HANDE AKIN

Osho Festivali’nin ardından...

Pozitif - - NEWS - HANDE AKIN

Çok uzun zaman önce tatil anlayışım değişti. Tatil tercihim; yaptığım işler, mesleğim sebebiyle de sadece deniz ve güneşle şezlong tatilinden farkındalığımı geliştiren, kişisel gelişim alanına hizmet eden yoga, meditasyon ve çeşitli spiritüel çalışmaların yer aldığı tatillere kaydı. Yıllarca “Ben zamanı” tatilleri düzenleyerek kişilerin değişim, dönüşümlerine bu tatillerin büyük katkı sağladığına şahit oldum. Tatillerimde kendime dair bir şeyleri keşfetmek, özüme daha da yakınlaşmak için mistik yolculukları tercih eder oldum. Bu yolculuklara, kalbime gelen bir çağrıyla yol alıyorum ve bazen buna bir arkadaşım vesile oluyor. Midilli Adası’ndaki Osho Festivali’ne de sevgili dostum Zeynep’in çağrısı vesile oldu.

Ayvalık’tan bindiğimiz feribotla bir buçuk saatin sonunda Midilli’ye vardık. Osho Afroz Meditation Center’ın yolunu tuttuk. Yer yer yemyeşil yer yer çorak görünen bu adanın hissettiğim kadarıyla enerjisi yumuşacıktı. Tam dişil enerji… Denizin güzelliğinden, tadına doyulmazlığından bahsetmek az kalacağı için orayı pas geçiyorum.

Osho Afroz, birkaç taş ev, birkaç ahşap klübe ve festival sebebiyle çokça çadırın yer aldığı, zeytin ağaçlarının serpildiği bir alanda… Son anda gitmeye karar verdiğimden benim için bir ilk olan çadırda konaklamaya kendimi oldukça hazır hissediyordum. Bir buçuk metrekarelik çadırıma adım atarken çocukluğumda kardeşimle birlikte minderlerden oluşturduğumuz çadır geldi hatırıma… O sözde çadırın içinde saatlerce kalıp oynadığımı hatırlıyorum. Çocukluk anım bir anda canlandı, tam da çocuk parkının yanında, zeytin ağacının altındaki çadırımda… Çadırda konaklamaya razı gelince ve “olan güzeldir” diyebilince üçüncü günün sonunda festivalden erken ayrılan arkadaşımın ahşap kulübesine transfer oldum. Benim için olana razı gelip şükrettiğinde güzel bir hediyenin de zahmetsizce gelmesinin örneği oldu bu güzel geçiş..

Zeynep’in arkadaşlarıyla buluşup da kendimizi Eressos sahilinde denize attığımızda derinden bir “Ohh” dedim. Çok şükür! Şükretmenin enerjisi çok güçlü…

BEMBEYAZ GİYİNMİŞ 200 KİŞİ

Neyse; gelelim festivale... Dünyanın pek çok ülkesinden yaklaşık iki yüz kişi hep birlikte beyaz kıyafetler içinde“evening meeting” olarak isimlendirilen buluşmada dans ediyor ve gene hep birlikte muhteşem bir ağacın altında sessizce canlı müzik eşliğinde meditasyon yapıyor. İnsanın içini derin bir huzur kaplıyor. Zaman, mekan yok oluyor. Zihnim gittikçe sessizleşirken sadece kalbimin genişlediğini, enerjimin yükseldiğini hissediyorum. Yaklaşık kırk beş dakikalık meditasyonun ardından Osho’nun konuşmasını dinliyoruz. Festivalin ilk günü festival açılış etkinliğinde Osho konuşmasında Kuran-ı Kerim’den ve Hz. Muhammed’den bahsedince kalbim

hızla çarpıyor. Allah’ın Yunanistan’ında, Hintli bir adam özgürlükçü felsefesiyle insanlara kendini dinletirken Peygamberimiz Hz. Muhammed’den bahsedince ve Kuran-ı Kerim’i örnek gösterince İslam dinine bu kadar önyargılı ve mesafeli duran bazılarımıza ve başka topraklarda başka kültür ve din algılayışları içinde yetişen onca insana inanç kavramını sorgulatıyor. Sorgulayanlar gösterilen, empoze edilen İslam ve peygamber kavramlarına gönül penceresinden bakabilmek ve hakikati algılayabilmek için bir yol bulabiliyor. Nitekim tanıştığım Alman Stephan ile sohbetimizde Konya’ya ziyaretlerini, Hz. Mevlana’ya olan sevgisini dile getirmesi İslam’dan ayrı bir Rumi olmadığını hatırlatıyor bana…

MİDİLLİ’DE SUFİLER

Festivalin ilk günü katıldığım ilk etkinlik Osho No Dimensions Meditation’da da sema yapmayı öğretmesinler mi? Hem sevindim hem de sufilerin yüzyıllardır yaptığı semanın, Osho Meditasyonu olarak sunulmasına şaşırdım. Bunu Alman Stephan ile konuşunca onun “Manevi zenginliğinize hayran olmamak mümkün değil” sözleri gözlerimi yaşarttı. Peki bugün hayatta olmayan ancak söylemleriyle pek çok kişinin takip ettiği Osho dahi bu zenginliğin farkındayken biz bu manevi zenginliğin ne kadar farkındayız, ne kadar bilincindeyiz, ne kadar sahip çıkıyoruz diye düşünmeden edemedim. Biz Türkler bir boyutta, Müslüman topluma doğmayı ve bu toplumda yaşamayı seçenler İslam dininin hakikatini algılayabiliyor muyuz? Bu soruları sormamız ve özümüzden, bilinçli farkındalık boyutundan cevaplarımızı bulmamız gerektiğini hissettim.

