Gelecek cesurları sever

cesurlai sever

Pozitif - - NEWS -

Fütürist Ufuk Tarhan ile daha güzel bir gelecek üzerine...

Kendine faydası olmadığı halde sizi yönlendirmeye çalışanlara, yardım ediyormuş görüntüsü altında sizi aşağı çekenlere, cesaretinizi kırıp kendinizi zayıf, çaresiz, beceriksiz hissettirenlere kulaklarınızı tıkayın! Dünya daha kötüye gitmiyor yeter ki kendinizi geleceğe hazırlayın.

Evrende her şeyde birbirine bağlı bir döngüsellik var. O zaman herhangi bir konuda derinleşen yine de diğer taraflarla bağlantıda kalıyor. T-insan aslında biraz i” do“ğFaütmüriıszt Uafudkö” ndimyoresukn udzekmenedkin. ze. Fütürist ne demek? Aslında geçmişe dair yaptığımız her şeyin amacı da gelecek için dersler çıkarmak. Kendimizi daha ehil, daha getirmek.” derin hale

Kitabınızı imzalarken “Biliyorum, siz de gelecek, güzel gelsin diye çabalıyorsunuz” yazmışsınız. Fütürist Ufuk Tarhan ile Pozitif dergisi nerede buluşuyor? İkisi de çözümcü yani olumlu ve ileriye doğru bakıyor. Olumsuzlukları görmüyor değil. Olası olumsuz şeyleri gözden kaçırmıyoruz, aşırı iyimser değiliz; hem olumsuzlukların farkındayız hem de onların üstesinden nasıl geleceğimizi konuşuyoruz. T-insan da zaten daha iyi nasıl olabileceğine odaklanır. Olumsuz durumların tekrarı ve tespitinden çok öneriler, esinlendirecek yeni yollar, birtakım açılımlar sağladığımız için buluşuyoruz. Bu bakış açışı, böyle düşünen herkesi her zaman buluşturuyor.

T-İnsan nedir? Bu uluslararası bir tanım mı, yoksa sizin kullandığınız bir tanım mı?

İnsan kaynaklarında ilk kez kullanılan “T-shaped skills”; diye bir tanım var. T’leşmek çok mantıklı bir kavram. Zaman içinde kendimi ve etrafımdakileri izledikçe gördüm ki aslında başarılı insanlar bir şeyde net olarak derinleşiyorlar, bir alanın sahibi olup o alanda her şeyi öğrenmeye çalışıyorlar ama bu onları diğer alanları anlamaktan geri bırakmıyor. Multidisipliner dediğimiz bir yapı var. Bu ikisi tak diye oturdu kafamda, T-İnsan oldu. T-İnsan olmak için teknolojiden iyi anlamak, tasarımcı düşünmek, çözüm odaklı olmak ve “Dahası nasıl olur?” diye tüm adımları, tüm unsurları kurgulamak lazım. Tasarımı sadece görsel olarak düşünmeyin; bir süreci her yönüyle dizayn etmekten bahsediyorum. Bunlar olunca o konunun, o alanın tedarikcisi olunuyor. Yani aslında T-İnsan bir şeyin her şeyini, her şeyin de bir şeyini bilmeye çalışan insan. “Bilen” demiyoruz, “bilmeye çalışan” diyoruz çünkü o zaman başkalarının da o yolda ilerlemesini sağlıyorsunuz. Dolayısıyla T-İnsan aslında meslek gibi kavramların yerini alacak. Beceri odaklı ve bir şeyi çok iyi becerebilen insanlar, diğer her şeye hizmet edebilen insanlar oluyorlar. Bütünsel insan oluyorlar. Teknolojinin bize sağladığı olanaklar ile artık daha akıllıyız, birbirimizi daha çabuk okuyoruz, birbirimizin aklına girip çıkıyoruz. Daha net analizler yapabiliyoruz ve şunun da farkındayız; aslında ruh-beden-zihin birbirinden ayrılmıyor. Hiçbir şey birbirinden ayrılmıyor. Evrende her şeyde birbirine bağlı bir döngüsellik var. O zaman herhangi bir konuda derinleşen kişi yine de diğer taraflarla bağlantıda kalıyor. T-insan aslında biraz doğamıza dönmek demek. Yeniçağ’ın altın oranı... Derinleştikçe “T”nin kadim bir bilgi olduğunu da fark ediyorum. Göbeklitepe’deki buluntular orada T-İnsanlar yaşadığını gösteriyor.

