“Doğama ait bir nitelik gibi denizle olmak...”

Yacht - - MAVİ PORTRE - Yazı İREM ORHAN irem@doganburda.com, Fotoğraflar BÜLENT ÖZALP

Denize gönül verenlerin hikâyelerinde tekne sahibi olmaları, yarışlarda büyük başarılara imza atmaları, dünyayı bir uçtan bir uca gezmeleri gibi elbette güzel ve özel durumlar var. Ancak esas imrenilesi olan durumun kendisi değil, kaynağı. Yani asıl mevzu, tutku. Sanatçı ve deniz âşığı Mahir Günşiray’la maviliğe olan tutkusunu konuştuk...

Havanın limoni seyrettiği bir haziran gününde Kalamış Marina’da önemli bir randevumuz var. Mahir Günşiray’la yelkenlisi Baluna’da buluşuyoruz. “Denizle randevu olmaz ama bugün her şeye rağmen bu çekimi gerçekleştireceğiz,” diyerek karşılıyor ve misafirperver tavırlarıyla buyur ediyor bizi teknesine. Bakım için çekek alanına aldığı teknesini dergimiz çekimleri için söz verdiği sürede hazırladı ve suya indirdi Günşiray. Gezginlikle yetinmeyip, sıkı bir denizci de olan sanatçıyla şu keşke bitmese denilen sohbetlerden birini paylaşıyoruz... Denize olan tutkunuz nereden geliyor? Çocukluğumdan beri denizle iç içeyim. Hayatımın her döneminde deniz kenarında yaşadım. Boğaz’da, Caddebostan’da sonra Güzelyalı’da, Tuzla’da… Babam Orhan Günşiray, yoğun iş temposu içinde bile denizlerdeydi hep. Teknede olmayı çok severdi. Daha dört yaşındaydım hatırlıyorum; babamın teknesinde yeke tutup, tekne kullanırdım. Hayatımın büyük bölümü denizde geçtiğinden olacak, içimde doğama ait bir nitelik gibi denizle olmak. Huzur veriyor bana. Yeter ki suyun üzerinde olayım. DENIZLE Aranızdaki Bağı Birkaç Cümleyle Tanımlamanızı ISTESEK... Suyun üzerinde karadan daha güvenli hissediyorum kendimi, daha huzurlu, daha mutlu, neşeli. Şehir hayatında unuttuğumuz doğa saatiyle yaşıyoruz denizde. Trafikten, gürültüden uzakta, tamamıyla doğaya göre hareket ediyorsunuz. Güneşle kalkıp, onunla birlikte yatıyorsunuz. Gözünüz sürekli gökyüzünde, bulutlarda, barometrede. Sonra hangi bulut ne anlama gelir ona bakıyorsunuz; rüzgârın hangi yönden eseceğine bakıp, ona göre teknenin rotasına ve seyir saatlerine karar veriyorsunuz. Demir atacağınız yerin su altındaki kısmını inceliyorsunuz. Yani doğanın tüm katmanlarıyla başbaşa kalmak harika. Ve bu, bir insan için bence en ideal şey.

İLK GÖZ AĞRISI BAVARIA 38

İLK TEKNENIZI NE ZAMAN ALDıNıZ? Açıkçası, uzun yıllar hayalini kurduğum ama bir türlü gerçekleştirmeye fırsat bulamadığım bir şeydi yelkenli bir tekne hayatı. Okul, konservatuvar, sonra tiyatro kurdum derken hayatımın her döneminde yaz kış demeden

çalıştım. Uzun yıllar hem ekonomik olarak mümkün değildi, hem de zaten zaman yoktu. Sonra yaklaşık on sene önce bir fırsat buldum ve küçük bir yelkenli tekne Bavaria 38’le başladım bu işe, sonra biraz daha büyük bir tekne ile durdum. Kaptanlık eğitiminiz var mı? Kaptanlık eğitimim yok. Amatör Denizci Belgesi sınavına girdim ve ehliyetimi aldım. Aslında -ben de geçtim ama- yeri gelmişken yazılı sınav yönetmeliğini sağlıklı bulmadığımı söylemeliyim. Yanlış hatırlamıyorsam, 100 puanlık sınav sorularının yüzde 40’ı navigasyon üzerineydi. Yani navigasyondan hiç anlamayan biri bile, diğer yüzde 60’ı biliyorsa sınavdan geçiyordu. Ben de navigasyon sorularının bir kısmında hata yaptım ama ehliyeti aldım. Bence bu sınavda navigasyondan geçemeyeni diğer kısımdan da geçirmemek lazım. Bunun bu eksikliği çok hissettim sonraları. Tabii zamanla geliştirdim bu konuda kendimi. Çünkü denizdeyseniz eğer her an her şey olabilir ve her konuda hazırlıklı olmalısınız, elektronik seyir aletlerine, tablet ya da telefon haritalarına güvenerek -özellikle uzak yol- seyir yapılmamalı. Ayrıca navigasyon bilgisi olduktan sonra elektronik haritalara da bir başka türlü bakmaya başlıyorsunuz. O zaman öyle bir ehliyet aldım ama denizcilik deneyimine de tam anlamıyla sahip değildim. Babamın teknelerinden dolayı biraz yatkınlığım ve tecrübem vardı, o kadar.

