Gannuşî’nin teşhisi

Yeni Asya - - BAŞ SAYFA - Faruk Çakır

Tunus, bazı noktalarda İslâm dünyasının örnek alabileceği uygulamalar ortaya koydu. Bunda, Nahda Hareketi Lideri Raşid el-gannuşi’nin özel gayretlerinin ve tavrının etkili olduğu görülüyor. Çeşitli vesilelerle Türkiye’ye gelip konuşmalar yapan Raşid el-gannuşi’den ülkemizdeki bazı siyasetçilerin de örnek alması gereken tesbitleri vardır.

“Arap Baharı” diye yola çıkan bazı ülkelerin ne yazık ki “Arap Kışı” yaşadıklarına dünya şahit oldu. Tunus’un istikrarlı bir şekilde devam etmesinde Raşid elgannuşi’nin ‘iktidara talip olmaması’ her halde belirleyici olmuştur. Türkiye’deki bazı siyasetçilerin aklından geçirmediği ve belki de ‘delilik’ olarak gördüğü adımı atan Gannuşi, ‘iktidar’ı muhalileriyle paylaşmayı tercih etti ve kendisi de ‘lider’ olmayı tercih etmedi.

Değişik vesilelerle daha önceki isabetli tesbitlerini paylaştığımız Nahda Hareketi Lideri Raşid el-gannuşi, Afyonkarahisar’ın Sandıklı ilçesindeki bir otelde düzenlenen “İslâm Dünyası Birliktelik Modeli ve Gelecek Perspektifi Sempozyumu”na katılmış.

Tunus’ta hürriyet devriminin gerçekleştirildiğini dile getiren Gannuşi, şöyle konuştu: “Tunus’ta insanlık değerleriyle İslâmî değerler iç içe geçerek bu devrimi hayata geçirdi (ve aynı zamanda) şu ana kadar korumayı da başardı. (Tunus’ta) İslâmî değerlere uygun bir şekilde demokratik bir düzen kuruldu.”

Gannuşi, dünyada 51 İslâm ülkesi olmasına rağmen Müslümanların üçte birinin azınlık olarak yaşadığını da hatırlatıp şöyle devam etmiş: “İlk defa İslâm, dünya coğrafyasını kapsamaktadır. Dünyada büyük bir şehir bulamazsınız içerisinde İslâmî bir hayat olmasın. Zira İslâm, tabiatı gereği evrensel ve küresel bir dindir ancak küreselliği, tarihte gerçekleşmemiştir. İslâm tarihte, dünya sathına yayılamamıştır. Bunda engeller, baskılar, diktatör rejimler ve kiliselerin baskı ve yönetimleri etkilidir. Fakat İslâm dünyasında çoğulculuk vardır. İslâm dünyasında herhangi bir şehirde Yahudiler, Hıristiyanlar ve dindar olmayanlar vardı. Çoğulcuyduk. Bugün içerisinde bulunduğumuz durum da Bağdat gibidir. Yani tarihi İslâm şehirlerinde bütün dinler vardır. İslâm, bu çoğulculuğu korumuştur. Çünkü İslâm doğduğu günden beri özgür bir dindir.”

(AA, 9 Ağustos 2018)

Gannuşi’nin konuşması aktarılırken tercüme yetersizliği de olmuş olabilir. Ancak daha önceki konuşmaları da nazara alındığında ‘diktatörler rejimler’in İslâmın yayılmasına engel olduğunun ifade edilmesi dikkat çekicidir. Çünkü hürriyetleri boğmak isteyen baskıcı rejimlerin kimliği ne olursa olsun ‘sille’yi hak eder.

Bu noktada Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin “(...) İstibdat ne şekilde olursa olsun, meşrûtiyet libası giysin ve ismini taksın, rast gelsem sille vuracağım” demesi dikkat çekicidir. Bediüzzaman’a şu sual de sorulur: “Şu pis istibdat ne vakitten beri başlamış, geliyor?” “Cevap: İnsanlar hayvanlıktan çıkıp geldiği vakit, nasılsa bunu da beraber getirmiştir.” (Münâzarât, s. 37)

İslâm âlemi istibdat anlayışını bertaraf etmek zorundadır. İnsanlar hayvanlıktan çıkıp geldiği vakitten beri yanında taşıdığı bu anlayış her türlü iyiliğin boğulmasına da sebep oluyor. Diktatör rejimlerin İslâmın yayılmasına engel olduğu her halde inkâr edilemez. Çok daha yaralayıcı olan ‘İslâm ülkesi’ olarak bilinen bazı devletlerin başında müstebit idarecilerin bulunuyor olmasıdır. İstibdada bu kadar uzak olan İslâmın, ‘müstebit/baskıcı idareciler’le hatırlanması olsa olsa ‘kıyamet âlâmeti’ sayılmalı.

Hem Türkiye’nin, hem de İslâm âleminin huzur ve mutluluğu hakta, hukukta, adalette ve hürriyettedir vesselâm.

Newspapers in Turkish

Newspapers from Turkey

© PressReader. All rights reserved.