N uzun soluklu ilişkimizke ndimizle

Yaşamak için en değerli sebebin sensin! Huzur da sende şifa da... Hayat bir ilişkiler silsilesi olsa da öncelikli ve en uzun ilişkin kendinle... Bu hayattaki bazı ilişkilerini dönüştürmek istiyorsan bakacağın ilk yer de belli bu durumda değil mi?

Pozitif - - NEWS - YAPRAK ÇETİNKAYA

İlişki Koçu Gamze Berberci Çelik, herkesin ortak sorunu olan yeterince anlaşılamamak meselesini anlattı.

“Ben En Çok Kendim Olmayı Sevdim” dedi ilk kitabında İletişim ve İlişki Koçu Gamze Berberci Çelik ve sordu ardından, “Ya Sen?” Cinsiyet, maddi statü, meslek ayırt etmeksizin herkesin ortak sorunu olan yeterince anlaşılamamak meselesine odaklanan Çelik, ilişkiler düğümlenene kadar yaşanan süreci de şöyle özetliyor: “Anlaşılamadığını düşünen insanın iki seçeneği vardır; ya kendini yargılar, sorgular ya da karşısındakini. Yargıladıkça sorgular, sorguladıkça da endişeleri artar. Bu duygularını karşı tarafa yansıtmaya başlar, dolayısıyla karşı tarafta ciddi bir duygu karmaşası oluşmasına neden olur. Ve bu noktada ilişkiler düğümlenir, sorunlar içinden çıkılmaz bir hal alır.” Tıpkı kitap gibi interaktif olan bu röportajda ise büyüteci aşk ilişkilerine tutuyoruz: Neden anlaşamıyoruz?

İletişim ve ilişki koçluğu yapıyorsunuz? Bu ne demek?

İletişim hayatta vazgeçilemez ve değiştirilemez bir gerçek. Bir mercimek tanesi kadarken anne karnında başlıyor, hayat boyu devam ediyor. Ancak bazen ikili ilişkilerde iletişim kurmakta zorluk çekiyoruz. İşte ben bu noktada yargılamadan ve sorgulamadan, farklı bir bakış açısı katarak insanların empati kurmasını sağlamaya önayak oluyorum. Bunu olumlu bir dil ve çeşitli egzersizlerle tamamlıyorum.

İletişibmi tum kapsami ile nedir? Hayattaki iletisimlerimizin ve bu iletisimlerin kalitesinin nasil farkinda oluruz?

İletişim hayatın bir parçası değil bütünüdür. Çocuğumuzla, annemizle, sevgilimizle, patronumuzla, evdeki çalışanımızla, sokaktaki taksi şoförüyle, çocuğumuzun öğretmeni ile daima iletişim halindeyiz. Her zaman aynı ruh halinde olmadığımız gerçeğini kabullenirsek zaman zaman aksamaların olması da çok normal değil mi? İnsanız üstelik, hata da yapabiliriz. Mühim olan hatadan dönme biçimimiz ve bunu karşımızdakine yansıtma biçimimizdir. İşte iletişimin kalitesi bu noktada ortaya çıkar. İletişimin özünde dinlemek, anlamaya çalışmak, hislerini hissetmek, anlaşmaya niyet etmek vardır. Ben buna “DAHA yöntemi” diyorum. Daha iyi dinle, daha iyi anla, daha iyi hisset, daha iyi anlaş. Bir insanla kaliteli iletişim kurmak için aynı tarzda olmamız gerekmediği gerçeğini kabullenmek, herkesten bir benzerimiz olmasını beklememek, iletişim kalitesini artıran en önemli bakış açısıdır. Çünkü anlayış gerektirir. İletişimin özünde anlayış vardır.

İlişkilerin bitmesinin nedenleri nedir?

Yanlış anlamak ve anlaşılmak, varsayımlarda bulunmak, değiştirmeye zorlamak ana sebeplerdendir. Sylviane Herpin der ki; Düşündüğünüz, Söylemek istediğiniz, Söylediğinizi sandığınız, Söylediğiniz, Karşıdakinin; Duymak istediği, Duyduğu, Anlamak istediği, Anladığını sandığı ve Anladığı arasında hep fark vardır! Yani iki insanın birbirini yanlış anlaması için dokuz farklı ihtimal var. İhtimallere eklenen varsayımlarla bu sayı ikiye katlanır. Bu ikiliye bir de “Beni seviyorsa değişmeli” repliği eklenirse o ilişki son bulmaya mahkumdur. Sevgi de ilgi de aşk da yetmez kurtarmaya... Bu üçlü ilişkiye kilit vurmak demektir.