Aslında gelecekçilik yani geleceği bilmeye çalışanlar... Tıpkı tarihçilerin geçmişi bilmeye çalışmaları gibi. Geçmişte yaşamadık aslında ama bilmeye, senaryolaştırmaya, hikayeleştirmeye, destanlaştırmaya çalışıyoruz. Aslında geçmişe dair yaptığımız her şeyin amacı da gelecek için dersler çıkarmak. Kendimizi daha ehil, daha derin hale getirmek. Fütüristler de diyor ki, “Artık akıl, bilim ve teknoloji ile biz geleceğe de çok kuvvetli senaryolar yazabilme kabiliyetine sahibiz ve bu kabiliyet giderek yükseliyor. İsabet oranı daha yüksek tahminler yapabiliyoruz. O zaman bunu niye kullanılabilir bir bilgi halinde değerlendirmiyoruz?” İşte fütüristler sektörlere göre, alanlara göre, insanlara göre “gelecekte neler olabilir”i bol bol konuşmaya, bu bilgileri bilinçli olarak aktarmaya çalışıyorlar. Kehanet falan değil. Sıklıkla şu örneği veriyorum; sisli puslu bir havada korkarız çünkü bilgi yoktur. Görsek gördüğümüz şey bilgi olacaktır. Bir fener yaktığımızda bilgi gelir ve ona göre ilerleriz, tehlike varsa sakınırız. Fütürizm de aynı böyle. Yani geleceğe doğru bir yürüyüşte elde tutulan bir fener gibi. Sürekli yürüdükçe daha ötesini görüyorsunuz ya da görmeye çalışıyorsunuz. Son nokta görünmüyor ama ilerlemeye doğru müthiş bir faydası var.

Fütüristlik sadece iş alanındaymış gibi bir algı oluşabilir ama bireysel hayatımızda da fütürist olabiliriz değil mi? Fütürist olup olmadığımı nasıl anlarım?

Meslekleri iyice bir sorgulayalım istiyorum. Meslekler, bölümler aslında idari ayırımlar yani onların hiçbirinin diğerinden ayrılmasına imkan yok. Bir hekim hukuk ya da psikoloji de bilmeli ya da bir avukat tıptan da anlamalı. Hepimiz her şeyden anlamak zorundayız. “İnsan bir bütündür” diye konuşuyoruz ama iş hayatı ve özel hayat da sanki bir peynir dilimi gibi ayrılmış. Hep bir ayırma, kategorize etme hali... Oysa öyle bir bilgi yok. Belirsizlik içinde yaşıyoruz. Bir kere buraya niye geldiğimizi, burada ne yaptığımızı ve nereye gideceğimizi bilmiyoruz. Hayat diye bir şeyin içinde debeleniyoruz ama sebebi ne? Varoluş nedenimizi buluncaya kadar dünyada hiçbir şey belirli olamaz. O zaman şu meslek şudur, bu meslek de budur gibi şeyler de olamaz. Bu fütüristtir, bu değildir gibi bir şey de olamaz. Herkes belli ölçülerde organik fütürist zaten.

Nasıl daha çok fütürist, nasıl daha az fütürist diye baktığımızda ise hayatında daha farklı şeyler olan, daha önde giden, daha çok tercih edilen, yaptıklarını diğerlerinin seyrettiği kişiler zaten organik fütüristtir. Demek ki orada bir ihtiyaç görmüş, demek ki orada ileriye dair birtakım hayaller kurmuş ve bu nedenle fütürist olmuş. Yani siz şimdi durup dururken niye Pozitif dergisi çıkarıyorsunuz değil mi? İnsanların daha olumlu düşünmeye, daha çözümcü yaklaşımlar öğrenmeye, benimsemeye, paylaşmaya ihtiyacı var diye düşündünüz. O zaman fütüristsiniz çünkü insanların buna ihtiyacı olduğunun farkındasınız, ben de bu konuyu sizin kanalınızla okuyucularınıza anlatabiliyorum. İşte o zaman birbirimizle de ilintiliyiz. Yani her şey birbirine o kadar bağlı ki, fütürist ya da değil diye ayırmak mümkün değil.

Eskiden okullu ya da alaylı olmak vardı, şimdi o da kalkıyor. Ben fütürizmde okullu muyum mesela? Hayır. Ağır otodidakt bir şekilde, kendi kendime çalışa çalışa kendi öğrenmemi kendim dizayn ettim. Yani bütün kanalları kendim zorladım. Sistematik eğitime karşı değilim ama eğitimin araçları ve yöntemleri değişiyor artık. Önemli olan beceri yani damar nerede, sen kendini neye adadın, buna bakacağız hepimiz yakında.

