Çalınan her nota çalındığı ana ait

Işıklar sönüyor, mumlar yakılıyor, telefonlar sessize alınıyor, gözler kapatılıyor ve müziğin akışına teslim olunuyor. Sadece seyirci değil, sanatçılar da o akışta gelen enerjiye göre bir performans sergiliyor. Bu doğaçlama müziğin titreşimleri izleyicile

Pozitif - - MÜZİK - DERAN ÇETİNSARAÇ

Üç müzisyen bir araya geliyor, manevi birliktelikle sahneye çıkıp tamamen doğaçlama müzik yapıyor. Şaman ritimleri barındıran müzikleriyle hem onlar hem de onları dinleyenler şifalanıyor. Farklı yollardan gelip 2016 yılında ilk konserlerini veren Shamoon grubunun üç üyesi Ayda Mehtap (şaman davulu, vokal), Cenk Güçbilmez (perküsyon) ve Kerem Köseoğlu (bas gitar, vokal), kelimeye kolay dökemedikleri bazı manevi deneyimlerin ancak müzik lisanıyla anlatabileceğini düşünüyor. Üstelik müziğin manevi deneyimler yaşamak

için en etkili araç olduğu konusunda hemfikirler. Yaptıkları müzik, ağırlıklı Şaman ritimler barındıran ancak başka türlere de açık olan özgür bir tarz. Grubun konserlerine gidenlerin bu konulara ilgi duyması gerekmiyor. Shamoon grubu mumları ve tütsüleri yakıp doğaçlama tınılarını yaymaya başladığında tek yapacağınız gözlerinizi kapatıp bir niyet tohumu ekmek. Bakarsınız konserin sonunda sizin tohumunuz ilk filizini vermiş bile olabilir.

Şamanizm’e merakınız ne zaman başladı ve grup fikri ne zaman ortaya çıktı?

Ayda: Grupta şamanik çalışmalarla uğraşan ve şaman davulu çalan benim. Uzun zamandır bu konuya ilgim ve hatta bu alanda çalışmalarım da var. Şamanizm’i araştırırken bir yandan da müzikle uğraşıyordum. Tam o dönemde bir hayal geçti zihnimden; işte grubumuzun hikayesi de bu hayalle başladı. Daha sonra Cenk’le tanıştım ve ona anlattım bu hayali. Sonrasında kafamızda bir proje oluştu ve detaylandırdık. Sonra da Kerem katıldı aramıza. Ne yapmak istediğimiz belliydi sadece bunu sahnede geliştirip netleştirecektik. Yaptığımız müziğin bir tarzı yok çünkü tamamen doğaçlama.

Şamanik müzik olduğunu söyleyebiliriz çünkü ritimlerde ve ruhta bu düşünceyi barındırıyor. Bunun dışında tamamen özgür ve doğaçlama bir müzik. İçerisinde başka tınıları da alabiliyorsunuz; mesela sufi ezgiler içeriyor. Eski Türk ezgileri yer alırken yeri geliyor modern bir tınıyla harmanlayabiliyoruz. Bazı konserlerimizde elektronik düetler yaptık, derken araya neyler girdi. Bir konserimize Brezilyalı müzisyen arkadaşımız Jozi samba ile tat kattı. Hatta albümümüzde de konuk müzisyen olarak bize eşlik etti. Yine tamamen doğaçlama bir şekilde onun evinin yakınındaydık. “Albüm mü kaydediyorsunuz? Haydi ben de geleyim” dedi. Bir hangram kaptı geldi. Şansa onun çaldığı hangramla bizim tonlar da tuttu.

Şamanlar müziği şifa amaçlı kullanıyordu değil mi? Hatta çaldıkları enstrümanlar da özellikli oluyordu.

