Üç kuşağın yolculuğu SUPVENTURE ORTA AVRUPA

Kaan’ın Salzburg’daki iş toplantısını fırsat bilip aldığı tatile ben ve torun John katılınca, üç nesil Avrupa nehir ve göllerinde biraz SUP, dağlarında ise yürüyüş yapacağız. Bayağı heyecan verici. Ben ve John’un yaş toplamı 101; bu toplamın büyük bir kıs

Yacht - - DENİZİN ÇAĞRISI - Yazı TANIL TUNCEL, tanil.tuncel@gmail.com Fotoğraflar TANIL TUNCEL, KAAN TUNCEL

Sabahın köründe yarı uyanık bedenlerimizle sürüklediğimiz bagaj dağıyla THY check-in kontuarı önünde dikiliyoruz. “Bunlar nedir?”, “Spor malzemesi, iki SUP, çadır, kamp malzemesi vs.” Bagajları uçağa kendimizi koltuklara bırakıyoruz. Önümüzdeki serüvenin planlarına bakıyoruz. Mayısın 11’i. Bahar olmasına bahar da biraz erken olduğunun farkındayız ama bizim “SUP master” büyük oğlum Kaan’ın iş toplantısı bu zaman. Kaan’ın Salzburg’daki iş toplantısını fırsat bilip aldığı tatile ben ve torun John katılınca, üç nesil Avrupa nehir ve göllerinde biraz SUP, dağlarında ise yürüyüş yapacağız. Bayağı heyecan verici. Ben ve John’un yaş toplamı 101; bu toplamın büyük bir kısmı benim bağışım. Münih’te Kaan’ın rezerve ettiği model olmadığından kiraladığımız arabayı Allahtan daha büyüğüne yükseltmişler, daha küçüğüne nasıl sığardık bilmem.

Plan B: Bodrum’da gelmişken babaanne ziyaretinde herkes soğuk alırken bizim torun “sıcak” almış. Milwaukee ve hatta Alaska’nın soğuğuna alışık, burada sıcaktan hastalanmış. John’u önümüzdeki bir iki gün toparlanması için bir otelde bırakacağız. Münih, çocukların Chicago’dan uçuş kolaylığı için seçtiğimiz bir noktaydı. Salzburg’a kadar iki gün planlanan “SUPventure” ları atlayıp direkt Salzburg, Avusturya’ya geçip John’u ilaçlarla bir otele koyduktan sonra biz Kaan’la oradan günlük seyirler yapacağız.

Mesafeler kısa, bir problem yok. Sadece bizim rotanın sırası değişiyor.

İlk gün hava güzel. Münih Hava Limanı’nda bagajları arabaya tıkıştırıp Avusturya’ya doğru yola koyulduk. Kahve molasını Chienmsee (see göl demek, Hollanda’da zee oluyor, deniz ise mer) gölü kenarında Orta Avrupa baharıyla tanışıyoruz. Uyanan doğa taze yeşil elbisesini giymiş; her şey bu kadar temiz ve düzenli olabilir. İnsanlar göl kenarında, içinde, doğayla kucak kucağa güneşe aç bedenlerini besliyorlar. Çocuklar sakin sakin oynuyor, koşuyor, ciyaklama, “gel annem, sus annem” yok. Köpekler egzersizde koşuyor, yerde kaka yok. Mutluluk metremin ibresi yeşilde. Su sıcaklığı, düşersek çok hoşlanmayız ama dayanılır, donmayız. Ne de olsa Alpler bölgesinde denizden yüksekteyiz, Bodrum sıcağı olacak değil ya. Geçen hafta bütün Orta Avrupa 20 derece ve güneşli iken önümüzdeki hafta yağmurla ıslak ve soğuk olacak gibi. Soğuğa hazırlıklıyız da yağmur işin tadını kaçırabilir. John’u ilaçlarla yatağa gönderiyor, biz etrafı keşfe gidiyoruz.