Pozitif’te sık sık bunu konu ediyoruz. Mesela kişisel gelişim sektörüne geçenlerin birçoğu bankacılıktan, finanstan gelir. Bu insanların da damarı bulduklarını, cesur davrandıklarını, fütürist olduklarını söyleyebiliriz.

Cesur olmadan hiçbir şey yapamayız ki. Yani cesur olmadan yemek bile yapılmaz. Elim yanacak diye düşünmeyiz mesela yemek yaparken. Cesaret, yaptıkça kademe kademe yükselir zaten. Ben çalışkanlığı, aksiyonu çok önemsiyorum. “Ne istiyorsam onun aksiyonunu da yapmam lazım”ı içimize kazımamız lazım. Dünya tekrar çalışkan olmayı sonra da tekrar dinlenmeyi öğrenmek durumunda. Hep böyle dönemler olmuş; insanlar çok çalışmışlar sonra tarımı keşfetmişler, biraz yavaşlamışlar, sonra o da yetmemiş sanayiyi keşfetmişler. Sonra bilgi işlem gelmiş. Şimdi yeniden çok çalışıp sonra işi robotlara, yapay zekaya devrederek yine dinlenme moduna girmek üzereyiz. Ama o arada 50 sene filan acayip çalışmamız gerekecek. Hızlı sonuçlar için o çalışma halini de herkes, kendisindeki “damar” dediğimiz yerinden yapmalı. Bir de sorumluluk almamız, yargılarımızı değiştirmemiz lazım. Türk insanı olarak da aksiyon sevmiyoruz, olumlu bakmayı sevmiyoruz, çok ısrarcı tutkuyu sevmiyoruz. Biraz bunları değiştirmeliyiz ki bir şey yapabilelim.

Gelecek kaygısını neden yaşıyoruz sizce ve bundan nasıl kurtulabiliriz?

Bilmediğimiz için... Korku ve acı koruyucu duygular aslında. Geleceği de bilmediğmiz için korkmamız anormal değil. Değişim sırasında beynin aktive olduğu merkezlerle fiziksel acı hissettiğimiz zaman aktive olan yer aynı. Gelecekle ilgili bir şey düşündüğümüz zaman bilmediğimiz için irkiliyoruz, ya işimi kaybedersem ya o olursa, ya bu olursa diye... Ama bununla yaşamak mümkün değil. Fütüristler ise diyor ki “O kadar da değil. Gel otur konuşalım. Bak, şuraya kadar ışık tutabiliyoruz, görebiliyoruz.” Mesela “Artık insanlar ofiste çalışmak zorunda kalmayacak” deyince, işsiz kalmaktan korkanlar oluyor. Onlara aslında paranın da ortadan kalkacağını, yenilenebilir enerjinin maliyetleri düşüreceğini, o zaman ticaretin şeklinin değişeceğini anlatıyorlar. Nanoteknoloji ve genetikteki gelişmelerle herkes daha kendine yetebilen ekonomiler haline dönüşecek. Onun için zaten düzen değişecek. Konuştukça herkes anlamaya başlıyor ama bilmeyince korkutucu geliyor. Ne kadar bir zaman öngörüyorsunuz bu değişiklikler için?

Eskiden fütüristlerin olacak dediği şey çok geç gerçekleşiyordu, şimdi çok daha hızlı olmaya başladı. Yani 30-40 sene içerisinde dünya hiç tanıyamayacağımız şekilde değişecek; hem fiziksel hem de teknolojik anlamda. Teknolojik değişimler nedeniyle ortaya yeni yaşam biçimleri ve çözümler çıkacak. İnsan da değişecek. Daha güzel ve daha sağlıklı olacağız, daha güzel ve sağlıklı yaşlanacağız. Her gün bir yerlere koşmak zorunda kalmayacağız. Olduğumuz yerlerden işlerimizi daha çok beyin gücüyle halledeceğiz. Bütün hammali işleri makinelere devretmiş olacağız. “Acaba biz robotlaşmayı görür müyüz?” diyenler oluyor. Görüyoruz bile, zaten robotlarla yaşıyoruz. Şu anda bize para veren ATM bir robot. Uçuş rezervasyonu yaptığımızda arkada binlerce nanorobot çalışıyor. Uzaktan yaptığımız her şey, açılan otomatik kapılar, alarmlar, sensörler zaten robot. Bunların insansı olanları da çıkacak. Hiç tahmin etmediğimiz duygusal alanlarda da onlardan yararlanacağız.