Festivale geri dönecek olursak; her sabah yedide yapılan dinamik meditasyon, sıkışmış duygusal enerjimizi dans ederek, nefesle ve sesle akıtmak için güzel bir araçtı. Beden hareket ettikçe sanki tıkanmış, sıkışmış enerji de harekete geçiyor ve serbest kalıyor. Atalarımızın “Harekette bereket vardır” sözü hatırıma geliyor.

REDDEDİLSEN DE ÖLMEZSİN

İlk gün katıldığım iki saatlik “İlişkilerin simyası” atölyesinde ise yaptığımız çalışmalarda yalnızlık ve tekbaşınalık kavramlarına dair farkındalıklarımızı paylaştık. Tek başınalık müthiş bir özgürlük ve her şeyi yapabilme gücünü hissettirdiği için tercih edilebiliyor. Ancak şimdiki idrakımla; egonun bu kazancı bir yerde kilitleniyor. Birlikteliği yaşarken bir sevgili, bir eş, bir partnerle yaşamı deneyimlerken de özgür ve güçlü hissetmek ve hissettirebilmek için alan tutabilmekte marifet. Daha fazlasını yıllar önce okuduğum Osho’nun, “Aşk Özgürlük Tek başınalık” kitabında bulabilirsiniz. Bu atölye çalışmasında; duygudan duyguya geçmeyi, öfkeyi, üzüntüyü, harika bir sürpriz hediye karşısında sevinci ifade etmeyi deneyimlerken fark ettim ki reddedilme korkumuz sürprizler yapmamıza engel oluyor. Reddedilsek de bir şey olmadığını, ölmediğimizi deneyimleyerek aşmak gerek. Kısacası; cesaretle tatlı sürprizler yapmak gerek.

İkinci gün katıldığım “Sevgi&Yalnızlık” başlıklı atölye çalışmasında ise karşı cinse fiziksel olarak yaklaşmanın ve uzaklaşmanın nasıl duygudan duyguya geçirdiğine bir kez daha şahit oldum. Duygudan duyguya geçerken bedenin hisler aracılığıyla fiziksel bir etkileşime girmesi ise enerji alanlarımızın birbirimize nasıl da etki ettiğinin çok güçlü bir kanıtı aslında...

Festivalde çok hoşuma giden etkinliklerden biri de “Splash Party”ydi. Sularla oynadığımız ve birbirimizi ıslattığımız parti, çocuk neşesinin doruğa çıktığı bir eğlenceydi. Yetişkin olunca yapmaya çekindiğimiz, kendimizi kontrol ettiğimiz ve oyun oynamaktan vazgeçtiğimiz her anda neşeyi yok ediyoruz aslında... Neşe olmayınca yaşam, tatsız tuzsuz yemek gibi... Bir şekilde doyuyorsun ama lezzet yok. Dolayısıyla; çocuk gibi oyun oynayabilmek yaşamı eğlenceli, neşeli kılıyor...

KALIPLAR BİR BİR KIRILIYOR

Festivalde çok çeşitli atölyelerin yanı sıra Osho Afroz’un ortamı da pek çok düşünce kalıbını fark etmek ve dönüştürmek için idealdi. Örneğin ortak kullandığımız tuvalet ve duş hijyen takıntısını ortadan kaldırabilir. Örtünmeye ve bedeni gizlemeye dair aldığımız kodlamalar ve utanma duygusu Avrupalılar’ın rahatlığını görünce yok olabilir. Kısacası; olana uyum sağlamak ve zihne hücum eden düşüncelerle dans etmek, eğlenmek bu ortamda mümkün. İsteseniz de istemeseniz de doğalınız olan doğaya dönünce daha rahat hissediyorsunuz. Alıştığımız ve konforlu zannettiğimiz alandan çıkınca esas konfor başlıyor. Her şeye uyumlanabilme konforunun üzerine yok arkadaşlar...

Canlı müzik konserleri ve aktivitelerle dolu dolu geçen hafif tatil köyü aksiyonlarını da barındıran festivalden bir akşam kaçamak yapıp sahile yemeğe indiğimde güneşin Eressos’da muhteşem batışına ve hilal şeklinde kızıl ayın doğuşuna eşlik ettim. Bu özel gecede aslında komşumuz Yunanistan’la ortak zevklerimizin keyfine vardım. İki millet arasında hiçbir sorun yok aslında sanki sözsüz bir kardeşlik türküsü var, dudaklarımızda mırıldanıyoruz keyifle... Geçmiş ise çok gerilerde kalmış, engel değil şimdide yaşanan dostluğa... Bir kez daha şükrettim Büyükada’da Rum asıllı dostlarımla geçen çocukluğuma ve tüm paylaştıklarımıza...

Farklı deneyimler ve yepyeni farkındalıklarla keyifli geçen festivalin hediyelerinden biri de tabii ki tanıştığım ve çok kısa sürede kaynaştığım insanlar oldu. İnsan insanla coşuyor kah hüzünlenip ağlıyor kah el ele birlikte zikrediyor Allah’ı...

Festivalin son günü Heart Dance etkinliğine katılınca tüm hücrelerimde hissettim o muazzam enerjiyi... İki çember halinde pek çok milletten el ele tutuşan yaklaşık iki yüz insan birbirlerinin gözünün içine bakarken hep bir ağızdan bu şarkıyı söylüyordu: When you let go into nothing It goes straight to your heart And it gives you such a sweet feeling That it tears you apart La ilahe illAllah Kendini hiçliğe bırakırsan Yüreğine ulaşırsın Ve öyle tatlı bir his dolar ki içine Eriyip gidersin Allah’tan başka ilah yoktur Benim için sözün bittiği yer... Yazım şifa niyetine olsun. Ve de öyledir... Sevgilerimle...

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.