SALZKAMMERGUT GÖLLERİ

Salzburg yolunda, tepeleri karlı Alpler’e bakan otelimize yakın, eriyen buzulların suları tarafından oluşturulan 70’ten fazla göl var, seç seçebildiğini. Avusturya İsviçre ve Almanya’nın ortak damına yakın yüksek Salzkammergut bölgesindeyiz. Bu bölgenin diğer bir ilginç noktası Saltzwelten Hallstatt; MÖ 3000 yıllarından beri tuz çıkarılan bu madenin dünyanın en eski tuz madeni olabileceğini söyleniyor. Benim daha önce kısa duraklamalar yaptığım Orta Avrupa düşüncelerimde düzenli şehirler, sivri katedraller, klasik sanatlar, bol endüstri, biraz fazla organize, steril olarak yerleşmiş. Şimdi ise asırlardır nehir ve göl kenarlarında kurulmuş şehir ve küçük kasabalara, şatolara, şapellere sudan bakmaya, dağlarda dolaşmaya geldik. Kalabalık metropollerden uzak olunca, Orta Avrupa yemyeşil tarlaları, sık ormanları ile endüstriden çok daha fazla tarım, daha doğal, daha sempatik gözüküyor gözüme.

SUP STRATEJİSİ

Bence SUP yapmak için en iyi yer, en kolay ortam göller. Lojistiği kolay, SUP’ı indirdiğiniz noktaya dönebiliyorsunuz. Sadece suya yakın, arabayı park edip SUP’ı indirebileceğiniz bir yer bulmanız lazım, ki göl kenarlarında isterseniz kalabileceğiniz kamplar olduğu gibi halka açık parklar da var. Biz John’un iyileşmesi için ilk günlerde çadırda kamp yerine oteli tercih ettik. Hava durumu iki gün sonra öğleden sonraları hafif yağmur gösteriyor. Bu da bize her gün rüzgârsız, güzel yarım gün bırakacak. Burada birbirlerine yakın da olsa her şehir daha doğrusu her vadi için havayı kontrol etmek gerek çünkü yüksek sarp yamaçlı Alp silsileleri genel hava sistemlerini duvar gibi bölüyor. Dağın bir yanında güneş varken tünelden geçtikten sonra yağmur ve atıştıran karla karşılaşabiliyoruz. Uzun lafın kısası, Orta Avrupa seyrimizde Kaan’ın şahane prezantasyonunda nerelere gideceğimizi biliyoruz da hava ile saklambaç oynamak zorundayız Nehirlerde akıntıya kürek çekmemek için bir yönde gidebilirsiniz. Bu yüzden lojistik biraz daha komplike. SUP’ı indirecek ve çıkaracak iki yer bulup, birimiz arabayı önceden sudan çıkacağımız yere götürecek ve genelde nehir kıyısında giden trenle veya herhangi bir şekilde geri dönecek. Ya da tersine, arabayı indiğimiz yerde bırakacağız ve biri bir şekilde geri dönüp arabayı getirecek.

GRUNERSEE / YEŞİL GÖL

Önce göllerin otele en uzağından başlıyoruz. İlk gölümüz Grunersee. Kaan’ın Google Earth’ten gördüğü parka vardığımızda göle biraz uzağız ama Kaan SUP’ın fin/salmasına geçirilen iki tekerlekli bir aparat yapmış, el arabası gibi taşınabiliyor. Fakat parkta karşımıza dikilen tabela buradaki gölün her türlü aktiviteye kapatıldığını söylüyor. Yapacak bir şey yok; göle çok güzel bir yürüyüş yapıyoruz, kristal gibi berrak suda balıklar dolaşıyor. Gölün su seviyesi dağdan gelen sular ile değişiyor. Şu an seviye kenarında oturulacak bazı bankların yarısını kaplıyor. Çok su geldiğinde ağaçlar da su altında kalıyormuş (adı üstünde Yeşil Göl). Göl kıyısında gezerken, ziyaretçilerin yüzlerinden ayna gibi kendi yüzümüzdeki mutluluğu görüyorum. Sanki doğa kendine photoshop yapmış, bu kadar güzel olabilir mi? En uzak gölden başlamak bize otele John’a dönmeden önce yarın aynı sürprizle karşılaşmamak için arabayı park edip göle inecek yer keşfine imkân tanıyor. Önümüzde SUP yapacak başka bir sürü göl var.