Robotlardan bahsedince insanlığın biteceğine dair kaygılar oluşuyor. Ama siz asıl robotlar gelince hümanizmin artacağını söylüyorsunuz.

Evet! Şu anda çok mu insanız? Bu eleştirileri yaparken insanlar hiç mi düşünmüyor merak ediyorum. İnsanlıktan çıkacağız deniyor ama hangi insanlıktan? İnsanlığa ne zaman girmiştik ki zaten? İnsan kadar vahşi bir şey mi var? Birbirimize ettiklerimize bakın, yaşadığımız hale bakın. Yiyemediğimiz tonlarca şeyi döküyoruz, bir yerlerde ise insanlar açlıktan ölüyor. Dünyada bir kıtlık olacak diye, “Az olsun, benim olsun” diye bir kavga gürültü gidiyor. Halbuki öyle olmadığını anlayacağız ve kavga etmeyeceğiz. Dünyada her şey herkese şu anda da yeter ve bulduğumuz icatlarla çok daha fazla da yetecek. O zaman bizim birbirimize daha çok ve sevgi ile ayıracak zamanımız olacak. Şu anda mesela anneler ve babalar çocuklarını acaba tam olarak sevebiliyorlar mı? Çok büyük sorunlar yaşanıyor çocuklarla aileleri arasında. Bunun nedeni ergenlik falan değil. Anne-baba çocuğunu, yaptığı yatırımı düzgün kullanması gereken bir insan olarak görüyor. Herkesin birbirinden bir beklentisi var. Bu durum hiç insancıl değil. Oysa bu teknolojilerle hem birbirimize daha fazla vakit ayırabileceğiz hem de birbirimizi daha çok anlayacağız. Şimdinin hayat düzeninde ise anne-babalar deli gibi para kazanmaya çalışıyor, yorgun argın eve geliyorlar. Paranın çoğunu çocuklara kullanıyor sonra o çocuklar adam olup kendilerine baksın istiyorlar.

Para ortadan kalkınca denge oluşacak diyorsunuz yani. Para nasıl kalkacak ortadan?

Paranın ortadan kalkmasını sağlayacak şeylerin şu anda içindeyiz. Dijitalleşme, robotlaşma ve yenilenebilir enerji. Buradaki en önemli belirleyici, yenilenebilir enerji. Şu anda da zaten dünyadaki güç dengelerini belirleyen şey enerji kaynaklarının nerede olduğu... Elektriğe tam bağımlı olduğumuzdan beri bunu sağlayacak şey petrol bölgelerindeydi. Petrole bağlılık, fosil tabanlı şeylere bağlılık azaldıkça insanlar, ülkeler de kendi bölgelerine çekilecek, bir denge oluşacak. O bilim, o teknoloji daha

Varoluş nedenimizi buluncaya kadar dünyada hiçbir şey belirli olamaz. O zaman şu meslek şudur, bu meslek de budur gibi şeyler de olamaz. Bu fütüristtir, bu olamaz.” değildir gibi bir şey de

Bu çocuklara bilgisayarı yasaklamak insanlık suçu ile eşdeğerdir. Aksine daha becerikli kullanmaları için desteklemeliyiz.”

hızlı yayılıyor şimdi internet kanalıyla. Bu demek değil ki çok rahat olacağız… Uzay savaşları, siber savaşlar olacak.

Savaşlar hiç bitmiyor demek ki…

Savaş da bir dönüşüm türü, bir eliminasyon aslında.

Barış varsa savaş da vardır…

Evet, her şeyin bir zıddı var. Dünya zıtlıklar üzerine tamamlayıcı bir şekilde kurulmuş. Yani oldukça türbülanslı zamanlar yaşayacağız. Ama dikkat edersek şu anda yaşadığımız da bir kriz dönemi, savaş da var. Ama insanlar eskisi gibi etkilenmiyor, eski insanların duyduğu kaygıları duymuyorlar.

Gelecekte yaşam nasıl olacak?