İLK SEYİR DENEYİMİ

Kendi başınıza yaptığınız ilk seyirden aklınızda kalanlar? İlk önce bir hafta boyunca yelkenli kiralayarak deneme yaptık. Sonra Bavaria’yı aldım ve eşimle birlikte Göcek’ten çözdük halatları, “Hoşçakalın” dedik herkese. Benim kendime ait bir yelkenli ile ilk seyire çıkışımdı; eşimin ise denizcilik deneyimi sıfırdı. Bir cesaretle çıktık yola. Demir tutturamamalar, rüzgâr

"Hayatımın her döneminde denizle iç içeydim. Denizde olmak huzur veriyor bana...”

25 knot olduğunda korkmalar, iyi bağlamadığımız için önümüzden geçip giden botumuz... O kadar çok sorun yaşadık ki... Ama neticede bir buçuk ay dolaşa dolaşa Göcek’ten İstanbul’a getirdik tekneyi. O seyir bize çok şey öğretti. Tekne, sosyal hayatınızı ne şekilde etkiledi? Aslına bakarsanız, tekneyle birlikte çok güzel dostlukların da sahibi oldum. Bir dönem hayatımdaki pek çok insandan, sanat ortamındaki egolardan öylesine bıkmıştım ki, deniz bana ilaç gibi geldi. Denizcilikte arkadaşlıklar çok önemlidir. Bizim “Gezgin Korsan” diye bir forumumuz var mesela ve orada herkes birbirine yardımcı olur, bilgiler paylaşır, birbirinin sorunlarına çözüm üretmek için çabalar. Teknede yaşam, çoğu kişiye göre biraz asosyal gibi görünse de denizde hem yurtiçinden hem yurtdışından insanlarla iletişiminizi artırıyor. Çünkü denizcilikte yardımlaşma son derece önemli. Herkesin illa ki bir konuda eksiği oluyor ya da diğerleriyle bir şeyler paylaşmak istiyor. Orada müthiş bir bilgi aktarımı gerçekleşebiliyor insanlar arasında. Tekneyle açılmayı sevdiğiniz yerler, bulunmaktan en keyif aldığınız koylar? Türkiye’de Gökova, Hisarönü, Kekova civarını çok severim. Yunanistan tarafında ise Kuzey Sporades, Samothraki biraz daha aşağı inince Midilli en sevdiğim rotalar. Hatta Midilli’yi kendi adam gibi düşünüyorum artık, o kadar çok seviyorum. Tavaf ettim oraları diyebilirim yıllardır. Çok iyi dostlar edindim orada. Daha aşağı inersek, favori adalarım Nysiros; Kikladlar’da Sifnos. Ege’deki Yunan Adaları'nın çoğunda bulundum, ama henüz Ege’den çıkamadım. Tabii Türk sularında bulunmayı da çok seviyorum ama Yunan Adaları'nın yeri benim hayatımda çok başka. Yunanlar çok sevecen, çok temiz insanlar. Birbirine saygılı. Teknelerden yüksek sesli müzik gelmez. Dokuz senedir gidiyorum, oturduğum yerlerde hesapta 1 euro’luk yanlış bile olmadı. Dürüstlüklerine hayran kaldık doğrusu...

TEKNEDE KEYİFÇİ

Çoğu denizci okyanus geçmeyi, tekneyle dünyayı dolaşmayı ister. Sizin böyle hedefleriniz var mı? Şu anda bir dünya seyahati hayalim yok. İmreniyorum, bunu yapabilenlere o da ayrı mesele tabii. Yakın arkadaşlarım Nurettin İşletici ve Ebru İşletici Pasifik’e geçecekler, şimdilerde Panama Kanalı’nda tekneleri. Bir yandan gittikleri yerlerde yolladıkları fotoğraflara bayılıyorum ama diğer yandan kendim için düşünüyorum ve şu an için bunu istemiyorum. Hâlâ Ege’de gidemediğim yerler var. Bundan sonra da biraz Akdeniz’e çıkacağım. Birkaç yıl da Akdeniz yeter bana. Sonrasında da bakarım diyorum. Diğer bir yandan benim hoşuma gitmeyen, misal 20 gün karaya basmadan deniz üzerinde teknede gitmek. Biraz rahatıma düşkünüm galiba; yolun uzunluğunu göze alamıyor olabilirim. Ayrıca yorgunluğumu dinlendirecek bir araç olarak görüyorum ben tekneyi ve denizi. Bir koya demir atayım, suya gireyim, gökyüzüne bakayım, dinleneyim. Şu anda ruh halim bu. Ama ileride ne olur bilmiyorum. Denizi bu denli seviyorsunuz su sporlarıyla aranız nasıl? Yüzmeyi çok severim. Gün içinde vaktimin çoğunu denizde yüzerek geçiririm diyebilirim. Ama bir spor olarak profesyonel anlamda yapmadım

