Kuantum ve tasavvuf

Düşünce gücüne odaklandık, “Sen değişirsen dünya değişir” dedik, kuantum fiziğini takip ettik, heyecanlandık, kendimizi deneyimlere açtık. Yeni sandıklarımız aslında topraklarımızda yüzlerce yıldır vardı da biz üstünü örttük. Şimdi hatırlama zamanı...

Pozitif - - NEWS - MÜRSEL ÇAVUŞ

Murat Tulga Buyruk, kuantum ve tasavvufun aynı bilgiyi anlattığını söylüyor.

Kuantum Penceresinden Tasavvuf ve Bilinç Farkındalığı seminerleri düzenleyen Murat Tulga Buyruk, “İnsanın kendini tanıması, öze dönebilecek noktayı anlayabilmesi, kendini etten zannederken hücre olduğunu, hücrenin nükleik asitlerden, nükleik asitlerin atomlardan, atomların fotonlardan, fotonların kuantlardan oluştuğunu, kuantın nur demek olduğunu, onların nötrinolardan olduğunu, nötrinoların altına inildiğinde de hiçbir şeyin olmadığını yani kendinin olmadığını anlayabilmesi lazım” diyor. “Tanrı Allah’ın Neresinde?” kitabının da yazarı olan Buyruk, bunun yolunun da ilmi ve Allah kavramı ile neyin ifade edildiğini öğrenmekten geçtiğini anlatıyor.

İslamiyet’i ve tasavvufu ilim, bilim ve kuantum penceresinden anlatıyorsunuz. Bu merakınız nasıl başladı?

Bağdat Caddesi’nde yaramazlık yapan gençlerden biriyken 2005 senesinde, 24 yaşındayken büyük bir trafik kazası geçirdim. Kız arkadaşımın kullandığı araba Selamiçeşme’de elektrik direğine sarılı kaldı, iki arkadaşım rahmetli oldu. Ben de üç buçuk ay komada kaldım. Kendimi toparlayınca Allah kavramını merak etmeye başladım. Bu yola öyle çıktım.

Nasıl bir araştırma yaptınız?

Önemli bir zatın eğitiminden geçtim. Ondan sonra devamı geldi, ilmi öğrendim. Seyahat acenteciliğine yoğunlaştım, Antalya’ya yerleştim. Seyahat acentesi açmamı ilim aldığım zat önermişti. Yapabileceğim başka işler varken beni hiç bilmediğim bir sektöre yönlendirdi, bu sayede birçok ülke gezdim, bir sürü insan tanıdım. 2000’ lerde kuantum fiziği dünyada hareket kazandı. Türkiye farkında bile değildi. Yurt dışında oluşum beni ona çekti. İlimle bilimi bir araya getirmek istiyordum. Bu esnada ben de kuantum kavramını incelemeye başladım.

Kişisel gelişim alanında birçok kişi bu konu üzerine çalışıyor. Siz de onlardan biri misiniz?

Kuantum fiziği düşüncenin maddeye dönüştüğünü hesapladığı için kuantum düşüncecileri çıktı. “Olumlu düşün olumlu yaşarsın, düşündüğünü yaşarsın” dediler. Ne kadar anlayarak yaptılar bilmiyorum ama en azından insanları olumlu düşünmeye yönelttiler. Öte yandan atalarımız zaten, “İyi düşün, iyi olsun” diyorlardı. Ben de arayış içindeyken 2004 senesinde bir kuantum fiziği profesörü ile tanıştım. Ondan düşüncenin bir foton enerji olduğu, her an bir sonraki anı yarattığımızı, düşünce enerjisinin çok güçlü bir enerji olup, gün içinde en az 60 bin, en çok 90 bin düşünce enerjisi yaydığımızı öğrendim. Daha sonra Bakara Suresi 284’e takıldım. Taşları yerine oturtmamdaki dönüm noktası buydu.

Bakara suresi ne diyor?

Diyor ki; bilinçlerinizde düşündüğünüz ne varsa gizleseniz de açığa çıkarsanız da, Allah varlığınızdaki Hasiyb esmasının özelliği ile size onu bir gün yaşatır. Yani Kur’an da “Düşündüğünü yaşarsın” diyor. Esmaların nasıl frekanslar yaydığını ve ne anlamlar taşıdığını iyi bilmek lazım. Esma kitapları vardır, Allah’ın 99 ismi derler. Allah’ın esmaları 99 ile sınırlı değildir, isim de değildir, en güzel manalar demektir. Her birimiz Allah’ın manalarını açığa çıkartıyoruz ve her birimiz Allah’ın esma terkipleriyiz.

İnsanda nasıl tezahür diyor bu?

