“Büyük Havuz”u nasıl geçelim?

Her yıl Kanarya Adaları - Las Palmas'tan, Karayipler'de St. Lucia Adası'na uzanan rota boyunca tertiplenen Atlantik Rallisi'ni (ARC-Atlantic Rally for Cruisers) bu yıl batıdan doğuya geçiş şeklinde de organize etmişler. Artık isteyenler grup halinde Atlan

Yacht - - DENİZİN ÇAĞRISI -

Atlantik’te şimdi batıdan doğuya, Avrupa’ya dönüş göçü mevsimi. Filo geçişi tamamlamış, Akdeniz’i geziyordur. Batıya, daha doğrusu Karayip’e seyrin zamanı Kasım, Avrupa’ya ise Mayıs ayıdır. En önemli kural: Hangi okyanus olursa olsun, tropik denizlerde fırtınaların (hurricane, cyclone, tayfun, kasırga vb. ne derseniz deyin) demlendiği yaz mevsiminde bulunmayacaksınız. Geçiş zamanları da bu kural göz önüne alınarak ayarlanır.

Ben şahsen rallici değilim, kendi başıma gitmeyi tercih ederim. Endonezya’yı ilk defa geçtiğimizde (1989) Bali’nin limanı Denpasar’da demirli bir iki yat haricinde bir tek Avrupalı tekneye bile rastlamamıştık. Endonezya’nın Avrupa kadar büyük bir alanı kapladığını da belirteyim.

Ralliye sadece bir kere (2009) katıldık. AvustralyaEndonezya Rallisi idi. Amaç, diğer çok yatçı gibi, rezalet Endonezya bürokrasisi ve rüşvetlerden kurtulmaktı. Endonezya’ya giriş yaptıktan sonra bizim gibi düşünenler dağılıp kendi başlarına dolaştı ve çıkışta tekrar bir araya geldi. Biz tesadüfen bir adada organizatörlerden pasaportlarımızı almak için durunca o fakir köyde gösterilerin yapılacağı bambu sahnenin hazırlanmasında çat pat “bahasa” Endonezyacamızla (Endonezya, kendi dilini böyle tanımlıyor) reisle bir dostluk kurduk. İlk

ismimin Ömer (onların dilinde Umar) olmasının da popüler olmamda etkisi oldu tabii. Ardından lokal danslar, davetler, geziler vs. derken reis kendini bizim hizmetimize verdi ve rallinin bu yüzünü de gördük. Bu da artısı oldu. Bizim yarım katıldığımız ralli böylece hiç de fena olmadı. Rallinin neden tercih edildiğini anlıyorum. O kapalı kültüre girmek şans ve gayret gerektirir. Hem ülkelerinin tanıtımı için sergilenen o dansları başka türlü göremezsiniz. Ancak batı dünyasında, örneğin Karayip’te böyle egzotik bir kültür yok. Yani rallilerin avantaj ve dezavantajlarını tartıp karar vermek bir yana, herkesin tercihi kendine.

Ralliye katılırsanız, bedeli karşılığı (bana göre hatırı sayılır bir rakam, zaten organizatörler onlarca yıldır yaptığına göre iyi bir iş olmalı) neler alacağınızı katılım programından biliyorsunuzdur. Başlama limanı Las Palmas ile varış limanı St. Lucia’da kokteyller, partiler, enternasyonal bir hava, yeni arkadaşlar edinme, marinalarda indirim, hava raporları ve diğer destekleyici bilgilere ulaşabilme imkânı, etrafınızda, yakınınızda bir diğer yoldaşınızın olduğunu bilmenin rahatlığı gibi -bu bir “false security (sahte güvenlik)” de olabilir- Atlantik’i aşıp, hedefiniz St. Lucia’daki varış partisinden kalan baş dönmesini atlattıktan sonra diğer adaları ziyaret etmek için bu grupta edineceğiniz okyanusdaş arkadaşlar ile beraber adaları dolaşmak... Eğer istediğiniz bunlar ise, ralli sizin için oldukça pozitif.

Eğer kendi başına buyruk, otonom düşünceli, diğer kültürleri kalabalık gösterilerde değil kendi keşfetmek isteyen biri iseniz ve uzaktan seyretmek yerine katılmak tercihinizse bu seyirden elde etmeyi düşündüğünüz kazanç yerine önereceğim alternatif rotalar size daha uygun olabilir. Bizim yarım gönülle katıldığımız rallide oluşan gruplar, her akşam birinin teknesinde "akşam içkisi" toplu gezintilerde sadece bir şeyler satmak isteyenlerle karşılaşmaları haricinde Endonezya’yı neredeyse görmediler diyebilirim.

