TASARIMCI

90 yıllık tarihiyle bugün uluslararası çapta bir marka haline gelen Nurus’un baş tasarımcısı Renan Gökyay’ın uzun zamandır üzerinde çalıştığı LaNina, meğer Gökyay’ın yat üreticiliğine soyunduğunun habercisi imiş.

Yacht - - İÇİNDEKİLER -

Nurus’un baş tasarımcısı Renan Gökyay, yat üreticiliğine başladığını açıkladı ve henüz tamamlanan ilk yatı LaNina’yı anlattı...

Denizde, havada, karada... Renan Gökyay için tasarımın, tasarlamanın sınırı, yeri yurdu yok. Nurus’un “The World is not enough /Dünya yetmez” başlıklı manifestosu da markanın (dolayısıyla beyin takımının) yaratıcılıkta sınırsızlığı şiar edindiğini ortaya koyuyor. Nurus’un baş tasarımcısı. Gençlerle birçok projesi var. Laboratuvarında sürekli araştırmalar yapılıyor. Birçok birliğe, derneğe, network’e üye. Sayısız projenin fikir adamı. Uluslararası çapta kanaat önderi. Bir günün 24 saat kadar kısa olamayacağına bizi kolaylıkla ikna edebilecek böylesi bir ritme sahip. Renan Gökyay denizcilikle de, özellikle de yelkenle uzun yıllardır iç içe olan bir isim. İlk kez 1999’da 50 feetlik bir teknenin sahibi olmuş. Sonrasında da hem gezmeyi hem de yarışmayı hayatının vazgeçilmez parçası haline getirmiş. Ancak kendisine yarışmak ve gezmek yetmemiş. Hayalindeki tekneyi bir türlü bulamayınca 2009 yılının sonları itibarıyla üzerinde çalışmaya başladığı Nina 82 model LaNina’yı Bodrum Metur Tersanesi’nde inşa etmeye girişmiş. Dergimizin Haziran/2012 sayısında Gökyay’dan LaNina’nın başlangıç öyküsünü dinlemiştik. Aradan geçen beş yılda neler olduğunu öğrenmeye gittiğimizde ise beklediğimizden de fazlasını bulduk.

KOMPOZİT ARAŞTIRMALARI MERKEZİ KURUYOR

LaNina’yı suya indirmek için beş yıl beklediniz. Neden bu kadar uzun sürdü? Uzun ama gerekli bir süreçti. Öncelikle dünya yat piyasasının içine girdiği kriz ve bunun yansımaları beni projeyi yavaşlatmaya yöneltti. Bu süreçte LaNina’nın da içinde bulunduğu Minimaxi sınıfında yarış kurallarında değişiklikler oldu ve bu projeye uygulandı. Teknenin sistemlerinde teknolojik değişiklikler yaparak daha ekolojik ekipmanlar kullanma şansımız oldu, daha yenilikçi son sistem enstrümanlar kullanabildik. LaNina halen ve devamlı kendini yeniliyor. Nurus’un yaşadığı süreç LaNina’nın lehine oldu diyebilir miyiz? Uçak koltuğu tasarımı gibi çalışmalarınız da oldu. O deneyim başka keşifler sunmuştur belki de. Alman Tasarım Konseyi’ne giren ilk ve tek Türk markası Nurus. Ben konseyin 22 kişilik jürisinden biriyim aynı zamanda. Orada çok üst markalarla bir arada olduğunuzdan tüm dünyada ne olup bittiğini öğreniyorsunuz. Bunları Nurus’un tüm işlerine olduğu gibi tekneciliğe de yansıttık. Malzeme ve Mühendislik Laboratuvarı’nı da kurduk ve işler bambaşka boyutlara ulaştı. Şimdi Ankara’da Kompozit Araştırmaları Merkezi de kuruyoruz, tamamlanmak üzere. İleri malzeme araştırmaları yapıyoruz. Bugün LaNina’nın suya inmesi için son iki aydayız. Yaptığınız her iş bir noktada birbirine kenetleniyor. Laboratuvar olmasa, o laboratuvarla sürdürülebilir bir şeyler yapılabileceğini bilmesem ve uçak koltuğundaki deneyim olmasa olmaz. Mesela, uçak koltuğu konusunda teknecilikte olmayan inanılmaz sertifikasyonlar var. Bu süreçleri, sebepleri ve sonuçları bilerek kompozite nasıl bakmanız gerektiğini iyice öğreniyorsunuz. İşte böylece fark yaratan işler yaparsınız. LaNina da tam böyle doğdu, büyüdü ve bugünlerine geldi. Biz kapasitemizi, yapabileceklerimizi görüp “tamam” dedikten sonra LaNina’yı arzu ettiğimiz noktaya taşıdık. Detayları kovalamak ve hayal edileni hayata geçirmek elbette zaman aldı.