Ayda: Davulun aslında şöyle bir özelliği var; davul sesi şamanik çalışmalarda kişiyi transa daha kolay yoldan sokuyor. Yani o ritimler, ritimlerin arasındaki boşluklar ve frekanslar, kişinin transa girmesini kolaylaştırıyor. Hem bu sebepten hem de ilkel çağlarda davul yapılması kolay bir enstrüman olduğu için tercih edilmiş. Şamanlığın kökü insanlığın ilk çıkış tarihi ile birlikte ortaya çıkmış bir olgu. Dolayısıyla insanlar kendilerini, dünyayı, yaşamı ve canlıları keşfettikleri zaman müziği de doğal akışında keşfediyorlar. Doğayı dinliyorlar, doğadan yola çıkarak zaman içerisinde çeşitli teknikler geliştiriyorlar. Dolayısıyla müziğin şifa çalışmalarında büyük yeri var. Benim çaldığım alet de Şaman davulu diye geçiyor ama orijinal Şaman davulunda önce özel bir hayvanla bağ kurulur, hayvandan ruhsal olarak izin istenir. Bu hayvan izin verdikten ve onun işaretini aldıktan sonra hayvanı usulüne göre keserler. Kurban işleminin ardından derisi belli ritüel ve işlemlerle alınır, davulda kullanılır. Hatta şöyle bir şey var; davul yapıldıktan sonra hangi Şaman’a aitse, davula ondan başka hiç kimse dokunamaz. Bir rivayete göre dokunan kişi büyük bir felakete uğrar ya da ölür.

Şamanların yaşamı zaten ritüeller üzerine kurulu. Sizin Şamanik yolculuğunuzda ruhsal hayvanınız var mı? Ruhsal hayvanınızlı nasıl ve ne zaman tanıştınız?

Ayda: Her şey bir rüyayla başladı. Çocukluğumdan hatta doğduğum andan itibaren başlayan ruhsal bir serüvenim var. Ki ben Şamanlığı çok sonra keşfettim; daha doğrusu o beni çağırdı. Şamanizm’le tanıştıktan sonra yaşamımla çok paralel olduğunu gördüm. Vizyonlar, rüyalar, yaşadığım deneyimler derken her gün başka bir farkındalık yaşadım. Zaman içinde bu ruhsal çalışmalar benim rotamı oluşturdu ve insanlarla paylaşmaya yönlendirdi. Sizin hayvanlarınız neydi?

Ayda: En belirgin olanı siyah panter, bir tanesi de beyaz attı. Bunlar vizyon olarak bariz gelenler ama tabii yardımcı hayvanlar da oldu. İnsanlara anlatma yolu olarak da yaptığım iş olan müziği seçtim. Yani fikir ilk benden çıktığı için tarzımız da şamanik oldu. Shamoon güzel bir isim; anlamı nedir?

Ayda: İsim babamız Kerem. Cenk’le tanışıp bu müziği yapmaya karar verdikten sonra Kerem katıldı. O gün provaya girdik. Aslında prova adı altında bir mini konser

verdik. Sahneye çıkmadan ‘Ne olsun adı?’ dedik. Kerem, şaman ve benim ismimde yer alan ay kelimesinin İngilizcesi olan moon’u birleştirdi.

Bu arada sizin hayatınızda müzik vardı ama başka bir işte çalışıyordunuz değil mi?

Cenk: Geçen seneye kadar bu durum böyleydi ama artık değişti. 15 sene kadar ithalat ve ihracat geçmişim var. Kurumsal yaşamın yanında müzik de yapıyordum. Daha çok Afrika müziği olmak üzere çeşitli guruplarla çaldım. Geçtiğimiz sene sesle şifa çalışması ile tanıştım. Derken hayatıma Tibet kaseleri, kristaller, gonglar ve davullar girdi. Bu çalışmalar beni öyle bir yola getirdi ki kurumsal hayatı tamamen bıraktım. Sahneden müziğimiz aracılığıyla insanları şifalandırmak, rahatlatmak istiyoruz. Şifa kelimesini kullanmayı da çok istemiyoruz aslında… İyi hissetmek de bir şifa değil mi?

Cenk: Kesinlikle. İnsanların biraz daha ruhsal boyutlara geçişine yardımcı olmak amacıyla bu grubu kurduk. Şamanizm’e çok odaklandık ama şamanik ritimler yapmış olduğumuz müziğin bir bölümü sadece. Sonuçta tüm konserlerimiz doğaçlama oluyor. Müziğimizi tek bir kalıba sokmak mümkün değil.

Bir dinlediğini bir daha dinleyemiyor musun? Cenk: Aynen öyle... Bizi dinlemeye gelenler de şekillendiriyor o an çalacaklarımızı.

