3974 KİŞİ KAMUDAN İHRAÇ EDİLDİ

Sabah - - ILK SAYFA -

Demokrasi” ve siyasal söylemlerimizde sıklıkla dile getirilen kavramlardır. Buna karşılık, Cumhuriyet tarihini kapsayan, hattâ İkinci Meşrutiyet Dönemi sonrasını ele alan bir değerlendirme yapıldığında, siyasal gücü elinde bulunduran “iktidar” ile ona talip olan

arasında bu kavramların kullanımı açısından ciddî bir orantısızlık görülmektedir.

Diğer bir ifadeyle, “demokrasi” ve

bir asrı aşan süredir ağırlıklı olarak tarafından dile getirilen söylemler olma özelliğini taşımaktadır. Buna karşılık bu kavramların yer aldığı söylemleri var ki” benzeri ifadelerle sürdürmekte, bunu yaparken de

ve “istikrar” benzeri çekinceleri dile getirmektedir.

Önemli olan bu yaklaşımların “iktidar”da bulunan örgütlenmenin siyasal eğiliminden etkilenmemesidir. Bu nedenle bulunduğu süreçlerde “demokrasi” ve

söylemlerini sahiplenen siyasal hareketler, “iktidar” olduktan kısa süre sonra ihtirazî kayıtlar koyan yaklaşıma savrulmaktadır.

Dolayısıyla iktidar değişimleri sonrasında yaşanan balayı dönemleri haricinde, ağırlıklı biçimde bir

söylemi haline gelmektedir. Bunun ise yüz yılı aşan süredir varlığını sürdüren yapısal bir sorun olduğunun altı çizilmelidir. Bu nedenle de onun siyasal yaklaşım ve liderlikten bağımsız olarak tahlil edilmesi gereklidir.

Bu yapıldığında, “demokrasi”nin bir muhalefet söylemi olmanın ötesine geçemeyerek gerçek anlamda “iktidara

onun ana akım siyasal hareketlerin değer ve hedeflerinden birisi olmamasından kaynaklandığı görülecektir. bu alanda ciddî bir farklılık gösterdiğini savunmak da zordur. 1950 öncesinde “demokrasi” söylemini fazlasıyla kullanan bu hareketin temel hedefleri büyük altyapı projeleri ile taçlandırılan teknolojik dönüşüm ve temelli yeni nesillere benimsetilmesi olmuştur. Kısa süreli muhalefet dönemlerinde ve 1960 darbesi sonrasında siyaseti sınırlayan “vesayet”e karşı mücadelesinde “demokrasi” söylemini kullanan

sağlamlaştırdığında ya da siyaset üzerindeki bürokratik baskıyı gerilettiğinde yeniden aslî hedefleri üzerine yoğunlaşmıştır. Bu açıdan bakıldığında siyasetin iki kutbunun da farklı idealleri yücelttiği, demokrasiyi

bir toplumda, onun bir muhalefet ideolojisi haline gelmesi ve “iktidar”a gelenler tarafından kısa süre içinde konuma indirgenmesi şaşırtıcı değildir. Türkiye’de “siyaset”in temel hedefi “demokrasi” ve

olmamış, bunlar ancak görülmüştür.

kavramlar olarak

Mega söylemler tarafından inşa edilen olmayan karakterlerinin örtülmesi yolunda gösterilen gayret de “demokrasi”nin hedef olmadığını kanıtlamaktadır. aslî

Erken Cumhuriyet dönemini, Tek Parti’nin tehdit olarak algılayan “otoriter” özellikleri ile yasakçılığını görmezden gelerek ve bunları

ile örterek olarak kavramsallaştırmaktadır. İkinci bileşeni tedricen güç kazanan süreç içinde üretebildiği karşıt

dönemi için dahi riter” karakter taşıyan II. Abdülhamid rejimi olması ise ilginç bir benzerliği şekillendirmektedir. Kalkınmacı muhafazakârlık da söz konusu dönemin günümüz çoğulculuk anlayışı ile bağdaştırılması mümkün olmayan baskıcılığının üzerini kalın bir ile kapatmaya çalışmaktadır.

Bu çerçeveden değerlendirildiğinde, siyasetin iki temel kutbu da “demokrasi”yi temel hedef olarak gören bir toplumsal tasavvuru sahiplenmemekte, bu kavramı söylemi olarak araçsallaştırmaktadır. Dolayısıyla toplumumuzun temel ihtiyaçlarından birisi “demokrasi”yi toplumsal hedefler hiyerarşisinin en üst basamağına yerleştirecek, onu

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.