz.

Sabırsızız i” ve hemen olsun stiyoruz, zamana bırakamıyoruz bazen. Araya zaman girdikçe de endişe artıyor ve kısırdöngü orada başlıyor. Başımız zamanın kendisi ile dertte görünüyor. Ne yapacağız bu zaman meselesini?

Zamanı düşünmemek lazım. Zamanı düşünmek, Tanrı’yla birlikte yaratımda, araya zaman katmak ve süreç yaratmak demektir. Zamanı ve süreci düşünürseniz, isteğinizle ilgili bu sefer de süreç yaratmış olursunuz. Evrensel zaman “an”dır ve siz bir şeyi saf niyetle istediğinizde o “an”da evrensel olarak oluşur, sonrası yeryüzündeki izdüşümüdür. Yeryüzü realitesinde oluşur. Kişi endişe, inançsızlık gibi olumsuz duygulara düştüğünde ise, zaten niyetinin saflığını koruyamamış ve kendi niyetini bozmuş olur. Safça isteyip bırakmak lazım.

Yaşamlarımızın tamamen kendi yaratımlarımız olduğu bilgisini duyuyoruz. İlahi plandan söz edersek seçimlerimizin ne kadarı bize ait peki? Tek başımıza yaratmıyoruz sonuçta…

Yaratımdan bahsettiğimizde, Tanrı’yla birlikte yarattığımızı hatırlamamız lazım. Bizler sadece insan değiliz, sonsuz ruhlarız, hemen hemen tüm eğitimlerimde ve tüm kitaplarımda anlatıyorum. Kadim bilgiler içeren kitaplarda da var bu bilgi. Bizler enerjiyiz. Işık ve sevgi olan sonsuz ruhlarız. Tanrı’nın ışık ve sevgi parçalarıyız. Yeryüzünde büyük bir ilahi amaç için insan olarak görev yapıyoruz. Bizler tanrısallığımızı hatırlamadığımızda, kendimizi sadece yiyen, içen, etten ve kemikten, sınırlı bir varlık gibi algıladığımızda gücümüzü de hatırlamayız. Dolayısıyla yaşamlarımızı değiştirebileceğimizi, tüm yaşamı sevgiyle yeniden oluşturabileceğimizi, istediğimiz her şeyi Tanrı’yla birlikte yaratabileceğimizi de. Seçimlerimizin tamamı bize aittir. Evrensel olarak Özgür İrade Yasası var ve Tanrı seçimlerimize karışmaz. Her şeyi bizler seçeriz. Eğer seçimlerimizi sevgiden yana kullanırsak, yaşamımızda iyiliği, güzelliği, sevgiyi, mutluluğu, yani sevginin sonuçlarını yaşarız. Eğer seçimlerimizi olumsuzdan yana kullanırsak, öfke,

endişe, üzüntü gibi olumsuz duygularla yaparsak o zaman da bunun sonuçlarını yani mutsuzluğu yaşarız. Bizler tüm yaşamımızı kendi seçimlerimizle kendimiz oluşturuyoruz. O nedenle, eğer mutlu bir yaşam istiyorsak, seçimlerimizi sevgiden yana kullanırsak öyle mutlu bir yaşama kavuşabiliriz.

Potansiyellerimizi bildiklerimizle ve öğrendiklerimizle sınırlıyor olabilir miyiz? Çok şey öğrendikçe veya çok metot denedikçe de karışıyor sanki bir şeyler.

Bütün öğrendiklerimiz, okuduklarımız aslında bizim özümüzde olanı hatırlamak için. Onların tümü bizim özümüzde olan bilgiyi, asıl varlığımızı, tanrısallığımızı hatırlamamız için gereken hatırlatıcılar. O nedenle kişi kendisine hangi bilgi iyi geliyorsa, hangisi ona kendisini iyi hissettiriyor, mutlu ediyor, sevgi hissettiriyorsa, o bilgiyi almalı, diğerlerini bırakmalı. Zihni fazla ve gereksiz doldurmak, bilgisayarınızı gereksiz dosyalarla doldurmaya benzer. İşinize yaramayan her şeyi bırakmalısınız. Burada temel çıkış noktası, her şeyde olduğu gibi sevgi olmalı. Bir şey size sevgi hissettiriyorsa, iyilik hissettiriyorsa, mutlu ediyorsa, o sizin için doğrudur. Ayırt etme yeteneğinizi bu şekilde kullanabilir, sizin için doğru olanı ayırt edebilir ve onu alabilirsiniz. Bu hem yöntemler, hem kitaplar için de böyledir.

Tanrısal ilhama nasıl kavuşulur? Özgün bir şey ortaya koymak istediğimizde bunu nasıl bir bilinçle yapmalıyız?