Yani bir nevi aile dizimi gibi grubun enerjisi mi yansıyor müziğinize? Cenk: Kesinlikle. Grubun üçüncü üyesi olarak sizin de hikayenizi öğrenebilir miyiz?

Kerem: En karışığı benimki olabilir... Çok küçük yaştan beri hobi olarak başlayıp sonradan tam zamanlıya dönüşen birkaç alanım oldu. Bunlardan biri yazılım mimarlığı, bir diğeri yazarlık ve son olarak da müzik. Tabii bir yandan da meditasyon geçmişim var; yaklaşık 20-25 yıldır meditasyon yapıyorum. Dolayısıyla gruba katılmam tüm ilgi alanlarımın harmanlandığı bir şey oldu. Yazılımdan gelen analitik taraf var, yazarlık

ifade gücünü temsil ediyor, meditasyon sağ beynimi çalıştırırken müzik de işin rengini belirledi. Üçümüz de farklı yollardan aynı istikamete gitmişiz. Cenk işin ses tarafındaydı, Ayda ise şamanlık… Aslında temelde kelimeye kolay dökemediğimiz ama böyle sessiz de kalamadığımız bazı manevi deneyimleri ancak müzik lisanıyla anlatabildiğimiz bir kapı bulduk. Ortak geçtiğimiz bir kapı gibi... Belki birimiz kolu oldu, diğerimiz menteşesi...

Herhangi bir parçadan bahsederken dört dakika, bilemedin yedi dakika olur. Sizin parçalarınız nasıl oluyor?

Cenk: Aslında iki saatlik bir konseri tek seferde, hiç aralıksız devam ederek başlayıp bitirebiliriz. Zaten genelde konserlerde saati unutuyoruz. Mekanlar “Artık kapatacağız” diye işaret ediyor. Zaman kayboluyor, akıyor gidiyor. Çoğunlukla bir es verelim insanlara da iyi gelir diye parçayı sonlandırıyoruz. Ara verip tekrar başka parça ile başlıyoruz. Ruhani akışımız o kadar derin oluyor ki bazen hakikaten trans tadında geçiyor. Bu yüzden zamanla ilgili matematiksel kaygıya girmiyoruz. Yaptığımız müziğin farklı ve özel olduğunun bilincindeyiz. Dünyada örnekleri var fakat birebir bu form yok. Özgür bir grubuz. Hayallerimizden yola çıkarak buraya gelen, çeşitlilik yelpazesi olan bir grubuz. Az önce Kerem’in de dediği gibi her birimiz bir şeyi tamamlıyor.

Kerem: Aslında her birimiz masanın bir yerinden tutuyor. Teknik kısım ve organizasyon tarafları bende. Görsellik, iletişim gibi konular komple Ayda’da. Cenk’in de müzik dışında da masaya koyduğu pek çok şey var.

Herkes bir ucundan tutuyor yani. Beden, ruh ve zihin üçlemesi gibi…

Ayda: Zaten yaşamda hiçbir şey tesadüf değildir. Demek ki zamanı gelmiş. Zamanı gelince akar gider ya, bizde de öyle oldu. Sadece ilk tohumu atan kişi bendim. Ama o tohum büyümeye o kadar müsaitmiş ki bu kadar doğru frekansı bir araya getirdi. Hepimiz belli bir yaşa gelmiş insanlarız. Dolayısıyla egoları ikinci plana atmayı becerebilen bireyleriz. Çünkü grup işleri hep “ben” odaklıdır. Bizde öyle olmamasının sebebi yaşımız ve yaşanmışlığımızın dengesi olsa gerek. Bir de aramızda sevgi bağı çok fazla. Gerçekten aile gibi olduk. Birbirimizle her şeyimizi paylaşıyoruz. Başka bir şeye dönüştü artık aramızdaki ilişki. Böyle olunca grubu büyütmeye karar verdik. Gelişmeye açığız, bunun için elimizden geleni yapıyoruz. Kendimizi dar bir pencerede görmüyoruz,

müzik zaten çok özgür bir şey. Sahnemize rap yapan bir arkadaşımızı da aldık, elektronik çalan DJ de eklendi. Çeşitliliği seviyoruz, müziğin her yere akıp gidebileceğini göstermek istiyoruz. Sizi dinlemeye kimler geliyor?