ZAMANIN VE BOYUNUN İLERİSİNDE BİR PROJE

LaNina çizgi dışı bir yelkenli diyebilir miyiz o halde? Diyebiliriz. LaNina, kendi türü ve boyundaki en hafif ve en teknolojik teknelerden biri Ve iki kabinli bir tekne. Neden? Şöyle bir bakın teknelere; genel bir bakıştan söz ediyorum. Şu sonuca ulaşmanız kaçınılmaz: Teknenin içindeki alanlar hümanistik ve adil değil. İki kabin mantığım da buradan ileri geliyor. Benim tasarımımda birbiriyle eşit iki master kabin var. Üç kabin yerleşiminde mutlaka bir tanesi büyük, diğerleri küçüktür. Çok kabinli olanlarda ise eşitleyemiyorsunuz, tekne hangi ebatta olursa olsun. Hiçbir teknede hâlâ eşit koşullara sahip kabinler göremiyoruz. Bunun boyla da alakası yok; sonuçta bir tane en büyük, özel bir kabin çıkıyor. Tekneye misafir davet edip onları sizinkinden farklı veya küçük bir

kabinde ağırlama fikri hem benim tarzıma hem de Akdeniz kültürüne ters. Ben kabin seçmek zorunlu olmasın istedim. Bir sebebi daha var: En iyi kabinde arkadaşlar ağırlanır. Tabii eşiniz veya sevgiliniz için bu bir sorun olabiliyor; özel eşyaları olabiliyor vs. Hayat kadın ve erkek için farklı; kadının orsası daha kuvvetli. Bunları düşünerek iki kabinde karar kıldım. Teknede ayrıca günlük misafirlerin kullanabileceği, sancak tarafında bir kabin daha var. Misafirlerin kıyafet değiştirebilecekleri, duş alabilecekleri günlük bir kabin. Çalışma ofisi olarak da düzenlenebilir. LaNina’da alışılmadık başka neler var? Kullandığımız motor hibrit. Çalıştığı sürece 4.5 kW elektrik üretip depolayabiliyor, daha sonra liman manevraları veya düşük süratli seyirleri elektrik motoru ile yapabiliyorsunuz. İç tasarım üç boyutlu ve akıcı yüzeylerle yapıldı. Süper jetlerin içini andıran ve insanı rahatlatan bir tasarım. Bu şekilde üretilebilmesini sağlayan teknoloji şu anda kolay erişilebilir değil. Bunun yanında yükselen alçalan masalar, yataklar, touch screenler... Zaten bunları Nurus çatısı altındaki firmalarımız üretiyor. Daha doğrusu LaNina’da kullanılan teknolojinin neredeyse tamamını zaten üretiyoruz. Mutfak bölümünde doksan santimetrelik çok geniş bir fırın var mesela. Neden derseniz, iki kiloluk levreği ortadan bölünüp pişirmek zorunda kalmasın sahibi. Tezgâh üzerinde bir Tappenyaki bile var. Amacımız daima alanları çok amaçlı kullanıma sunmak. LaNina için çok ciddi bir ön araştırma yapıldı tabii ve bu niteliklerin başka teknelerde olup olmadığına bakıldı. Brokerlarla da konuşuldu. Bu planların, fikirlerin hiçbiri saçma veya olmaz şeklinde karşılanmadı. Ama tabii 80 feet’te değil, bunlar artık 100 feet ve üstü teknelerde başlayan detaylar. Dolayısıyla LaNina projesi hem zamanın hem de boyunun ilerisinde. LaNina görmeye alıştığımız lüks ve gösterişi barındırmıyor. Doğru. Nina 82’nin tasarımının temelinde duygusal zeka var. Bizim için en önemli olan sahibine ve Onun misafirlerine keyif, heyecan ve mutluluk vermesi. Tasarımın bu amaca ulaştığını görebiliyorum. Bugün tüm süperyatlarda lüksün gözetildiğini görürsünüz. LaNina’daki hem hatlar farklı, hem de duru ve asil bir konfor var. Genellikle tüm süperyatlar parıltılı, parlak ve gösterişli malzemelerle kaplanır ve styling yapılır. Oysa dizayn ve stil arasında çok ciddi fark vardır; LaNina da bunu ortaya koyuyor. Yine üç boyutlu, akıcı yüzeylerin farkını vurgulamakta da yarar var burada. LaNina’nın iç alanlarına dair sadece şunu söyleyeceğim: İddialı bir duruluk. Önemli isimlerle de çalıştınız. Nina 82 projesinin en önemli ve fark yaratan özelliği budur. Dünya piyasalarında iş yapmayı planlarken bunu ancak “çok iyilerle” yapabilirsiniz. Öncelikle Bora ve ekibini saymalıyım. Bora ile beraber, onun da zaten çalıştığı Andre Hoek ile çalışmayı uygun bulduk. Hem gövde ve arma tasarımındaki bilgisi hem de tersaneye yakınlığı bu kararı almamızda etkili oldu. LaNina projesi Volvo 70 gövde ve armasından esinlenerek gelişti. Projeyi çok gelişmiş karbon, PVC yapısal köpükler