Kişi kendisinin ışık ve sevgi olduğunu hatırladığında, yaşamda tüm seçimlerini ışık ve sevgiyle gerçekleştirdiğinde, “Öz”ü olarak, kendi asıl varlığı olarak davranır. Her varlık evrende tektir ve kendine özgüdür. Eşi benzeri yoktur. Kişi kendi öz varlığı olarak, tanrısallığıyla hareket ettiğinde ve tasarladığı şeyi, sevgiyle, özüyle tasarladığında, bu onun kendi yansımasını taşıyacak, kendine özgü ve eşsiz benzersiz olacaktır. Büyük bestecilerin eşsiz ve benzersiz besteleri ya da büyük ressamların eşsiz güzellikte tabloları, tamamen sevgiyle yapılmış ve onların ruhunun yansıması şeklinde oluşmuştur. Bir şeyi eşsiz, benzersiz ve özgün şekilde tasarlamak, oluşturmak istiyorsanız öncelikle kendi özünüz olarak yaşamalı ve her ne yapıyorsanız o sevgiyle, o bilinçle gerçekleştirmelisiniz.

“Tanrısal Yetenekleri Hatırlama” eğitimi de veriyorsunuz. Unuttuğumuz ve hatırlayabileceğimiz Tanrısal yeteneklerimiz mi var?

Bu eğitimde insanların aslında kendi “öz” lerinde bulunan tanrısallıklarını ve bu tanrısallıklarına ait yeteneklerini hatırlamaları için gereken bilgi ve eğitim aktarılıyor. Bir günlük bu eğitimde, kişiler aslında sahip oldukları pek çok yeteneği hatırlayabiliyor ve aktive edebiliyorlar. Bu bilgiler bizim DNA’mızda kayıtlı ve orada saklı olarak durur. Ancak yüksek enerjiyle, ışıkla açığa çıkabilir. DNA aslında çok boyutludur, yalnız fiziksel değildir. Bu bilgi pek çok kitapta var, bizler kendi enerjimizi yükselterek, DNA’mızı temizleyebilir ve tüm diğer boyutlarını aktive edebiliriz. Bu kişinin yaşam planıyla ilgilidir ve DNA’sındaki bilgiler temizlendiğinde ya da açığa çıktığında, kişi yaşamı ile ilgili çok değişik yeteneklerini de açığa çıkarabilir, yaşam planını olumlu anlamda çok daha iyiye doğru değiştirebilir.

“Gerçeğe uyanmak” deniyor sürekli… Siz nasıl tarif ediyorsunuz bunu?

Gerçeğe uyanmak, asıl varlığını, öz olduğunu, tanrısallığını hatırlamak demektir. Bizler ışık ve sevgi olan sonsuz ruhlarız ve burada, yeryüzünde insan olarak, büyük bir ilahi amaç için görev yapmaya geldik. Burada insan olarak yaşamlarımızı sürdürürken, sevgiye olan her seçimimiz bizim ışığımızı biraz daha açmamızı, yükseltmemizi sağlar. Yeryüzündeki maddi plan, kişinin kendisinin ışık ve sevgi olduğunu, sonsuz bir ruh olduğunu hatırlamasına engel olabiliyor. Sadece maddi olanı görmek, kişinin aslında her şeyin, kendisinin de enerji olduğunu hatırlamasını engelleyebiliyor. Bir kişinin kendisinin ışık ve sevgi olduğunu hatırlaması, tanrısallığını ve Tanrı’dan gelen sonsuz gücünü de hatırlaması demektir. Yaşamın bir oyun alanı olduğunu, sevgiyle oynandığında cennet gibi bir oyun haline geleceğini, harika, mutlu bir yaşam olacağını hatırlaması demektir.

Gerçek, kişinin Tanrı’nın sonsuz ışık ve sevgi parçası olan, sonsuz bir ruh olduğudur ve kişi bunu hatırladığında, bu gerçeğe uyanmış olur. Tüm yaşamını; çok mutlu, neşeli, huzurlu, güzellikler ve bolluk bereket içinde geçen, sevgi dolu, harika bir yaşam haline getirebilir.

İnancımızı nasıl sağlamlaştırabiliriz? Hangi olumlama cümlesini hatırlatmalıyız mesela kendimize?

Yaşamda karşılaştığınız ve sizi inancınızdan, güvenden, gerçekten uzaklaştırabilecek her durumda seçiminizi tekrar sevgiden, inançtan, güvenden yana kullanarak sağlamlaştırabilirsiniz. Bunu bir egzersiz yapmak gibi düşünebilirsiniz. Yapmaya devam ettikçe o gelişecektir. Kişi tüm meydan okumalara, yaşamda karşılaştığı tüm olumsuzluklara, sınamalara karşı inancını koruduğunda, güvenini koruduğunda, sonunda o en sağlam noktaya, kendi öz haline, tanrısallığına kavuşacaktır. Kendisinin aslında öz olduğunu, tanrısal olduğunu tümüyle hatırlayacak ve o yüksek bilinçle, tanrısal bilinçle yaşayacaktır. O zaman da yaşam harika bir yer haline gelir.

İnancı sağlamlaştırmak için önerebileceğim şey, inançla ilgili karşılaştığınız her sınamada, tekrar inancı seçmenizdir. Her durumda “İnanmayı seçiyorum” diyebilirsiniz. Bu, sizi inançla ilgili sevgide ve yükselişte bir basamak daha yukarıya taşıyacaktır.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.