Birbirimizi neden çoğunlukla yanlış anlıyoruz?

Aslında her zaman yanlış anlaşılan da mustariptir, yanlış anlayan da... İkisinin tek anlaştığı nokta anlaşılamadıklarıdır. Olaya hep iki gözüyle bakmalı insan. Ve önce kendini sonra karşısındakini anlamaya çalışmalı. “Neden bana bunu yaptı?” demeden önce, “Ne yaptı, onu ne ile suçluyorum?” demeli. Cevaba cesurca verdiği yanıtta, bu hareketi hak ettiğine inanmıyorsa, bu kez de “Benim yapacaklarımı hak ediyor mu?” diye sormalı... Bazen iç sesi iyi gelir dış sesine. Öfkesine yenilmemesi gerektiğini ya da incir çekirdeğini doldurmayanın bu ilişkiye

zarar verdiğini görüverir. Çünkü soruların cevabı her zaman kendimizdedir...

Bir şeyi açıkça anlatmadan karşımızdakinden anlamasını beklemek yanlış anlaşılmanın sebeplerinden biridir. “Bir kere de ben söylemeden o anlasın” demek yerine “Seni seviyorum biliyor musun? Seni düşünüyorum, hissediyor musun? Senin için endişeleniyorum, haberin olsun” cümleleri, ilişkinin tüm gidişatını değiştirebilir. Üstelik siz de bunları duyamamaktan şikayetçiyseniz kendiniz ne kadar kullanıyorsunuz buna da dikkat edin. Belki de hiçbir zaman göstermediğiniz ilgiyi ve sevgiyi bir başkasından bekliyor olabilir misiniz?

Bir ilişkide değişim istemek ile ilişkinin diğer tarafında değişim istemek arasındaki fark nedir?

Biri istemek, diğeri zorlamaktır. Siz kendinizi o kişi yerine koyun. En basit haliyle, sizi kendi yapmaktan keyif aldığı ancak sizin korktuğunuz bir spora yönlendirip zorluyor. Ve bunu devamlı gündemde tutuyor. Ne hissedersiniz? Bir kez denersiniz, seversiniz ya da sevmezsiniz. Ancak sizi zorlarsa o sportif aktiviteden iyiden iyiye soğur, otomatik reaksiyon gösterirsiniz. Değişim gökten zembille inmez, isteyene gelir. Birbirinizin sınırlarını zorlamadığınız noktada değişim muhteşem bir yenilenme sürecidir.

İlişki nasıl dönüşür?

İlişkide dönüşüm kaçınılmazdır. Tutku alışkanlığa değil, sevgiye dönüşürse ve bağlılık bağımlılığa dönmediği sürece ilişki heyecanla devam edebilir. İlişkide heyecanı sürdüren karşılıklı iletişimdir. Direterek ya da direnerek dönüşmez, tükenir. Tüketmemek için tek bir parça yapı taşına ihtiyacınız var. Aşk varsa her zorluğun üstesinden gelinir. Çünkü aşk tek gerçektir. Ve unutmamalı ki dönüşüm sürecinde yaşanan aksilikler başarısızlık değil, tecrübedir. Daha tecrübeli bir siz ve daha sağlam bir ilişki için başa gelmiştir.

Bir başkasını değiştiremiyorsak bize düşen nedir?