Ayda: Hedef kitlemiz doğal olarak dar. Çünkü yaşadığımız ülkede şartlar, koşullar, insanların tercihleri o kadar belli ki… Avantajımız şu ki artık insanlar ruhsal alanlara daha fazla yöneliyor. Bizi dinlemeye gelen bir kişi, güzel bir deneyim yaşarsa bir sonrakine yanında üç kişi getiriyor. Müzik dünyasında ilk iki sefer hatır gönüldür, kendi arkadaşlarınız gelir. Beşte, altıda hala kendi arkadaşlarınız geliyorsa anlayın ki o grubun geleceği yok. Biz çok kısa bir sürede, daha ikinci konserimizi 100-150 kişiye vermiştik. Üstelik hiç kimseyi tanımıyorduk.

Konserlerinizin özellikleri de var. Mesela gözler kapalı mı dinlemeli sizi?

Ayda: Bir kere konser öncesinde 10-15 dakika (zamanımız el verdiğince) üçümüz meditasyona giriyoruz. Bu arada kulise kimseyi almıyoruz. Ruhsal boyutta niyetler ekiliyor, davetler yapılıyor. Daha sonra sıkı sıkı sarılıyoruz birbirimize. Sonra sahneye çıkıyoruz ve her şey akıp gidiyor. Cep telefonlarının kapanmasını istiyoruz çünkü frekansın bölünmesini istemiyoruz. Birinin telefonunun çalması başka birinin yolculuğunu etkilesin istemediğimiz için önden böyle bir ricada bulunuyoruz. Gelen tepkiler açısından yüzde 100 diyemeyiz ama beğeniliyoruz. Beğenilmemek çok normal ki bu da bizim açımızdan geliştirici. Gelen güzel geribildirimler arasında ‘ Tepe çakramda bir ışık hissettim, erk hayvanımı gördüm. Bir kabile ateşinin başındaydım” gibi ifadeler oluyor. Tabii ağlayanlar da olmuyor değil.

Kerem: Orada kolektif enerji alanı açılıyor. Zaten müzik sizi ruhsal yolculuğa özgürce götürebilecek en etkili araç. Gözünü kapatıp, müziği dinlediğin an istediğin her yere yolculuk yapabiliyorsun. Konserin başında derin bir nefes aldırıyoruz. Dinleyicilerin biraz

esnemelerini ve rahatlamalarını istiyoruz. Bu müzik yolculuğuyla ilgili kendilerine izin vermelerini söylüyoruz. Böylece kişi özgür iradesiyle orada ne yaşamak istiyorsa yaşıyor.

Cenk: Bize uymayan birkaç mekanda olumsuz geçen konserler oldu. Çok gürültü olduğu veya insanlar konuştuğu zaman direkt konsantrasyon gidiyor. O zaman biz de istediğimiz şeyi ortaya koyamıyoruz. Bu yüzden kuralları sıkı koyuyoruz. Seyirci nasıl bir beklentiyle size geliyor?

Kerem: Bu tip konulara kapalı olduğunu düşünen insanlar bile bir süre sonra başka bir farkındalık yaşamaya başlıyor. Biz sadece çimdik atıyoruz, gerisi geliyor kişinin hayatında… Mesela ,”Hiç daha önce yaşamadığım manevi bir şey hissettim” diyor kişi ama adını koyamıyor. Sizi dinlemek isteyenler nasıl ulaşabilir?

Kerem: Web sitemiz shamoon.org’dan veya sosyal medyadaki hesaplarımızda tüm bilgiler mevcut. Sitemizden kliplere ve konser kayıtlarımıza da ulaşılabiliyor. Bu arada albümü kaydedecek yeri bulmakta da zorlandık çünkü doğaçlama müzik yapıyoruz. Üçümüz aynı anda seslerimiz karışmadan doğaçlama çalabilmeliydik. Hepimiz birbirimizi görebildiğimiz cam odalara girdik. Aranjman olmadığı için sonradan ufak tefek rötuşlar yaptık. Nihayetinde albümümüz bir kerede yüzde 90 doğaçlama kaydedildi.