KÖPEK PLAJI

Hallstattersee ve diğer göllerin kenarlarında parklar, plajlar, içlerinde de hatırı sayılır tekne barındıran marinalar, yat kulüpleri var. Yol kenarında ilginç bir plajda duruyoruz. “Köpek Plajı ve WC’si”. İşte hakiki hayvan sevgisi. Doğaya ve diğerlerine saygılı, bizim “merhametli hayvan dostları”nın sokaklara bir naylon torbayla yemek artıkları bırakırken, zahmet edip sevgili hayvanlarının toplayamadıkları kakalarıyla kaldırımları mayın tarlasına döndürdükleri ister istemez aklıma geliyor (bizim köpeği dolaştırmaya giderken cebimizde daima iki naylon torba olurdu, hiç ağırlık yapmıyor). Avusturya’dan Hollanda’ya kadar bir tek köpek kakası görmedim. Neyse çenemi kapattım, kendime söz verdim. “Bizim ülkemiz niye böyle değil” muhabbetine girip ağzımın tadını kaçırmayacağım. Biraz ilerde halka açık park ve SUP’ları suya indirecek daha iyi bir yer bulduk. Hava netameli; yarın sabah güneşli, öğleden sonra yağmur olacak. Kaan’ın epey mesai harcadığı araştırma ve prezantasyon elimizde devamlı. Plan B, C, D, Z’ye kadar dosyamızın üstünde yaz-boz. Yine yaz günlerimizi en iyi şekilde değerlendirme planları şartlara göre devamlı değişiyor.

HALLSTATT

Sabah John’a bir gün daha istirahat verip, genelde Hallstatt diyeceğim bölgede Hinterersee’de dün keşfettiğimiz Köpek Plajı’nı geçip Obertraun’da insan plajına tezgâhı kurduk. İsimler oldukça dil dolaştırıcı; “schloslombergstrasse” falan gibi bir satır uzunluğunda. Detaylı yer isimlerini atlıyorum. SUP’ı şişirip göle. Kaan bu seyir için iki, hatta üç kişilik büyük SUP ile John’un tek kişilik SUP’ını getirdi. Biz Kaan’la tandem kullanıyoruz; ben altımdaki koltuğa oturarak, Kaan arkada ayakta etrafımızdaki doğanın keyfini çıkarıyoruz. Göl ve nehir kıyıları ile sarp tepelerde, gücü elinde tutan derebeyleri muazzam şatolar, kaleler yaptırmış. Şahane manzara yanında, yer seçiminde emniyetin başlıca sebep olduğunu düşünüyorum. Gölün karşı kıyısındaki şatoya göz atıp, SUP’ları Tragöß kasabasında meydanın deniz kıyısına (hep deniz diyesim geliyor) göl kıyısındaki azmağa çekiyoruz. SUP’ımız dağdan gelen buz gibi suyun içinde, etrafında da kuğularla bizi beklerken dönerci bir Türk büfesinden Avusturya birası ve puro molası veriyoruz. Sudan kıyıya bakmak, kıyıdan suya bakmaktan çok daha güzel.

YEREL TEKNE, PUNT BOAT’LAR

İnsanoğlu suya ayağını soktuğundan beri orası için en uygun su aracını geliştirmiş. Yerel tekneler hep benim ilgimi çeker. Buradakiler düz tabanlı tekneler, kıç omuzluktan daha çok gondol gibi bir kürekle “scall”layarak (balık kuyruğu gibi bir hareket) tekneyi ilerletiyorlar, ya da bugünkü gibi bir motorla. Herşeyde küçük bir artistik dokunuş bu teknelere de fonksiyonun üzerinde bir zarafet vermiş. Göl kıyısındaki evlerin kayıkhanelerinde cilalı zarif tekneler yatıyor. Alpler Tuna, Rein ve diğer birçok nehrin doğum yeri, eriyen kar ve buzul sularıyla besleniyorlar. Mayıs ayındayız. Suların yüksek olduğunu düşünüyorum. Bulunduğumuz göl ve nehirlerin kenarlarında su gayet rahat bir seviyede.

Pazar günü ve hava güneşli olduğundan Tragöß kalabalık. Bira molası bitti, enerji depoladık. Arabayı park ettiğimiz parka dönüşte tatil yapan Türkler bizim padıllardaki bayrağımızı görünce alkışlıyorlar. Hayret, gölde bizden başka SUP veya kano falan da yok. Yoksa sivri akıllı mıyız?