İnsanlar şimdiki gibi ofise gitmeyecekler, her yerden daha çok kafalarıyla çalışacaklar, o zaman kendi bölgelerinde, evlerinde kalacaklar. Yavaş yavaş köy, mahalle yaşamına döneceğiz. Şimdi özlüyoruz ya köyleri… Aslında şehirlerde köyler yavaş yavaş oluşmaya başladı; şimdinin köyleri olan siteler yapılıyor. İnsanlar ofislere gitmemeye başlayınca tabii o koca iş yerleri de terk edilecek. Şimdi nasıl eski İstanbul’daki ara sokaklarda bir zamanların iş merkezlerinin terk edildiğini görüyoruz. Hatta eskinin sarayları yani devleti yönetme merkezleri bile terk edilmiş. Şimdi oralarda düğünler, balolar düzenleniyor, birçok insan çalışıyor. Tıpkı onun gibi biz de plazaları terk edeceğiz. Şirketlerde, dolayısıyla o binalarda çok az insan çalışır hale gelecek. Üst düzey çalışan az sayıda insan için o ofisler rezidans, kalan bölümler sosyalleşme mekanları olacak. Mecburuz sosyal devletler olmaya. Zaten şirketler sosyal sorumluluğu önemsemeye karar verdiler. Müşteri, şirketin topluma nasıl katkısı olduğuna bakmaya başladı. Göstermelik desteklere de inanmıyor. Yani sonuç şu ki baskıcılık, birbirinin üstüne abanma, birbirinden sakınma, kaçırma, sömürme şeklinde devam etmeye artık imkan yok. Böyle gidebilseydi zaten kölelik yok olmazdı.

Yeni gelen nesil sanki buna hazır geliyor gibi, katılıyor musunuz buna?

Katılıyorum. Facebook açılalı on sene oldu. 20 yaşındaki çocuklar Facebook diye bir şey duyarak büyüdüler. Adı neydi; sosyal paylaşım ağları… Şimdi hipnotik şeylere dikkat etmek lazım. Sosyal ve paylaşım... Hani kadim bilgilerde 40 kere söylersen olur denir, beyin bilimciler de bunu açıklıyor artık. Şimdi bu çocuklar internete doğdular. İnternette en çok kullandıkları kelime; paylaşım. İster sevelim ister sevmeyelim en çok kullandıkları diğer kelime sosyal ağ. Bir ağ insanı onlar ve o şekilde doğdular yani onu duydular. Bunu kim yaptı bilmiyoruz; hep beraber yaptık. Hepimizin buna ihtiyacı vardı ki deli gibi yayıldı, yayıldı. Facebook’un tutmasına neden olan Farmville oyununu hatırlayın. Her şeyini paylaşıyordun, para pul yoktu, komşuluk ilişkileri gelişiyordu. O oyunlarla büyüyen çocukların artık algısı farklı. Başka milletten, başka ırk, başka cins, yaş farkı bilmiyorlar. Reel dünyaya döndüklerinde görüyorlar bunu. Şimdi “dinozor” tabir edilen insanlar yani eski kafalar iş hayatından çekildiğinde daha farklı şeyler olacak. Olmaya başladı zaten…

O yeni köylerde de paylaşma, yardımlaşma öncelikli mi olacak?

Tabii. Aslında birer illüzyon olan hırslarımızı aştığımızda birbirimize yardım edeceğiz. Aslında çalışmak bir yardımdır, biz bunun başka bir şey olduğunu zannediyoruz. İşe gitmeye devam etmek isteyen ya da evde kalıp dünyanın başka bir sorununu çözmek isteyen kişi yemek yapmak istemiyorsa bunun için bir başkasından yardım isteyecek. Karşılığından ona bir hizmet verecek, puan verecek her neyse… Böyle paylaşarak, ortalıkta kavga edecek bir şey olmadığını idrak ederek birbirimizin sağlık, temizlik gibi ihtiyaçlarına hiç utanmadan, yüksünmeden yardım edeceğiz. Yani hayatın anlamını, hayata anlam veren şeyleri bir daha dizayn edeceğiz, tasarlayacağız ve keyfini çıkarmayı öğreneceğiz. O, kaybediyoruz diye üzüldüğümüz insanlık kadar insanlık dışı bir şey yok. Hiçbir şeye vaktimiz yok, konuşmaya bile… Tüm bu hengameyi bir yere koyduğumuz zaman çok güzel eğlenebiliriz, birbirimize şefkat duymayı öğrenebiliriz.

Sosyal medyada orta yaş ve üzeri insanların özellikle siyaset üzerinden çok sert yorumlarına, yargılamalarına şahit oluyorum.

Önümüzde bir dünyanın değiştiğini görüyoruz, bunun heyecanını çok fazla duyuyorum. En heyecanlı insanlık nesli yaşanıyor bu milenyumda. Bir uçta uzaylı gibi insanlar, bir uçta da çok arkaik insanlar var. Onların arasında da ikisini anlayabilen bir grup olmak aslında çok heyecanlı.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.