ve titanyum yapısal parçalara çevirince Trimarin firması ile çalışmaya karar verdim. Ekibin en önemli kişilerinden Fernando Borges de Sena geldi böylece; kendisi kompozit konusunda bir gurudur. Fernando hem tüm üretim aşamalarını kurguladı hem de karbon kompozit konusunda çok önemli birini daha ekibe dahil etti: Doug Schickler. Doug, 32. Amerika Kupası’nın önemli mühendislerinden olmasının yanı sıra Telefonica Blue (Vor 70) projesinin de mühendisliğini üstlenmiştir. Üst bina ve iç tasarımda Gün Acar tarafından yapıldı. Gün aynı zamanda altı yıl süresince Nurus Tasarım Laboratuvarı’nın yöneticiliğini de üstendi. Ben de bu inanılmaz ekibin orkestrasyonu ve teknolojinin entegrasyonu görevini üstlendim.

YENİ PROJELER ÇİZİM AŞAMASINDA

LaNina’nın çizgisi, tekne üreticiliğinizde benimsediğiniz konsepti yansıtıyor denebilir mi? Tabii. LaNina ilk projemiz. Şunu en başta belirtmem lazım: Biz tekneleri kalıpla yapmıyoruz, çok eski bir teknik olan planking’le yapıyoruz ama çok yüksek teknolojik malzemeler kullanıyoruz. Teknecilikte bu kadar organik forma gidebilmemizin sebebi çok yüksek 3D yazılım ve bilgisayar destekli kalıp ve üretim bilgimizin olması. Beş eksen frezeleme yapan makinaları da kendi kaynak kodlarımızla üretiyoruz; çok hakimiz bu hususa. Kalıp ve model pastalarını yayacak makinalar veya gelişmiş likit plastikleri dozlayacak makinalar da teknoloji merkezimizde üretiliyor. Kompozitte ilerleyeceksek ve formlar organikleşecekse bunları zaten üretmemiz gerekiyor. Sizin kompozitle ilgili çalışmalarınız sadece teknecilikle de sınırlı değil. Nurus olarak birçok üniversite ve teknoloji merkezi ile ortak projeler yapıyor ve yeni malzemeler geliştiriyoruz. Akıllı ofislerle, akıllı şehirlerle ilgili epey çalışmamız var. Yüksek kompozitle ve özellikle kimyasallarla ilgili kapsamlı çalışmalarımızı bilen farklı sanayilerin şirketleri ile de ortak çalışmalarımız var. Kendiniz için bir tekne yapmak üzere yola çıkmışken üretici olma kararı aldınız. Yılda kaç tekne üretmeyi düşünüyorsunuz? Sürdürülebilir bir iş yapmak ve o ekosistemi hazırlamak çok önemli. LaNina tek olsaydı sürdürülebilirliği olmazdı. Geliştirmek için harcadığımız zamana, yaptığımız işbirliklerine yazık olurdu. Tersane yılda iki-iki buçuk tekne yapabiliyor. Şu anda karar vermeye çalışıyoruz bu hususta da. Şu anda bir adet Nina 102 ve bir tane de 70 çiziyoruz. 70 feet olan bir powerboat olacak. Talepler de geliyor. Nurus’un motto’su “Passion to do / Yapmak için tutku”. Sabit mekânlardaki ilkeleriniz yüzen mekânlar için de geçerli galiba. Tam öyle ve temel kural aslında şu: Keyif ve mutluluk yaratacak bir tekne yaratmak. Bunun için de bir ekosistem kurmak gerekiyordu. Bu nedenle uzun sürdü. Ama kendi adıma diyebilirim ki, bu işi sürdürülebilir kılmak için gereken hedeflerimin hepsini gerçekleştirdim.

Sadece ihtiyaçlara, alışkanlıklara, konfor ve lüks açısından tatmin olma arzusuna değil, duygulara da cevap veren tasarımların fikir babası Gökyay'ın liderliğinde uzman bir ekip de LaNina gibi yatları deniz tutkunlarıyla buluşturmak için çalışıyor.

Röporta jAYÇA GÜÇLÜTEN, Fotoğraflar ÇAĞRI KILIÇÇI, RENAN GÖKYAY ARŞİVİ

Model adı Nina 82 olan LaNina, Volvo 70'in gövde ve armasından esinlenerek geliştirilmiş bir yat.

Gökyay, LaNina'nın iç alanlarının "iddialı bir duruluğa" sahip olduğunu vurguluyor. LaNina, hem zamanın hem de boyunun ilerisinde bir proje.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.