İnsanda Allah’ın tüm manaları var. Her birimizde bunların açığa çıkışı farklı frekanslar oluyor. Bir adama bakıyorsun, çok celalli, celal manası daha fazla açığa çıkmış. Başka bir adama bakıyorsun onda da celal var ama onu sinirlendirene kadar üç gün geçiyor. Onda Celal esması daha az açığa çıkmış. Beyin hücrelerimizin esmalardan açığa çıkan frekanslara göre programlandığını bir bilim adamı keşfetti. Bu programlanan hücreler nöron bağı yaparak açığa çıkartır, nöron bağı yapan hücreler ne kadarsa o frekans o kadar açığa çıkar ve açığa çıkan enerji yaşam formumuzu oluşturur. Zikir önemlidir, nöron bağı yapan hücrelerin arasında o frekansa göre bioenerji akışı oluşur, tekrarla bu artar. Artınca aynı programda atıl bekleyen hücrelerin üzerine sıçrayarak, onlardan da birkaçı daha devreye girerek nöron bağı artar, zikir çalışması yapanlarda bir kapasite genişlemesi olur. Zikirle ciddi değişiklikler yaratabilirsiniz. Zikir çalışmak manayı tekrar etmektir. Örneğin Fettah manası, Rezzak manası, Rahman manasını içinizden sessiz sessiz tekrar etmeniz yeterlidir. Aslında sesli veya sessiz olması fark etmiyor, düşünce enerjisi önemli. Beyin hücreleri ses frekansına göre programlanmış ama ses frekansının çıkması için önce düşünmek gerekiyor. Düşünce hızı en güçlü enerjidir. Her birimiz ona sahibiz. Bu konudaki bilgisizliğimizden dolayı gerektiği gibi kullanamıyoruz veya yanlış kullanıyoruz. Ben sistemi insanlara anlatıyorum. İlimle bilimin iç içe olduğunu Kur’an da anlatıyor. O zaman neden birbirimizi ayırıp parçalıyoruz? Birleştirelim; tekliği ve bütünlüğü görelim. Düşüncelerimiz ve yaşamımız değişsin. Biz hala bunun farkında değiliz. Sonraki hamlemizi nasıl yarattığımızın farkında değiliz. Saçma sapan film ve dizileri seyrederek bir sonraki anımıza neler ektiğimizin farkında değiliz. Onun için “Hadi gelin önce kendimizle barışalım, sonra kendimizi tanıyalım” diyorum.

Bu nasıl olacak?

Kendimizle neler yapmaya kadir olduğumuzun farkında varalım ki, “ben değişirsem her şey değişir” i anlayalım. Benim değişmeye niyetim yoksa hiçbir şey değişmez. Onun için hep öze dönüp kendimizden başlayacağız, sonunda Allah kavramını anlayacağız, cennetle sınırlı kalmak yerine ona yakın olacağız. 2004’te tanıştığım profesörden aldığım bilgilerle Kur’an’daki birçok ayet bende yerine oturdu. Ondan sonra ben de farklı bir yola çıktım. 2005’te seyahat acentemi kapattım, İstanbul’a döndüm, ilmi pekiştirdim. Dört buçuk yıldır ilmi seminerler, organizasyonlar ve eğitimlerle anlatmaya çalışıyorum. İnsanlar çok güzel bilgiler alıyor, gökteki Tanrı korkusu bitiyor, sevginin oluşumu ile bütünlüğü yaşama yolunda çok mutlular. Korkuyla bir yere varamayız, sevgiyle varırız. Hz. Muhammed de bir hadisinde şöyle diyor: ‘’Korkutmayınız, müjdeleyiniz.” İşte tüm bu sebeplerden dolayı Allah kavramını anlamamız, onunla bütünleşmemiz, kendimizi tanımamız lazım. Şu an 32 hafta süren bir eğitimim var, seminerlerimde ilimle bilim iç içe. İlk etapta tasavvuf penceresinden kuantum düşünce sistemi ile başladım. Sonra da kuantum penceresinden tasavvuf eğitimi diyoruz. Buna benzer yine tasavvuf ve kuantum ile bilinç dönüşümü seminerlerim var.

Kuantum ile tasavvuf arasındaki paralellik nedir?

İkisi de aynı şeyi anlatır. Bugün birçok kuantum profesörünün ispat ettiği şeyi tasavvufçular 1000 küsur yıl önce zaten anlatmış. Bilimin ispatı, o profesörün bunu yaşaması anlamına gelmiyor. Bilimsel olarak ispat ediyor, fakat tasavvufu anlayan zatlar bunu yaşıyor. Önemli olan da ilmi yaşayabilmek, bilgiyi alıp, özümseyip hayata geçirebilmek. Seminerlerimde yapmaya çalıştığım bu, bununla ilgili de bir kitap yazdım.

Kitabın ismi ilginç: Tanrı Allah’ın Neresinde? Bu ne demek?

Çünkü Allah tekliktir ve bütünlüktür. “Ben ve Allah” yok fakat biz O’nu öteye koyduk, Tanrı yaptık. Şirk üstüne şirk koşuyoruz. Ben de soruyorum; sadece Allah var, gayrı yok ise burada Tanrı nerede?