Kişisel deneyimlerinizi de sormak istiyorum. Shamoon ile birlikte hayatınızda ne gibi dönüşümler yaşadınız?

Ayda: Yıllardır bu konularla ilgiliyim, çalışmalarım zaten vardı. Shamoon’un kendi içinde bir büyüsü var. Neden? Bir hayal ürünü. Dolayısıyla içerisine o kadar çok inanç ve sevgi koyduk ki... Hepimiz kendimizden bir parça bulduk. O parçalar bir bütünü oluşturdu. Daha bütün hissettirdi.

Kerem: En özel deneyimlerden birini ben yaşadım sanırım. Kurulum aşamasında Shamoon sayesinde hayat arkadaşım Özge ile tanıştım. Bunun dışında Fodera diye çok özel bir bas gitar var. Dünyada birkaç bin tane bulunuyor. İnanılmaz bir “tesadüf” zinciri sonucunda bir baktım elimde Fodera var ve onu çalmaya başladım. Kelebek logoludur Foderalar. Tırtılken kelebek olmayı temsil eder. Türkiye’de benimkinin haricinde belki bir tane daha vardır. Bunlar küçük ve materyal örnekler... Shamoon’la birlikte ihtiyaç neyse hepimizin hayatında yerleri doldu sanki.

Cenk: En büyük değişim bende oldu. Çok materyal ve akıl tarafında olan bir kişiydim. Kişisel gelişimle, ruhani konularla hiç alakam yoktu. Hatta bu konuyla ilgili her türlü bilgiye de burun kıvırıyordum. Ama Shamoon’u kurduktan sonra kısa bir süre içinde etrafımda şifacılar, kişisel gelişimciler yer almaya başladı. Yine de ben hala aynı kafadaydım. Konserler vermeye başladıkça başka bakış açılarına ilk defa kapımı açtım. Derken iki-üç ay sonra rüyamda bir fikir düştü. Bunun üzerine sesle şifa yapmam gerektiğini anladım. Kendi sesimi keşfetmeye ve sesimle gruba dahil olmaya başladım. Bu beni iyileştirmeye, dönüştürmeye başladı. En son öyle bir noktaya geldi ki hayatın mucizeleri ile kurumsal yaşamdan pat diye çıkıverdim.

Kerem: Cenk’i 10 yıldır tanıyorum. Farklı projelerde çaldık, farklı müzikler yaptık. Cenk kendi birikiminin farkında değildi ama en bilgemizin o olduğunu bir şekilde biliyorduk. Sahneye çıkıp anda olmayı en kuvvetli başaran oydu, bunu görüyorduk.

Ayda: Kendi içimizdeki büyünün dışında bize dokunanların da büyüleri oluyor. Bir arkadaşımız var, dışarıdan destek oluyor, çok şükür. Yaratım frekansını ortaya çıkartabiliyoruz ki akış da buna hizmet ediyor.

Kerem: Klipin k’si ağzımızdan çıkarken şansa çaldığımız mekanın tonmaister’ı gelemediği için yönetmen geldi, onunla tanıştık. O bize gelip size klip çekmek istiyorum dedi. Biz sormadık bile. Niyet ve sonuç aynı yol üstünde. Sonuç nasip olacaksa niyet nasip oluyor; aslında biz içsel olarak bunun farkındayız sadece.

Ayda: Her şeyin büyüsü var. Hiçbir şey damdan düşmüş gibi olmuyor. Yaratım büyüsü çok kuvvetli. Üç ayda olacak bir şey bizde üç güne dönüşüyor. Edilen niyet, kurulan hayal, yaratılan vizyon... Şamanizm’de ruh çok baskındır. Hayvan ruhları, ata ruhları, doğa ruhları... Bizim konserlerde bu varlıklar enerjisel olarak çok hissediliyor. Kişi gelip kendi için bir niyet bile ekse ya onun cevabını alıyor ya kapı açılıyor ya arınma yaşıyor ama gerçekten boş çıkmıyor. En azından bir çimdik atmış oluyoruz başka yerden bir şekilde uyanışını yaşıyor. Bu deneyime herkesi bekliyoruz, kendilerini açsınlar ve gelsinler.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.