hiç. Balık tutkunları vardır hani, onlardan da değilim. Çünkü o konu da kendi başına bir bilgi alanı. Hangi balığa hangi olta kullanılır gibi biraz genel bir şeyler biliyorum, o kadar. Birkaç tane oltam var, yolda giderken atıyorum, ama tamamen keyif için. Yat yarışlarına katılıp derece almışlığınız da var. Denizde yarışmak mı yoksa sakin sularda keyif yapmak mı diye sorsak... Aslında ikisini birbirinden ayırt etmem zor. Bir dizide oyunculuk yapıyorsam yarışma için o takvime uyabilmem çok zor oluyor. Diyelim ki İstanbul’da yarışlara katılmaya karar verdim. Yarışların tarihleri belli, o tarihlerde çekimim oluyor ve katılamıyorum. Boğaz yarışlarına katılmışlığım var birkaç kere ama o da bir gün oluyor. Geçen yıllarda Foça Regatta’ya katılmıştım ve birinci olmuştuk. Ama sezon bana uyuyordu, takvimimi ayarlayabilmiştim. İyi bir ekiple yarış inanılmaz keyifli bir şey. Yarışırken kendi başına yaptığın seyirden çok daha fazla şey öğreniyorsun. O yüzden kenarından köşesinden de olsa bir şeyler öğrenmek istiyorsan, tekneyle yarışa girmek iyi fikir. Teknede geçen, unutamadığınız bir anınız var mı? İçinde arkadaşlarımız olan bir başka tekne ile Psara’dan Sakız’ın kuzeyine doğru gidiyorduk. Çıkmayı planlamıyorduk aslında çünkü biz hava durumuna bakarız ve kötüyse çıkmayız. Ama o gün çıkmış bulunduk. Hava da gittikçe kötüleşti, kaba dalga yapmaya başladı. Dalga boyları çok büyük. 30-35 knot esiyor rüzgâr. Ben seyir esnasında devamlı her şeyi kontrol ederim, o rahatsız seyirde ilerlerken de bir ara aşağı indim. Arka kamaranın önünde biraz su gördüm. Tuvaletin kapısını bir açtım kapıdan epey bir su boşaldı. O anda ilk yaşadığınız şey “Kahretsin, su alıyoruz!” oluyor. Felaket bir durum. Hemen duş giderinin pompasına bastım, bir yandan da nereden olabilir diye düşünüyorum. Sonra bir baktım tuvaletteki dolabın kapağı açılmış, açılınca oradaki musluğa çarpmış ve musluğu açmış. Teknede bir şey bozulduğunda orijinal parça kullanmak lazım. Kullanmadığınız takdirde hiç düşünemeyeceğiniz bir yerden sorun çıkarabilir. Ben daha önceki musluğun orijinalini bulamayıp, biraz daha yüksek yerli bir musluk takmıştım. O da başıma işte böyle sorunlar açtı. Teknede böyle bir durumla karşılaştığınızda ilk yapmanız gereken şey suya parmağınızı sürüp, tatlı mı tuzlu mu diye bakmak olmalı. Fakat teorik olarak bilseniz de o anda panikle aklınıza gelmiyor. Sonuçta uzun uğraşlardan sonra orayı kurtardık. Ama aynı seyirde bir de baş kamaranın hatch’i açık kalmış, oradan da su olduğu gibi girmiş, baş kamaradaki bütün yatak, tamamen havuz gibi olmuştu. Teknede yaşama nasıl bakıyorsunuz? Evinizi tekneye taşımak gibi planlarınız var mı? Ben buna hazırım, uzun zamandır da istiyorum aslında fakat eşim Claude buna henüz hazır değil. 2018 yılından itibaren, herhalde minimum altı ayımızı teknede yaşayacağız. Önce Midilli’de sonra da ya Fransa’nın güneyinde bir limanda ya Malta’da ya da Yunanistan’da bir yer düşünüyoruz. Ayrıca bu süreçte oyunculuğa biraz ara vermeyi, dinlenmeyi düşünüyorum. Belki sadece yılda bir film; belki de herşeyimi ona borçlu olduğum tiyatro yaparım. Anlayacağınız 2018’den itibaren bizi ararsanız Akdeniz’de bir yerlerde olacağız...

Mahir Günşiray'ın teknesi Baluna,1997 model 46 feet bir Beneteau Oceanis 461.

"Denizin altı, üstü ve hava olarak üç katmanlı bir yaşam söz konusu burada. Bu, bir insan için en ideal şey bence.."

"Türk sularında açılmayı da çok seviyorum ama Yunan adalarının yeri benim hayatımda bambaşka."

"Teknede görev dağılımımız var. Evdeki hayatımız gibi, herkes üzerine düşen ne ise yapar."

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.