St. Wolfgang’ı SUP’çıların koruyucu azizi ilân ettik. Kasabanın armasında onun ayakta padılladığı resmedilmiş, bizce yeterli bir neden. Arabanın üstünde bagaj yok SUP’ı ipi pencerelerden geçirip bağladık, otobahn’da bile bağladığımız yerde uslu uslu oturuyor.

Diğer bir göl de Litzlberg’de. Halka açık büyük bir park var. Araba park yerinden SUP’ı suya kadar taşımak için Kaan’ın aparatına iki kişi olduğumuzdan gerek yok, herşeyi SUP’ın üstüne yükleyip sedye gibi taşıyabiliyoruz.

Genelde buzul gölleri kıyıları dik, su da kıyıyı takip ederek derin oluyor, burada ise marina yapmaya uygun güzel bir sığlık var. Tonozlarda ve marinada tekne dolu; dağların arasında oluşan termik rüzgârla yelkenliler gölde güzel havadan istifade kelebekler gibi dolaşıyor. Seewalchen am Attersee kıyıya yakın bir şato yapmaya ancak yetecek kadar bir adacık ve tabii üzerinde bir şato, kıyıya tahta bir yol ile bağlanmış. Üç gündür köşe kapmaca oynadığımız yağmur bizi yakalamayı kafasına koymuş. Gölün üstü karardı. Dağlardan sert rüzgâr ineceğini tahmin ediyorum. Şimdilik adacığın koruması altındayız. “Haydi Kaan, yağmur bindirmeden bir hamleyle parkımıza kaçabiliriz.” Çala padıl parka döndük, yağmur bizi nasılsa ıslatacak deyip kendimizi çivi gibi göle attık. Vücudumdan cızzz diye ses geldiğini duyar gibiyim, şimşeklerde doğa bir başka güzel.

KÖNİGSEE

Avusturya, Almanya ve İsviçre’nin birleştiği köşedeyiz, devamlı bir ülkeden diğerine geçiyoruz. John’u otelden alıp Salzburg’a gideceğiz, Kaan’ın toplantısı olan otele bir gün önce gidiyoruz hava 1 derece olacak Toplantı süresince üç gün soğuk geceleri otelde geçirmek hepimize iyi gelecek. Salzbug’a geçmeden önce Obersaltzberg bölgesi çok yönden ünlü; adı üstünde tuz “saltz” madenlerinden, Hitler ve Eva Braun’un 1834 m yüksekteki son mekânları ”Kehlsteinhaus/ Eagle Nest (Kartal Yuvası)”e kadar.

Hitler, Almanya’nın en iyi mimarlarına dağın içine 124 metre yatay tünel, sonunda yine 124 metre yükselen bir asansörle çıkılan sarp yamaçlı tepeye inşa ettirdiği, Eva Braun ile aşk yuvası savaşın son günlerinde Amerikan bombalarıyla tahrip olmuşsa da “Eagle nest” bugün restore edilip turistlere açılmış.

Otele yerleşince toparlanan John’u da alıp muhteşem Schönau am Königsee’ye gidiyoruz. Yolun iki yanında takvimlerdeki Alp manzaraları kâğıttan fırlıyor. Siyah beyaz inekler ete kemiğe, ağaçlar, çayırlar yeşil yeni filizlere, dağlar kara bürünüyor. Takvimlerdeki evlerin ısıtılmasında odun başlıca yakıt. Her evin bir duvarında yakacak odun istiflenmiş, herhalde soğuğa karşı iyi bir izole de olur. Ağaçlar seçilip kesildiğinden orman daima balta girmemiş gibi sık.

Dağları denizler kadar seviyorum; doğanın Ying Yen’i. Gittiğimiz Königsee Gölü Almanya’da, denizden 602 metre yüksekte 8 km uzunluğunda 1.25 km genişliğinde bir fiyort gibi Almanya ile Avusturya arasında uzanıyor. Glacie’lerden beslenen göl Almanya’nın en temiz suyuna sahip. St. Bartholoma Şapeli’nin arkasında uzanan dağ sırası “Steiernes Meer” (kaya denizi) Almanya Avusturya sınırını oluşturuyor. En yüksek nokta “Shönfeldspidze” 2653 m. Göl milli park, korunması için sadece parkın elektrikli ferybotlarına izin var. Meydanlarda gördüğümüz yekpare bir ağaçtan, süslenmiş 1 Mayıs bahar kutlamalarında kullanılan “May pole” burada hâlâ ayakta duruyor.