Hayattan hepimiz değişik şeyler isteriz, deniz de böyle. Ben dünyayı dolaşmak değil, dünyada dolaşmak fikrindeyim. Bu, her nerede dolaşıyorsan turist otobüsündeki seyirci değil, katılıp olabildiğince içinde bulunduğun kültürün bir parçası olmaya çalışmak demek. Bir okyanusu ilk defa geçmenin heyecan verici olacağını biliyorum. Bu serüveniniz kendinize güvenerek yaparsanız çok daha zengin olabilir. Baştan söyleyeyim, denizde her şeyin bir bedeli vardır. Kendi başına macera aramanın da bedeli, zorluğu vardır. Mükâfatı da karşıya geçip demiri bıraktığınızda, arkanıza yaslanıp elinize aldığınız bira soğuk olmasa bile milyon değerindedir. Çünkü onu siz hakkettiniz; uçak veya kimse sizi oraya götürmedi. Ben uzun pasajlar sonunda mümkünse ilk gece demirleyip yalnız olmak, arkada kalan günleri sindirmek isterim. Ertesi gün tamirler, eksikler girdabına balıklama dalmadan önce...

MERHABA ATLANTİK

Okyanusunu geçme taktiklerinden önce “Big Pond (Büyük Havuz)” Atlantik’i bir tanıyalım. Başarılı bir geçiş yapmak için içine dalacağınız denizin rüzgârını, akıntısını, karakterini ve zamanlamayı önceden bilmek şart. Yoksa sert yoldan öğrenirsiniz.

1400’lerde Portekiz sahilinden veya Cebelitarık’tan batıya bakan Avrupalı gibi, artık sonsuzluğa, açılan kapıya bakmadığımızı veya dünyanın sonuna gidip oradan sonsuzluğa düşmeyeceğimizi biliyoruz. Günümüzde her yıl mevsim geldiğinde yüzlerce tekne gezmek veya charter işinde kışın Karayip’e, yazın Akdeniz’e ulaşmak için bu büyük havuzu geçiyor. İlk defa içine dalacağı tecrübenin eşikteki yolcuya verdiği ürkeklik gibi, Atlantik’in gizemindeki perde, sırlarını öğrendikçe açılacak ve onun da şimdiye kadar dolaştığınız denizler gibi bir deniz olduğunu göreceksiniz. Sadece biraz daha büyük bir deniz.

RÜZGÂR VE AKINTI DAİRELERİ

Yelkenimizi dolduracak rüzgârdan başlayalım. Rüzgârların ısı farkından oluştuğunu biliyoruz. Bir an dünyanın dönmediğini düşünelim. Ekvator bölgesinde ısınan hava yükselip kutuplara doğru gidecek, yaklaştıkça çökecek. Kutuplarda soğuyan hava boşalan yere (Ekvator’a) doğru akacak.

Böylece Kuzey Yarımküre’de yüksek irtifada kuzeye, deniz seviyesinde güneye devamlı bir hava sirkülasyonu oluşur.

Aynı durum akıntılar için de geçerli. Kutuplardaki soğuk dip suyu da devamlı olarak Ekvator'a doğru hareket edecek. Denizlere hayat veren besin zincirinin ilk halkalarını taşıdığı bu yolculuğunda ısındıkça yükselecek ve geri dönüş yolculuğuna başlayacak. Kutuplara yaklaştıkça soğuyup çökecek ve böylece okyanusun akıntı dairesini tamamlayacak. Duran bir dünyada okyanusların yüzey akıntıları da devamlı kutuplara doğru olacaktı. Dünyamız insanları şaşırtmayı seviyor; düz değil de küre olup, üstüne üstlük eskiden inanıldığı gibi kainatın onun etrafında değil de kendi etrafında dönünce dikey olması gereken rüzgâr ve akıntı daireleri yatay kabul edebileceğimiz diyagonal dairelere dönüşmüş. Ekvator'un kuzeyinde saat yelkovanı yönünde, güneyinde de tersine iki genel daire oluşturmuş. Bu daireler rüzgâr ve akıntı için aynıdır. Akıntıları oluşturan deniz suyunun akışı, rüzgârlar gibi serbest akmayıp, kara parçalarına ve deniz dibindeki dağlar ve vadilerin etkisi ile biraz daha kompleks yolculuk yapar, yön değiştirir ama genel yönü aynıdır. Boşalan yer daima doldurulur, dünyanın düzeni böyle.

Afrika'da dümende, kum rüzgârından korunurken.

Kasım ayı Atlantik pilot haritasında her kare içinde rüzgâr yön ve kuvveti, kırmızı çizgilerle dalga yükseklikleri, yeşil oklarla akıntılar, hurricane rotaları ve sarı ile benim alternatif rota.

Atlantik'te denizin sevimsiz olduğu zamanlar.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.