İlimle bilimin iç içe olduğunu Kur’an da anlatıyor. O zaman neden birbirimizi ayırıp parçalıyoruz? Birleştirelim; tekliği ve bütünlüğü görelim.

değişmez.niyetim Benim yoksa Onun değişmeyehiçbir için şey hep öze dönüp kendimizden başlayacağız, sonunda Allah kavramını anlayacağız, cennetle sınırlı kalmak yerine olacağız.ona yakın

Aslında bu bir roman. Bir hayat hikayesinin içerisinde baş karakter sistemi anlıyor. O da biraz benim hikayem. Her okuyandan çok iyi dönüşler aldım. Seminerlere gelenlerin okuduğunda anlaması normal ama seminere gelmeyen insan da bunu söylediği zaman, “Amacıma ulaştım” diyorum. Bugün insanlar sistemi anlayamıyorlar, sıkıntı burada. Ben de hepsini bir araya getirip elimden geldiğince sunmaya çalışıyorum.

İlmi almak için ne yapmalıyız?

Düşünmek ve istemek lazım. Düşünmek yeterli, karşınıza gelir, kapı bir şekilde açılır. Düşünerek bir sonraki anı yarattığımız için düşünüp yoğunlaşırsak olur. Ben zaten bunu düşünerek karşıma getirdim. Kazadan sonra ilmi öğrenmek istedim, o zaman kaynak yoktu, internet, bilgisayar, cep telefonu yoktu, televizyonda tek kanal vardı. Kitap bulamazdınız. Bilgili birisi karşınıza gelecek de alacaksınız. Şimdi çok kaynağımız var. Doğru, yanlış ayrı bir şey, ben düşünerek kapıları açtım ve bana ilmi anlatacak kişi karşıma çıktı.

İnsanın ilmi alması ne demektir?

Sistemi öğrenmesi, kendini tanıması, öze dönebilecek noktayı anlayabilmesi, kendini etten zannederken hücre olduğunu, hücrenin nükleik asitlerden, nükleik asitlerin atomlardan, atomların fotonlardan, fotonların kuantlardan oluştuğunu, kuantın nur demek olduğunu, onların nötrinolardan olduğunu, nötrinoların altına indiğinde de hiçbir şeyin olmadığını yani kendinin olmadığını anlayabilmesi lazım. Bunun yolu da ilmi öğrenmekten geçiyor. Sadece Allah’ın olduğunu, Allah kavramı ile neyin ifade edildiğini öğrenmemiz lazım. Öteki türlü “Ben varım” dersin, “Gökteki Tanrı” dersin. İlim sana bütünü yaşama yolunu açar, o zaman her şey olması gerektiği gibi olacak bilinciyle seyre geçtiğin için iyi, kötü, güzel, çirkin kalmaz. Şimdi hepsi var. Kızıyorsun, bağırıyorsun, “Kötü, güzel, çirkin” diyorsun, “Ben” dedikçe açığa çıkan enerji bu olduğu için hep aynı filmi seyretmeye devam ediyorsun. Sonra da hep kızıyorsun, yine kızıyorsun ve aynı filmi seyretmeye devam ediyorsun. Ne oluyor? Ahmet’in yerine Mehmet, Mehmet’in yerine Ayşe geliyor. Artistler değişiyor, senaryo aynı. Senaryoyu nasıl değiştireceğimizi anlatıyorum. Bendeki senaryoyu değiştirirsem, yaşayacağım senaryo farklı olacak. Senin yaşayacağın film farklı olacak. Bundan haberimiz yok.

Niye bu bilgiyi bilmiyoruz, neden tekrardan öğrenmemiz gerekiyor?

Bu hepimizde var ama üstünü örttüğümüz için açamıyoruz. Genetik formlar, anne rahminde annenin yüklemeleriyle kişilerde açılımlar oluşuyor. Şems, yedi yaşında her şeyi çözüyor. Demek ki annenin burada dokuz aylık süreçte yaptığı muazzam bir yükleme var. Hz. Muhammed daha önceki resullerin, nebilerin vardığı noktadan da öteye geçip son noktaya kadar geliyor. Hz. Muhammed’e baktığımızda onun oluşumunda da esmaların bağlamları ve açılımları ile ilgili ciddi şeyler var. Bu sonuçta beyin ve akılla ilgili bir durum ancak akıl ile yolun sonuna kadar varamayız. Fakat yola akılla çıkarız sonra akıldan çıkarız. Ne derler; ya deli olursun ya veli olursun.

Akıldan sonra bize yoldaş olan ne var?

Aklın bittiği yerde gerçek iman, imanın bittiği anda ikan başlar. Artık sen yoksundur sadece Allah vardır. Bunu seminerlerde uzun bir şekilde anlatmaya çalışıyorum. Bir günde bitecek bir şey değil o yüzden 32 hafta sürüyor. Eğitimleri almaya niyet edenler gerçekten mutlu oluyor.

“İlim sana bütünü yaşama yolunu açar, o zaman her şey olması gerektiği gibi olacak bilinciyle seyre geçtiğin için iyi, kötü, güzel, çirkin kalmaz. Şimdi hepsi var. Kızıyorsun, bağırıyorsun, ‘Kötü, güzel, çirkin’ diyorsun.”

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.