PINAR SALAHOGLU

Yürüdükçe her şey değişir

Pozitif - - NEWS - Pınar Salahoğlu Wellbeing Coach

“Ardımıza dönmeyeceğiz…” Gandi

Gandi’ye göre yürüyüşün yavaşlığında hızın reddedilmesi vardır. 1909 tarihli ‘Hind Swaraj’ adlı metninde modern uygarlığı eleştirir. Bu metin şiddet içermeyen bir yolun savunucusu olmanın yanı sıra yavaşlığa adanmış bir övgü gibidir. Gandi’ye göre yavaş ve sakin enerji anaç ve dişildir. Yavaş yürümek dayanaklılığın sakin enerjilerini beslemektir. Yürüyüş, alçakgönüllülükle yapılır ve böylece zayıflığımızı, ağırlığımızı hatırlarız. Alçak gönüllülük sınırlarımızla barışmaktır. Bildiklerimiz hakikatin, yapabileceklerimiz ise gücün karşısında bir hiçtir. Bu kabul, haddimizi bilmeyi öğretir.

Gandi, yaşamı boyunca durmadan yürür. Yaptığı bu uzun yürüyüşlerin amacı herkes için dua ederek, sevgi ve kardeşliği canlandırmaktır.

Kırklı yaşlarını devirdikten hemen sonra Jean-Jacques Rousseau da içinde direnen şeyin ne olduğunu bulmak ve kendi içinde insanın üzerindeki verniği kazıyarak, sadece uygarlaşmış, doğası değişmiş, toplumsal tutkularla şişmiş son insandan bahsettikleri için kitaplarda olmayan bir portreyi teşhir etmek amacıyla yani ilk insanın resmini çizmek tutkusuyla uzun orman yürüyüşleri yapmıştır. Bu yürüyüşler, bitmez tükenmez okumaların aksine ormanda uzun uzun gezinmeyi gerektirirken, Rousseau sürekli kendini sorgulamış ve bir süre sonra o ilkel, yabani, masum adamın kırılgan ve titrek siluetinin içinde belirmeye başladığını hissetmiştir. İnsanın yüreğini dinleyebilmesi için kaybolması gerektiğini söyler. “Eğer insan içinde pır pır eden ilk insanı duyumsarsa kendisiyle daha barışık olur artık kendisine tapmaz, sadece kendisini sever, kendi dışındakilere de sadece merhamet duygusu ile yaklaşır” söylemleri onun bu özgür yürüyüşlerinin keşfidir. Kaybedecek bir şey yoktur. Yürüdükçe etraftaki her şey de bu değişimden nasibini alır. Çünkü bu sakin ve amaçsız yürüyüşler sırasında dünyadan bir şeyleri beklemeyi bırakır bırakmaz, dünya da kendini size verir, bırakır, teslim olur. Hiçbir şey beklemez olduğunuzda, mevcudiyet için bir takviye, karşılıksız bir lütuf olarak sunulur her şey.

“Sadece kitaplar arasında düşünebilenlerden, aklını

kitapların dürtüklemesini bekleyenlerden değiliz biz. Bizim ethosumuz (kişilik-karakter) açık havada, tercihen yolların bile tefekküre daldığı ıssız dağlarda veya deniz kıyılarında yürüyerek, sekerek, tırmanarak, dans ederek düşünmektir” diyen Nietzsche yürürken düşünmüş, yazmayı ise kısa bir mola anına indirgemiştir. Ona göre tırmanan beden güç harcar, sürekli baskı altındadır. İrdeleme halindeki düşüne yardım eder, biraz daha ileriye, biraz daha yükseğe iter onu. Enerjiyi heba ederek değil, enerjiyi harekete geçirerek ilerlemek, ayakları yere basıp, bedeni yavaşça kaldırmak, sonra da dengeyi yeniden tutturmak önemlidir. Düşünde söz konusu olan, çok daha inanılmaz, duyulmamış, yeni bir fikre ulaşmaktır. Yani önemli olan irtifa kazanmaktır. Bazı düşünceler düzlüklerin ve kederli kıyıların altı bin adım yukarısında akla gelir sadece.

Dolayısıyla yürümek durmadan faniliğimizi hatırlatır bize; kaba ihtiyaçlarla ağırlaşmış bedenlerimiz nihayetinde toprakla bir bütündür. Yürümek kendimizi topraktan yukarı taşımak, yerçekimini yenmek veya hız ve yüksekliğin aldatmacası ile faniliğimizi unutmak değil, faniliğe alışmaktır.

Yürümek durmadan faniliğimizi hatırlatır bize; kaba ihtiyaçlarla ağırlaşmış bedenlerimiz nihayetinde bütündür.” toprakla bir

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.