Bizler hayata aynı pencereden değilse de, farklı pencerelerden aynı yöne bakmayı bilecek kadar sevgi doluysak her zorluğun üstesinden gelebiliriz. Yeter ki bizi anlamasını beklemeden kendimizi anlatmayı deneyelim. Güneşli havada o ağaç altında kitap okumayı seviyorsa, plaj voleybolu oynatmak için ısrar etmeyelim. Sadece birlikte vakit geçirmekten hoşlandığımızı anlatalım. “Benim istediğimi yapmıyor çünkü beni eskisi gibi sevmiyor, benimle vakit geçirmek istemiyor” diyerek onun adına hükümler vermeyelim. Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla diyerek çözümsüzlüğe götürmek, sevgilimizin davranışına gereksiz anlamlar yüklemek, cümlelere gizli anlamlar saklamak o ilişkinin sonunu hazırlar. Bunun yerine “Bu konu hakkında bunu mu söylemek istedin, seni doğru mu anladım?” veya “Sen bu hareketi yaptığında kendimi kötü hissediyorum, beni üzdüğünü bilmeni istiyorum” gibi doğrudan hüküm vermeyen ve sizin hislerinizi anlatabileceğiniz cümleler kurmaktan kaçınmayın. Siz adım atın.

Diğerinin değişmesini ısrarla isteyen kişi aslında nereye takılıyor, neyin farkına varmalı?

Kendinin farkına varmalı. Neden bir başkasını değişime zorluyor? Onu buna iten hissiyat nedir? Ne eline geçecek başka birini değiştirirse? Üstelik kendisi gibi biriyle yaşamak ona da sıkıcı gelmez mi?

İlişkimizde farklılıklarımıza bakış açımız nasıl olmalı?

Eskiden severek kabullendikleriniz şimdi farklılık gibi mi geliyor? Ve bu farklılıkları kabullenmek zor mu geliyor son günlerde? O zaman bir egzersiz yapalım birlikte. Ellerinize bakın. Şimdi onun ellerine. Ayaklarınıza ve sonra onun ayaklarına... Ses çıkarın, bir şarkı mırıldanın. Şimdi aynı şarkıyı onun söylediğini hayal edin. Ne kadar farklısınız değil mi? Sesiniz gibi sözünüz, göz renginiz gibi bakış açınız da farklı olamaz mı? Önemli olan tüm bu farklılıklara rağmen sevebilmek değil mi? Neden başka birini değiştirmeye çalışıyoruz öyleyse? Değişim değişmek istemeyene gelmez ki.

Benim hayatıma neden hep aynı kadınlar/adamlar giriyor diye soranlara nasıl yanıt veriyorsunuz?

“Bu senin hayattaki sınavın” diyorum. “Daha önce hep kalmışsın, şimdi o sınavı geçebilmen için yine bir fırsat gelmiş ayağına. Elinin tersiyle itme” diyorum. Neden diye sorarak vakit kaybetmenin yanlış olduğunu düşünüyorum. Bundan sonra ne yapacağına odaklanmasını istiyorum. Çünkü gerçek cevabı deneyimleyerek bulabileceğini biliyorum.

“Kim bilir ne duygularla, ne büyük bir sevecenlikle ya da aşkla başlayan bir ilişkide iyi niyet göremiyorsan neden devam edesin?” diye soruyorum. Varsa hatalarını, düzeltebileceklerini, bundan sonra yapmaması gerekenleri görmesini istiyorum. Bu sebeple:

Neden hayatında kalmalarına izin verdin?

Hangi noktada seni üzmelerine fırsat veriyorsun?

Sana iyi gelmeyeceğini bile bile hala neden bu insanı hayatında tutmak istiyorsun?

Sen onun hayatından gidersen onda ne eksilecek?

Seni üzmesine daha ne kadar müsaade edeceksin? Seni gerçekten hak ediyor mu? Ne zaman, hangi adımı atacaksın? diye soruyorum.

Bazen de ilişkiler bitmek zorunda... Buna karar vermek için nasıl bir bakış açısına ihtiyacımız var?

Bir ilişkiye verdiğiniz emek, aldığınız değerin kat ve kat üstünde seyrediyorsa, o ilişki değil, dört dörtlük bir çelişkidir. Ve bazen bir ilişki iyiye gitmiyorsa bazen en cesur kararı en çok seven verir. Çok sevmek emek vermek kadar, doğru kararları doğru zamanda alabilmektir.

Ayrılık acısı için merheminiz var mı?

Var, yedi harfli... Dünyadaki hemen her güzel şey gibi. Gökyüzü yedi katmandan oluşuyor, dünyanın yedi harikası var, gökkuşağı yedi renkten oluşuyor. Bizimkisi A-N-L-A-Y-I-Ş. O da yedi harfli.

Bir de sonsuz yedi var... O da iletişimin mucizesi.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.