St. Bartholoma’da değişik yürüyüş rotalarından Watzman dağındaki buzullara yürüyoruz. Bu güzel doğada olmak insana enerji veriyor, yükseldikçe soğuyan hava tam John’un istediği gibi. ABD’de devamlı dağ, orman gezer. Güneşli günde eriyen buzullardan oluşan pınardan su içiyoruz. Pınarın kıyısında “bundan sonrası çok tehlikelidir, biz sorumlu değiliz” tabelası var. Tabii geçiyoruz, yıllardır kar görmemişim. En son gittiğim Glacie Yeni Zelanda’da güney adadaki “Southern Alps” güney yarımküredeki Alpler’in karşılığı idi.

SALZBURG

Kaan oteldeki iş toplantısındayken Wolfgang Amadeus Mozart’ın şehri Salzburg’ta dolaşıyorum, şehir ortasından geçen Tuna’yı besleyen Salzach nehrinin iki yakasında kurulmuş güzel tipik bir orta Avrupa şehri. Oymalı, bol heykelli barok binalar, üç köprünün iki yanını süslüyor. Her tarafta Mozart’lı bir şey var, çikolatası bile.

16 Mayıs, beş gün geçti bile ama dolu dolu. Öğlen toplantı bitince yağmurlu günü yine ilginç bir şekilde değerlendiriyoruz. Kaan nereden kafasına takıldıysa, “baba gel Klepper bot müzesine gidelim!” “Peki, yağmurda oturacağımıza”...

Almanya’da Rosenheim’e geçtik. Klepper “fold boat” için katlanır kayak diyebiliriz. Küçük imalathanenin müze gibi ayrılmış salonuna girdiğimizde “ben bu tekneyi daha önce gördüm!” tesadüfe bakın. Ben orta okul, lise çağlarında iken Salacakta Ömer abinin kayıkanesinin önünde bir Alman ağaç çıtalardan iskeleti olan branda kayağı demonte ediyordu. Bütün kayak iskeleti çıkıp katlatınca bir torbaya girdi. O zaman maceraya açık çocuk gözlerimiz tekneyi hayranlıkla incelerken, keşke bizim böyle bir teknemiz olsa da dünyayı dolaşsak hayalleriyle kimbilir kaç gün geçirdim.

Bugün o teknelerin yapıldığı yerdeyim. Klepper’ler iç sularda dolaşmak için ağaç iskelet üzerine “rubberized canvas” lastik emdirilmiş branda geçirilerek portatif tekne yapılıyor. İki bordada şişirilen boydan boya tüp dengeyi sağlıyor. O devirde nehirlerden Türkiye, Akdeniz’e inmişler. Bir 17 feet “fold boat” ile 1956 yılında Dr. Hannes Lindeman kâh yelken, kâh padıllayarak 72 günde Atlantik’i geçmiş. Alın size bir survivor daha! Fırtınalarla, halüsinasyonlarla, köpekbalığı tacizleri ve böyle küçük tekne maceralarında kaçınılmaz açlık ve susuzlukla geçen 72 gün... Bir diğer challenge ve bir diğer şahsi başarı. Klepper foldboat’lar teknoloji olarak artık mazide olsa da, meraklıları tarafından hâlâ itibar görüp kulüplerde yaşatılıyor. Benim gördüğüm şahıs kimdi bilmiyorum ama Avrupa seyrimizde bir diğer değişik tekne görmek beni SUP kadar mutlu ediyor.

Avusturya, Almanya, İsviçre, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, Lihtenştayn’daki SUP ve kamp turumuz devam edecek.

Münih Hava Limanı. Bütün bunlar arabaya girecek mi?

Chemsee Gölü

Baba-oğul Grünersee'de.

Chemsee Gölü. Kırsal Bavyera ile tanışıyoruz. Hallstatt'ta SUP yapıyoruz.

Hallstatt'ta SUP hazırlığı.

Yeşil Göl

Köpek Plajı

Punt boat'lar

Litzberg

Seewalchen am Attersee, arkasına saklandığımız malikâne.

St. Barth

Dağ yolunda Marktschellenberg.

Mozart çikolatası, Bemol

Klepper Botları Müzesi

Mozart

Glacie'de.

Yelkenli bir Klepper. Salma olarak iki yanda leeboard'lar kullanılıyor.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.